Eylül Deyişleri…

20 Ağustos 2008 Çarşamba | Kategori : Aşk 37 Yorum

        Eylülde döneceğim demiştim,

          En güzel eylül şiirlerini sana yazacaktım…

            Kalabalıklar içinde bir yalnızlık hikayesiydi paylaştığım,

              Anlamadın…

         Sonbahar dolanacaktı saçlarıma, baharın yerine,

           Dökülen sarı yapraklar saracaktı bedenimi,

              Ben anlatacaktım serin rüzgarlar dinleyecekti,

                 Sustun…

          Eylül hikayelerinde buluşacaktık,

            Mevsimin en güzel ayıdır, bilirsin…

               Kasımpatılar daha açmadan derleyecektim tomurcuklarını,

                  İstemedin…

          Gidiyorum canözüm,

           Mevsim eylüle değmeden…

             Gidiyorum.

                 Zaman, vakitsizlikler içinde aktı gitti,

                   Ben seni bilmeden, sen beni görmeden…

                     Mevsim; Eylüle değmeden.

20 Ağustos 2008 Çarşamba | Kategori : Aşk Yorum Yok

         Eylülde döneceğim demiştim,

          En güzel eylül şiirlerini sana yazacaktım…

            Kalabalıklar içinde bir yalnızlık hikayesiydi paylaştığım,

              Anlamadın…

         Sonbahar dolanacaktı saçlarıma baharın yerine,

           Dökülen sarı yapraklar saracaktı bedenimi,

              Ben anlatacaktım serin rüzgarlar dinleyecekti,

                 Sustun…

          Eylül hikayelerinde buluşacaktık,

            Mevsimin en güzel ayıdır, bilirsin…

               Kasımpatılar daha açmadan derleyecektim tomurcuklarını,

                  İstemedin…

          Gidiyorum canözüm,

           Mevsim eylüle değmeden…

             Gidiyorum.

                 Zaman, vakitsizlikler içinde aktı gitti,

                   Ben seni bilmeden, sen beni görmeden…

                     

GİDİYORUM (sEZEN aKSU)

19 Ağustos 2008 Salı | Kategori : Aşk 8 Yorum

Zaman sadece birazcık zaman

Geçici bu öfke, bu hırs, bu intikam

Acılarımız tarih kadar eski

Nefes alıp vermek misali olağan

 

Zaman sadece birazcık zaman

Son bulduğu yerde sevgiler bir tek an

Böyle benzer izler etrafında

Alışkanlıklarımız bile sıradan

 

Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde

Gidiyorum kokun hala üzerimde

Sana korkular bıraktım bir de yeni başlangıçlar

Bir kendim bir ben gidiyorum

 

Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde

Gidiyorum kokun hala üzerimde

Sana korkular bıraktım bir de yeni başlangıçlar

Bir kendim bir ben gidiyorum

 

Zaman sadece birazcık zaman

Kızgınlığım yalnızlıktan korktuğumdan

Bilirsin karanlıktan da ürkerim çocuklar gibi

Işıkları hep yakarım bu korkudan

 

Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde

Gidiyorum kokun hala üzerimde

Sana korkular bıraktım bir de yeni başlangıçlar

Bir kendim bir ben gidiyorum

 

Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde

Gidiyorum kokun hala üzerimde

Sana korkular bıraktım bir de yeni başlangıçlar

Bir kendim bir ben gidiyorum

 

Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde

Gidiyorum kokun hala üzerimde

Sana korkular bıraktım bir de yeni başlangıçlar

Bir kendim bir ben gidiyorum

SENİ KİMLER ALDI (Sezen Aksu)

19 Ağustos 2008 Salı | Kategori : Aşk 7 Yorum

 

Yürüyorum hasretin acının üstüne

Sığmıyorum dünyaya dar geliyor

Geceler mi uzadı, bu karanlık ne

Gönlümün bayramları, şenliği söndü

 

Seni kimler aldı, kimler öpüyor seni

Dudağında dilinde ellerin izi var

 

Aaah….

Seni kimler aldı, kimler öpüyor seni

Dudağında dilinde ellerin izi var

 

Deli gözlerin gelir aklıma

Gülüşün, öpüşün, iç çekişin gelir

 

Seni kimler aldı, kimler öpüyor seni

Dudağında dilinde ellerin izi var

 

Seni kimler aldı, kimler öpüyor seni

Dudağında dilinde ellerin izi var

 

Seni kimler aldı, kimler öpüyor seni

Dudağında dilinde ellerin izi var

Özlediğim İşte bu…

18 Ağustos 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 15 Yorum

            Yeşil dağım şenlenmiş ben görmeyeli. Fındık ağaçları dile gelmiş, bereket dolu dallarıyla oynamakta…

            Ağaçlar oynamakta, fındıkçı kızlar söylemekte en güzel mavi şehir türkülerini…

            Sorsanız elbette bilmezler Fındıkkıran Balesini. Ama onlar en güzel türküleri, en güzel hikayeleri ve bizlerin yapamayacağı fındık toplama işininin alasını biliyorlar.

