Edebiyat Kategorisindeki bloglar

BEBEK

25 Temmuz 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 11 Yorum

     Hoşgeldin bebek, hayatımıza, hayata…

     Bugün anneni hiç olmadığı kadar mutlu ettin ve yordun,

     Sen bugün bana teyzeliği ilk defa tattırdın. Sen cennetten mi geldin.

      Burda oluşum, canımı, herşeyimi yeşil dağımda bırakıp gelişim sırf senin içindi. Sen geleceksin diye.

      Hoşgeldin gönlümüze,

      Yaz sıcaklarıyla, güneş gibi girdin hayatımıza…

      Ve baban. Babanı bir görsen. Daha seni annenin karnındayken bile delice seven baban…

       Bugün aptal aptal ortalarda dolaşıyor. Malum annen bir, baban 9 doğurdu.

       Ağzı kulaklarında, sana ve annene bakmaya doyamıyor.

       Annneannen ise, ilk kız torununun heyecanında. Büyük bir telaş var, hastanenin 209 nolu odasında.

       Senin emme telaşın. Sen emeceksin, annenin sütü gelecek. Ama öyle güçsüz çenen varki, hemencecik yoruluyorsun.

        Hoşgeldin BERRA İPEK, hoşgeldin teyzeciğim.

Özleyen Biri Var…

24 Temmuz 2008 Perşembe | Kategori : Edebiyat 9 Yorum

                Sıcak iklimlere kaldı yüreğim, ne mavi şehrimin yeşil dağını süsleyen sisten, ne beni bekleyen adamdan eser yok. Memleketin bir köşesine çekilmiş gibiyim. Evimden uzakta ne işim var…

                 Ben alışmışım karadenize, karadeniz havasını çekmişim bir kere içime,

                 Yağmur sonrası fındık ağaçlarında ki pırıltıyı özledim, çamur olmuş patika yolda yürümeyi, benimle yol boyu gezen köpeklerimi, patilerinin altında ki çamuru özledim….

                 Sis basınca ortalığı, ağaçlardan silüetler çıkarmayı özledim. Dağların ardından güneşin batışını seyretmeyi, yankılanan ezan sesini…

                  Burda güneş yeşil dağımda ki gibi batmıyor.

                  Yeni doğacak minik bir kız bebek beklediğim,

                  Evimden gayrı tek görmek istediğim…

                  Yaz geldi diye mi bu içimdeki coşkular, endişeli bekleyişler,

                   kanım kaynıyor artık.

                  Kış gelecek, ben çoktan evimde olacağım. Sis kaplayacak her yanı, yine tualime umutsuzluk resimleri mi çizeceğim, yalnız geceleri koynuma alıp gezineceğim satırlarda. Yine mi?

                  Yine mi kış bir öncekinin aynı olacak. Bebecik büyüyecek, ben yaşlanacağım. Onu göremeden annesinden nasıl emeklediğini, nasıl yürüdüğünü duyacağım.

                   Yine mi soğuklarda, kanım donacak ve ben geceye kilitleyeceğim umut dolu sabahları…

Sokaktan çocuk manzaraları…

13 Temmuz 2008 Pazar | Kategori : Edebiyat 26 Yorum

           Çocuk, ite kalka götürüyor üç tekerli arabayı.  Dalgalı, boynuna değen saçları kirden rengini kaybetmiş, acelesi yok…

           Yavaş yavaş ilerliyor…

           Daha eşilecek çok çöp var yollarda elbet.

           İnsanlar pisliklerini dökecekler, o onları karıştıracak, plastik, kağıt, onlar olmazsa mutlaka teneke bulacak…

           Çocuğun tek zorunlu kazanç kapısı; çöpler…

           Kısa günün karı, bu akşam epey plastik, karton çıktı çöpten.

