Sokaktan çocuk manzaraları…

13 Temmuz 2008 Pazar | Kategori : Edebiyat 19 Yorum

           Çocuk, ite kalka götürüyor üç tekerli arabayı.  Dalgalı, boynuna değen saçları kirden rengini kaybetmiş, acelesi yok…

           Yavaş yavaş ilerliyor…

           Daha eşilecek çok çöp var yollarda elbet.

           İnsanlar pisliklerini dökecekler, o onları karıştıracak, plastik, kağıt, onlar olmazsa mutlaka teneke bulacak…

           Çocuğun tek zorunlu kazanç kapısı; çöpler…

           Kısa günün karı, bu akşam epey plastik, karton çıktı çöpten.

           Başka bir çocuk, elinde üç beş kaçak sigara paketi…

           Sessiz kaldırımları arşınlıyor…

           Kara saçlı esmer adam çocuğu gözhapsine almış,

           Belli ki çocuk, adamın kazanç kapısı…

           Benim çocuklarım gibi çocuklar,

           çalışıyorlar, çalıştırılıyorlar…

           Ben kıyabilir miyim çocuklarıma…

           kıyan kıyıyor elbet…

           yorgun gönüllü çocuk, tek isteği biraz merhamet, merhamet…

          

          

Yağmurun Elleri…

10 Temmuz 2008 Perşembe | Kategori : Edebiyat 13 Yorum

    Yağmurun elleri dolandı saçlarıma, kilometrelerce yağdı benimle beraber. Hem gönlüme, hem asvalt yollara…

    Karadenizin yağmurunu da sürükledim peşimden… Yüreğimin götürdüğü yere değil ama varmam gereken yerlere…

    Varmam gereken yer; hem bana hasret hem yağmura. Bense geride bıraktığım adama.

    Asvalt yolları yıkadı geçti yağmur, büyük gölün üzerinde kara bulutlar, karadenizi aratmayan havada eksik olan biri var!

    Doğu insanı özlemiş yağmuru, şivelerine yağmur değiyor, yağmur benim saçlarımda…

    Ben de artık onlardan biriyim…

   

Ayrılıklar ve Biz…

6 Temmuz 2008 Pazar | Kategori : Aşk 21 Yorum

             Gönlümde ki, yanımda ki varlığına

                     …doyamadığım.

             Onca yıla rağmen,

             Yıllar içinde ki mecburi ayrılıklara rağmen,

                   Daha gitmeden,

                      …özlediğim.

            Ne zor geliyor ayrılık, bir bilsen!

            Ben istemezsem, gitmem değil mi?

            Sen istemezsen, göndermezdin bizi.

            Öyle ki…

            Bizim için istemesekte zaman,

            Ayrılıkları mümkün kılan…

            Bir kara kediden başka birşey değil.

            Ve…

            Biliyorsun ki ben seni,

            Daha gitmeden, ÇOK ÖZLEDİM.

Pazartesi SON…

4 Temmuz 2008 Cuma | Kategori : Aşk 35 Yorum

          Uzun yolculuklar… aslında uzun otobüs yolculuklarını çok severim ama yalnız olmalıyım, otobüsün camından dalıp gitmeliyim uzayan yola ve yaşayan hayata. Kimse bölmemeli hayallerimi, kimse döndürmemeli daldığım hayattan beni.

           Alışığım uzun yollara, hiç kısa yolculuk yapmadım ki. En kısa yolculuğum 15 yıl önce Afyon-Denizli arası okul münasebetiyle mekik dokuduğum yıllardı, o da 3,5 saat sürüyordu. En uzun yolculuğumu da çocuklarımla Trabzon-Denizli arası yaptım. Tam 22 saat, nerdeyse 1 günümüz otobüste geçmişti. Tabi bu yolların dönüşleride var. Şimdi de Vana yolculuk var, Van 14 saat sürüyormuş burdan. Denizliye gitmekten 3 saat daha kısa. Gideceğim yerlere kaç saatte varacağım benim için çok önemli. Ona göre yola çıkmadan günler öncesi kendimi motive ediyorum uzun yolculuğa.

         Biz küçükken, o zamanlar böyle lüks, havadar otobüsler yoktu, 302 ler vardı. Köyden Denizli ye 1 saatte giderdik lakin içimiz dışımıza çıkardı. O yol hem virajlı, hem de dar bir yoldu ki sigara içmenin otobüste bile serbest olduğu yıllar, düşünün artık rezilliğimizi… O duman kokusunu bastırsın diye muavinin koridora serpiştirdiği tütün kolonyası, hiç unutamam ve nefret ettiğim kokular arasındadır.

         Yaz geldi, blogda ki çoğu arkadaşım tatile çıkıcak veya tatil münasebetiyle gelen misafirlerden bloğa takılamayacaklar. Belki bende Van’a gittiğim zaman yazamayacağım, bilemiyorum.

