Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


15 yılda dünyayı değiştiren 15 site

31 Ekim 2007 Çarşamba Yorum yok »

15 yıl önce halka açılan internetin, ingiliz observer gazetesinde yayınlanan ve 15 yılda dünyayı değiştiren özetle şöyle;

1) www.eBay.com muzayede sitesi
2) www.wikipedia.com ucretsiz ansiklopedi hizmeti
3) www.napster.com muzik paylasimi yapiyor
4) www.youtube.com klip izleniyor
5) www.blogger.com gunluk ve makaleleriniz
6) www.friendsunited.com okul arkadaslariyla bulusma
7) www.drudgereport.com haber sitesi
8) www.myspace.com sayfa hizmeti
9) www.amazon.com kitap,cd,dvd satislari
10) www.slashdot.org teknoloji haberleri ve forum
11) www.salon.com her turlu konuda makale
12) www.craigslist.org seri ilan emlak ve bilgi forum
13) www.google.com arama ve medya alaninda devrim
14) www.yahoo.com e-mail, arama ve medya
15) www.easyjet.com ucuza ucak bileti satisi

Kamyoncuların ‘özlü sözler’ i

12 Ekim 2007 Cuma Yorum yok »

A

Allah korusun
Akıllı ol evlat!
Alem bana ben sana hasta
Algıda seçiciysem günahım ne?
Alırsın ford, olursun lord.
Alırsın ford, olursun mort.
Anılar da anlamsız
Ankete gerek yok eskiler daha iyi.
Askerin emaneti.
Aşıksan vur saza, şoförsen bas gaza.
Aşk çekenin, yol gidenin.
Aşkın bir sabun ise, köpürt beni pakize
Adrese gerek yok eskiler bizi tanır
Aramasın artık gözler, o şimdi asker..

B

Baba parası değil, 4 yıl lisans, 2 yıl master ve doktora teri
Baba yorgun sen geç.
Baba yorgun !!!
Baba yorgun, dalaşma.
Babalar ağır gider…
Babam sağ olsun.
Baktım araba kıyak, karı da kıyak, dedim ne ayak
Beatnik isen vur saza, Nihilist isen bas gaza"
Ben bi düşüneyim.
Ben bir kadini sevdim mi gözüm gibi bakar, ilah gibi taparım; ama ki bir yanlışını görmeyeyim bir bidon benzin döker çatır çatır yakarım.
Ben ihsan değil hilmiyim,
Ben yaşarken sen cildiracaksin
Beni bir tek sen anladın,sen de yanlış anladın orijinal hemşerim..
Beni sevme sevdiğimi bil yeter.
Benim için ağlama, gözlerinden olursun.
Bi daha sevmek için heves mi bıraktın!"
Bi kızların nazına, bi de ara gazına hastayım.
Bir kavanoz reçel bunlarda geçer
Bir sana, bir de sabah uykusuna hastayım.
Bizi kimse çekemedi halatlar koptu.
Bohemia ovası, entel yuvası
Bu acilar bizi yildirir mi sandin?
Bu dünyada herşey paraysa üstü kalsın.
Burma burma bıyıklarım, Tarkan seni ayıklarım.
Burnumdaki Piercing kadar yakınsın bana boğaziçili..
Büyüyünce TIR olucam.
Bir sen degil alem hasta

C

Ceylan gözlüm
Ceketi atarım asfalta yatarım

Ç

Çilemse çekerim, kaderimse gülerim.
Çılgınımsın!

D

Doğma bebek şoför olursun
Duanla mı yaşadım ki, bedduan ile öleceğim?
Dünyalar kadar sevmek buysa bırak kalsın
Dünyayla nişanlı, ölümle sözlüyüm
Düzde geçme beni, yokuşta mahçup ederim seni.
Dünya dikenli bir hayat sevende mi kabahat.

E

Eğer bu yazıyı okuyabiliyorsan, çok yaklaşmışsın demektir.
Eğer kalbinde yer yoksa güzelim, farketmez ben ayaktada giderim.
Ela gözlümün nazına, hastayım fordun aragazına.
Entelim ama para bende
Esrarlı gözler
Esmerin nazına, ford’un aragazına…

F

Freud da sollardı.

G

Gidişime yollar, duruşuma kızlar hasta!
Gönlünde yer yoksa bana güzelim; fark etmez ben ayakta da giderim.
Gözlerin güzel ama, bakmasını bilmiyorsun.

