Edebiyat Kategorisindeki bloglar

Yandı, yandı…kül oldu.

5 Ağustos 2008 Salı | Kategori : Edebiyat 17 Yorum

            Altı gün öncesine dayanıyor herşey, nasıl çıkmıştı, nerde çıkmıştı, ilk kim görmüştü, ilk kim müdahale etmişti???

             İlk ALEV, ilk KIVILCIM…

             Bilerek mi çıkarılmıştı Akdenizin Ciğerlerini yakıp kül eden yangın,

              Tüm müdahalelere rağmen bilerek mi söndürülememişti, yanan her dönüm onlarca, yüzlerce ev demekti tabi ki.

             Amaçları sadece Ormanı yakmaktı belkide, ama yangına dur diyemediler, söndüremediler, zaptedemediler…

              Yanan her çam yanmaktan zevk alırcasına, bu zevki sende tat dercesine kıvılcım yüklü, bomba misali kozalaklarını diğer ağaca fırlattı, otlar, ağaçlar, yaşayan her canlı tatsın diye, yansın diye…

              Köylere kadar uzandı ateş dağının elleri, her ağacı, her otu, börtü, böceği, kaplumbağayı, yumurtadan yeni çıkmış serçeyi koynuna aldı, kızıl alevler….

              Köylünün emeğini, hayvanlarını, ürünlerini, evini, barkını, ağılını, ahırını sardı…

              Yetiştirmek kolay mıydı, az mı emek harcanmıştı? mahsulün, sarı ekinlerin hasat zamanı, ineğin en verimli süt verme zamanı, toplanan ürünün pazara çıkma zamanı, satılıp ele geçecek parayı kışa yatırma zamanı…

               Böyle düşünmüştü çiftçi babam elbet, taki yangın gelene kadar…

               Kızıl alevlerin koynuna girene kadar böyle düşünmüştü.

               Ve tam altı koca gün geçti, nihayet söndü yangın. Peki şimdi NEOLACAK???

               Yeni fidanlar mı dikilecek toprağa yoksa onların yetişmesi nerdeyse yüz yılı bulacak, en iyisi birkaç ayda ev dikelim gitsin mi denilecek… Peki kim diyecek?

               Karadeniz ağladı yanan ormanlara, rüzgara el ver dedi, gidelim güney sahiline…

               Rüzgar esmedi, inat etti. Katmadı yağmur bulutlarını önüne…

               Karadeniz ağladı, ağladı…

               Köylüler ağladı, biz ağladık…

               Ama, birileri vardıki tek damla düşmedi gözlerinden. Onlar hiçbirşeyden habersiz, müziğin ritmine kapılmış, köpük partilerinde, diskolarda, barlarda sabaha kadar tatil yapmaktaydılar.

               Nede olsa mevsim yazdı, tatil zamanıydı, eğlence zamanıydı…

               Biz onlar eğlenirken, kaç şehidimizi uğurladık, kaç dönüm orman yandı bizde yandık, kaç masum kardeşimiz teröre kurban gitti yasını tuttuk, açlıktan, sefaletten, kötüye giden ekonomiden dert yandık, yuh olsun bize, bir biz eğlenmeyi bilemedik!!!

               Yazarken bile ellerim titriyor artık, daha fazla yazamayacağım, üzgünüm.

               

Kanayan Yürekler Sokağı

4 Ağustos 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 9 Yorum

              Uzak iklimlerin kucağına düştü yolum. Vıcık vıcık çamura bağrını açmış sokak. Yıllara meydan okuyan sıvası dökülmüş evler ağlıyor. Kesif bir tezek kokusu boğuyor havayı.  Gıcırdayarak açılan ahşap kapıda bir çocuk beliriyor. Yırtık pabucundan yamalı çorapları görünüyor. Sokağın çamuruna inat hoyratça çiğneyip geçiyor hayatı. Her adımda ayrı bir çığlık atıyor yer, asker yürüyüşüyle ilerliyor çocuk. Rap rap rap…

               Köşe başında bir adam; dileniyor mu. hayır değil. Yüzünde ki çizgiler anlatıyor içinde kapanmayan yaranın hikayesini. Rüzgarın esintisiyle ceketinin bir kolu geriye savruluyor. Cephede kaybettiği koluyla, kaybettiği umutlarını bırakıyor oturduğu yere, gazi. 

