Edebiyat Kategorisindeki bloglar

gidemem

4 Temmuz 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 4 Yorum

yüzüne çizili hüznü
siper alıyor yüreğin
gülümseyişini buruşturup yere atıyorsun
kendini sobelediğin aynalardan
aşk bir savaştı
hatıra defterlerinden geçerken öğrendik
ağzından dökülen gül hafifliğinde kurşunlar
bedenime isabet ettiğinde anımsıyorum
büyük patlamalardan gelmiş annem
yaralı doğmuşum
suya düşen tüm resimler kırılıyor
bulanıyor gözlerim gözlerine karışınca
ellerimi sakınarak
yüzündeki resmi değiştiriyorum
genzimde toz ve duman
hüznünü devirip
yüreğinle seviştiğim gecelerden
derin kazılmış siperlerde uyanıyorum.

kan kaybediyorum sevgilim
çok uzağa gidemem.

 

meçhul..

mevlana

2 Temmuz 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 1 Yorum

BAK! BİL Kİ DOMUZLARIN ÖNÜNE MÜCEVHERLER SERİLMEZ

ALTINDAN SARRAFLAR ANLAR ANCAK BAŞKASI BİLMEZ

NE FARKEDER Kİ KÖR İNSAN İÇİN ELMAS DA BİR CAM DA

SANA BAKAN BİR KÖR İSE KENDİNİ CAMDAN SANMA

 

 

MEVLANA

lavinia

1 Temmuz 2008 Salı | Kategori : Edebiyat 5 Yorum

kış

 

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar,
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Genede sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan , yalanlar söyleyeyim ,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim.
Ama gitme Lavinia.
Adını gizleyeceğim.
Sende bilme , Lavinia

Özdemir ASAF

 

CAN DÜNDAR

27 Haziran 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 12 Yorum

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.

İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.

Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu,yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü.

Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.Ne yarın ne de dün!

Can Dündar

aramak

20 Haziran 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 15 Yorum

                                                              melek

 

Ömür boyunca aramak.. Yalnız seni aramak. Paslı teneke kutularda, küf kokan dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak. Belki bu şehirde değilsin. Ne çıkar? Seni arıyorum ya. Belki de aynı sokakta evlerimiz, sabahları beni görüyorsun işime giderken. Sonra akşamı bekliyorsun, alacakaranlığı… Beni bekliyorsun ya da bir başkasını, bir başkasını.


    Hiç gel demeyeceğim sana. Aramak neredeyse ben oradayım. Ayaklarım ne güne duruyor? Yok yok birden karşıma çıkma. Kaç, saklan. Seni aramak istiyorum.

    Git bu şehirden haydi git. Dağlara çık, o uzak dağlara. Rüzgârların krallığında hüküm sür. Baktın ki oraya da geldim yine kaç. Başını al, açıl denizlere. Gemilerin en güzeli, en büyüğü dilediğin limana götürmeli seni, dilediğin yerde demir atmalı. Ben küçük bir balıkçı kayığı ile peşinden gelsem yeter. Seni arıyorum ya!

    Bir yıl, beş yıl, on yıl değil; beşikten mezara kadar aramalı insan, ama ne aradığını bilmeli. Yaklaşıp uzaklaşmalı aradığından. Okyanus dalgaları üstünden bir küçük tekne gibi alçalıp yükselmeli. Yalınayak koşmalı yollarda, ayaklarını sivri taşlar kesip kanatmalı. Çöllerden geçmeli yolu, yanmalı, kavrulmalı. Sonra gözün alabildiğine ak, soğuk ülkelere düşmeli. Buzlar kırılmalı ayaklarının altında, üstüne kar yağmalı.

    Bir gün bulacaksam bile parça parça bulmalıyım seni. Ayaklarını Afrika’dan getirip bir kâğıt üzerine yapıştırmalıyım, saçların Sibirya’da olmalı, dudakların Çin’de. Gözlerin Hindistan’da bir mabudun gözleri olmalı, ellerin İtalya’da bir heykelin elleri. Bulsam da seni parça parça bulmalıyım.