H

Hak edeni hayatıma hak etmeyenin hayatına sokarım.
Hatalıyım , sıkıyosa ara
Hatalıysam, aramızda kalsın.
Hatalıysam lütfen IP:212.78.34.212
Hatalıysam lütfen kamyoncu@masumdur.com
Hatalıysam plakamı yaz 2222 ye gönder
Hatalıysam yüz yüze görüşelim
Hataylıysan lütfen ara
Herkes sevdiği kızı alsın
Hostes aranıyor

İ

İstanbul Ankara 4 saat, sana sevgim 24 saat
İstedim vermediler, sen şoförsün dediler…

K

Kamyoncu dediler kiz vermediler.
Karayollarında değil, senin kollarında öleyim.
Kısmetse dönerim
Kız dediğin taktın mı kola yakışmalı, çaktın mı duvara yapışmalı!
Kızın gülüşüne, kışın güneşine aldanma
Kolla beni şerit değiştiriyorum
Korkuyorsun, garanticisin!
Kurbanda koç, asfaltta dodge
Kuzu kurdun yollar ford’un!!
Kuleyle kavgalı çilekeş pilot!

M

Maşallah de * !!!
Mazda huzur namazda
Mecburum geçmeye..
Menfaat yolunda edinilen dostluk, çile yokuşunda son bulurmuş.
Miras değil alın teri
Mezuniyeti en az university.

N

Nazar etme ne olur, çalış senin de olur.
Nazlı yarin cilvesi, diş yapar Ford’un 2. Vitesi

O

O şimdi asker.
Opel Corsa, Toyota Corona
Otoban’da sessiz bir hayat, seni sevende kabahat.
Ovaya saldım koçu, sevdim aldım dodge’u.

Ö

Önünü görmeden sollama, evine acı haber yollama…
Öyle birini sev ki, sen ölünce o hiç yasamasın.

P

Para bende bundan sonra kıro olucam

R

Radar mahkumu
Rahmetlide sollardı
Rampada geçme beni düzlükte düzerim seni
Rampada yavaş, düzlükte savaş.
Rampaların ustasıyım Rambrant’ın hastasıyım.
Rampaların ustasıyım, gözlerinin hastasıyım.

S

Sana taptığım kadar paraya tapsaydım milyarder, Allaha tapsaydım peygamber olurdum.
Selvi boylum al yazmalım
Sen gökyüzünde doğan güneş, ben yollarda çilekeş.
Sen sus, birikimin konuşsun Tinselgül.
Sevene can feda, sevmeyene elvada.
Star 2007
Star yarabbi
Sarı kızın nazı ford’un ara gazı !!
Sen kalbimde batan güneş, ben yollarda çilekeş.
Sollama beni, sollarım seni

Ş

Şoförsün dediler, kızı vermediler
Şoförün bahtı kara muavinin gönlü yara.
Vatan için gidiyorum senin için döneceğim.
Sensizlik mi? ASLA!

T

Tek rakibim THY
Trabzonun lazına transporter in ara gazına

U

Uzaktan severim, ruhun bile duymaz.
Uzun ince kıvrım kıvrım yollar bazen deler geçer yüreğimi, sitem ederim yollara, sevmesini bilen yüreğimi boş koydunuz diye.
UŞAK’lıysan vur saza, şöförsen bas gaza.

V

Vur kalbime hançeri, yüreğim parçalansın; fazla derine inme, çünkü orda sen varsin.

Y

Yaklaşma toz olursun, geçme pişman olursun!
Yetişemezsen el salla.
Yollar gidişime, kızlar duruşuma hasta.
Yolların kurdu babanın fordu
Yürü be koçum kim tutar seni?
Yolda hızlıyım aşkta yavaş, Çorumluyum arkadaş…

ABD’de suç sayılan sorular bizde ilk soruluyor…

17 Eylül 2007 Pazartesi Yorum yok »

 

           İş görüşmelerinde iş arayan kişi savunma modunda olduğu için birçok gereksiz ve ayrımcılığa varan sorular da soruluyor. Muhabbet komedi cinsi yürüyor yani…İşte örnekler;

Görüşmelerde yaş ayrımcılığı yapılıyor

Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Bölümü 1993 mezunuyum. Daha sonra Amerika’da UCLA’de yüksek lisans yaptım.1996-2003 yılları arasında …’de çalıştım. Daha sonraki yıllarda Petrokimya sektöründe müdürlük yaptım. … rafinerisinin ve bizim işletmemizin kapanması ile işsiz kaldım. Bir süredir …’ de Kalite Kontrol ve Laboratuar Mühendisi olarak çalışıyordum. Bu arada iş görüşmelerine de gittim. Çok ilginç mülakatlar yaşadım.

