Ocak, 2008 Arşivi

KOCANIZ ÖRGÜ ÖRER Mİ!

29 Ocak 2008 Salı | Kategori : Edebiyat 1 Yorum

       Bugün Derye Baykalın programına takıldım. Daimi olmasa da çocuklardan fırsat buldukça izlemeye çalışırım bu hoş sohbetli ve eğlenceli proğramı. Çok pratik bilgiler ve örgü modelleri veriyor Sevgili Derye Baykal. Hele o özenle seçtiği konuklar ayrı bir renk katıyor proğrama.  Bugün Fatih adında bir bey vardı ve örgü örüyordu. Birkaç çeşit örgü modeli gösterdi, bazı örnekleri de kendi çıkarıyormuş. O örüyor, eşi de giyiyormuş. Doğrusu beyefendinin on parmağında on marifet.  Yemek yaptı, TSM. i söyledi. Çok hamarat bir bey MAAŞALLAH. Benim ki de örer mi diye düşündüm, pek yakıştıramadım. Eeeeee her iş her ele yakışmıyor canım. Eşleri hamarat olan bayanlar var mı aranızda?

HAYATIMIZI KOLAYLAŞTIRANLAR.

23 Ocak 2008 Çarşamba | Kategori : Kadın 4 Yorum

           Evdeki elektrikli eşyalara hayranım desem çok mu komik olur? Çünkü hayatımıza giren çoğu elektirikli eşyanın olmadığı zamanları da biliyorum. Örneğin çamaır makinası, onun çamaşır yıkamasını izlemek bana zevk ve rahatlık duygusu veriyor. Çoook elimde çamaşır yıkadım yıllar evvel ama asla bi çamaşır makinası kadar temiz olmadı ve o kadar güzel sıkıyor ki ben asla sıkmayı beceremem. 12 yıldır kullanıyorum daha tık demedi. Her çamaşır atışımda kimler icat ettiyse bu makinayı onlara dua ediyorum.     Sonra şimdiye kadar hiç ihtiyaç duymadığım ve eşimin bana jest olsun diye aldığı bulaşık makinası. İyi ki de almışız bi dünya bulaşığı tertemiz yıkayıp, kurutup bana sunuyor. (Ah birde onları yerleştirebilseydi!) Birde evin en pis aleti elektrikli süpürge var tabi,  pis dediğime bakmayın benden temiz aslında. Evin tavanından tabanına heryere ulaşıyor sağolsun. Hele kardeşi halı yıkama makinesi, o da ayrı bi titiz. Bunların hepsi benim evimin kızları, onlar işbaşındayken hayran hayran bakıyorum ben.  Sonra cep telefonu, ona da ayrı bi sempatim var. Benim olmazsa olmazım. Veeee Bilgisayar. Uykumun kaçtığı saatlerde ki tek yoldaşım. Küçük afacanlar canına okuduğu için iki gündür ayrıydık. Geceyarısı oldu saatler bende sırf yataktan bunları yazmak için kalktım.  Allah tüm bunları olmayanlara da versin. (AMİN) Bir de keşke gerçeğinden ayır edilemeyen para basan bi makina olsaydı. O zaman hayat daha daha kolay olurdu. (Ciddiye alınmasın lütfen:)

1,5 ayda nasıl 13 kilo verdim.