           Başka bir çocuk, elinde üç beş kaçak sigara paketi…

           Sessiz kaldırımları arşınlıyor…

           Kara saçlı esmer adam çocuğu gözhapsine almış,

           Belli ki çocuk, adamın kazanç kapısı…

           Benim çocuklarım gibi çocuklar,

           çalışıyorlar, çalıştırılıyorlar…

           Ben kıyabilir miyim çocuklarıma…

           kıyan kıyıyor elbet…

           yorgun gönüllü çocuk, tek isteği biraz merhamet, merhamet…

          

          

Yağmurun Elleri…

10 Temmuz 2008 Perşembe | Kategori : Edebiyat 13 Yorum

    Yağmurun elleri dolandı saçlarıma, kilometrelerce yağdı benimle beraber. Hem gönlüme, hem asvalt yollara…

    Karadenizin yağmurunu da sürükledim peşimden… Yüreğimin götürdüğü yere değil ama varmam gereken yerlere…

    Varmam gereken yer; hem bana hasret hem yağmura. Bense geride bıraktığım adama.

    Asvalt yolları yıkadı geçti yağmur, büyük gölün üzerinde kara bulutlar, karadenizi aratmayan havada eksik olan biri var!

    Doğu insanı özlemiş yağmuru, şivelerine yağmur değiyor, yağmur benim saçlarımda…

    Ben de artık onlardan biriyim…

   

Düşlerimde bile kavuşamadığım sevgili…

28 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 42 Yorum

          Uzun gecelerdi her gece sevdiğim, düşlerimdi, hayallerimle süslediğim, geçmişinle avunduğum…    

           Çok sözler vardı ya söylenecek, lakin söyleyemediğim. Yaşanılmış geçmişte, yaşayamadıklarımız vardı, yasaklar vardı… İkimizinde hiç konuşmadan bildiğimiz birşeyler vardı…

          Yalnız, aramızda kalan…

         Düşlerimdi; yıllara rağmen hala kavuşma ümidiyle gözlerimi yumduğum… Hiç doya doya bakamadığın yüzünün resmini çizmekti, düşler sokağına adını yazmaktı bütün sevincim…

         Düşlerime geldiğin günlerdi, gerçekler aleminde ki dalgınlığım, gün boyu aklımdan çıkmayan hayalin…

          Dün gece yine düşümdeydin eski sevgili. Öyle bir gündü ki, herkesin aşklarına kavuştuğu, yaşayamadıklarını yaşadığı, el ele tutuşmanın, göz göze gelmenin, öpüşmenin dahi serbest olduğu…   

          Kalabalıktı her yer. Herkes sevdiğini arıyordu, herkes gibi bende arıyordum seni. Biliyordum geldiğini, biliyordum anlıkta olsa konuşacağımızı, bakışacağımızı. Bütün yasaklara aldırmadan, evli olduğumu düşünmeden, herşeye rağmen özgürce…

        Özgürce sıyrılıyordum insan kalabalığından, gözümün iliştiği yerdeydin, bir anlık mesafedeydin, uzatsam elimi tutuverecektin!…

        Sonra bir uğultu, bir karışıklık!…

        Ulaşılamaz, dönülmez yerdesin. Nerdesin sevgili, nerdesin?…

        Daha şimdi görmüştüm ya o özlediğim yüzünü, o hiç tutmadığım ellerini, unutamadığım çocuk sesini… daha yenice duymuşken!…

         Herkes kavuştu sevgili o gün, o düşde bile herkesi kavuşturdum ben.

         Bir biz kaldık ayrı…

         Düşlerimde bile kavuşamadığım sevgili, bir biz kaldık ayrı.

         Uyandım sonra. Sildim yüzümde ki gözyaşlarımı. Öyle ya kimse görmesin, kimse bilmesin bir düş için ağladığımı…

         Bir düşün ardından gün boyu dalgınlığımı…

         Halen yazarken bile ağladığımı,

         Kimse görmesin,

         Kimse bilmesin.

        

SEN ÖZGÜR MÜSÜN?