Ben 39 yaşındayım. Ama asıl "Yaş Ayrımcılığı" profesyonel yaşamda 35 yaşından sonra başlıyor. Maalesef Türkiye’de öyle anlamsız ve tutarsız insan kaynakları politikaları var ki, aynı "din", "ırk", "cinsiyet" ayrımcılığı gibi, "yaş ayrımcılığı" manasına gelen "35 yaşını aşmamış…" şeklinde ilanları rahat rahat hiç çekinmeden verebiliyorlar. Oysa Batı devletlerinde, mesela Amerika’da, işveren sizinle mülakat yaparken "yaşınızı, memleketinizi, medeni halinizi, sağlık durumunuzu, uyruğunuzu" soramaz. Zira bu ayrımcılığa (discrimination) girer. Bunları sorması özel yaşama da müdahaledir ve Federal bir suçtur.

 

 

 

NİYE EVLENMEDİNİZ SORUSU DOĞAL OLABİLİR Mİ ?

Ama gelin görün ki mülakatlarda öyle ilginç sorularla karşılaşıyoruz ki; mülakat şu şekilde gelişiyor:

- Medeni haliniz nedir?
- Bekar…
- Peki neden bu yaşa kadar evlenmediniz?
- Vaktimiz olmadı efendim.

ABD’DE BU SORULAR YASAK

Bazen bu tip gelişen diyaloglarda "Ee artık burada çalışmaya başlarsanız size bir de kız buluruz" deyip sırıtan tipler de oluyor. Profesyonel anlamda iş görüşmelerinde bu kadar özel yaşamı ilgilendiren konulara girilmesini çok yanlış buluyorum, ama bununla ilgili hiçbir yasal yaptırım yok. (Özel Hayatın Mahremiyetini İhlal gibi…)

ya da…

YAŞ AYRIMCILIĞI YAPILMASININ DA YASAK OLMASI GEREKLİ

- Pardon ama CV’nize doğum tarihinizi yazmamışsınız? diyorlar.
-Yapacağım işi etkilemeyeceği için yazma gereği hissetmedim efendim, zaten Amerika’da Resume’lere yazılmaz bu tip şeyler.
- İyi de burası Amerika değil…
- Zaten vaziyetin böyle olması hasebiyle mülakatımız bu şekilde tekamül ediyor efendim.
-Hı ????

Bunlar yine de diğer mülakatlarımızın yanında çok masumane geçen hasbıhallerdir!

- Efendim kalifikasyonlarınız çok iyi ,çok güzel ama bizim burada senelerdir çalışan sizden daha genç ama kıdem olarak sizden yukarıda olacak insanlar var. Onlarla çalışabilecek misiniz? diyenler de çıkıyordu.

Umarım bütün bu "ayrımcılık"ları profesyonel yaşamdan söküp atabilecek bir yasal düzenleme ve hareket gelişir.

Şirket ve kişi isimleri gizli tutulmuştur.

 

Yaşadığım stresten dolayı çok ağır bir mide rahatsızlığı geçirdim ve panik atak hastalığına yakalandım

Sevgili yenibiriş.com kullanıcıları,

İş görüşmeleri konusunda o kadar çok deneyimim var ki hangisini anlatacağımı şaşırmış durumdayım.

Zannedersem en faydalısı, iş arayan bizleri en çok rahatsız eden noktaları belirtmek:

1) Yanlış kişi ile görüşme – Mantıken, görüşmeyi yapan kişinin adaydan daha deneyimli, görüşme teknikleri konusunda en azından minimum bilgiye sahip olması beklenmez mi? İngilizce konuşabiliyor musunuz diye sizi test eden kişinin ileri seviyede İngilizce bilmesi gerekmez mi?

HAVADAN SUDAN BAHSEDİP CV Yİ OKUMAYANLAR

2) Görüşme içeriğinin plansız programsız oluşturulması - Ben şahsen görüşmeye gitmeden önce, firmayla ilgili olarak toplayabildiğim kadar bilgi toplarım. Söz konusu işe neler katabilirim, hangi kişilik özelliklerim beni o işe uygun kılar; tüm ilgili noktaları not alır, kısaca dersime çalışırım. Her nedense aynı şeyi görüşmeciden talep etmek Türkiye’de büyük lüks! Tek sayfalık özgeçmişi bile okumadan alakasız sorular yöneltenler, işe uygunluğu ortaya çıkarabilecek sorular sormaktan aciz oldukları için devamlı havadan sudan bahsedenler… Gerçekten belli amaca yönelik, zekice hazırlanmış sorularla insan ne yazık ki çok az karşılaşıyor. İlanda gerekli özellikleri belirtmemek de firmanın büyük suçu. Örneğin araba kullanma deneyimi isteyen bir firma bunu belirtmiyor. İki kez görüşmeye gidiyorsunuz, neden sonra, öğreniyorsunuz şehirler arası araba kullanmanız gerekiyormuş!