16 Ocak 2008 Çarşamba | Kategori : Kadın 5 Yorum

    Temmuz sıcağı yakıyor, insan kilolu olunca daha bi etkileniyor sıcaktan. Buz kütleleri bile eriyor, bizde ki yağ kütleleri asla. Ayaklarım beni tartıya götürdü, aman yarabbi 73 kilo olmuşum. (fil yavrusu, fıçı, davul vs.) O an karar verdim zayıflamaya. Sabahları saat 7 de kalktım, 1 bardak sıcak limonlu suyumu içtikten sonra 1 saat hızlı adımlarla yürüyüş. Eve gelince ılık duş ve kahvaltı. Kahvaltıda 1 dilim az yağlı beyaz peynir, şekersiz çay, yarım paket etiform kepekli bisküvi bol yeşillik ve domates. Aralarda bol ılık su. Asla kola, fanta ve meyva suları içmedim. Ve gittiğim günlerde ki pasta ve böreklerden ASLA yemedim. Öğlen ise yağsız çorba ve yağsız yoğurt, bazen de lıght ton balığı ve bol yeşil salata. Bir müzik kanalı açılıp hareketli müziklerde bol bol göbek attım. Akşam yemeğinde de haşlanmış tavuk veya, sebze yemeği (az yağlı) asla ekmek yemedim. Yatmadan önce yağsız sütümü hiç ihmal etmedim. Yeri geldi taze fasulyeyi haşlayıp tuzsuz yedim. Kiraz çöpleri kaynatıp suyunu içtim. Düzenli olarak tavuk, balık ve sebze yedim. Asla tıka basa doymadım genelde aç yattım. Bol bol karpuz ve kavun yedim. Salatalık da elimden düşmedi. Ve 1,5 ayın sonunda sabah tartıya çıktığımda üzerinde 60 ı gördüm.Şimdi 38 beden giyiyorum ve beni görenler ŞOK oluyor.

SENİ BABANA ŞİKAYET ETTİM, KOCACIM

16 Ocak 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 2 Yorum

Babacım, nasılsın? Çok uzun zaman oldu seni görmeyeli. Sen gittiğinden beri biz aynıyız aslında, torunların büyüyor, biz de geçinip gidiyoruz işte. Gittiğin yerden memnunsun ki dönmedin bi daha.Seninle dertleşmeyi özledim. Kayınpeder ve gelin gibi değilde, baba kız gibi. Bugün sana sevdiğin keklerden yaptım. Çayda hazırdı. Sen yoktun ya oğlunla içeriz diye düşündüm. Bekledim gelmedi. Aradım, birazdan ordayım dedi yine gelmedi. Artık beni sevmiyor mu baba. Bazen akşamlarıda çıkıyor, beni yalnız bırakıyor. Sana hiç çekmemiş. Sen akşamları bizimle oturmayı tercih ederdin. Hep, aman ağzınız tatlı olsun, önce sevgi sonra saygı derdin. Bazen sözümü tutamıyorum baba, ona bağırıyorum, ama o da bana bağırıyor. Bazen de sözler kifayetsiz kalıyor, susuyorum. Ağlıyorum, yalnız kaldığım gecelerde. Doğum günümü, evlilik yıldönümünü unuttu bu yıl da. Çok kırıldım. Bakalım sevgililer gününde ne alacak. Bişey almaz ki, çünkü o günü önemsemez hiç. Ben yine onu deliler gibi seviyorum babacım, onun bensiz geçirdiği saatleri kıskanıyorum. Daha iki üç ay tanıştığı insanlar için beni ekiyor, onlarda ne var bilmiyorum ama galiba aradığı sadece sohbet. Ben erkek muhabbetinden anlamam ki baba. Biliyorsun çabuk kırılırım, küserim, biraz romantik olsun daha çok severim. Eve gelince bile bir kuru öpücükle geçiştiriyor beni. Gündüz görmediğim bedenini gece seyrediyorum o uyuyunca. Seni üzmemek için çoğu anlamsız kavgamızı anlatmadım baba. Sen de üzülme sakın, benim sevgim bitmez. Tatillerde yanına gelmeyi çok istedim. Ama gelemedim, seni o kara toprağa hiç yakıştıramadım. Uzaktan okuduğum duaları yolluyorum her cuma sana. Gelinim gelmiyor diye sakın kırılma olurmu. Seni çok özledim babacım. Ufaklık seni merak ediyor, hep soruyor hacı dedem nerde diye.  Evini ara sıra temizliyorum,  hastaneye yatmadan önce hazırladığın valizi boşaltmadım daha. Açınca o nefis gül kokulu sabuna dayanamadım, geri kapattım. Ağladık annemle valizin başında. Annem de iyi, merak etme. Abimler iyi bakıyor.

