GÜNÜN SÖZÜ
” Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir/ Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir/ Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir.” (Francis Bacon)
” Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir/ Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir/ Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir.” (Francis Bacon)
Küçükken üzmezmiydim seni anne, hep akıllı, uslu kızın oldum değil mi? Nezaman seni üzmeye başladım, büyüdükçe, büyüdükçe hata yaptım, büyüdükçe aşık oldum ve büyüdükçe yenik düştüm hayata. Sen de ne büyüktün çocuk gözümle. Büyüktün, erişilmezdin, hep doğruydu yaptıkların ve dediklerin. Ben de hep sen olmak istedim çocuk aklımla. Beni de ilerde çocuklarım büyük görsünler diye. Ve büyüdüm anne; yanlışlarıma yanlışlar ekledim, kendi bildiğim doğrular yanlış çıktı anne. Hep büyümek aklımdayken çocuk olamadım, şimdi de çocuklarımla çocuk olmayı istiyorum olmuyor anne. Onların çocuk hallerini kıskanıyorum bazen, bazen de çocukluktan çıkıp büyük olsunlar istiyorum oda olmuyor. Hep çocuk kalıyorlar, gülebiliyorlar anlamsız hayata. Ben de gülebilmek istiyorum, hayatın anlamsız gidişine öyle bi kapılmışım ki gülmeyi unutmuşum anne. Hatırlıyorum da, sen de gülmezdin ya hiç. Sanada mı boş gelirdi hayat, boş ve ağır. Hiç yardımcı olamadım sana, hep çocuk mu kalsaydım istedin! Kavgalarımızı hatırlıyorum uykusuz gecelerde. İlk aşkıma ettiğin hakaretler ne çok üzerdi beni. Annem hiç aşık olmamış derdim kendi kendime, gizli gizli ağlardım. Seninle aşkımı paylaşmak isterdim ya, yasaklı yıllarda. Hiç dert ortağım olmadın benim. Ben de çocuklarıma bazen arkadaş olmaya çalışıyorum, kızgın ve mutsuz olmadığım zamanlarda. Sana hiç kızmadım anne, ne zormuş iyi bir eş ve anne olmak. Bir evi çekip çevirmek. Kendi ekseni etrafında dönerken insan dışarda ki hayatı unutuyor. Ben benden gidiyorum anne, tanıyamıyorum kendimi. Solgun zamanlarda aklıma düşüyor solgun yüzün. Senin bildiğin miyim, bilmediğin mi. Ayrılalı yıllar oldu, ben büyüdüm anne. Hangi ruh halimi hatırlıyorsun kimbilir! Neyi severdim, hangi renk favorimdi, en iyi dostum kim, Hep sinirlimiyimdir yoksa güleç bi yüzüm mü var. Yoksa dediğim dedik mi, en iyi hatırladığın isyankarlığım mı anne. Neden büyüdüm anne? büyüdüm ve üzdüm seni değil mi?
Hastanenin küçük ve kasvetli odasında uzunca bir süredir yatan iki hasta birbirlerine iyice alışmışlardı. Onları yatalak olmaya hapseden kadersizlik müebbet yatalak hükmünü vermişti bir kere. İki yataktan oluşan bu odada yatakların biri duvar kenarında diğeri de pencere kenarında duruyordu. Elbette ki pencere kenarında yatan hasta daha şanslıydı, hiçolmazsa dışarıyı seyedebiliyordu. Duvar kenarında yatan hasta ise içten içe ve günden güne artan bir kıskançlıkla cam kenarında ki hastanın daha şanslı olduğunu düşünüyor, o yatağın biran önce boşalmasını diliyordu. Cam kenarında yatan hasta, bitmek bilmeyen bir sabırla hergün arkadaşına dışarda olup bitenleri anlatıyordu. Çocukların oyun kavgalarını, ağaçlara konanserçeleri, yağan yağmuru, açan kasımpatıları hatta parkyerine yeni gelen son model arabayı bile… En ince ayrıntısına kadar dışarda akıp giden hayatı anlatıyordu. Onlar için günler hep böyle güzel gitmeyecekti elbette. Yorgun hasta vücutlar ne kadar dayanırdı ki. Pencere kenarındaki hasta bir gece aniden fenalaştı, yoğun bakıma aldılar hemen onu. Duvar kenarında ki hasta biraz üzülmekle beraber pencere kenarına geçme telaşındaydı aslında. Oda arkadaşının acı haberini veren hasta bakıcı biryandan da yataktaki nevresimleri çıkarmakla uğraşıyordu. Gün onun günüydü, özlediği hep arkadaşından dinlediği hayatı o da görecekti nihayet. Pencere kenarındaki yatağa nazikçe yatırıldığında oturmak istedi sevinçle. Dışarıya baktığı zaman ikinci kata kadar yükselen duvardan ne bir ağaç ne de parkyeri görünüyordu. Ne çocuklar vardı, ne kasımpatılar. (Bu hikayeyi ben yazmadım, uzun zaman önce biryerde okumuştum.)
İlköğretim öğrencilerine ders kitaplarının ücretsiz dağıtılması bütün velileri sevindirmişti. Halen de bu uygulamanın devam etmesi ve ortaöğretim içinde başlaması güzel oldu. Ben bir öğrenci annesi olarak kitapları bizim dönemimizin kitaplarıyla karşılaştırıyorum da şimdi ki içeriklerini tam beğenmiyorum. Bazı yeni terimler öğreniyoruz oğlumla ders çalışırken. Öğrencilik hayatım boyunca hiç duymadığım ÖRÜNTÜ konusu gb. Neyse örüntüyü de öğrendik böylece. Türkçe dersinde de çok değişiklikler var. Verilen performans ödevlerini biz bile yapmakta zorlanıyoruz. Gelelim benim asıl yazmak istediğim konuya; dağıtılan ders kitaplarının yıl sonunda geri toplanması. Ben bu ücretsiz dağıtılan ders kitaplarını her sene sonu toplayıp okula götürdüm. Önce sınıf öğretmenimize yalvardım ”bu kitapları alın, geri dönüşümü var nede olsa, satıp sınıfa bi katkımız olsun.” Sınıf öğretmeni ilgilenmeyip beni müdüre havale etti. ”Bakın Müdür Bey, cam, kağıt vb. ürünlerin geri dönüşü var, yüzlerce kilo kağıt toplanır bu kitapları öğrencilerden geri toplasak, okula da gelir olur.” Müdür Bey de Milli Eğitimden böyle bi talep gelmedi dedi konuyu kapattı. Ben de İl Milli Eğitime gittim, ilgili memur arkadaşa da derdimi anlatırken Şube Müdürü geldi, yeni baştan konuyu anlattım ama nafile, koskoca ME Müdürü de beni dinleyecek değil ya! Ben de en son dayanamayıp bütün kitapları sokakta karton marton toplayan çocuklara verdim. İşte böyleeee. Ve nihayet büyük başlardan birinin aklına bu sene verilen kitapları geri toplamak geldi de ben de rahatladım. Bu çooook geç kalımış uygulama hangi bakanımızın aklına geldiyse onu tebrik ederim.