               Taş dibeğin üzerine oturmuş bir kadın; Sabit bakışlarında kirpikleri bile oynamıyor. Kanayan yüreğine taş basalı yıllar olmuş. Hergün aynı hasretle bekliyor, hiçbirzaman dönemeyecek olan oğlunu. Elinde ki asker künyesi ve Türk Bayrağı herşeyi açıklıyor, o bir şehid anası.

Geliyorlar arsızca, ne bulacaklarını bilmeden…

1 Ağustos 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 7 Yorum

          Geliyorlar, yavaş yavaş günler öncesinden planlı olarak geliyorlar. Önce giresunun yaylalarını kirlettiler, şimdi Ordu"ya doğru yaklaşıyorlar. Kim mi yaklaşıyor; lanet, hain teröristler…

           Kendime kızıyorum o yüzden, ne işim var buralarda. Evime gitmeliyim, beklemeliyim onları, gelecekler elbet… gelecekler ve görecekler nasıl savaşılır.

            Korkmuyorum, tam tersine gelsinler istiyorum, elime tabanca yakışacak onu da biliyorum. Gece nöbetlerine bırakacağım kendimi, gözüm bütün ormanlık araziyi tarayacak, en ufak kıpırtıya domuzdur demiyeceğim, pür dikkat kesilecek gözlerim ve yüreğim…

             O yüzden gitmeliyim artık, evime dönmeliyim. Özlediğim yeşil dağımı beklemeliyim.

             Ölünecekse elbet, yiğitçe çarpışarak ölmeli insan, ölürken bile bir amacı olmalı…

             Ortakaradeniz mehmetçikleri pür dikkat nöbette artık, gözleri hain hedefleri arıyor, artık gitmek zamanı, eve dönmek zamanı…

             Yüreğime ve bedenime yeşil kamuflajı giydirme zamanı…

             Ben, biz kuşanacağız, onlar gelecekler…

             Gelecekler ve görecekler nasıl Vatan Uğruna can verilir…

             Şehit olan mehmetçiğimin kanını yerde koymayacağım, gelirlerse bir kurşun değil binlercesini sıkacağım…

              Hainler, karadeniz sizi barındırmaz.

Kandiliniz Mübarek olsun CANLAR…

29 Temmuz 2008 Salı | Kategori : Edebiyat 3 Yorum

KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN BÜTÜN BLOG DOSTLARI…

BEBEK

25 Temmuz 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 11 Yorum

     Hoşgeldin bebek, hayatımıza, hayata…

     Bugün anneni hiç olmadığı kadar mutlu ettin ve yordun,

     Sen bugün bana teyzeliği ilk defa tattırdın. Sen cennetten mi geldin.

      Burda oluşum, canımı, herşeyimi yeşil dağımda bırakıp gelişim sırf senin içindi. Sen geleceksin diye.

      Hoşgeldin gönlümüze,

      Yaz sıcaklarıyla, güneş gibi girdin hayatımıza…

      Ve baban. Babanı bir görsen. Daha seni annenin karnındayken bile delice seven baban…

       Bugün aptal aptal ortalarda dolaşıyor. Malum annen bir, baban 9 doğurdu.

       Ağzı kulaklarında, sana ve annene bakmaya doyamıyor.

       Annneannen ise, ilk kız torununun heyecanında. Büyük bir telaş var, hastanenin 209 nolu odasında.

       Senin emme telaşın. Sen emeceksin, annenin sütü gelecek. Ama öyle güçsüz çenen varki, hemencecik yoruluyorsun.

        Hoşgeldin BERRA İPEK, hoşgeldin teyzeciğim.

