“Üç maymun” olmanın zararları
22 Kasım 2007 Perşembe | İhbar Et | Etiketler : üç maymun görmedim duymadım bilmiyorum korkmak
“Kol kırılır, yen içinde çürür!” başlıklı yazıma aldığım yorum ve eleştiriler kanımı dondurmakla kalmadı
Aynı zamanda bu yazıyı yazmakta ne denli haklı olduğumu da gösterdi. Pek çoğu böyle bir durumda susulmazsa, dedikodu ve ayıplamadan korkulduğu yönündeydi. Ama içlerinde bir tanesi vardı ki tek kelimeyle dehşete düşürücüydü. Okuyucu pratik yaşam analizini pek bilgiççe yaptıktan sonra şöyle yazmıştı: “Bilmek= sorumluluk = mutsuzluk formülünün doğru olduğu inancındayım…”
İnsanlık tarihinde “üç maymun” hikayesi hep olageldi belki; duymadım, görmedim, söylemedim! Evet, bilmek sorumluluğu gerektirir kuşkusuz ve bazen mutsuzluğu ve acıyı da. Ancak “İNSAN” gerektiğinde kendisi ya da başkaları için bu duyguları yaşayabilme yetenek ve cesaretine sahip olarak yaradılmış, mutluluk ve sevinç kadar, bunlarla da donatılmıştır.
Tüm dinler ve felsefeler, insanın “güzel ahlak”a ulaşabilmesi için öğretiler ve yöntemler sunar. Ahlak denen şey de, bilgi ve sorumluluk almaktan, paylaşmaktan, kendisini ve başkalarını bir arada düşünebilmekten, bunun için yararlı olmaya çalışmaktan geçer. Böyle insanlar zaman zaman acı çekebilirler, mutsuz olabilirler, doğru. Fakat kötü şeyleri engellemek yolunda gösterecekleri en ufak çaba dahi, onların iç huzuruyla yaşamalarını sağlayacaktır.
İnsandan vicdanı ayırırsanız geriye ne kalır, sorarım size? Bunca yıllık deneyimime dayanarak ben söyleyeyim izin verirseniz: Sağlıksız, rahatsız bir ruh, şımarık bir beden ve kendi dahil her şeyi tüketen, küstah bir akıl!!!
Belki bu köşenin yazdıklarımla ilişkisiz olduğunu düşünebilir bazılarınız. Ancak tam aksine ben -daha önce de defalarca belirttiğim gibi- insanın, öncelikle psikolojik sağlığını nasıl koruması gerektiğiyle ilgili bir dalın temsilcisiyim. Bunun için de insanın sadece kendinden menkul yaşamlara sıkışmaması gerektiğini, sadece bir tüketici olarak değil mutlaka üreterek yaşaması gerektiğini, sorumlulukların değil, zorunlulukların insanda stres yaratacağını, bunalımlarımızın sorumluluk almaktan değil, aksine ataletten kaynaklandığını, çünkü bunun insanda çaresizlik duygusu, dolayısıyla öz saygının yitimi ve öfke vs. yaratacağını anlatmaya çalışıyorum daima.
İçinde bulunduğumuz çağın dayattığı sistemin ne denli güçlü olduğunu bilmez değilim elbette. Ancak şunu da belirtmek isterim ki, insanın nasıl güçlü bir uyum mekanizması varsa, bir o kadar da güçlü direnç mekanizması vardır. İkisini dengelemeye çalışarak geçer ömrümüz ve bizi biz yapan da işte budur.
Son olarak o formüle inanarak yaşayan kişilere şunu sormak istiyorum; ya taciz veya tecavüze uğrayan siz ve/veya sizin evladınız olsaydı? Ve ben dahil dünyada hiç kimse, -sizin gibi düşündüğü(müz) için- bunu bilmek istemeseydi(k)!?…………
Psikolog Yeşim Akbulut