Mart, 2008 Arşivi

DAYIM (devamı)

31 Mart 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 1 Yorum

         Gelin, dedemin ve anneannemin beklentilerine hiç uymuyordu. Evin haline bakılırsa temizlik ve düzen diye birşey yoktu. Yemekleri ve hatta sabah kahvaltısını bile anneannem hazırlıyor, küçük toruna bile o bakıyordu. Çünkü gelin annelik yetilerinden uzak bir kadındı. Zaten suratına bakılınca o aptalımsı bir yüz ifadesi herşeyi ortaya koyuyordu.

          Bıçakçı dükkanını batıran dayım, yeniden borç harçla hırdavatçı dükkanı açmış, ama orda yıllardan beri hırdavatla isim yapmış esnafın yanında tutunamamış, bu dükkanıda batıracak seviyeye getirmişti.

          Dedemin düzensiz ve dengesiz beslenmeyle günden güne artan şekeri ve kalbi bu hayata daha fazla dayanamamış, fazla yatırmadan ve oğlunun ilerde daha fena yapacağı işleri görmeden hayata veda etmişti. Dedemin vefatından sonra dayım daha da başıboş kaldı. Hayat arkadaşının ölümüyle yıkılan anneannem, birde gelinin ağır hakaretlerine ve şiddetine maruz kalıyor, oğlununda sahip çıkmamasıyla yıllarca yaşadığı evden kovuluyordu. Biz bütün bu acı olayları, anneannem ansızın gözüyaşlı bir biçimde bize gelmesiyle öğrendik.

          Dedemin emekli maaşını neyazık ki dayım alıyordu. Dayımın içkisine, sigarasına ve kumar borçlarına bile yetmeyen bu para anneannemin eline hiç geçmiyordu. Dahası dayımın kirli borçlarına yetişmeyen bu para dayımın evden (anneannemin çeyizinden kalma antika lambalar, şamdanlar ve vazolar) bazı kıymetli eşyaları satmasına neden olmuştu. 

         Anneannemin gözündeki kırmızılık günden güne artıyor ve görmesini engelliyordu. Geç farkettiğimiz bu kırmızılığın nedeni evden ayrıldığı günün sabahında çıkan kavgayla gelinin anneannemin gözüne takunya terliği fırlatmasıyla olmuştu. Neyazık ki tedaviye geç kalınmıştı ve göz zamanla hiç göremeyecekti. Annem mahkemeye başvurup, dayımın eline geçen bankamatik kartını iptal ettirdi ve maaşı annneannemin almasını sağladı. Kartın geçersiz olduğunu sarhoş bir halde anlayan dayım bir gece bize telefon ediyor ve ağzına ne geliyorsa sayıyordu.

         Hepimiz bu duruma üzülüyorduk ama dayımın anneme, öz ablasına yaptığı hakaretler ve tehditler telefon numaramızı bile değiştirmemize neden olmuştu. Bu olaydan sonra dayımdan haber alamadık ve birdaha görüşmedik.

          Annem yine bazen dayanamıyor, eşten, dosttan dayımın hayırsız haberlerini alıyordu. Dükkanı çoktan batıran dayım, halde hamallık yaparak anca içki parasını kazanıyordu. Hatta annem arasıra dayımın olduğu şehre gidip, yeğenlerini görüyor, evin kapanan elektrik ve suyunu açtırıyor, mutfak erzağınıda tatmamlayıp geri dönüyordu. Kardeşiydi ya silip atamıyordu işte.

         Dayımla halen görüşmüyoruz. En son küçük teyzemin vefatına gelmiş, ben görmedim. Belki Allah gecinden versin anneannemin cenazesine gelir artık.

       İşte size gerçek bir hayat hikayesi. Bizler anne ve babalar, Allahtan hayırlı evlat dilemeliyiz. Kız, oğlan farketmez.