            Türkülere eşlik ediyor fındıkçı başının gür sesi, arada ”haydi, haydi” diyişine bir anlam veremesemde bir gayret havası var tonunda…

            Akşama yetişme telaşı elbet. Ne kadar çok toplarlarsa ona göre yevmiye alacaklar bugün.

            Yeşil dağımın toprak yolunu arşınlarken ve özlediğim yayla kokusunu içime çekerken ağaçlarda kalmış tek tük yaş fındıklara ilişiyor gözüm. Alıyorum üçbeş tane, öyle sık dallar arasına gizlenmişler ki alan olmamış ve öyle dik yamaçlarda yetişmişlerki toplamak yürek ister.

            Manzara sisi koynuna almakta yavaş yavaş…

            Birazdan sisteki silüetlerimi göreceğim ve sigaramın dumanına karışacak sisin gri rengi…

            Kaç gün oldu yeşil dağıma kavuşalı doyamadım daha. Ayrılmak zor olacak buralardan elbet. Ben ayrılacağım, daha çok özleyeceğim birdaha gelemeyeceğim bu toprakları…

            Kimbilir hangi memleket havasını içime çekip kimbilir hangi efkarlı dağı katacağım satırlarıma…

            Yol benim, yolcu benim seyyah benim…

            Gidemediğim ve gidebildiğim her yer vatan elbet.

            Daha geçen senelerde içime dolmaktaydı kesif çay kokuları. Çay toplama zamanı gelince dinlemiştim çay makasının tıkırtısına karışan türkücü ve çaycı karadeniz kızlarının sesini. Onlara bıraktım yüreğimi onlara bıraktım narin şivelerini…

             Burada da öyle olacak, yükümü toplayıp sırtladığım gün yine kalbim buralarda kalacak…

             Kalbim ve fındık türküleriyle oynayan, coşan yeşil dağım.

           

Yağmurlu Anlar vardır…unutamazsın.

16 Ağustos 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 10 Yorum

         Gündüz ki şiddetli rüzgarın ardından gece ağlıyor nihayet. Gürültülü kavgaların ardından ağlayan kadın misali, gece ağlıyor, ben dinliyorum.  Yağmurun cama vurduğu her damla beni bambaşka hayallere götürüyor.

          Lise de yine böyle bir yağmurlu gün; kara tahtanın başında ki öğretmen neler anlatıyor umrumda değil. Çünkü öyle dalmışım ki yağmura, ben derste değilim.

          Üniversitedeyim. Vize sınavları bitmiş önümde kısa bir tatil var. Atladım otobüse, cam kenarındayım. Sevdiğim adama gidiyorum, beni özleyen ailemden habersiz. Yine yağmur vuruyor cama.

          8 Ekim aşık olduğum tarih, yağmurlu bir gün de el ele tutuşuyoruz ilk defa, yağmur vuruyor sığındığımız öğrenci kantininin camına.

           Tatile çıkıyoruz, aşkım, bebeğimiz ve ben. Kendi arabamızı aldık ilk defa. Yaz yağmuru bütün sıcak havayı yırtarcasına arabanın camlarına vuruyor. Öyle bir yağmur ki silecekler zor dayanıyor.

            Hastanedeyim, karadenizin hiç kesilmeyen yağmuru Haziran da da devam ediyor. İkinci bebeğim kucağımda, yeni doğan ünitesinde ki bebeklere yağmur, ninnisini söylüyor.

Vakit eve dönmek vakti…

13 Ağustos 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 11 Yorum

            Yol benim, yolcu benim demiştim ya, yağmuru bırakıyorum güzel doğu iline.

            Gelişimle ıslanmıştı sıcak kaldırımlar,gidişimle de ıslanmakta. Yağmur alışık bana. Benim ona olduğum kadar.