3) Görüşmecinin saygısız tutumu - Sizi saatlerce bekletirler, bir özürü çok görürler. Sizi incitecek, özele kaçan sorular sorarlar. Görüşmeyle ve başvuruyla ilgili cevap veren firma sayısı da çok az. Bir keresinde bir firmaya iki kez görüşmeye gittim, yine de olumlu veya olumsuz cevap gelmedi. Çalışmak durumundasınız, iş bulmanız lazım, günlerce beklersiniz; bir e-mail yollamak bile zor gelir.

Söylediğiniz sözleri dinlemeden sağa sola bakıp, öf görüşme bitse de gitsek havasındaki görüşmeciler. Tırnağımı yiyiyor muyum diye tırnaklarımı inceleyen bile oldu! Dolaylı yoldan laf atan erkek görüşmeciler. İki dakikada bir cep telefonu çalmasına rağmen sürdürülmeye çalışılan görüşmeler. Yapılacak işi başka türlü anlatıp, sizi şehir dışına çağırıp, size bir sürü masraf çıkaran şirketler. "Siz … mezunları, çok mu zor iş buluyorsunuz?", "Şimdiye kadar niçin iş bulamadınız?" diye soranlar, pozisyonun mezun olduğunuz branşla alakası olsa bile "Siz mezun olduğunuz … konusunu sevmiyor musunuz?" diye soranlar… "Mezuniyet ortalamanız neden bu kadar yüksek?” diye soranlar…

Bir de çeşitli testlere tabi tutup, sonuçlar hakkında bilgi vermemek var. Bir kere etik olarak bunun doğru olduğuna inanmıyorum. Ülkemizde olmasa bile eminim uygar ülkelerde bunun bir kuralı vardır. Bir firma sizin yetenekleriniz, bilgileriniz, ahlaki yargılarınız, ilgi alanlarınız hakkında onlarca soru soruyor. Bunları bilgi bankasında tutuyor ve siz hiç birinden haberdar değilsiniz. Bir doktorun tahlil yapıp, sonuçlarını sizden saklaması gibi bir şey bu!

Oturduğunuz semtle ilgili yorum yapıp, peşin hükümlere varanlar… Sanki … mahallesinde oturan herkes zenginmiş ve çalışmaya ihtiyacı yokmuş gibi… Kendinizi öyle bir durumda hissediyorsunuz ki, aslında kaç senedir sinemaya gitmediğinizi, kırk yılda bir kitap aldığınız zaman bile kendinizi suçlu hissettiğinizi, annenizin emekli maaşıyla geçindiğinizi, babasız büyüdüğünüzü söylemeyi gururunuza yediremiyorsunuz. Boğazınızda koca bir düğümle evin yolunu tutup, evde bir güzel ağlıyorsunuz.

Sonuç ve öneriler:
1) Ülkemizdeki işsizlik oranı çok yüksek; Genç nüfus çok fazla, bu da işverene neredeyse her istediğini yapma olanağı veriyor. Köpeğini, müşteriler korkmasına rağmen iş yerine getiren patronlar var. Bu yüzden müşterilerden azar işiten çalışanlar var.

2) İş görüşmesi yapan sayın yetkililer - Allah rızası için insan kaynaklarıyla ilgili bir kitap okuyun. Küçük firmalarda insan kaynakları bölümü olmayabilir ama görüşmeyi yapacak kişi, bu görevini biraz ciddiye alıyorsa bu alanla ilgili biraz bilgi edinsin ki biz de iş görüşmesine gidince "eğitiminiz güzel, el yazınız güzel, yüzünüz güzel, niçin şimdiye kadar bir iş bulamadınız" gibi garip sorularla karşılaşmayalım.

3) Sevgili arkadaşlar özellikle eğitim hayatında kendinizi fazla yıpratmayın. Aman derslerimi en iyi şekilde geçeyim, ödevlerimi en iyi şekilde yapayım, derse katılayım, sus pus oturmayayım gibi kaygılar taşımayın. Zira insan bu şekilde fazla emek verince daha da üzülüyor. Sabah ezanlarında buz gibi evde uyanıp, battaniyelere sarınıp ders çalıştım. Hocanın verdiği ödevleri yetiştirebilmek için uyuyakalmamak gerekiyordu - bir kabın içine su koyup gözlerimi ıslatırdım. Kimi arkadaşlar uyumamak için garip karışımlar icat ederdi - Cola ve Türk kahvesi karışımı gibi. Bazı arkadaşlar her bayramda okul turlarıyla gezerken bazılarımız evde oturup ödevlerimizi yaptık. Bir kere bir hocam dersteki başarımdan dolayı beni final sınavına bile almadığında - sen git daha ilginç şeylerle ilgilen demişti. Başka bir hocam da hayatında ilk defa benim ödevime tam not verdiğinde çok sevinmiştim. Liseyi birincilikle bitirip, üniversiteyi de bölümümde dördüncü bitirdim.