 

DAYIM (devamı)

31 Mart 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat Yorum Yok

           Dedem, fotr şapkalı, kel ama uzaktan bakıldığında Hulusi Kentmen’i andıran güleryüzlü bir adamdı. İşi nedeniyle birçok memleket gezmiş ve yılların bu birikimi ve deneyimi ona birçok dost kazandırmıştı. Dayım işi devraldıktan sonra dedemin hatrına halen alışverişi sürdüren insanlar, zamanla dayımın asık, sert, taviz vermez tutumu karşısında alışverişi kesmeye başlamışlardı. Dedemin kendine göre sağlam ve güven uyandıran prensiplerinin yanında dayımın tutarsız ve güvensiz tavırları, dedemin yıllarca mal aldığı esnafı da şaşırtmıştı. Dedemin hatrına ilk zamanlar veresiye mal veren esnaf, ödenmeyen senetler ve nakdi borçlar yüzünden mal vermeyi kesmişler ve dükkanda azalan mal çeşidi müşteri kaybına neden olmuştu. Böylece dayım hem dedemin itibarını sarsmış hem de üç çocuk okutan bu küçük ama bereketli kazanç kapısına da kilit vurmuştu.

           Dayım, dükkanı batırırken dedem bir yandan onun evlenme telaşı içindeydi. Evlenmesi kararını dayıma bırakmamış, dükkan komşusu bir esnafın huyunu suyunu bilmediği kızını güzel bir düğünle dayıma eş yapmıştı.

           Mütevazi döşenmiş çokda ahım şahım olmayan dubleks bir ev yaptırmıştı dedem. Aslında o eve verilen parayla iki katlı bir ev yapması daha makbuldü ama tek erkek evlat ve ilerde doğacak torunlarla büyük mutlu bir aile olacaklarını düşünmüştü. Evin üst katını yeni gelin ve yeni eşyalar için yeniden dekore ettikten sonra dayım ve karısı hiçde haketmedikleri halde bu eve yerleştiler…

            Bizler ancak tatillerde görüyorduk, dedemi, anneannemi ve yeni evli çifti. Anneannemin herzaman temiz ve düzenli tuttuğu bu ev, her gördüğümde biraz daha kirli ve dağınık oluyordu. Hele odaların kapıları açıldığında içerden gelen kesif bir nem kokusu ve ne olduğu anlaşılmayan garip kokular insanın burnunu deliyordu. Bu arada dedemin ismini verdikleri bir erkek torunda bu kokulara ve dağınıklığa zamanla alışacaktı elbet.

DAYIM

31 Mart 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 2 Yorum

         Annemler, üç kız, bir erkek kardeştiler.  En büyük teyzem 49, ortanca annem 51, küçük teyzem(rahmetli oldu) 54 doğumlular. Dedem de üç kızdan sonra illa ki erkek olsun diye yıllar sonra depreşen duygularıyla 73 yılında nihayet anneanneme bir erkek çocuk dünyaya getirtmiş. Hatta dayım büyük teyzemin oğullarından 4-5 yaş küçüktür.

          Dedem oğlan doğunca, kızlarla fazla ilgilenmez olmuş, o yıllarda okumak zor, hatta kızların okuması daha zor. Büyük teyzem Kız Enstitüsünden Terzi olarakçıkmış, annem ve teyzem de öğretmen olmuşlar. Dedem kızları evlenince ve meslek sahibi olunca da elinde bulunan küçük ama müşterisi çok olan bıçakçı dükkanını (bıçakçı dediysem, kaşık,çatal,bağ,bahçe makası, orak, tırpan…demirden aklınıza ne gelirse) oğluna devretme hevesiyle dayımı çok fazla şımarttı. Ne yazık ki dayım ablaları gibi zeki değildi, ne de olsa tekne kazıntısıydı o. Güç bela bitirdiği ilköğretimden sonra dedem onu dindar yetişsin diye İmam Hatip Lisesine yazdırdı. Ama o orda da yapamadı ve bir yıl sonra Ticaret Lisesine geçti.  Ne yazık ki, bari  ticaret erbabı olsun diye gönderildiği bu liseden de 2. sınıfta atıldı. 

