DİNLESEN

16 Mayıs 2008 Cuma | Kategori : Şiir 1 Yorum

           Sözlerim var, söylenecek

           Çok zamandır içimde, ah! bir bilsen.

           Ben konuşsam, sen dinlesen.

           Susmak nereye kadar?

           Anlatsam içimde yanan sevdanı,

           Yaşadığımız her anı.

           Kalbimdeki yerini bir bilsen,

           Ben konuşsam, sen dinlesen.

           Küsmek, nereye kadar?

           Haykırsam SENİ SEVDİM diye,

          Susamışken sevgiye.

          Bakmaya doyamadığım gözlerimi bir görsen,

          Ben konuşsam, sen dinlesen.

Ben ve Blog

16 Mayıs 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 5 Yorum

              Blogda ki ilk yazımı 12 Kasımda yazmışım, tam 7 ay geçmiş. Uzun bir süre aslında. Blog, bir günlük oldu benim için, okunmaya açık bir günlük. Yazmaya başladığım günden beri birgün yazacak birşeyler bulamayacağımı ve benim için geçici bir heves olacağını düşünmüştüm. Öyle olmadı, kendi kendime seviniyorum bu yüzden.

         Yazmak hayatıma olumlu haller kattı. Ben de değiştim mevsimlerle beraber. Gelen yorumlarla mutlu oldum, her yazdığım yazıyı yeni doğan bebeğe benzettim… sonra da bekledim, bebeğime ne diyecekler diye, heyecanla.

         Kimsenin bilmediği birçok arkadaşım oldu, ilk başta ben vardım tek tanıdığım, sonra sen, siz, o, onlar… zaman geçtikçe BİZ olduk.

         Bugün, sabah sabah duygularımı yazmak istedim, yazmak ve gönül dostlarımla paylaşmak. Burda hava yağışlı ve sisli, olsun varsın artık şikayet etmiyorum. Umarım sizin oralarda hava güzeldir. Gününüz güzel, geleceğiniz umut dolu olsun.

ÇİN’DE Kİ DEPREM

15 Mayıs 2008 Perşembe | Kategori : Edebiyat 3 Yorum

            Bugün çinde ki 7.9 luk depremin ardından 4. gün. Ölen Çin vatandaşı sayısının 100 binlere varmasından korkuluyormuş. Acı bir felaket ne yazık ki. Depremlere bizde yabancı değiliz ve onların acısını da paylaşıyoruz. Çin bölgesi de sürekli sallanır ve aslında onlar bizden daha tedbirlidirler bu konuda. Her Çin de Deprem haberi duyduğumda aynı orta şiddetteki depremin birde bizde olduğunu düşünürdüm. Onlarda can ve mal kaybı ne kadar az ise bizde de orta şiddette depremde ağır bilançolara rastlıyoruz. Onlarda ölüm bizde ki kadar ucuz değil.

     Çin nüfusu yerleşim alanına göre hayli nufus yoğunluğu olan bir ülke. O yüzden Çin Hükümeti ailelere ancak bir çocuk yapma hakkı tanıyor. Hal böyle olunca da depremde kaybedilen genç nüfus ailenin tek çocuğu olmuş oluyor. Yani aileler sahip oldukları tek evlatlarını bu felakette kaybettiler. Aklıma geldi de; acaba Başbakanımızda böyle bir felaketin Türkiye de olma olasılığını bildiği için mi en az üç çocuk yapın dedi! Olur, mümkünse üçü de erkek olsun, benimkiler esmer ve babalarına benzesin. İki hakkım doldu benim sipariş için, üçüncünün siparişi böyle lütfen.

     Siyaset ve ekonomi ilgimi çekmese de kötüye giden ekonomimizin farkındayım. Bu durumda da iki neyse de üçüncü çocuğu dünyaya getirmek bir cana haksızlık olur.

     Çin den yola çıkıp ülkemize geldik gelmesine de tek duam böyle felaketleri Allah bizden uzak tutsun. Doğal afetleri, milli felaketleri, bizi soyup soğana çeviren siyasetçileri ve en önemlisi de lanet PKK’ yı.

          

İdealleri olan bir liseli

14 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 5 Yorum

        Bugün mavişehre indim. Medeniyetten uzak kalıp, medeniyete varınca insan afallıyor. Oysa avcumun içi gibi biliyorum şehri. Her yer cıvıl cıvıl insan kaynıyor, hava günlerden sonra ilk defa sıcak.

      Dönüşte, belediye otobüsü yeşil dağıma doğru yol alırken karşımda oturan liseli çocuk dikkatimi çekti. Büyüklerin konuşmalarına pek kulak kabartmam ama öğrenci sohbetleri dikkatimi çeker. Okula gönderiyoruz ama boşuna diye düşünürüm kimisinin konuşmasından ve davranışlarından. Kimilerinin de yüzlerine bakınca ve daha sonrasında konuşmaları zeki ve plancı çocuklar oldukları hemen anlaşılır.

       Dikkatimi çeken liseli delikanlı yanında ki beye ideallerini anlatıyordu. Herkesin bir ideali ve hayatta yapmak istediği şeylerin bir planı olmalı diyordu. Benim de amacım okulumu başarıyla bitirip, istediğim bölümü kazanmak ve onu da başarıyla bitirip meslek edinmek. Ama… diyordu, hayatta en önemli idealim de büyüyünce Siyasete Atılmak.

