Nisan, 2008 Arşivi

ÇAVUŞLARIN İBRAHİM

12 Nisan 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 3 Yorum

       Nekadar uğraşırsa uğraşsın lakabını Çavuşların İbrahim olarak değiştirmeye, ona köyde GızÇavuşların İbram (Kızçavuşların İbrahim) diyorlardı. Eli bol olduğu kadar gönlüda boldu İbrahimin, belki Allah ona evinin bereketi artsın diye vermişti yedi tane doğurgan kız evladı ama bu evlatlar lakabında kara leke gibi duruyordu nihayetinde.

       Komşumuzdu Gızçavuşların İbram, ard arda doğurduğu bebelerle yaşından en az 10 yaş fazla gösteren karısı, sürüsüne bereket kızların haricinde sürüsüne bereket ineklere de bakıyordu. Kışın değilde yazın eklenen bağ bahçe işleri, daha da vakti dar kılıyordu. Çocuklar hamarat kızlardı, elleri her işe yatkındı, analarının en büyük destekçileriydi ama babalarının soyadını taşıyacak bir erkek kardeşe sahip olsalar sanki daha bir mutlu olacaklardı.

      İlkokul beşten sonra ibram Amca onların hiçbirini okutmamıştı. Herbirinin gözleri ışıl ışıldı, zeki çalışkan çocuklardı ama tek suçları kız olmaktı köy yerinde. Büyük kızın evlenme çağı geldiğinde fazla bekletmeden hoyta bir delikanlıyla nişanı takıvermişti İbram Amca ama bunun akabinde iki kız kardeşte çok beklemeden kocaya kaçıvermişti. Onlara kızgınlığından mı bilinmez, yoksa hala erkek evlat özleminden midir 35′ine merdiven dayamış karısını 8. defa gebe bırakmıştı. Çabuk ve sancılı geçen dokuz ayın ardından acilen hastaneye kaldırılan karısından oğlan oldu lafını duymak için üç gün yoğun bakım ünitesinin önünde nöbet tutmuştu. Köy ebesi Güllü Hanım 8.yi doğurmasının risklerini 7. doğumun ardından sık sık eve uğrayıp İbram Çavuşa anlatmıştı ama…

        Doğumhanenin koridorlarında yankılanan bebek sesiyle kendine gelen İbram Amca  dünyaya gelen son kızının adını, helalleşemeden ayrıldığı karısının adı olan Meryem koydu. 

        Bizim köye giderseniz birgün Gızçavuşların İbram’dan koyu bir yayık ayranı içmeden dönmeyin. Karısı kadar olmasada en küçük kızı mükemmel yapıyor ve yatalak babasına baktığı için asla evlenmiyor.

SEN OLMADAN ASLA

12 Nisan 2008 Cumartesi | Kategori : Aşk 4 Yorum

        Kaybolma, yitip gitme gözümün önünden.

        Ezberimde olsada sevdiğim yüzün,

        Dayanamam,

        Ne sesinden ne teninden

        Vazgeçmeyi mümkün kılsa zaman,

        Yaşayamam.

        Bırak, dünya sen olmadan,

        Ben olmadan,

        Dönmeye devam etsin.

        Yaşarken biz olamadık belki ya

        Kara toprakta, ruhlarımız birleşsin.

KİMLER ŞİKAYETÇİİİ?

11 Nisan 2008 Cuma | Kategori : Aşk 9 Yorum

Eften püften yazdığım bir şikayet yazısıydı altı üstü. Nerdeyse yirmidört saate yakın durdu durdu ve kayboldu. Altında ki iki adet yorum da kaybolmuş. Bu aralar herkesin blogundan yazıları kayboluyor, kimisi çalındı diyor, kimisi sistemden kaynaklandığını söylüyor. Dünde kısacık yazdığım şiirim kaybolmuştu ve yeniden yazmak zorunda kaldım. Birkaç yazıma yorum için tıkladığımda yoruma giremedim. Birirleri oturup blogda temizliğe falan mı girişti ne! Şu okunur, şu okunmaya değmez, şu yorum saçma, buna yorum yazılmasa da olur…Haydiiii uçuralım şu yazıyııı. Kendimi yazarken bile özgür hissetmiyorum artık, BBG evine mi döndü bu blog işi.