        Dedem son çare onu yanına aldı. Ne de olsa erkek evlattı ya, onun soyunu sürdürecek, dükkanına ve mirasına sahip çıkacak tek çocuğuydu. Deli ve delikanlı dayım dükkana gidip geliyordu ama onun gözü çıraklıkta değil, patronluktaydı. Askere gidip biraz olsun adam olduğu düşünülen dayıma dedem en sonunda dükkanı devretti. (DEVAMI İÇİN BEKLEYİN, BELKİ AKŞAMA YAZARIM, BELKİ YARIN.)

ALZHEMİER

31 Mart 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 3 Yorum

              Alzhemier; Zihinsel işlevlerde bozulmaya yol açan, ilerleyici bir beyin hastalığıdır. Bu hastalıkta, hafıza, konuşma, yön bulma, insanları tanıma gibi konularda sorunlar yaşanır, günlük işler yerine getirilemez ve davranış bozuklukları görülebilir. Alzhemier, halk arasında genel olarak ”bunama” diye adlandırılan durumun en sık rastlanan nedenidir.

              Alzhemier hastalığına,  genellikle ileri yaşlarda rastlanır. 40 ve 50 li yaşlarda da görülmekle birlikte, 60 yaşın üzerinde ki kişilerde daha fazla ortaya çıkar. Kadınlarda daha fazla rastlanılmasının yanında, her iki cinsiyette de görülebilir. Kesinlikle bulaşıcı olmamakla beraber, ailesinde bu rahatsızlığı taşıyanlarda olma olasılığı yüksektir.

               Bu hastalığa ilgim bundan 5 yıl öncesinde babaanneme kesin tanı konulmasıyla başladı. Çünkü ailecek bir alzhemier hastasının günden güne kötüleşen durumuna şahit olduk. Hastadan çok hasta yakınlarını perişan eden bu hastalık, ailede gerginliğe bile neden olabiliyor.

               Sürekli aynı kişinin sorumluğunda olan hasta, kızının yanında bile bakılsa büyük bir yüke dönüşüyor. Oyüzden genellikle böyle hastası olanlar dönüşümlü olarak bakabiliyorlar ve ruhsal açıdan biraz daha rahatlıyorlar. Ama doktorlar alzhemier hastasının kendi ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılaması ve kendini rahat, güvende hissetmesi için yer değiştirilmemesi konusunda hemfikirler.

                Babaannem, hastalığın ilk aşamalarında benim nerde oturduğumu ve oğullarımın ismini hatırlayabiliyordu. Şimdi ise beni başka torunlarıyla karıştırıyor ve oğlumun ismini unutuyor. Biliyorum ki birkaç yıl sonra beni bile hatırlamayacak.

               Bu hastalığı daha iyi tanımak ve hastaya nasıl davranılacağını öğreten Alzhemier Derneği, hem hasta yakınlarını birbiriyle dert otağı yapıyor, hem de sabırla sonuna kadar gitmeyi hedefliyor.

               İnşaallah Rabbimiz bize aklımızı yitirtecek hastalıklar vermez, sağlıcakla kalın.

Doğan Güneşi Oğluma Borçluyum

30 Mart 2008 Pazar | Kategori : Edebiyat 4 Yorum

            Bu akşam güzel bir haber aldım. Dün ve bugün oğlumun satranç turnuvası vardı. Dün üçte üç yapmıştı, bugünde rakiplerinin çoğunu elemiş ve 7. olmuş. O benim gurur kaynağım. Annesinin yapamadıklarını yapacak. Ayın 6’sında turnuvayı düzenleyen organizasyon kokteyl veriyormuş ve biz de davetliyiz. Dağdan şehire inicez ve pazar güzel, farklı bir gün olacak inşaallah. Bu haftanın çabuk geçmesini diliyorum. Hatta yarın ve ondan sonra ki günlerin de dolu dolu geçmesini istiyorum.