20 Haziran 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 7 Yorum

          Güneş batmak üzere, bu saatlerde dışarda yürümeyi severim. Yeşil dağımın toprak yolunu yavaş yavaş arşınlamayı severim. Peki, öyleyse evde ne işim var! Bilmem.

           Yalnızlıkla ben yine cevabını bilmediğim soruların çözümüyle uğraşıyoruz. Çocuklar dışarda, özgürce takılıyorlar, top oynuyorlar, bisiklete biniyorlar. Canım eşim şu günlerde daha bir maç tiryakisi, bugün milli maç varmış, erkenden oda çıktı. Bir ben kaldım özgürce takılmadık, özgürce çıkmadık. Ben çıkamadım, kadın olduğum için, anne olduğum için, evde sıradan işlerim olduğu için, çıkmamam gerektiği için çıkmadım. Hani nerde kaldı ÖzGürLük?

             Güneş batmak üzere, birazdan karanlık basacak, koyu maviliklere bürünmüş dağlara kızıl bulutlar eşlik ediyor. Onlar bile yalnız değil. Kuşlar halen cıvıl cıvıl, günün tadına varan en çok onlar.

Onlara baktıkça, dinledikçe seslerini kuş olmak istiyor insan, kuş olup özgürce şakımak, özgürce uçmak. Özgürlük kuşların kanadında, yalnızca kanadında…

Özgürlük, çocukların yüreğinde, oynadıkları topta, bindikleri bisikletin tekerlerinde. Güneşin batmasına aldırmadan gönüllerince oynuyorlar. Oynasınlar bakalım, doysunlar özgür günlerine…

Ben özgürüm diyene ne mutlu, hep özgürlüğü isteriz, hep ondan bahsederiz, hep yapmak istediklerini yap bugün deriz. Lafta kalır bazı şeyler, lafta kalır ÖzGürLüK.

Çöp biriktirmeyi seviyoruz!!!

17 Haziran 2008 Salı | Kategori : Edebiyat 14 Yorum

          Kocaman bir çöp bidonum var balkonda, sabahtan akşama kadar doluyor, o bile yetmiyor bazen. Şimdi karpuz falan çıktı çok yer kaplıyor elbet. Düşünüyorum, karpuz ve sebze kabuklarını ayırsam yakınlarda ineği olan birilerine versem, hayvan yerdi diye. Ama mümkün değil. Kağıt, gazete, dergi cinsi şeyleri de çöpe atarken canım yanıyor. Oysa bunlar geri dönüşümü olan şeyler, keza cam şişelerde öyle. Hatta hiç olmadı çevrede atık olacağına toplayayım kazan dairesinde yansın diyorum ama kimse oralı olmuyor. Sobalı bir evde oturuyor olsaydım bu kadar çöpüm olmazdı. Çünkü çoğunu yakıp yokedebilirdim.

          Benim canım anneannem, ömrü uzun olsun, daha sağlıklı ve genç iken, hatta hayırsız dayım onu evinden atmadan evvel bütün sebze ve meyve kabuklarını çatıda bir gazetenin üzerinde kuruturdu. Hatta o kalın karpuz kabuklarını bile. Tam akşam üzerleri çatıya çıkıp Burdur’un enfes manzarasını seyredecekken karşımıza birde çöp manzarası çıkardı. Anneannemin çöpleri. Kızardık o zamanlar, bunların yeri burası değil anneanne, çöpe atsana…

          O her zaman, hiç üşenmeden yediğimiz, içtiğimiz, tükettiğimiz herşeyin artığını elinden geldiği kadar kurutur ve banyonun sobasında yakardı. Naylon poşetleri tertemiz yıkar, kurutur ve onları köylüler pazarına götürüp pazarcı kadınlara verirdi. Anneannemin evinde çöp, yakacak kadar değerliydi. Anneannem o yaşına rağmen bizim bilmediğimiz veya öğrenemediğimiz çevre bilincine sahipti. Mandıradan alınmış süt şişeleri ve yoğurt kapları bile aynı titizlikle yıkanır, mandıraya geri iade edilirdi.