Özleyen Biri Var…

24 Temmuz 2008 Perşembe | Kategori : Edebiyat 9 Yorum

                Sıcak iklimlere kaldı yüreğim, ne mavi şehrimin yeşil dağını süsleyen sisten, ne beni bekleyen adamdan eser yok. Memleketin bir köşesine çekilmiş gibiyim. Evimden uzakta ne işim var…

                 Ben alışmışım karadenize, karadeniz havasını çekmişim bir kere içime,

                 Yağmur sonrası fındık ağaçlarında ki pırıltıyı özledim, çamur olmuş patika yolda yürümeyi, benimle yol boyu gezen köpeklerimi, patilerinin altında ki çamuru özledim….

                 Sis basınca ortalığı, ağaçlardan silüetler çıkarmayı özledim. Dağların ardından güneşin batışını seyretmeyi, yankılanan ezan sesini…

                  Burda güneş yeşil dağımda ki gibi batmıyor.

                  Yeni doğacak minik bir kız bebek beklediğim,

                  Evimden gayrı tek görmek istediğim…

                  Yaz geldi diye mi bu içimdeki coşkular, endişeli bekleyişler,

                   kanım kaynıyor artık.

                  Kış gelecek, ben çoktan evimde olacağım. Sis kaplayacak her yanı, yine tualime umutsuzluk resimleri mi çizeceğim, yalnız geceleri koynuma alıp gezineceğim satırlarda. Yine mi?

                  Yine mi kış bir öncekinin aynı olacak. Bebecik büyüyecek, ben yaşlanacağım. Onu göremeden annesinden nasıl emeklediğini, nasıl yürüdüğünü duyacağım.

                   Yine mi soğuklarda, kanım donacak ve ben geceye kilitleyeceğim umut dolu sabahları…

Sokaktan çocuk manzaraları…

13 Temmuz 2008 Pazar | Kategori : Edebiyat 26 Yorum

           Çocuk, ite kalka götürüyor üç tekerli arabayı.  Dalgalı, boynuna değen saçları kirden rengini kaybetmiş, acelesi yok…

           Yavaş yavaş ilerliyor…

           Daha eşilecek çok çöp var yollarda elbet.

           İnsanlar pisliklerini dökecekler, o onları karıştıracak, plastik, kağıt, onlar olmazsa mutlaka teneke bulacak…

           Çocuğun tek zorunlu kazanç kapısı; çöpler…

           Kısa günün karı, bu akşam epey plastik, karton çıktı çöpten.

           Başka bir çocuk, elinde üç beş kaçak sigara paketi…

           Sessiz kaldırımları arşınlıyor…

           Kara saçlı esmer adam çocuğu gözhapsine almış,

           Belli ki çocuk, adamın kazanç kapısı…

           Benim çocuklarım gibi çocuklar,

           çalışıyorlar, çalıştırılıyorlar…

           Ben kıyabilir miyim çocuklarıma…

           kıyan kıyıyor elbet…

           yorgun gönüllü çocuk, tek isteği biraz merhamet, merhamet…

          

          

Yağmurun Elleri…

10 Temmuz 2008 Perşembe | Kategori : Edebiyat 13 Yorum

    Yağmurun elleri dolandı saçlarıma, kilometrelerce yağdı benimle beraber. Hem gönlüme, hem asvalt yollara…

    Karadenizin yağmurunu da sürükledim peşimden… Yüreğimin götürdüğü yere değil ama varmam gereken yerlere…

    Varmam gereken yer; hem bana hasret hem yağmura. Bense geride bıraktığım adama.

    Asvalt yolları yıkadı geçti yağmur, büyük gölün üzerinde kara bulutlar, karadenizi aratmayan havada eksik olan biri var!