         İçimi bir huzur ve neşe kapladı. Birazdan oğlum gelecek ve ben onu kucaklayacağım. Defalarca öpüp bana ayın 6 sını hediye ettiği için teşekkür edeceğim.  İçime doğan güneşi oğluma borçluyum, Allahım ne olur güzel şeyler olsun hayatımda artık. Ailemi seviyorum.

on yıldır görmediğim DOST

30 Mart 2008 Pazar | Kategori : Edebiyat 1 Yorum

         1993 yılının ekim ayıydı, yurda giren her öğrenci önce yabancı gözlerle çevreyi süzüyor, sonra dolabını bulup telaşla yerleşiyordu. Biri vardı ki aralarında erkek gibi kısacık kesilmiş saçları, ince çelimsiz vücuduyla çoktan yerleşmiş yatağında derin düşüncelere dalmıştı.

         Aynı odada kalıyorduk, sekiz kızdık odada ama o diğerlerinden farklıydı. Ben muhasebe öğrencisi, o mermer Bölümü, diğerleri Turizm Bölülümündendi. Kız olmasına rağmen neden mermerciliği seçmişti? Erkek kuvveti lazım olan bu bölümü bitirse bile mermer ocaklarında çalışması daha ogünlerde imkansız görünüyordu.

          Ailesinin maddi durumu iyi değildi, okulu kazanana kadar birçok işte çalışmış, felçli babasına abisiyle beraber destek olmaya çalışmıştı. Sessiz bir kızdı, dikkat çekilecek bir güzelliği, üniversiteye gidiyorum havası yoktu onda. Anlaşıyorduk, ders çıkışlarında buluşup doğru yurda geliyorduk.

          Kısa süre sonra ben eşimle tanıştım, arkadaşlığımız aşka dönüşünce arkadaşımdan biraz koptum açıkçası. Sınavlar yaklaşıyor ve herkes gece gündüz ders çalışıyordu. Arkadaşımın ingilizcesi zayıftı, daha önceden almanca gördüğü için birinden yardım almadan bu dersten geçmesi de imkansızdı.

Eşimin sınıfında ona ders verecek bir arkadaş bulduk sonunda. Aynı memleketten oluşları bir tesadüf müydü yoksa ömür boyu birliteliğin başlangıcı mı bunu zaman gösterecekti. Ve onlar ders çalışırlarken birbirlerine aşık oldular. Onlarda bizim gibi okul biter bitmez evlendiler. Bizde mutluyduk onlarda!

      Aslında onlar biz kadar mutlu değillerdi, maddiyatsızlık halen sürüyor ve üstüne üstlük bebekleri olmuyordu. 5 yıldan sonra tedaviyle arkadaşım hamile kaldı, ikiz bekliyorlardı. Hamileliğide hayat gibi ağır ve sancılı geçiyordu. Sonra bebekler dünyaya geldi, erken doğmuşlardı ve kuvözde kalmaları gerekmişti. Fazla ışığa maruz kaldığı için bebeklerden birinin gözü göremez oldu. Şimdi çocuklar 4 yaşına geldiler, biri halen karanlığa mahkum. Arasıra telefonda seslerini duyuyorum,  konuşuyorlar benimle.

Özlediğim dostum çok uzaklarda ve bebeği için çaresiz. Ben de çaresizim, keşke onun için birşeyler yapabilseydim.

Aynen devam

29 Mart 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 2 Yorum

            Bugün sabah uyandığımda, belki dedim kendi kendime, bugün hayatımda güzel bişeyler olabilir. Olabildiğince hızlı ve dolu dolu bir kahvaltı hazırladım, çamaşırları makinaya attım, çocukların odasını ve kendi odamızı toparladım, mutfağı da derli toplu hale getirdim. Evi sil süpür yaptım, dip köşe, ütülerimi yaptım, yarına bırakmadım. Öğleden sonrasını kanepenin üzerinde tembel tembel tv izleyerek geçirdim. Ve akşam oldu. Yine sıradan bir gün bitti işte. Saat 23′e geliyor, canım kocacım beşiktaşın yenilmesine canı sıkıllınca çekti gitti, çocukların anlamsız kavgaları aynen ve daha beter. Velhasıl yaşamak boş zanaat…