        Geçen yılda Merkezde oturduğum dönem belediye atık kumbaraları koymuştu çöp konteynırlarının yanına. Bu kumbaralar üç bölümden oluşuyordu. Cam, kağıt, plastik atık. Ben şahsen evimde bunları ayırıp yerli yerince kumbaraya atıyordum ama zamanla vatandaş bunu normal bir çöp bidonu halinde kullanmaya başlayınca bende pes ettim. Çünkü ayırdıklarımı atacak yer kalmıyordu.

        Şimdi düşünüyorumda anneannemin yaptığı en doğrusu imiş. Ona bunları böyle yap diye tenbih eden olmuyordu elbet, ama o gerçekten yaşadığı çevreyi seviyordu. Şimdi bile halen yerde bir şişe veya kağıt görsün onu eve getirir. Annem de evde biriktirdiği cam ve kağıtlarla birlikte onlarıda alır atık kumbarasına bırakır gelir. 

         Evimiz temiz olsa ne çıkar, bizim biriktirdiğimiz çöpler dağlar tepeler oluşturmakta, onlardan çıkan zararlı gazlar havayı kirletmekte, sularımıza karışmakta ve toprağımıza.  Benim anneannem bana temiz bir çevre bıraktı ve ben bakalım torunlarıma ne bırabileceğim.

Yaşayanlar ve Ölenler Var

16 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 8 Yorum

           Ev bugün hiç olmadığı kadar sessiz. Çocuklar ve eşim mavi şehre indiler. Özlediğim yalnızlık ve sessizlikle başbaşayım nihayet. Havanın kapalı olması yağmurun habercisi olsa da bu ağaçlarda ki kuşların ötmesine engel değil.

Bir guguk kuşu saatlerdir ötüyor, binbir ağaç içinde kimbilir hangisini kendine sahne seçmiş. Serçelerin toplu ötüşleri ve guguk kuşu ahenkli bir biçimde düet yapıyorlar.

Ben bu sesleri gözümü kapatmış halde dinlerken tepelerde yankılanan sela sesi bütün sesleri bastırıyor.

Bir vatandaş dünyaya elveda demiş, kimbilir hangi vakit ecel uğradı, birazdan kara toprakla kucaklaşacak. Kimbilir hangi bilinmeyen gerçekler çıkacak ondan sonra karşısına!

Bizler sabah neşe ile uyanırken mi, yoksa aç olan midemizi doldururken mi, yoksa beynimiz bugünkü işler ile ilgi muhasebesini yaparken mi? Kimbilir hangi vakit ecel uğradı ona.

Hiç ölmeyecek gibi yaşamak bu olsa gerek. Bir sela sesiyle irkiliyor ruhum. Hangimizin selası gökyüzünde yankılanmayacak ki! Var mı ölüm benden çok uzak diyen!

Herkese yakışıyor hayat; bebeğe, çocuğa, delikanlıya…nineye, dedeye… Bana, bize, size…

Selası verilen kula da yakışmıştı elbet. Şimdi gidiyor dört kolluda sessiz. Geride bıraktıklarına aldırmadan, geride kalanlarda ağlayacaklar, yas tutacaklar sonra susacaklar. Geçen günler, matemin izlerinide silecek.

”Gönül sen ölmez misin,

  Ölmeye gelmez misin?

  Yakasız gömlek biçilmiş,

  Giymeye gelmez misin?”

 

 

EVİM, EVİM GÜZEL EVİM…

14 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 4 Yorum

               Yorgunum dostlar, ayaklarıma kara sular indi. Sinir katsayım da tavana vurmuş durumda. Gez, gez tükenmiyor çarşı. Özlemişim kalabalığı lakin insanın şehir merkezinde evi olmayıca pek zor. Gezsek tozsak iyi de ya yanımda ki tok evin aç kedilerine ne demeli. Tamam, bugün onlar için gitmiştim ama sürekli tıkınıp durdular. Ufaklığı görmeyin, zaten evden çıkmamız ayrı bir olaydı.