Yine de bir yerin eksik kalmalı.

Yeniden yollara düşmeliyim, onu aramalıyım.

Ve tam seni tamamladığım anda ölmeliyim

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

gülümse

2 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 10 Yorum

Yalnız mı kaldın?..Kırgın tek başına……
Dostum diyebileceğin kimse kalmadımı yanında,
Arkandan kurşunluyorsa yalnızlıkların,
Üzülme be arkadaşım! Kır etrafındaki duvarları
Korkmadan dön arkana!
Yanlızlıklara inat kocaman bir GÜLÜMSE!!!

Sıkıntılar ,dertler üst üste mi geldi?
Ağır bir yük gibi bindi mi sırtına?
Kaçamdıysan eziliyorsan bu yükün altında,
Üzülme be arkadaşım! Hadi bir ayağa kalk
Son bir gayretle dön arkana!
Ve arkadaş hayata inat kocaman bir GÜLÜMSE!!!

İşlerin alt üst olup ters gittiyse,
Bütün planların, projelerin suya düştüyse,
Hedeflerin tıkanıp umutların kırıldıysa,
Üzülme be arkadaş! Bir silkinip dimdik dikil
Ve hırsla, azimle dön arkana!
Bu yalan dünyaya inat kocaman bir GÜLÜMSE!!!

Sen gülümse yeter ki bak gör neler olacak,
Sıkıntılar, dertleri yalnızlıklar yok olacak,
Her gülümsediğin senin yanında kalacak,
En güzeli hayatta sana gülümseyecek.
Bana gelince arkadaş! Fazla bir şey istemem
Kocaman bir gülümse o bana yeter!
Yeter ki sen zorluklara inat kocaman bir GÜLÜMSE!!!

Erken açmış bir bahar dalının ürkekliği içindeysen eğer, rüzgarlar seni korkutuyorsa, çiçeğinin dönüşeceği meyveyi değil, yapraklarının yerlerde sürüneceğini, renklerinin solacağını, hoyratça ezileceğini düşünüyorsan; GÜLÜMSE… Ilık meltemler dolsun yüreğine..Yaylaların kekik kokusu.. Portakal çiçeğinin beyazlığı.. Yakamozların ışıltısı dolsun; GÜLÜMSE… Vampirler güneş ışığından korkar bilirsin. Güneş hiç batmamalı bu yüzden, hep ışık saçmalı. Elbet yok olup gidecekler kendi karanlık dünyalarına. Aydınlık düşler, aydınlık yüzler, aydınlık beyinler onlara göre değil. Geri gelemeyecekler; GÜLÜMSE.. Sahilde topladığın taşları düşün. Önce toplayıp sonra birer birer denize attıklarını… Ve kıyamadıklarını.. Ve seni eşsiz bir taş gibi saklayanları..Kıyamayanları.. Unutma ki; kış ortasında açan bahar dalları hep umutlandırır insanları..İçlerini ısıtır.. Gülümsetir.. Haydi sen de tut elimizden; GÜLÜMSE…  

not: benim şiirm değil.. özellikle sevda ya sonra tüm arkadaşlarıma gitsin biliyorum piyanist şantör havasına girmiş gibi oldum ama öyle demek geldi içimdenn 

ee

davet

28 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 1 Yorum

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim…

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…

 

nazım hikmet ran

İNSAN BİR YERDE KENDİNİ BIRAKMALI

14 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 4 Yorum

İnsan bir yerde boş vermeli kurallara, düzenlere
İnsan bir yerde kendini bırakmalı
Hiçe saymalı düzenini dünyanın
Zamana karşı koymalı
Sıyrılmalı ayıplardan, korkulardan
Küçük hesapları bir yana atmalı
Yaşamalı şöyle alabildiğine
Büyük delilikler yapmalı
İçmeli
Sevmeli
Küfretmeli
Adam öldürmeli
Kendine bir başka gözle bakmalı
İnsan bir yerde boş vermeli kurallara, düzenlere
İnsan bir yerde kendini bırakmalı

Ümit Yaşar OĞUZCAN

kelebek