         Tatile çıkamayan ve halen çalışmakta olan arkadaşlar (onlar kendilerini bilir :)), tatil hayalleri kuracaklar bol bol. Siz hayaller denizinde yüzerken ben belki Van Gölünde yüzüyor olacağım. (İnşaallah). Pazartesi gidiyorum arkadaşlar. Yazışamasakda aklım hep sizde olacak. Ben yazamasamda sizi takip ederim.

          İyiki bloğu keşvetmişimde, sizleri tanımışım. Hepiniz Allaha emanet olun. Sizi Seviyorum.

          

Düşlerimde bile kavuşamadığım sevgili…

28 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 42 Yorum

          Uzun gecelerdi her gece sevdiğim, düşlerimdi, hayallerimle süslediğim, geçmişinle avunduğum…    

           Çok sözler vardı ya söylenecek, lakin söyleyemediğim. Yaşanılmış geçmişte, yaşayamadıklarımız vardı, yasaklar vardı… İkimizinde hiç konuşmadan bildiğimiz birşeyler vardı…

          Yalnız, aramızda kalan…

         Düşlerimdi; yıllara rağmen hala kavuşma ümidiyle gözlerimi yumduğum… Hiç doya doya bakamadığın yüzünün resmini çizmekti, düşler sokağına adını yazmaktı bütün sevincim…

         Düşlerime geldiğin günlerdi, gerçekler aleminde ki dalgınlığım, gün boyu aklımdan çıkmayan hayalin…

          Dün gece yine düşümdeydin eski sevgili. Öyle bir gündü ki, herkesin aşklarına kavuştuğu, yaşayamadıklarını yaşadığı, el ele tutuşmanın, göz göze gelmenin, öpüşmenin dahi serbest olduğu…   

          Kalabalıktı her yer. Herkes sevdiğini arıyordu, herkes gibi bende arıyordum seni. Biliyordum geldiğini, biliyordum anlıkta olsa konuşacağımızı, bakışacağımızı. Bütün yasaklara aldırmadan, evli olduğumu düşünmeden, herşeye rağmen özgürce…

        Özgürce sıyrılıyordum insan kalabalığından, gözümün iliştiği yerdeydin, bir anlık mesafedeydin, uzatsam elimi tutuverecektin!…

        Sonra bir uğultu, bir karışıklık!…

        Ulaşılamaz, dönülmez yerdesin. Nerdesin sevgili, nerdesin?…

        Daha şimdi görmüştüm ya o özlediğim yüzünü, o hiç tutmadığım ellerini, unutamadığım çocuk sesini… daha yenice duymuşken!…

         Herkes kavuştu sevgili o gün, o düşde bile herkesi kavuşturdum ben.

         Bir biz kaldık ayrı…

         Düşlerimde bile kavuşamadığım sevgili, bir biz kaldık ayrı.

         Uyandım sonra. Sildim yüzümde ki gözyaşlarımı. Öyle ya kimse görmesin, kimse bilmesin bir düş için ağladığımı…

         Bir düşün ardından gün boyu dalgınlığımı…

         Halen yazarken bile ağladığımı,

         Kimse görmesin,

         Kimse bilmesin.

        

SADECE SANA

24 Haziran 2008 Salı | Kategori : Aşk 15 Yorum

                Gökyüzünü çizdi geçti uçak,

            Maviliği yaran beyaz bir hat oluştu,

          Beyazın maviye bu kadar çok yakıştığı

                         Görülmemiştir.

               Gönlümü çizdi geçti sözlerin,

           Kalbimde, sevdana dair bir söz oluştu,

                  Senden önce hiç kimseye,

                   ”SENİ SEVİYORUM”

                             Dediğim,

                         Görülmemiştir.

Tayfun TALİPOĞLU Sevenlere ve Gönül Dostlarıma…

23 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori : Aşk 16 Yorum

GECE BİZE YAZMIYOR

Bize yazmıyor,
Yeterince karanlık değilmiş yüzümüz.
Rakıya kin bulaştırmadık
Sevda yüzünden içtiğimiz.
Yanılmışız
Günleri yeterince eskitmeden
Tükettik.
Lakin ihanetlerle anılmadı adımız…
Sözümüz var
Dostlarla birlikte
Yaşlanacağız.
Dönenleri
Döndükleri yere kadar sevip
Hayal kırıklığına içmeyeceğiz.
Hep yaptığımız gibi
İçtikçe sevdalanıp
Sevdalandıkça öleceğiz.

Tayfun TALİPOĞLU

DOSTUM’a

20 Haziran 2008 Cuma | Kategori : Aşk 26 Yorum

               Hadi gel artık, ben buralardayım,

               İşi gücü bırak, çocuklarara da baksın babaanneleri

               Çayım hazır, sen seversin yanında sade keki.

               Benim kileri dışarı postalarım ben,

               Sen gecikme, vakit daha erken.

                       Eski günleri anarız beraber,

                       Sende vardır memleketten haberler,

                       İki satır laf ederiz,

                       Eski aşklardan dem vurup, güleriz.