BOŞ

12 Ocak 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 1 Yorum

Ben mi istedim uzaklarda yaşamayı ve yaşlanmayı. Yoksa sadece kader deyip geçmeli mi. Çok sevgili anneden ayrılamazken şimdi aylar var görmeyeli. Ekmek kavgası mı bizi uzaklara iten, memlekette doymuyor mu bu insanlar. Ya da doyuyorlarda bize mi ekmek kalmadı. Memleketimde olsaydım daha mı mutlu olurdum yoksa sıkılıp keşke uzaklarda yaşasaydım mı derdim bilmiyorum. Keşke insan dostlarını da taşıyabilse yanında. // Şimdi ben oturuyorum, binlercesi de oturuyor. Yine binlercesi otobüste ordan oraya gitme telaşında, yüzlercesi hastanede yatıyor ve bi okadarı yanlarında refakatçi. Kimi uçakta, kimi trende, kimi pazar alışverişinde, kimi hırsızlık yapıyor, kimi hakkını arıyor, kimi çalışıyor çalışıyor. Kimi dünyaya merhaba diyor, kimi son nefesinde. Ama herkes düşünüyor, düşünmeyenlere de deli deniyor. Ağlayanlar, gülenler… evlenip boşananlar, aşık olanlar. Bu dünya telaşı içinde manevi huzuru arayanlar, bulanlar ve bulamayanlar. Her durumda da DÜNYA DÖNÜYOR, bizi umursamadan.

SEVGİ ÜZERİNE…

9 Ocak 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 1 Yorum

     Bütün sevgisizliklere inat SEVGİ yazıldı adın nüfus kütüğüne. Yürekler çarptı milyon kere SEVGİ sevgi diye. Bu akşam dolunay var, aydınlığı SEVGİ üstüne. Yıldızlar milyonlarca değil artık sevgilerce sayılacaklar. Güneş sıcak ışınlarını sevgimtrak yayacak.   Ve bizler sımsıcak değil SEVGİMCEK ısınacağız.  Özlemler hatırlanacak SEVGİ üstüne. Yılların yorgunluğu bir yudum SEVGİ ile dinecek. Hasretler sevgiyle yoğrulmadı mı? Her yağmur sonrası açın sevgiyelerinizi. Açın da sevgiler örtsün yürekleri. //Kalpsizler Dünyasında aşılama varmış duydunuz mu? Bir SEVGİ aşısı eksikmiş sormayın. Ondanmış bu küsmeler, kalp kırmalar. Karantina altına alınıyormuş dedikodu yapanlar. SEVGİ uzmanları öyle söylüyor. Ama aşı istemez birini tanıyorum, sizde seversiniz görseniz. A dan z ye herşeyiyle SEVGİ. Hatta adını sorun o bile SEVGİ. Onun da kusurları var bütün sevgiler gibi; sevgisizliğe asla gelemez. Sevgiler ağlarmıymış hiç, üzülürmüymüş… Bir SEVGİ tanıdım, hergün doğum günüymüş. Allah herkesi SEVGİLERİNE bağışlasın.

ZOR OLAN HANGİSİ!

8 Ocak 2008 Salı | Kategori : Kadın 3 Yorum

Gitmek mi zor kalmak mı? Bazen gitmek istiyor insan, gideceği neresi bilmeden bir boşluğa. Gitmeyi düşündüğümde tek bir yer düşünürüm. Çoook uzaklarda kalan doğduğum ev. Aslında çocukluğuma gitmek isterim, küçülmek isterim yaşam kavgası olmadan. Zor olan galiba gitmek, belirsizliğe gitmektense somut olan kalmak. Bir kadın için gitmek nedir? Birine veya birşeye gitmeye dahası kaçmaya karar vermek çok zordur. Kendi elinle yaptıklarını savunmasız sefil, yıkılmış bırakmak zor olmaz mı? Beni özgür bıraksalar gidip dönsem, döndüğümde hesap sormasalar. Kalmak zor… mecbur. Sonuna kadar bu tekdüze hayata dayanmak ve hergünü ve her yarını yeni birşeyler olur ümidiyle yaşamak. Gidemezsin, çünkü özgür değilsin. Erkekler her akşam dışarı çıkar, kafaları bozulur yine çıkarlar, çocuklardan bunalmışlardır yine çıkarlar. Hadi her akşam çık da görelim. Asla çıkamazsın. Birgün çok kavga ettğim bir gün hayatımda ilk defa kapıyı çarpıp çıktım. Yağmur çiseliyordu, soğuk iliklerime işledi. Sahile deli dalgalar vuruyordu ve ben ağlıyordum. Evime geri dönmek istedim ama inadımdan  iki-üç saat oyalandım. Çok zor iki üç saat. Kalmak ve susmak daha kolay olmaz mıydı? Zor olan KADIN olmak. Zor olan anne olmak, zor olan çocukların anlamsız kavgalarına katlanabilmek, zor olan gidemeyeceğini anlayıp sonuna kadar kalabilmek. Bu benim yorumum, sizce!