Şimdi ise işsizim ve annemin emekli maaşıyla geçiniyorum. İş ve maaş konusunda ukalalık yaptığımı sanmayın. Bir fast-food zincirinde çok düşük maaşlı işe bile başvurdum. Görüşmeye gittim. Oradan bile ses çıkmadı. Yaşadığım stresten dolayı çok ağır bir mide rahatsızlığı geçirdim ve panik atak hastalığına yakalandım. Sonrasında ise bir hayli kilo aldım. Zannedersem Türkiye’nin bu durumundan en kârlı çıkan, doktorlar ve ilaç firmaları.

Yazımın herkese ibret olması dileğiyle. Herkese bol şans ve sabır diliyorum.

——————————————————————————–

12 kere 7 kaç eder diye sordular

Merhaba,
Uluslararası bir firmanın müşteri temsilcisi pozisyonu ile ilgili 2. görüşmeye cağrıldım. İlk görüşmemde pozitif bir elektrik hissetmiştim ve firma hakkında olumlu düşüncelere sahip olmuştum. 2. görüşmemi CEO ile yaptım. Kendisi bana matematikle aramın (Sosyoloji mezunu olmam sayısal zekamın düşük olduğunu hissettirdi sanırım kendisine, ki sosyoloji bölümü eşit ağırlık bölümünden öğrenci kabul ediyor) nasıl olduğunu, sayısal zekamı sordu. Ben de kendisine gayet iyi olduğunu söyledim. Ardından bana aynen şu soruyu sordu: “12 kere 7?”. Ben de hemen cevabı verdim ve ardından da iki basamaklı sayıları da zihinden çarpabildiğimi söyledim (ki gerçekten çarpabiliyorum, ukalalık olsun diye dememistim). Kendisi "Hımm" dedi ve mülakat kısa süre sonra bitti, olumsuz oldu. Sonuçta sayısal zeka test edilmek isteniyorsa, bununla ilgili sinav yapılabilir pek çok şirketin yaptığı gibi. Bu tür aşağılayıcı sorulara gerek kalmaz bence.

——————————————————————————–

TORPİLLE İŞE ALINMAK ÇOK NORMAL KARŞILANIYOR

Bundan birkaç yıl önce devlet sektörü deyince akla ilk gelen kelime torpilcilikti. Artık birçok devler kuruluşunun işe alım sınavlarını üniversitelere yaptırması ile bu sorun biraz olsun hafiflemiş duruyor. Fakat durum bu sefer özel sektore sıçramış gibi.

Uluslararası bir şirketin sitesinde iş ilanı aradım fakat herhangi bir sonuç çıkmadı. Bunun üzerine işe alımın nasıl gerçekleştiğini öğrenmek maksatlı bir mail attım, ama cevap alamadım. Sonra şirkete telefon ettim ve karşıma çıkan bayana durumu izah ettim. İşe alımınız referans usulü mü oluyor diye sordum ve “Evet” yanıtını aldım. "Yani şirkette belirli bir zaman diliminde belirli bir grup oluşturulmuş ve bu grubun akraba ve arkadaş çevresinden mi işe alım oluyor?" dedim ve "Evet aynen oyle" yanıtını aldım.

 "CV’inizi gönderirseniz, bir değerlendirme fırsatımız olur" şeklinde denilmesi üzerine ben şu soruyu sordum ve "Evet yanıtını aldım": "Yani tüm bu konuştuklarımız kapsamında size formalite icabı bir CV göndereceğim ve siz de formalite icabı hayır cevabı mı vereceksiniz?" Bu ve bunun gibi örneklere çok sık rastlamak mümkün. Torpilcilik (uygun tabirle referans) konusuna eğilmenizi istiyorum. Eğer bu konuda yardımım dokunacaksa, bu ve bunun gibi firmaların yetkilileriyle yüz yüze de konuşmak istiyorum. Sizce bu tip uluslararası özel şirketlerde referans etik bir yaklaşım mı? Yani insanlarin kendilerine ait olmayan bir şirketi babalarının malı gibi kullanması, kendilerine ait bir PATRON şirketi gibi değerlendirmesi ahlâk kurallarına uygun mu?

Dünyanın yaşı..?

15 Eylül 2007 Cumartesi Yorum yok »

        Zirkonyum kristalleri üzerinde yapılan radyometrik tarihlendirme dünyanın en azından 4,404 milyar yaşında olduğunu ortaya çıkarmıştır.