              Hadi gel özlediğim dostum,

              Beni bilirsin yalnızlığı sevmem.

              Okul çıkışları ne çok kıkırdardık,

              Evlendik, çoluk çocuk derken

               Onaltılı yaşlarımıza baka kaldık.

                         Ne sen eski sen, ne ben o eski ben,

                         Gelsen evimi, ocağımı görsen.

                         Yüzümdeki çizgiler anlatsa gurbetin halini,

                          Çok konuşmayı sevmem, bilirsin beni.

           Yere yatak yaparız, gece bastırınca,

           Sizde kaldığım gecelerde ki gibi,

            Sohbet, hasreti dağıtmayınca

            Sessizliğe gömeriz içimizdeki özlemi.

           

SEN ÖZGÜR MÜSÜN?

20 Haziran 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 7 Yorum

          Güneş batmak üzere, bu saatlerde dışarda yürümeyi severim. Yeşil dağımın toprak yolunu yavaş yavaş arşınlamayı severim. Peki, öyleyse evde ne işim var! Bilmem.

           Yalnızlıkla ben yine cevabını bilmediğim soruların çözümüyle uğraşıyoruz. Çocuklar dışarda, özgürce takılıyorlar, top oynuyorlar, bisiklete biniyorlar. Canım eşim şu günlerde daha bir maç tiryakisi, bugün milli maç varmış, erkenden oda çıktı. Bir ben kaldım özgürce takılmadık, özgürce çıkmadık. Ben çıkamadım, kadın olduğum için, anne olduğum için, evde sıradan işlerim olduğu için, çıkmamam gerektiği için çıkmadım. Hani nerde kaldı ÖzGürLük?

             Güneş batmak üzere, birazdan karanlık basacak, koyu maviliklere bürünmüş dağlara kızıl bulutlar eşlik ediyor. Onlar bile yalnız değil. Kuşlar halen cıvıl cıvıl, günün tadına varan en çok onlar.

Onlara baktıkça, dinledikçe seslerini kuş olmak istiyor insan, kuş olup özgürce şakımak, özgürce uçmak. Özgürlük kuşların kanadında, yalnızca kanadında…

Özgürlük, çocukların yüreğinde, oynadıkları topta, bindikleri bisikletin tekerlerinde. Güneşin batmasına aldırmadan gönüllerince oynuyorlar. Oynasınlar bakalım, doysunlar özgür günlerine…

Ben özgürüm diyene ne mutlu, hep özgürlüğü isteriz, hep ondan bahsederiz, hep yapmak istediklerini yap bugün deriz. Lafta kalır bazı şeyler, lafta kalır ÖzGürLüK.

CANIIIMM…

20 Haziran 2008 Cuma | Kategori : Aşk 16 Yorum

              Canıııımm, canıma can katan, yüreğimi aşkıyla dolduran adam. Yeter mi geçen 13 sene, yetmeez, daha ne ben sana doyabildim, ne sen bana. İsterimki ölene kadar sen benim ol, ben senin. Ben seni ölesiye sevdim.

               Kara kaşlarına kurban olduğum, esmer tenine hayran olduğum, bir gülüşüne dünyaları bedel seçtiğim, yaşamamın tek sebebi, hayatımın tek anlamı, ben seni canımı verecek, uğruna ölecek kadar çok sevdim.

                Yanımdayken bile hasretim, yüzüne bakmaya doyamadığım erkeğim, sesiyle mest olduğum, bir dokunuşuna, bir öpüşüne ruhumu verdiğim adam, gel hep bende ol, hep benim ol. Ben yalnız hep seni sevdim.

                Başımı yasladığım tek omuz, dertlerimi paylaştığım sabır taşım, gözyaşımı akıttığım yüreğim, bütün benliğim. Sen, sen diye çarpan kalbimle ben seninle yaşlanmaya söz verdim. Seninle yaşlanmaya ve ölmeye. Ben seni kara toprağa girecek kadar çok sevdim.

                Biz el ele büyüttük sevgimizi, iki ayrı bedende tek bir ruh olduk. Ben sendeyim, sen bende. Yaşıyorsam sen varsın diye, gülüyorsam sen güldün diye, senin umutların benim, yarınlar ikimizin. Hayatta paylaşamayacağım tek şey senin kalbimdeki sevgin. Sevgin beni dimdik ayakta tutan, varlığın varlığıma denk, sevgilim, sevdiğim.

                Yine akşam saatlerini iple çekme zamanı, gündüzleri sesini duymak yetmiyor. Yalnız bana ait olan bedenini ve ruhunuda yanımda hissetmeliyim. Sen her akşam olduğu gibi yine gel birtanem. Ben her akşam olduğu gibi seni bekliyorum. Ben ve çocuklar. Gel, sevgi dolu yüreğinle evimizi aydınlat, çünkü gelişlerin benim için bayram, gitmelerin hüzün.

                 Yüreğime sevgi prangasını vuran adam; ben seni ne çok seviyorum bir bilsen. Anlatamam…