MOZAİK PASTA

29 Mart 2008 Cumartesi | Kategori : Yemek 1 Yorum

            MALZEMELER:1 Paket margarin

                                        50 gr.kakao

                                        60 adet pötibör bisküvi

                                        2 adet yumurta

                                        7 yemek kaşığı toz şeker

                                        Bir su bard.ceviz içi, limon kabuğu rendesi

            YAPILIŞI: Geniş bir tencerede margarin eritilir, ocak kapatılır. Hızlı ve seri biçimde önce yumurtalar,şeker,kakao, ceviz ve limon kabukları konularak iyice çırpılır. (Yumurta aklarının beyaz beyaz kalmamasına dikkat edin.) Krema kvamına gelen malzemenin içine kırıkladığımız bisküviler el yordamıyla karıştırılır. Aliminyum folyonun üzerine dökülerek ince uzun pramit şekli verilir. Dolapta bir saat kadar bekletilip, dilimleyerek servis yapılır.

Akşam ve çocuklar

28 Mart 2008 Cuma | Kategori : Kadın 5 Yorum

    Yine sis bastı, hafta sonu da güneş açmayacak anlaşılan. Saat 22′ ye gelmesine rağmen halen uyanık çocuklar. Hiç enerjileri bitmiyor. Yorulmak nedir bilmiyorlar. Oysa şimdi uyusalar, bende çayımı demlesem, sigaramı yaksam ne güzel olurdu. TRT’ de güzel bir yarışma var onu izlerdim. Tabi ancak hayal.

     Televizyon onların tekelinde, bir yandan kavga edip biryandan sevdikleri proğramı izliyorlar. Yine ciyyak ciyyak sesi geliyor ufaklığın. Ooooof uyuyun artık! sabır sabır… Evin her köşesinde oyuncaklar, giyilip çıkarılmış giysiler. Topla topla hep aynı, yarın yine toplayacağım, akşama kalmadan yine dağılacak.

     Yarına bir planım yok, yine sıradan bir hafta sonu beni bekliyor.  Belki güzel bir gezintiye çıkarız, bu havada imkansız ya. Başıma dikildi veletler, blogdan çıkmak vakti.

İKİ KARDEŞ

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori : Edebiyat 1 Yorum

                 Yine kavga ediyorlar, düşmanca, birbirlerinin canını yakarak. Paylaşamadıkları ne bilmiyorum, aralarında tam yedi yaş var. Küçük ciyyak ciyyak bağırıyor, abisi daha kuvvetli olsada onun eli maşalı. Büyük mülayim, uslu bir çocuktu, kardeşi oyun çağına gelince çileden çıktı ne yazık. Ama ben biliyordum küçüğün böyle yaramaz, aksi, söz dinlemez olacağını. Daha karnımdayken belliydi. Birde karadeniz doğumlu, onun da mı etkisi var, hırçınlığı ondan mı bilemiyorum. Büyük akdenizde doğdu, uysal, uslu, uyumlu, tüm güzel meziyetler onda. İkiside çok zeki, büyük okul birincisi, küçük daha beş yaşında ama saati bile öğrendi. Büyüğün huyu bana, görüntüsü babasına çekmiş. Küçüğün huyu baba, görüntü itibariyle ben. Büyük esmer, yakışıklı, küçük beyaz tenli yakışıklı. Biri alfabenin ilk harfi, diğeri son harfi gibi. Aralarında dağlar kadar fark var.

                 Kavgalarına dayanamıyorum. Bu monoton sıkıcı hayat yetmiyormuş gibi, onlar da canımı sıkıyorlar. Ömür törpüsü çocuklar. Onlar büyüyecek, dertleri de büyüyecek. Belki anneleri gibi asi olacaklar. Eden bulur dünyası nede olsa. Ama şunu biliyorum ki onlarla arkadaş gibi olucam ve aşklarına karşı çıkmayacağım. Kimi severlerse sevsinler. Eğer evlendiklerini görürsem, Allah izin verirde gelinlerime anne, abla olucam. Neyse gideyim de kuzucuklarıma bir bakayım…Tok evin aç kedileri onlar.