Mutluluk Pazarı
26 Aralık 2007 Çarşamba | İhbar Et | Etiketler : uyuşturucu hap bağımlılık depresyon mutluluk
-Geeel abi geeel, al şu hapı, vur mutluluğun dibineee!
-Abla çin malı bunlaaar, uzak doğudan senin için getirttiiik; mutlu olmazsan paran iadeee!
-Kardeşim sen bana gel, bak bunlar en yeni icatlaaar, Amerikan bunlaaar, garrantiliii!
-Yengecim iki seansta uçurmazsam seni cin çarpsın beni, yap içine yolculuk, abimi sevindir!
-Ah güzel kardeşim, bak çiçek, böcek, sevelim, sevilelimmm!.. Bana gel, bak ben sana neler öğretirimmm!
…
Ne yapıyoruz biz Allah aşkınıza?! Şu zavallılığımıza, şu düştüğümüz hale bakın! Aklımızdan biri çekiştiriyor, yüreğimizden diğeri. Aç gazetenin en dandik sayfasını, gör ne haldesin. Depresyondasın kesin! Yetmeeez, asıl bilgi internette. Bak bakalım neymişsin! Hah işte buldun; sen meğersem borderline’mışsııın! İyi ya madem, Allah da seni böyle yaratmış, n’apalım! Her şey insan için işte! Olmaaaz, sen bi pazara çık da “iyileş”! Her ruha uygun mutluluk satılıyormuş kız, hadi biz de gidelim!!!
Arkadaşlar! Evet, acı çekiyoruz; sevdiklerimizden ayrılıyoruz, kazık yiyoruz, aldatılıyoruz, aldanıyoruz. Evet, bunalıyoruz, eziliyoruz, haksızlığa uğruyor, öfkeleniyor hatta kendimizi çaresiz hissediyoruz bazen. Bazen umutlarımız kırılıyor; geleceği göremiyoruz toz dumandan. Seçemiyoruz bir türlü, tıkanıyoruz. Çalış çabala, hep aynı gibi geliyor. Çoluk çocuğun isteği bitmiyor. Ondan şikâyet, bundan şikâyet, herkesten şikâyet… Karının dırdırı, kocanın suratı bitmiyor. Benim canım hiçbir şey istemiyor. Kredi kartları dolup taşıyor, yine de yetmiyor. “Ne yapsak?” “Bilmem, aklıma bir fikir gelmiyor.” Hadi pazaraaa!
Üzülebiliriz bir şeylere, evet. Bazı şeyler takılır kalır aklımıza bir süre. Uyuyamıyoruzdur son günlerde. Gencizdir güya da, inme inmiş gibidir hanidir hayallerimize. Çocuğuzdur ve çok sıkılıyoruzdur sınıfta öylece oturmaktan; kudurmak istiyor, hatta kuduruyoruzdur da. Ama işte o zaman –nedense- bizi hooop hemen pazara!.. saatlerce trafikte kalıyoruzdur, evet kalıyoruzdur. Yoldur orası ama biz duruyoruzdur! Emniyet şeridinden gidenleri öldürmek istiyoruzdur. E ne var bunda? (Öldürmediğimiz sürece tabii) Saat çalıyordur ve biz başımızı kaldırmak istemiyoruzdur yastıktan. Hiç istemiyoruzdur. Ama mecburuzdur. Gergin oluruz kimi zaman da. İçimizde nedenini bilmediğimiz bir sıkıntı dolanıp duruyordur. “Neyin var?” “Yok bişeyim!” Hadi o zaman, doğru pazara!
Bu hikâye böyle uzar gider. Ve eğer (bağışlayın) biz eşek olursak semer vuran çok olur. Biz insanız. Yukarıdaki hiçbir şey bize yabancı değil. Onlar bizim özbe öz duygularımız. Hayat, bütün bu duyguları yaratan olayların olup bittiği bir yerdir. Biz kimi zaman bunları değiştirebilen, kimi zaman da değiştiremeyen yaratıklarız. Değiştiremediklerimiz için birçok şey yaparız. Bazen “kader” der geçeriz. Oyunlar oynarız bazen de. “Hadi bak kalk, bugün o pazarlama şefini acayip morartacaksın!” Ya da “yan sınıftaki oğlan bugün bana çıkma teklifi edecek, bahse girerim.” Olur, olmaz ayrı ama siz o anı kurtarmış olursunuz başarıyla. Bazen kendimizi durumun dışına çıkartıp bakmamız gerekir. “Yahu kardeşim, bir sen misin bunu yaşayan?! Bak bir çevrene, herkes benzer şeyler yaşıyor. Topla bakalım kendini de şükret şu elindekilere.” Bu bir züğürt tesellisi değil, gerçeğin ta kendisidir. Ve işte yine başarmışsınızdır. Ayrılık acısı çekerken kendimize izin verir de bir yerlerden çıkıp gelen “şşş, bak bu bir yandan da yeni başlangıçlar için fırsat” diyen sesi duyarsak bu işi de halletmiş oluruz. Ben öyle şey demem demeyin, herkesin içinde bunu diyen biri vardır emin olun. Çoluk çocuğun isteği bitmiyor mu? Anadan atadan kalma yöntem en doğrusudur: “Şimdi alamayız çocuğum, önce ihtiyacımız olanı alalım, paramız kalırsa…” diyeceksiniz. Şaka yapmıyorum; uzman gürüşü Ama tabii bu “ihtiyaç” meselesine önce sizin riayet etmeniz gerekir bu yöntemin işe yaraması için. Çocuk kuduruyor mu? E çocuk çünkü! 40 yaşında kudursa daha mı iyi! Öğretmenden rica ederiz bu durumda, o nuh-u nebiden kalma sevimsizlikleri bırakıp, çocuklarla birlikte eğlenmenin yollarını bulsun. Hem eminim bu Ona da iyi gelecektir. Bazen de klişeler yardımımıza koşar. “Her seçiş bir vazgeçiştir” gibi mesela. Olsun, klişe de olsa doğru. O halde biraz da kendimizden “seçtiysek bari tadını çıkartalım”ı eklersek başarılı bir manevra yapmış oluruz.