          Saat 13 otobüsüne yetişmeye çalışacağımya, bir yere gidilecekse evde ki telaşı bayan arkadaşlar çok iyi bilirler. Apar topar evi topla, çocukları hazırla, yedek çamaşır  al vs. vs.

Bir yandan elimde telefon belediye otobüsünün şöförünü arıyorum. ”Abicim, beni bekleyin ha, şimdi çıktım, 10 dakkaya ordayım, aman ha almadan gitmeyin.” Bugün gitmeseydik çatlayacak çocuklar:-))

Dakka dakkasına yetiştik, Allahtan otobüs bugün kalabalık değildi. Biz anlattığım gibi tıngır mıngır indik virajlı yollardan mavi şehreee. (Feministim, mavi şehir Ordu).

          Hava sımsıcak, ne anlattıysam hepsini yaptık fazlasıyla. Güzel gündü velhasıl. Dönüşte arkadaşlar denk geldi, en azından eve kadar yürümek zorunda kalmadık.

         Evim, evim güzel evim, çok yorulmuşum. Gelir gelmez hadi çocuklar banyoya. Şimdi elimde form çayım, yazıyorum. Yazmak her zaman dediğim gibi beni dinlendiren tek şey.

         Şimdi ayaklarımı uzatıp kara sular inmiş ayaklarımı dinlendirme zamanı. Canım eşim yanımda değil, o yüzden demlediğim çayımı onsuz içicem.

         Dışarda rüzgarın sesi, fırtına başladı. Burası dağlık olduğu için mavi şehirden iklim olarak çok farklı ve birazdan iyi bir yağmur geliyorum diyor.

         Herkese kucak dolusu sevgiler…

GİDİYORUM…

14 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 7 Yorum

                 Günlerden sonra nihayet güenş yüzünü gösterdi. Bugün güzel bir gün olacak biliyorum. Çünkü ben bugün gidiyorum. Ben bugün mavi şehre gidiyorum. Çocuklarımla beraber. Önce yaya olarak her zaman ki yürüyüş yaptığım toprak yoldan ilçenin manzarasını seyrede seyrede bayır aşağı ineceğiz. Sonra belediyenin küçük ve mavi otobüsüne atlayıp, virajlı yolları aşarak mavi şehre varacağız. Giderken yolumuzun üzerinde ki Melet Irmağı (Fotoğrafını yayınlamıştım) üzerinden geçeceğiz.

          Ben bugün gidiyorum, mavi şehre. Özledim. Çarşıyı, cıvıl cıvıl gezen insanları ve denizi. Çocuklar ne isterlerse bugün onu yapacağım. Sahilde ki parkta salıncağa bineceğim onlarla. Belki pamuk şeker veya dondurma elimizde banka oturup seyre dalacağız denizi.

           Levent bugünlerde yaşpasta istiyor, bir pastaneye girip ona yaş pasta, Alperenime de fırında sütlaç ısmarlayacağım. Ben de aylardan beri rejim muhabbetinden dolayı yiyemediğim yanından geçerken kokusunu içime çektiğim su böreğini isteyeceğim ve yiyeceğim afiyetle.

            Birşeyler alıp para harcamak şart mı? Gezmek bedava, vitrinlere yapışmak bedava. Almasamda mağaza mağaza dolaşıp elbise denemek bedava :-)

            Şimdi çocuklar yeni yeni uyanıyorlar. Güzel bir kahvaltı hazırlayıp onların karnını doyurmak zamanı. Sonrada güneşten ilham alıp ışımak, mutlu olup şımarmak zamanı. Sizlerinde gününüz güzel geçsin dostlarım.