Haziran, 2008 Arşivi

Düşlerimde bile kavuşamadığım sevgili…

28 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 42 Yorum

          Uzun gecelerdi her gece sevdiğim, düşlerimdi, hayallerimle süslediğim, geçmişinle avunduğum…    

           Çok sözler vardı ya söylenecek, lakin söyleyemediğim. Yaşanılmış geçmişte, yaşayamadıklarımız vardı, yasaklar vardı… İkimizinde hiç konuşmadan bildiğimiz birşeyler vardı…

          Yalnız, aramızda kalan…

         Düşlerimdi; yıllara rağmen hala kavuşma ümidiyle gözlerimi yumduğum… Hiç doya doya bakamadığın yüzünün resmini çizmekti, düşler sokağına adını yazmaktı bütün sevincim…

         Düşlerime geldiğin günlerdi, gerçekler aleminde ki dalgınlığım, gün boyu aklımdan çıkmayan hayalin…

          Dün gece yine düşümdeydin eski sevgili. Öyle bir gündü ki, herkesin aşklarına kavuştuğu, yaşayamadıklarını yaşadığı, el ele tutuşmanın, göz göze gelmenin, öpüşmenin dahi serbest olduğu…   

          Kalabalıktı her yer. Herkes sevdiğini arıyordu, herkes gibi bende arıyordum seni. Biliyordum geldiğini, biliyordum anlıkta olsa konuşacağımızı, bakışacağımızı. Bütün yasaklara aldırmadan, evli olduğumu düşünmeden, herşeye rağmen özgürce…

        Özgürce sıyrılıyordum insan kalabalığından, gözümün iliştiği yerdeydin, bir anlık mesafedeydin, uzatsam elimi tutuverecektin!…

        Sonra bir uğultu, bir karışıklık!…

        Ulaşılamaz, dönülmez yerdesin. Nerdesin sevgili, nerdesin?…

        Daha şimdi görmüştüm ya o özlediğim yüzünü, o hiç tutmadığım ellerini, unutamadığım çocuk sesini… daha yenice duymuşken!…

         Herkes kavuştu sevgili o gün, o düşde bile herkesi kavuşturdum ben.

         Bir biz kaldık ayrı…

         Düşlerimde bile kavuşamadığım sevgili, bir biz kaldık ayrı.

         Uyandım sonra. Sildim yüzümde ki gözyaşlarımı. Öyle ya kimse görmesin, kimse bilmesin bir düş için ağladığımı…

         Bir düşün ardından gün boyu dalgınlığımı…

         Halen yazarken bile ağladığımı,

         Kimse görmesin,

         Kimse bilmesin.

        

SADECE SANA

24 Haziran 2008 Salı | Kategori : Aşk 15 Yorum

                Gökyüzünü çizdi geçti uçak,

            Maviliği yaran beyaz bir hat oluştu,

          Beyazın maviye bu kadar çok yakıştığı

                         Görülmemiştir.

               Gönlümü çizdi geçti sözlerin,

           Kalbimde, sevdana dair bir söz oluştu,

                  Senden önce hiç kimseye,

                   ”SENİ SEVİYORUM”

                             Dediğim,

                         Görülmemiştir.

Tayfun TALİPOĞLU Sevenlere ve Gönül Dostlarıma…

23 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori : Aşk 16 Yorum

GECE BİZE YAZMIYOR

Bize yazmıyor,
Yeterince karanlık değilmiş yüzümüz.
Rakıya kin bulaştırmadık
Sevda yüzünden içtiğimiz.
Yanılmışız
Günleri yeterince eskitmeden
Tükettik.
Lakin ihanetlerle anılmadı adımız…
Sözümüz var
Dostlarla birlikte
Yaşlanacağız.
Dönenleri
Döndükleri yere kadar sevip
Hayal kırıklığına içmeyeceğiz.
Hep yaptığımız gibi
İçtikçe sevdalanıp
Sevdalandıkça öleceğiz.

Tayfun TALİPOĞLU

DOSTUM’a

20 Haziran 2008 Cuma | Kategori : Aşk 26 Yorum

               Hadi gel artık, ben buralardayım,

               İşi gücü bırak, çocuklarara da baksın babaanneleri

               Çayım hazır, sen seversin yanında sade keki.