    Doğu insanı özlemiş yağmuru, şivelerine yağmur değiyor, yağmur benim saçlarımda…

    Ben de artık onlardan biriyim…

   

Düşlerimde bile kavuşamadığım sevgili…

28 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 42 Yorum

          Uzun gecelerdi her gece sevdiğim, düşlerimdi, hayallerimle süslediğim, geçmişinle avunduğum…    

           Çok sözler vardı ya söylenecek, lakin söyleyemediğim. Yaşanılmış geçmişte, yaşayamadıklarımız vardı, yasaklar vardı… İkimizinde hiç konuşmadan bildiğimiz birşeyler vardı…

          Yalnız, aramızda kalan…

         Düşlerimdi; yıllara rağmen hala kavuşma ümidiyle gözlerimi yumduğum… Hiç doya doya bakamadığın yüzünün resmini çizmekti, düşler sokağına adını yazmaktı bütün sevincim…

         Düşlerime geldiğin günlerdi, gerçekler aleminde ki dalgınlığım, gün boyu aklımdan çıkmayan hayalin…

          Dün gece yine düşümdeydin eski sevgili. Öyle bir gündü ki, herkesin aşklarına kavuştuğu, yaşayamadıklarını yaşadığı, el ele tutuşmanın, göz göze gelmenin, öpüşmenin dahi serbest olduğu…   

          Kalabalıktı her yer. Herkes sevdiğini arıyordu, herkes gibi bende arıyordum seni. Biliyordum geldiğini, biliyordum anlıkta olsa konuşacağımızı, bakışacağımızı. Bütün yasaklara aldırmadan, evli olduğumu düşünmeden, herşeye rağmen özgürce…

        Özgürce sıyrılıyordum insan kalabalığından, gözümün iliştiği yerdeydin, bir anlık mesafedeydin, uzatsam elimi tutuverecektin!…

        Sonra bir uğultu, bir karışıklık!…

        Ulaşılamaz, dönülmez yerdesin. Nerdesin sevgili, nerdesin?…

        Daha şimdi görmüştüm ya o özlediğim yüzünü, o hiç tutmadığım ellerini, unutamadığım çocuk sesini… daha yenice duymuşken!…

         Herkes kavuştu sevgili o gün, o düşde bile herkesi kavuşturdum ben.

         Bir biz kaldık ayrı…

         Düşlerimde bile kavuşamadığım sevgili, bir biz kaldık ayrı.

         Uyandım sonra. Sildim yüzümde ki gözyaşlarımı. Öyle ya kimse görmesin, kimse bilmesin bir düş için ağladığımı…

         Bir düşün ardından gün boyu dalgınlığımı…

         Halen yazarken bile ağladığımı,

         Kimse görmesin,

         Kimse bilmesin.

        

SEN ÖZGÜR MÜSÜN?

20 Haziran 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 7 Yorum

          Güneş batmak üzere, bu saatlerde dışarda yürümeyi severim. Yeşil dağımın toprak yolunu yavaş yavaş arşınlamayı severim. Peki, öyleyse evde ne işim var! Bilmem.

           Yalnızlıkla ben yine cevabını bilmediğim soruların çözümüyle uğraşıyoruz. Çocuklar dışarda, özgürce takılıyorlar, top oynuyorlar, bisiklete biniyorlar. Canım eşim şu günlerde daha bir maç tiryakisi, bugün milli maç varmış, erkenden oda çıktı. Bir ben kaldım özgürce takılmadık, özgürce çıkmadık. Ben çıkamadım, kadın olduğum için, anne olduğum için, evde sıradan işlerim olduğu için, çıkmamam gerektiği için çıkmadım. Hani nerde kaldı ÖzGürLük?

             Güneş batmak üzere, birazdan karanlık basacak, koyu maviliklere bürünmüş dağlara kızıl bulutlar eşlik ediyor. Onlar bile yalnız değil. Kuşlar halen cıvıl cıvıl, günün tadına varan en çok onlar.

Onlara baktıkça, dinledikçe seslerini kuş olmak istiyor insan, kuş olup özgürce şakımak, özgürce uçmak. Özgürlük kuşların kanadında, yalnızca kanadında…

Özgürlük, çocukların yüreğinde, oynadıkları topta, bindikleri bisikletin tekerlerinde. Güneşin batmasına aldırmadan gönüllerince oynuyorlar. Oynasınlar bakalım, doysunlar özgür günlerine…

Ben özgürüm diyene ne mutlu, hep özgürlüğü isteriz, hep ondan bahsederiz, hep yapmak istediklerini yap bugün deriz. Lafta kalır bazı şeyler, lafta kalır ÖzGürLüK.