            Biz hasretliğide kattık önümüze yağmur bulutlarını sırtladık omuz omuza. Yağmura yoldaş olmak yürek ister…

            Yol benim, yolcu benim, yağmur benim…

            Yola çıkanın nere varacağı belli değil aslında,

            Yüce mevla nereye kestiyse biletimizi oraya…

            Gökyüzü doğu iline yağmuru verdi, yağmura hasret gitmiş dar sokaklar, toprak evler…

            Toprak kokusu boyuyor ortalığı, işte özlediğim koku bu aslında…

             Artık yola çıkmak zamanı, hasretliği bitirme zamanı, geceye dolanan saçlarımla, yeşil dağımın sisli zindanlarına girme zamanı.

Kavuşmak zamanı

13 Ağustos 2008 Çarşamba | Kategori : Aşk 7 Yorum

                           Yol benim, yolcu benim…

                           Beni evime götürecek saatler benim.

                           Sıcağa bağrını açmış asvalt yollarda,

                           Yolları arşınlayacak benim.

                            Geliyorum, sevdiğim

                            Canözüm,

                            Hasretliğim.

                             Gece beni sana getirecek,

                             Karanlıkta kavuşacağız, aydınlık günlere,

                             Sen, ben, canözüm…

                             Neçok özledik birbirimizi,

                             Ben sana geliyorum,

                             Bekle beni.

Sevda Sokağı

11 Ağustos 2008 Pazartesi | Kategori : Şiir 11 Yorum

                                                       bu sevdanın

                              oturduğu sokakta oturuyorum.

             geceler hiç bitmiyor, ben hiç uyumuyorum.

                         gecenin efkarı iniyor perde perde

                 sevdanın hayali vuruyor arada bir içime

              bu sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum

                hani şu perdelerinde mavi kuş resmi olan

                     ali bakkalın hemen yanında 17 numara

                                o kırgın hayatın tam ortasında

           hani duvarlarında hala yazılar olan o sokakta

                                     biri gurbetin, biri ihanetin

                         biride seni böyle sevmenin hikayesi

                      sevdanın camı bana bakıyor, ben cama

                        pencere önünde menekşeler, hatmiler

                     bide gece sefası bide haytalığı adamın

     abi, bide sevdanın hayali vuruyor arada bir içime

                    iyi oluyor diyorum, bu sana iyi oluyor…

                                   arada bir arkadaşlar geliyor

                                         laflıyoruz ordan burdan

                                           anlarsın ya, güzel abim

                                  iç cebimde bir umut doğuyor.

(alıntıdır, yazarını bilmiyorum)

Tutmasam kendimi…ağlayacağım.

11 Ağustos 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 3 Yorum

         Canım sıkılıyor, içimde koparıp atamadığım bişeyler var. Zaman olağan kalabalığını toplamış etrafına akıp gidiyor. Daha hızlı aksa, ben evime daha çabuk dönsem.

          Buralara gelmek bir heyecandı, bebeğin doğması, bütün aile yeniden birlikte olmamız bir heyecandı. Bebek doğdu, ağır ağır büyüyor. Tamam. Benden bukadar.

           Şimdiden sonra ne anneye, ne bebeğe verebileceğim bişey kalmadı. Ben ve çocukların dahada burda kalması daha çok gürültü ve daha fazla yükten başka bişey değil.

            Evimi özledim, buralar dar geliyor artık. Yarın gidiyordum güya, çocuklar birkaç gün daha ısrar edince Perşembe gitmeye karar verdim. Çok sıkıldım, çok.

Dingin ve heyecansız hayatıma bu kadar hareket yeter artık. Alışmışımya eskiden beri yalnızlığa, kalabalığı kaldırmıyor ruhum ve bedenim.

            Kıştan beri iple çektiğim umut zincirinin sonuna geldim. Evime dönücem, herşey eski monoton halini alacak. Belki kısa bir süre ev işleri ve özlediğim şehir beni oyalar,

             ya daha sonra..

Kış gelecek, hiç eksilmeyen sis ve yağmur yine beni boğacak. Bende hep yağmurlu günlere ait satırlara dolayacağım parmaklarımı, sisteki silüetlere dalacak gözlerim,

Umutsuzluk yeşeren dünyamda, yeni umutların yeşermesi bir mucize olacak benim için.

         Öyle sıkıldım ki şuan, karşısında rahatça ağlayacağım hiçkimse yok…

          Ne annem, ne babam, ne kardeşim.

          Eşim olsaydı yanımda öyle mi olurdu!!! Sıkı sıkı sarılıp ağlardım omuzlarında.

          Onlar bu kadar çok özlediğimin farkında değiller. Ne kadar basit geliyor onlara ayrılık. Oysa benim yüreğim yanıyor.

           Ve Tufan Abicim; birkaç kadehde ben içebilsem rahatlar mıyım, biraz olsun gülebilir miyim anlamsız hayata…