               Benim kileri dışarı postalarım ben,

               Sen gecikme, vakit daha erken.

                       Eski günleri anarız beraber,

                       Sende vardır memleketten haberler,

                       İki satır laf ederiz,

                       Eski aşklardan dem vurup, güleriz.

              Hadi gel özlediğim dostum,

              Beni bilirsin yalnızlığı sevmem.

              Okul çıkışları ne çok kıkırdardık,

              Evlendik, çoluk çocuk derken

               Onaltılı yaşlarımıza baka kaldık.

                         Ne sen eski sen, ne ben o eski ben,

                         Gelsen evimi, ocağımı görsen.

                         Yüzümdeki çizgiler anlatsa gurbetin halini,

                          Çok konuşmayı sevmem, bilirsin beni.

           Yere yatak yaparız, gece bastırınca,

           Sizde kaldığım gecelerde ki gibi,

            Sohbet, hasreti dağıtmayınca

            Sessizliğe gömeriz içimizdeki özlemi.

           

SEN ÖZGÜR MÜSÜN?

20 Haziran 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 7 Yorum

          Güneş batmak üzere, bu saatlerde dışarda yürümeyi severim. Yeşil dağımın toprak yolunu yavaş yavaş arşınlamayı severim. Peki, öyleyse evde ne işim var! Bilmem.

           Yalnızlıkla ben yine cevabını bilmediğim soruların çözümüyle uğraşıyoruz. Çocuklar dışarda, özgürce takılıyorlar, top oynuyorlar, bisiklete biniyorlar. Canım eşim şu günlerde daha bir maç tiryakisi, bugün milli maç varmış, erkenden oda çıktı. Bir ben kaldım özgürce takılmadık, özgürce çıkmadık. Ben çıkamadım, kadın olduğum için, anne olduğum için, evde sıradan işlerim olduğu için, çıkmamam gerektiği için çıkmadım. Hani nerde kaldı ÖzGürLük?

             Güneş batmak üzere, birazdan karanlık basacak, koyu maviliklere bürünmüş dağlara kızıl bulutlar eşlik ediyor. Onlar bile yalnız değil. Kuşlar halen cıvıl cıvıl, günün tadına varan en çok onlar.

Onlara baktıkça, dinledikçe seslerini kuş olmak istiyor insan, kuş olup özgürce şakımak, özgürce uçmak. Özgürlük kuşların kanadında, yalnızca kanadında…

Özgürlük, çocukların yüreğinde, oynadıkları topta, bindikleri bisikletin tekerlerinde. Güneşin batmasına aldırmadan gönüllerince oynuyorlar. Oynasınlar bakalım, doysunlar özgür günlerine…

Ben özgürüm diyene ne mutlu, hep özgürlüğü isteriz, hep ondan bahsederiz, hep yapmak istediklerini yap bugün deriz. Lafta kalır bazı şeyler, lafta kalır ÖzGürLüK.

CANIIIMM…

20 Haziran 2008 Cuma | Kategori : Aşk 16 Yorum

              Canıııımm, canıma can katan, yüreğimi aşkıyla dolduran adam. Yeter mi geçen 13 sene, yetmeez, daha ne ben sana doyabildim, ne sen bana. İsterimki ölene kadar sen benim ol, ben senin. Ben seni ölesiye sevdim.

               Kara kaşlarına kurban olduğum, esmer tenine hayran olduğum, bir gülüşüne dünyaları bedel seçtiğim, yaşamamın tek sebebi, hayatımın tek anlamı, ben seni canımı verecek, uğruna ölecek kadar çok sevdim.

                Yanımdayken bile hasretim, yüzüne bakmaya doyamadığım erkeğim, sesiyle mest olduğum, bir dokunuşuna, bir öpüşüne ruhumu verdiğim adam, gel hep bende ol, hep benim ol. Ben yalnız hep seni sevdim.

                Başımı yasladığım tek omuz, dertlerimi paylaştığım sabır taşım, gözyaşımı akıttığım yüreğim, bütün benliğim. Sen, sen diye çarpan kalbimle ben seninle yaşlanmaya söz verdim. Seninle yaşlanmaya ve ölmeye. Ben seni kara toprağa girecek kadar çok sevdim.