        Jeologların edindiği kapsamlı ve geniş bilimsel kanıtlara dayanarak, Dünya’nın yaşının yaklaşık 4,567 milyar yıl (4,567×109 yıl) olduğuna karar verilmiştir. Bu sayı; bilinen en eski karasal minerallerin yaşı (Batı Avustralya’nın Jack Hills bölgesinde bulunan küçük zirkonyum kristalleri) ve Güneş Sistemi’nin yaşı (meteor parçacıkları ve Ay’dan gelen örnekler üzerinde astronot ve paleontologların yaptığı radyometrik ölçümler sonucunda ortaya çıkan sonuçlar) arasında sağlanan uzlaşma ile ortaya çıkmıştır.

kit-h-aplar

15 Eylül 2007 Cumartesi Yorum yok »

        Bir çok insanımız belki hayatında 1 veya 2 kitap okumuştur…Belkide onu bile okumayanlar var.

        Bir kitabı ellerine aldıklarında kapağına bakarlar ve sadece bakarlar. Onlar için ellerinde tuttukları kitabın fiyatı ve okuyarak bitirebilma olasılıkları önemlidir.

        Hiç anlamazlar yazarın o kitabı ne düşüncelerle , ne zorluklarla yazdığını. O kitabın, ellerine gelene kadar ne yürekleri doldurduğunu , neler yaşadığını hiç bilmezler ve düşünmek istemezler. Alırlar, okurlar ve eleştirirler.

        Ben bir roman yazmayı denedim ve hala yazıyorum. Gerçekten roman tadında bir kitap yazmak sanılan kadar kolay bir şey değil. Artık bir kitabı elime aldığımda eskisinden daha farklı şeyler hissediyorum.

        Bence kitapları sevenler hayatlarında en az bir kere kitap yazmayı denesinler… Bunu denediklerinde göreceklerki; kitaplar göründüğünden daha güzel şeyler…

Aşkın tarifi..?

15 Eylül 2007 Cumartesi Yorum yok »

        Aşkın tarifi olur mu bilmem ?

        Ben bu zamana kadar aşkın tarifini yapan çok kişi gördüm, ama hiç biri tatminkar bir açıklama değildi. Neredeyse hepsi ; sadece "bende aşk hakkında bir şeyler yaşadım, biliyorum" demek ve karşısındakine bunu kanıtlamak adına aşk hakkında bir çok cümle kurmaya çalıştı.

        Biri bize aşkın ne olduğunu sorduğunda ilk önce "aşk tarif edilmez" deriz, fakat tarif etmeye çalışırız. Buda pisikolojik olsa gerek…

        Tanıdığım, yaşça benden çok büyük olan ve okul çıkışlarında dükkanına giderek çayını içtiğim Murat bir gün bana "aşk aslında yoktur. Biz onu kendimiz üretiriz. Aşık olduğumuz kişiye aşık olduğumuz konusunda kendimize baskı yaparız" demişti. Ve bende yüzüne karşı içimden ‘Saçma’ demiştim.:) O duymadığı için devam etmişti sözlerine…

        Kimilerimiz, aşk tarif edilmez yaşanır diye içinizden geçiriyor olabilirsiniz. Ama emin olun ki insan aşkı sadece içinde yaşar. Yani o içinden geçirdiğiniz aşk ve tutkusu sadece içinizde kaldığı müddetçe aşktır. Dışarıya çıktığında yani sahibini bulduğunda, sanki güneşe çıkarılmış kar gibi erimeye başlar. Sihiri yavaş, yavaş kaybolur sanki…

        Hakikaten aşk acaba bir sihir mi ? Aşk sadece yaşamak istediğimiz, bilinç altımızın ihtiyacı olan bir duyguyu (sevgi yoğunluğunu vb.), yaşamamız mıdır ? Aslında o insana gerçekten aşık değiliz fakat bilinç altımızın o duyguyu yaşama isteği mi bizi o insana aşık olduğumuz kanısına varmamıza neden oluyor ?

        Acaba bu yaşımıza kadar kaç kişiye aşık olabilirdik. Hiç hayatınızdan tanıştığınız bir insana aşık olmaktan korkarak ondan uzaklaştığınız ve buna bağlı olarak zaman sonra o kişiye aşık olma olasılığınızın azaldığını gördüğünüz oldumu. Hatta bu esnada başka biriyle tanışıp ona o başka birine aşık olduğunuz oldu mu ?

        Ben şunu anladım ki, aşk hakikaten fazla kafa yormaya gelmiyor. Bakın cümleler bile birbirine giriyor :)

 

Gördüklerin ve Duydukların…

15 Ağustos 2007 Çarşamba 3 Yorum »

İnsanın hayatında bir gördükleri vardır, bir de duydukları.

Bir çok insan duyduklarına göre yaşar hayatı.

Duyduklarına göre benzetir, ona göre eleştirir.

Bir şey hakkında konuşurken veya yazarken,

Aslında gördüklerinden değil duyduklarından hareketle yazar veya konuşur.

Görmek zordur çünkü…

görüp te onu bir şeye benzetmek çabası vardır sonunda.