sevince

8 Ocak 2008 Salı | Kategori : Aşk 1 Yorum

        Yine böyle bir kış mevsimiydi, dışarsı soğuk ve lapa lapa kar yağmaktaydı. Akşam ailecek oturmuş eve yeni aldığımız ve o zaman tek tük olan renkli televizyonu ve trt yi izliyorduk. Daha doğrusu ben hariç.          İlkokuldan sonra onunla yollarımız ayrılmıştı, aynı yerde yaşamamıza rağmen onu eskisi kadar sık göremiyordum. Her  an onu düşünmek beni heyecanlandırıyor ve suçluymuşum gibi, yasak bir aşk yaşıyormuş gibi korkutuyordu.  Neydi bu duygu o zamanlar çözmek güçtü benim için. 88 li yıllar… sevmenin ve sevilmenin ayıpsandığı yasaklı yıllar. Adın çıkacağına canın çıksın derler ya, %95 in böyle düşündüğü yıllar.  Yaş onüç, çocukmuyum, genç miyim. Sever miyim, sevemez miyim… İlkokul 2 de sormuştu teyzem, sen kime aşıksın diye, bende onu söylemiştim de gülmüşlerdi bana. Öyle böyle seve seve geçti yıllar, karın yağdığı o geceye geldi saatler, içim de yine aynı isim, aynı heyecan. Yerimde duramıyorum, yan balkona çıkıp   dışarıya bakarken işte orda o, sokak lambasının altında bisikletiyle duruyor. Lapa lapa yağan karın altında o, balkonda ben.  O anı unutamam asla. Lise ikiye kadar birtek kelime etmeden, yan yana bile gelemeden böyle platonik sürdü bizimkisi, sonra olmadı, olamadı. Ben ayrı çiçeklere kondum, günümü gün ettim ama onu unutmadım. onuç yıl hiç görmedim. Evlendim çocuklarım oldu. Birgün onun çalıştığı yeri öğrendm tesadüfen. Yine bir kış günüydü onu son gördüğümde. Değişmiş adam olmuş artık, tanımakta bile güçlük çektim aslında. Yakışıklı değildi, hatta biraz kilolu bile sayılırdı. Derin bir oh çektim, onunla evlenseydim ne olurdu halim. Keşke hiç görmeseydim de çocukluk yüzü kalsaydı aklımda. (Lütfen çocuklarımızın aşklarını dinleyelim ve saygı gösterelim.)

CANIM’A

8 Ocak 2008 Salı | Kategori : Aşk Yorum Yok

BEN SENİ NE ÇOK SEVDİM/ İLK GÖRDÜĞÜMDE DURUŞUNU/ BANA UMURSAMAZ BAKIŞINI SEVDİM./ BİR EKİM SABAHINDA/ ELLERİ TİTREYEN BENDİM YA!/ CEVAPLARKEN ANLAMSIZ SORULARINI, / BİR ÖMRÜ GEÇİRECEĞİM YOKTU AKLIMDA.(1993)

BEN YAZMADIM, MUTLAKA OKUYUN

8 Ocak 2008 Salı | Kategori : Edebiyat 4 Yorum

BUGÜN VE YARININ TARİFİ: Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye birşey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Birdaha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı. Derken zaman diye üç parçalı birşey icat etti insan. Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın. Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugününü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı. Farkında olmadan rezil etti bugününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dün de bugün için yarın diyordu. Birtürlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bugünü eline yüzüne bulaştırdı… Mutsuz oldu insan.        Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı. Ne yarın ne de dün!    (Kim yazdıysa çok güzel yazmış)