                Biz el ele büyüttük sevgimizi, iki ayrı bedende tek bir ruh olduk. Ben sendeyim, sen bende. Yaşıyorsam sen varsın diye, gülüyorsam sen güldün diye, senin umutların benim, yarınlar ikimizin. Hayatta paylaşamayacağım tek şey senin kalbimdeki sevgin. Sevgin beni dimdik ayakta tutan, varlığın varlığıma denk, sevgilim, sevdiğim.

                Yine akşam saatlerini iple çekme zamanı, gündüzleri sesini duymak yetmiyor. Yalnız bana ait olan bedenini ve ruhunuda yanımda hissetmeliyim. Sen her akşam olduğu gibi yine gel birtanem. Ben her akşam olduğu gibi seni bekliyorum. Ben ve çocuklar. Gel, sevgi dolu yüreğinle evimizi aydınlat, çünkü gelişlerin benim için bayram, gitmelerin hüzün.

                 Yüreğime sevgi prangasını vuran adam; ben seni ne çok seviyorum bir bilsen. Anlatamam…

              

GÖKYÜZÜ ŞAHİT…

18 Haziran 2008 Çarşamba | Kategori : Aşk 21 Yorum

                       Ben, en çok geceleri severim.

                       Siyah gelinliğini giyen gökyüzünü,

                       Onu pul pul süsleyen yıldızları severim.

                       Gecelerde, yalnız gecelerde…

                       Ay, bir gerdanlık gibi dolanır,

                       Siyah gecenin boynuna.

                       Ben gecelerde ağlarım en çok,

                       Siyah örter her damla gözyaşımı,

                       Sır gibi saklar benimle beraber.

                       Güneşin batışını, geceyi koynuna alışını severim,

                       Siyaha matem derler ya,

                       Yok, olmaz öyle demeyin,

                       Gecelerde olur en imkansız düğünler,

                       Geceler yasak sevdalara şahit,

                       Gecelerde davetlisi olduğum düğün

                       Yalnız bana ait.

                       Ben en çok geceleri severim,

                       Yalnızlık en çok geceye yakışır,

                       Yıldızlarda, ayda…

                       Ve, bana da samanyolunda,

                       Bir yıldız gibi kaymak düşer.

                                                   Gökyüzü yine siyah gelinliğini giydi,

                                                   Yıldızlar pul pul döküldü üzerine,

                                                   Ay bir gerdanlık misali boynuna dolandı,

                                                   Gecenin sürmesi çekidi gözlerine.

                       

Çöp biriktirmeyi seviyoruz!!!

17 Haziran 2008 Salı | Kategori : Edebiyat 14 Yorum

          Kocaman bir çöp bidonum var balkonda, sabahtan akşama kadar doluyor, o bile yetmiyor bazen. Şimdi karpuz falan çıktı çok yer kaplıyor elbet. Düşünüyorum, karpuz ve sebze kabuklarını ayırsam yakınlarda ineği olan birilerine versem, hayvan yerdi diye. Ama mümkün değil. Kağıt, gazete, dergi cinsi şeyleri de çöpe atarken canım yanıyor. Oysa bunlar geri dönüşümü olan şeyler, keza cam şişelerde öyle. Hatta hiç olmadı çevrede atık olacağına toplayayım kazan dairesinde yansın diyorum ama kimse oralı olmuyor. Sobalı bir evde oturuyor olsaydım bu kadar çöpüm olmazdı. Çünkü çoğunu yakıp yokedebilirdim.

          Benim canım anneannem, ömrü uzun olsun, daha sağlıklı ve genç iken, hatta hayırsız dayım onu evinden atmadan evvel bütün sebze ve meyve kabuklarını çatıda bir gazetenin üzerinde kuruturdu. Hatta o kalın karpuz kabuklarını bile. Tam akşam üzerleri çatıya çıkıp Burdur’un enfes manzarasını seyredecekken karşımıza birde çöp manzarası çıkardı. Anneannemin çöpleri. Kızardık o zamanlar, bunların yeri burası değil anneanne, çöpe atsana…

          O her zaman, hiç üşenmeden yediğimiz, içtiğimiz, tükettiğimiz herşeyin artığını elinden geldiği kadar kurutur ve banyonun sobasında yakardı. Naylon poşetleri tertemiz yıkar, kurutur ve onları köylüler pazarına götürüp pazarcı kadınlara verirdi. Anneannemin evinde çöp, yakacak kadar değerliydi. Anneannem o yaşına rağmen bizim bilmediğimiz veya öğrenemediğimiz çevre bilincine sahipti. Mandıradan alınmış süt şişeleri ve yoğurt kapları bile aynı titizlikle yıkanır, mandıraya geri iade edilirdi.