Kelimelerle oynar bazısı, bir şeyler anlatır, ama sadece anlatır.

Çünkü yaşamamıştır o kelimeleri, sadece duymuştur.

Çevresindekilerden duymuştur o kelimeleri,

 

Kelimeleri Çevresindekiler kimlerse onları dinlemiştir veya onlar dinletilmiştir.

Bardağı uzatıp “Doldur” dendiğinde;

Meyhaneci içki koyar bardağına,

Çaycı çayını tazeler…

Ağzından çıkan kelime önemli değildir,

Aslında nerede durduğun önemlidir.

İktidar kimine göre öyle, kimine göre böyledir.

Asıl önemli olan iktidar dendiğinde anladığın değil,

ANLADIĞIN ANLAMA KARŞI NELER YAPTIĞINDIR.

Edebi-yat

4 Temmuz 2007 Çarşamba 1 Yorum »

    Lise dönemimde Edebiyat derslerinin birinde öğretmenimiz hararetli bir şekilde Edebiyatın önemini vurguluyordu. Aslında buna vurgulamak kelimesi hafif kalırdı, adete kendince Edebiyatı korumak-kollamak adına savaşıyordu. Tüm sınıf onu dinliyorduk zaten yapacak başkada bir işimiz yoktu hatta orada onu dinlemek bizim o anda görevimizdi.

   Sonra arka sıralardan ismi Hüsamettin GEYİK olan (bu arada eğer bu yazıyı tesadüfen okursa Hüsamettin arkadaşım "Selamlar") arkadaş ayağa kalktı ve kalın ve tok bir sesle " HOCAM MÜSADENİZLE LAVABOYA GİDECEM" dediğinde tüm sınıfın bakışları üzerindeydi.

  Hararetle bir şeylerin savaşını veren öğretmen şaşırmış bir vaziyette sustu. Hüsamettin merakla hocanın ağzından çıkacak sözcüklerin akıbetini beklerken öğretmen duymamışcasına Edebi savaşına geri döndü. Bizde şaşırmıştık. Hüsamettin tekrarladı "HOCAM DEDİM, LAVABO !"

 Öğretmen bu sefer cevap verdi.

  "EVLADIM ! BİZ BURADA NE ANLATIYORUZ DİNLEMİYOR MUSUN SEN ? BİZ ÖNEMLİ BİR KONUDAN BAHSEDİYORUZ SEN KALKMIŞSIN AYAĞA BANA LAVABO DİYORSUN…"

Hüsamettin

"HOCAM ÖNEMLİ KONUDAN KONUŞAN BİZ DEĞİLİZ, SADECE SİZ KONUŞUYORSUNUZ…ÜSTELİK BENİM

İÇİN ŞU ANDA Kİ EN ÖNEMLİ KONU BİR AN ÖNCE LAVABOYA GİDEBİLMEK" dedikten sonra "BEN GİDİYORUM" dedi ve hızlıca sınıftan çıktı.

  Tüm sınıf gülüşmüştü.

  Ben şu anda o öğretmenin hararetle, savaşır gibi Edebiyatı savunurken anlattıklarının hiç birini hatırlamıyorum. Ve bugün o öğretmenin anlattıklarından değilde o Hüsamettin in konuşmasından dersler çıkarıyorum…

  Bunu niye anlattığımı soruyorsanız. Sormayın gitsin çünkü anlayan anlamıştır :)

Sen kimsin nasıl birisin

4 Temmuz 2007 Çarşamba Yorum yok »

               Hiç aynanın karşısına geçipte "ben kimim, nasıl biriyim" dediğiniz oldumu. benim olmadı. Ama hep merak etmişimdir. Tabiki aynanın karşısına geçip "ben kimim, nasıl biriyim" demeyi değil sadece bu soruyu neden kendimize sorduğumuzu.

              Kimbilir belkide kendinize bu soruyu hiç sormamışsınızdır. Eğer sormadıysanız neden sormadınız bir düşünün, acaba ne cevap çıkacak. Acaba kendinize samimi bir cevap verebilecek misiniz ? :) Merak ediyorum kendimize ne kadar samimiyiz. Yani kendimizede yalan söylüyormuyuz. Söylüyorsak hangi konuda söylüyoruz ve niye söylüyoruz.

             Mesela ben şimdi kendime soruyorum " ben bu yazıyı niye kaleme alıyorum ve neden blog da paylaşıyorum"

             Evet sordum : bir cevap çıkmadı

             Cevap çıkmadı mı yoksa söyleyecek kadar cesur değil miyim ?