TAKINTILI AŞK

10 Nisan 2008 Perşembe | Kategori : Edebiyat 4 Yorum

      Seni babandan başka kime şikayet etsem! ”Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime” gibilerinden şimdiki durumum. Oysa dilime takılan bu şarkıyı her mırıldandığımda ne kadar üzgün olduğumu bilmeni isterdim. Ama sen hüzzam, rast gibi ağır ve insanın içini bayan musikiden nefret edersin. Belki ondandır benim şarkıma kulak asmaman. Hatta telefonumun ringasını bile bu şarkıyla değiştirdiğim zaman tehditkar tavırlarla değiştirmemi söylemiştin. Ben buyum kocacım neyapayım.! Elbet bir gün kendimi mutlu hissedersem sana söz ringam Orhan Baba’dan senin en sevdiğin parça olacak.

       Mutsuzluğumun kaynağını sana yüklemek yanlış olur, benimde hatam yok değil elbet. Ben hatalarımın farkındayım ama birazda sen çaba göstersen, benim sana olan takıntılı sevgim kadar sende beni sevsen. İş haricinde beni bırakıp gitmesen, yada gidilecekse benide alsan yanına. Biliyorum, evde uzun süre olmak sıkıyor seni. Bir de bana bak, ben sıkılıyorumda ne oluyor, ölünmüyor ama sürünülüyor. Sana sıkılıyorum dediğimde ”diğerleride kadın, onlar ne yapıyor, senden başka sıkılan yok anlaşılan” diyorsun. Ama inan ki onlardan biri olmak için neler vermezdim. Hem söyle bakayım; sen beni farklı olduğum için sevmedin mi? Aramızda ki bu kadar uyuşmazlığa ve zevk ayrılığına rağmen nasıl oluyorda halen birbirimizi seviyoruz anlamış değilim. Seni çok özledim, keşke şimdi gelsen ve yanımda olsan.

.

10 Nisan 2008 Perşembe | Kategori : Şiir Yorum Yok

     BEN HER GECE OLDUĞU GİBİ

     BU GECEDE

     YİTİP GİTMEK İSTERİM

     DOĞDUĞUM TOPRAKLARDA

     KÜÇÜK BİR GÖMÜT İSTERİM.

Bugün hava güzel

9 Nisan 2008 Çarşamba | Kategori : Kadın 5 Yorum

         Nihayet iki hafta aradan sonra güneş yüzünü gösterdi bugün. Bu sabahda erkenci oğlum, tam ben geri yatmak için kendimi motive etmişken minik ayak sesleri salona doğru ilerliyordu. Bugün bana neler getirecek bakalım. Sabahtan bir beklentim yok, belki öğleden sonra!

        Güneşle beraber fındık ağaçlarının da yeşilliği çıktı ortaya, manzaram kışdan daha güzelartık. Belki mesai bitince patika yoldan yürüyüşe çıkarım. Yanımda birkaç arkadaşla beraber. Gidip yapmak zorunda olduğum rutin ev işlerimi yapayım. Bugünün güzelliği için çalışmayacağım çünkü hüsrana uğramaktan yoruldum. Hayatımın sadeliğine ve basitliğine bırakıyorum kendimi.

(…)

8 Nisan 2008 Salı | Kategori : Edebiyat Yorum Yok

         Bu akşamda suskunluk çöktü odaya, çocukların anlamsız çığlıklarını saymıyorum. Yine bloğumun başına geçtiysem yalnızım demek, bunu herkes anlamıştır sanırım. Oysa yanlız olmamayı dilemiştim gün aydınlıkken. Sevinçle açtığım kapıdan sen girdin gülümseyerek. Yemek güzeldi, sen güzeldin, biz güzeldik. Nedense bütün güzellikler çirkinleşiyor hayatımda.

       Bana sevmeyi öğreten olmadı, belki de etrafımda gördüğüm kopuk ve soğuk ilişkilerden dolayı hep çok seveceğim diye büyüdüm. Hepde çok sevdim sayılı aşklarımda. Onlarda güzeldi elbet, yaşanırken. Çirkinleşmeye bile fırsat bulamadan bittiler. Bitiren bendim aslında, bitmesi gerektiğini düşünen. Burda bitti, bu iş buraya kadar demeden ayrılığı katlanır kılıyordu zaman.