Bunların yanı sıra arada kendimize öyküler, şiirler, romanlar, masallar okuyabiliriz. Hele masal, bizim masallarımız. İnanın o salak “külkedisi, kırmızı başlıklı kız” filan gibi batı masallarına bin basar. Sahaflarda en babasını 5 liraya satıyorlar. Türkü dinleyebiliriz mesela ya da sanat müziği. Film izleyebiliriz; dizi değil film. Amerikan filmi değil, bizden bir şeyler bulabileceğimiz filmler. Bunları söylüyorum, çünkü o zaman yalnız olmadığınızı göreceğinizi biliyorum. Kendisi gibi hisseden insanların olduğunu bilmek, insanın içini yumuşatır. Güçlüklere katlanmasını kolaylaştırır. Acılarını hafifletir.
Elbette bu anlattıklarımın bizim baş etme sınırlarımızı geçmesi mümkündür. O zaman yapılacak şey de işin uzmanına başvurmaktır. Ama ondan önce yapacak çok şeyimiz olduğuna inanın. Bize bunlar unutturuldu ve hiç de bize ait olmayan “mutluluk pazarları”nda umut aramamız sağlandı son yıllarda. Yutmayalım bu zokaları. Hiçbiri uzun süreli işe yaramaz. Üstelik bu “ortaya karışık yöntemler”i biz zaten biliyoruz. Adını, ambalajını değiştirip bize kakaladıkları her şey bizim kültürümüzde var. Onlar mal bulmuş mağribi gibi pür heyecan pazarlama yapıyorlar. Oysa biz çoktan geçtik oraları. Batılı psikologlar “düşünce gücü, içe yolculuk” filan diye ter ter tepiniyor şimdi; e biz onu Mevlana’mızdan biliyoruz, Sufi felsefemizden biliyoruz zaten. Hem de bu sığlıkta, ucundan azıcık değil. Buna benzer onlarca örnek verebilirim. Bu kadın hangi çağda kalmış, demeden önce biraz düşünün. Lütfen kendimizi hatırlayalım. Seçim yapmak (her şeye birden sahip olunamayacağını bilmek), değer sahibi olmak, sebat etmek, kanaatkâr olmak, müsrif olmamak, komşu hakkı yememek, had bilmek, gerektiğinde had bildirmek, müteşekkir olmak, şükretmek vb. gibi son derece kıymetli değerleri hatırlamalıyız. Onları kendimizde arayıp bulmalı ve yeni kuşaklara anlatmalıyız dilimiz damağımız kuruyana dek.
Açgözlülükle “mutluluk pazarları”na saldırmak bize hiç yakışmıyor kanımca. Bizler şımarık olamayacak kadar acıyı tanımış bir toplumun insanlarıyız. İnsanı acı değil şımarıklık “hasta” landırıyor; her şeyi birden istemek, her zaman mutlu olmak istemek… Bunun çocukluktan başka bir şey olmadığını hatırlayın. Bize “onu da isterim, bunu da isterim” diye tutturduğumuzda, her şeye birden, her istediğin zaman sahip olamayacağımızı öğretirdi büyüklerimiz. Oysa şimdi bakıyorum da erişkin gibi görünenler de bu haldeler. O yüzden de doooğru pazara!
Anlattıklarımdan muhafazakâr olduğum ve bilimsel gelişmeleri küçümsediğim çıkarımını yaparsanız yanılmış olursunuz. Ancak bize dayatılan yaşam biçimlerini ve buradan türeyen sorunlar için sunulan çözüm önerilerinin doğru analiz edilmesi gerektiği inancındayım. Çoğunun bilimsellikle uzaktan yakından ilgisi yok zaten. Bilimsel gibi görünen yöntemlerse bizleri birer kobay olarak kullanıyor genelde. Bir bakıyorsunuz bu yıl moda, ertesi yıl bin tane yan etkisi çıkmış. Bu konuda sizleri uyarmak benim görevlerim arasında.
Kısacası “pazara” çıkmadan önce evde neyimiz var, neyimiz yok diye iyice bir bakalım derim. Çünkü böyle böyle Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan da oluyoruz gibi geliyor bana.
Sağlıcakla kalın.
Psikolog Yeşim Akbulut
yesim.akbulut@mynet.com