             Şimdi buldum ;

            Bu yazıyı sadece kendim için yazıyorum. benim için bu benim düşüncelerim. Düşüncelirim gerçekten düşünce olsun diye yazıyorum. Yani düşündüklerimi başkaları okuduğunda okudukları benim düşüncelerim olur. başkası benim düşüncelerimi bilmez ise benim düşüncem olmaz ki,

           Belki bu kelimeler bu yazıları okuyan bir kaç kişiye saçma gelecektir. Hatta belkide normal bir yazı olmadığını düşünecektir. Aslında evet bunlar normal bir yazı değil ama şuna emin olunki her insan bu tür düşünceler içine girer.

          Aslında normal olan her insanın yaptığı bir eylem (düşünce, hareket , olay vs.) bir kaç kişiye samimi bir dille anlatıldığında veya gösterildiğinde onu saçma veya olumsuz buluruz, halbuki aynı veya bir benzerini biz yapmışısdır. Ama o an o durumu kınarız. Hiz hayatınızda böyle durumlar olmadı mı ? Bence olmuştur.

Görünmeyen görünürler

4 Temmuz 2007 Çarşamba 3 Yorum »

                                           

                                          Bu blog u henüz oluşturdum ve ilk yazımı şimdi kaleme alacağım. Aslında kaleme alacağım demek yanlış olacak… Bunun yerine ne denir veya ne denmesi gerekir bilmiyorum. Aslında pekte önemli değil zaten.

                                         Şunu söylemek istiyorumki ; eğen bu yazıyı okumaya başladıysanız kendinizi alamayacaksınız. yarım bırakıpta bilgisayar başından kalkamayacaksınız. Ve büyük olasılıkla internete girdiğiniz bir sonraki seferde bu blog a tekrar bakacaksınız ki yeni bir yazı kaleme almışmıyım…

                                        Bu yazının nereye gideceği konusunda şimdiden merak etmeye başladınız bile. Yazının önemide burada zaten…

                                       Yazacağım yazıyla alakalı olarak aslında bir çok kişinin bir çok fikri var. Sizinde var. Belki sizin düşündüklerini ben buraya yazıyor olacağım ama yinede size ilginç ve güzel geleceğine eminim.

                                      Aslına bakarsanız ben bu yazıyı yazarken ne yazacağım hakkında hiç bir şey düşünmedim. Hatta şunu da düşünebilirsiniz. "Bu ne anlatıyor, şu ana kadar yazdıkları hiç bir şey anlatmadı". Olsun düşünün. Zaten önemli olanda bu değilmi. Sizin benim yazmış olduğum bu yazı hakkında düşünceleriniz iyi olacak diye bir şey yokki zaten. Önemli olan sizin düşünmeniz, olumlu veya olumsuz. Aslında hayatta böyledir ve birçok konu hakkında bir çok şey düşünebiliyoruz.

                                     Bence kendinize bir sorun; yaşamımda yapmış olduğum her hangi bir şey hakkında kaç kişi bana fikrini söyledi. ve en önemliside fikrini söyleyenler gerçekten söylediği gibimi düşünmüşlerdi. Ben kendime sorduğumda içinden çıkamadım. Ve karar verdim..

                                     Ne kararı verdiğimi tahmin edebildiniz mi ?

                                     Fikirlerini söyleyenleri fikirlerini dinledim. Ama sadece dinledim. Olumlu veya olumsuz…

                                    Mesela otobüsle bir yolculuğa çıktınız ve sizinle aynı yöne giden biriyle tanıştınız. Ve bir süre sonra samimi oldunuz bir dost gibi. Otobüs mola verip yolcuların bir çoğu otobüsten indiğinde ön koltuğunuzda bir cüzdan olduğunu fark ettiniz ve elinize aldınız. Bu olayı yanınızda tanışmış olduğunuz arkadaşınız da gördü ve sizde ona "bu cüzdanı ne yapayım" dercesine baktınız

                                   Şimdi, o yanınızdaki arkadaşınız sizi ne cevap verecek acaba ?

                                   Yanınızda ki daha öncelerde bir kaç kez hırsızlık yapmışsa, yani  bir hırsızsa size vereceği cevap büyük olasılıkla "İçinde ne var acaba, açsana" olacaktır.

                                   Eğer hayatta ki kötü şeylere karşı durmaya çalışan tabiri caizse iyi bir insansa vereceği cevap büyük olasılıkla "sanırım ön koltuktaki düşürmüş, mola bitince gelir veririz" olacaktır.

                                  Bunları okuyunca biraz saçma gelmiş olabilir, eğer saçma gelmediyse "eee bildiğimiz şey çok basit bir hikaye" diye düşünmüş olabilirsiniz.

                                  Evet çok basit ve bir çok insanımızın bildiği bir durum. Peki siz olsaydınız ne yapardınız diye sorsam ne cevap verirdiniz acaba diye düşünüyorum ÇÜNKÜ İŞİN SIRRI BURADA…



Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.