        Evlilik çok farklıydı benim için, en güzeliydi aşklarımın, en temizi, en saygıyı haketmiş olanı. Çok ama çok sevmeye layık olanı. Bukadar değer vermemeliydim, bu kadar çok sevmemeli ve monoton geçecek bir hayata kendimi alıştırmalıydım. Bunca yıla rağmen yeni aşıklar gibi yanımda oturmasını istemekte benim aptallığım, biliyorum. Her kadın gibi gidişlerini normal karşılamak, ikinci planda olduğunu benimseyerek sessizce evde dönüşleri beklemek en normali aslında. Lanet olan, başa bela olan ben, ben olmasam daha mı mutlu olurdun! Bu akşamda git bakalım, beni yalnızlığımla başbaşa bırak.

Diyalog

8 Nisan 2008 Salı | Kategori : Edebiyat 1 Yorum

           Anneanne; Alpiiiş, akşam ezanı okunuyooor. (annem oğlumu yemeğe çağırıyor)

           Alpiş       ; Aziz Allah dedim ben anneanneeee.

         

          Baba; Şu parayı al, bakkaldan süt ve ekmek al, tamam mı?

                    Ama paranın üstünü mutlaka getir.

          Alpiş; Babaaaa! bakkal amca paranın üstünü verdi de altını vermedii.

         

          Baba; Bak burası cami, Allah için ibadet edilen yer. (O sırada cemaat namazdan çıkıyor)

          Alpiş; Bak baba Allahlar çıkıyor. (O zaman 2,5 yaşında)

Diyalog

8 Nisan 2008 Salı | Kategori : Edebiyat Yorum Yok

          Levo; Anne, senin kaç tane baban var?

                   Ben; Bir tane anneciğim.

          Levo; Benim de bir tane ama senin baban yaşlı, benim babam genç.

          Levo; Hacı dedem senin neyindi?

                  Ben; O da babamdı ama öldü biliyorsun.

          Levo; Ali dedemde ölürse ben çok üzülürüm ama,

                   O zaman hiç dedem olmaz, dedesiz kalırım.

                                                               Baba;Ders çalışmam lazım, bi Redbul içip kendime geleyim.

                                                               Levo; Babaaaa! Redbul içmee,

                                                               Baba; neden!

                                                               Levo; Redbul kanatlandırır, kanatların çıkarsa yürüyemezsin.

Biliyorsun seni ben sonbaharda sevmiştim…

8 Nisan 2008 Salı | Kategori : Edebiyat 3 Yorum

         Ekim ayı yazdan kalma son sıcak günlerini yaşıyordu. Şehrin sakin atmosferine rağmen yeni gelen bizlerle beraber bu şehir aylar sonra ne büyük aşklara şahitlik edecekti.

         Yurda yerleşme telaşından sıyrılıp kalabalık bir kız gurubuyla Afyon sokaklarını arşınlamak daha ilk günlerden hoşuma gitmişti. Aah, o turizimci kızlar! ne kadar neşeli, ne kadar hayat doluydular. Belki büyükşehirlerden geldikleri için o kadar rahat davranıyorlardı. Bense, küçük kasabalı kız; şehrin tarih ve aşk kokan cazibesine rağmen derslerime çok iyi çalışıp, dönem uzatmadan evime dönmeyi planlıyordum.

           Sekiz ekim sabahı, sararmaya ve dökülmeye yüztutmuş yapraklar, şerbeti yeni dökülmüş ekmek kadayıfı kokusu ve tıklım tıklım üniversiteye doğru yolalan belediye otobüsü… Daha genç olduğumuz yıllar…

            Otobüs, tozu dumana katıp geri döndüğünde ben çoktan okulun merdivenlerinden çıkmak üzereydim ki…gözlerim ona takıldı. Ne yakışıklıydı, benden dört beş yaş büyük belki de. Siyah sarı metal düğmeli ceketi ve krem renk kot pantolonu ne çok yakışmıştı esmer tenine. Bu düşüncelerle sınıfıma girdim. Bir daha aklıma bile getirmediğim bu yakışıklıyla bir ömrü paylaşabileceğimi hiç ummazdım doğrusu. Yıllar sonra ogünlerin anısına yazdığım şu dörtlüğü paylaşmak isterim. ”8 ekim sabahında/  elleri titreyen bendim  ya/ Cevaplarken anlamsız sorularını/ bir ömrü geçireceğim yoktu aklımda.”

         Hikayemin gerisini merak edenler için, devamını yazar mıyım bilmiyorum. Eee yarım kalmış diye kızacaksınız belki de. Devamı blogda ki yazılarımda gizli. (bencede yarım kaldı ama sabah sabah gitmiyor)