        Geçen yılda Merkezde oturduğum dönem belediye atık kumbaraları koymuştu çöp konteynırlarının yanına. Bu kumbaralar üç bölümden oluşuyordu. Cam, kağıt, plastik atık. Ben şahsen evimde bunları ayırıp yerli yerince kumbaraya atıyordum ama zamanla vatandaş bunu normal bir çöp bidonu halinde kullanmaya başlayınca bende pes ettim. Çünkü ayırdıklarımı atacak yer kalmıyordu.

        Şimdi düşünüyorumda anneannemin yaptığı en doğrusu imiş. Ona bunları böyle yap diye tenbih eden olmuyordu elbet, ama o gerçekten yaşadığı çevreyi seviyordu. Şimdi bile halen yerde bir şişe veya kağıt görsün onu eve getirir. Annem de evde biriktirdiği cam ve kağıtlarla birlikte onlarıda alır atık kumbarasına bırakır gelir. 

         Evimiz temiz olsa ne çıkar, bizim biriktirdiğimiz çöpler dağlar tepeler oluşturmakta, onlardan çıkan zararlı gazlar havayı kirletmekte, sularımıza karışmakta ve toprağımıza.  Benim anneannem bana temiz bir çevre bıraktı ve ben bakalım torunlarıma ne bırabileceğim.

Yaşayanlar ve Ölenler Var

16 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 8 Yorum

           Ev bugün hiç olmadığı kadar sessiz. Çocuklar ve eşim mavi şehre indiler. Özlediğim yalnızlık ve sessizlikle başbaşayım nihayet. Havanın kapalı olması yağmurun habercisi olsa da bu ağaçlarda ki kuşların ötmesine engel değil.

Bir guguk kuşu saatlerdir ötüyor, binbir ağaç içinde kimbilir hangisini kendine sahne seçmiş. Serçelerin toplu ötüşleri ve guguk kuşu ahenkli bir biçimde düet yapıyorlar.

Ben bu sesleri gözümü kapatmış halde dinlerken tepelerde yankılanan sela sesi bütün sesleri bastırıyor.

Bir vatandaş dünyaya elveda demiş, kimbilir hangi vakit ecel uğradı, birazdan kara toprakla kucaklaşacak. Kimbilir hangi bilinmeyen gerçekler çıkacak ondan sonra karşısına!

Bizler sabah neşe ile uyanırken mi, yoksa aç olan midemizi doldururken mi, yoksa beynimiz bugünkü işler ile ilgi muhasebesini yaparken mi? Kimbilir hangi vakit ecel uğradı ona.

Hiç ölmeyecek gibi yaşamak bu olsa gerek. Bir sela sesiyle irkiliyor ruhum. Hangimizin selası gökyüzünde yankılanmayacak ki! Var mı ölüm benden çok uzak diyen!

Herkese yakışıyor hayat; bebeğe, çocuğa, delikanlıya…nineye, dedeye… Bana, bize, size…

Selası verilen kula da yakışmıştı elbet. Şimdi gidiyor dört kolluda sessiz. Geride bıraktıklarına aldırmadan, geride kalanlarda ağlayacaklar, yas tutacaklar sonra susacaklar. Geçen günler, matemin izlerinide silecek.

”Gönül sen ölmez misin,

  Ölmeye gelmez misin?

  Yakasız gömlek biçilmiş,

  Giymeye gelmez misin?”

 

 

Gidilecek Yollarım Var…

16 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori : Aşk 8 Yorum

          Çok yollar arşınladım,

           Büyürken…

           Gurbeti sıla bilip dolandım.

           Ağladım her seferden,

           Geriye dönerken.

           Tozlu yollar kabahatliydi,

            Asvalt yollara düştüm.

            Yaşanan hayat gerçek,

             Sanki ben düştüm.

                    Her memlekette, binbir hatıralar…

                    Göç eylerken ruhumu dağlar.

                    Şimdi ki durak Karadeniz olsada

                    Dostlar;

                    Daha çoook yolum var.