       Karşımda belki de geleceğin milletvekili veya başbakanı hatta cumhurbaşkanı oturuyordu. Bakalım onun yaşlarındayken çok sayın devlet büyüklerimizin idealleri var mıydı! yoksa tesadüfler mi onları meclis sıralarına taşıdı veya milleti soymanın en kestirme ve zararsız yolu bu mu diye düşündüler.

       Çocuk karşısında anlattıklarını umursamaz tavırlarla dinleyen beye okadar güzel planlarını anlattı ki köy denilecek kadar küçük bir ilçeden gelecekteki önemli isimler arasına girmesi muhtemel olan bu çocuk beni kendine hayran bıraktı.

       Umarım çizdiği yoldan ve varmak istediği hedefe başarılarla dolu bir hayat hikayesiyle varır. Keşke bütün çocuklarımızın üniversiteye kapak atmak haricinda daha büyük idealleri olsa. Ama ne yazık ki onları bu sınav maratonuna ve stresine sokan bizde ki eğitim karmaşası. Ve bu karmaşayı yaratanlar da hepimizin bildiği gibi  sayın devlet büyüklerimiz. Gününüz aydın, geleceğiniz umut dolu olsun.

MAYIS KARI

12 Mayıs 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 12 Yorum

     Bu mevsimde karı hiç beklemiyorduk oysa, güneş bile bulutların ardından el sallayıp saklanırken tek ümidimiz güneşi sobeleyip ebe yapmaktı. Ebe olsaydı eğer o arayacak biz kaçacaktık gölgenin kollarına.

    Yeşil, yemyeşil dağımın en yüksek bölgeleri karı karşıladı, mayıs ortasında. Yaylaya göç eden koyun sürüleri dondu uzun asvalt yollarda, çoban kepenek altına girmiş olsa bile oda üşüyordu besbelli.

      ”Yine yeşillendi fındık dalları” türküsünü söyleyen ırgatlara inat soğuk vurdu en verimli ayında ağaçları. Fındıktan başka geliri olmayan köylüler için bu, az ürün, az para demekti. Uzun kışı geçirmek içinde paraya ihtiyaç vardı neyazık ki.

      Önce rüzgarı yolladı üzerimize kış, gitmek bilmedi karadenizden. Gök gürledi sonra, kara kara bulutlar tepemizde, aniden şakırdayan yağmur, rüzgarı uğurlarken yağmurun ardından güneş çıkar diye ummuştuk. Meğer karın habercisiymiş, anlayamadık.

     Mevsimlerin şekli mi değişiyor yoksa karadeniz mi böyle! Adı gibi kışı da kara, yazı da. Denizi de kara, gökyüzü de. Cevap mevsimler değişiyor olursa eğer, korkmak ve endişelenmek zamanıdır, çok geç olmadan Rabbimize el açıp, yalvarmak zamanıdır.

     Karadeniz; seni ne sevdim bir bilsen… Mavişehre yerleştiğimden beri hayranım sana. Ama vakit yaza girmek vaktidir çoktan, yaza girmek,  bedeni ve ruhu ısıtmak vaktidir.

       

ÇOCUK ANNEM

9 Mayıs 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 8 Yorum

   Çocukluğunu görmemiştim annemin

    Hep merak ederdim.

    Şimdi beraber yaşıyoruz çocukluğunu,

    Sabahları pencereden doğan güneş ışınları

    Arkadaş oluyor ona.

     Bakıyorum elinde top

     Açlık önemli değil onun için

     Oynamak için beni çağırıyor,

      Ebe oluyor, saklambaç oynuyoruz.

      Çabucak yoruluveriyor,

      Yastığını alıp geliyor,

      Uykusu gelmiştir.

          Boş gözlerle dinliyor,

          Söylediğim ninniyi.

          Çok uyumuş gibi hemen kalkıyor,

          Soruyor; sabah oldu mu?

          Oldu anneciğim diyorum.

    Gençliğini anlatmaya çalışıyor,

    Düğüne ne zaman gideceğimizi soruyor,

    Giymek için uğraşıyor, elinde ki tek renkli çorapları.

    Oyuna dalan çocuk gibi sessiz,

    Yarını umursamadan yaşıyor.

                        yazan; Annem (Annem Alzheimer derneğinde gönüllü çalışıyor.)

GÖNÜL VE BLOG DOSTLARI!

8 Mayıs 2008 Perşembe | Kategori : Aşk 4 Yorum

BLOGUMA YAPTIĞINIZ TÜM YORUMLARI OKUDUM, HEPİNİZİ TEK TEK ZİYARET EDİP CEVAP VEREMİYORUM KUSURA BAKMAYIN. HERKESE ÇOK TEŞEKKÜRLER. BEN DE KİMSEYE KIRGIN DEĞİLİM, HER GÜZELİN BİR KUSURU VARDIR DEĞİL Mİ, BUNLAR HAYATIN TADI TUZU OLUVERSİN ARTIK NE YAPALIM. HOŞGÖRMEK LAZIM BİRBİRİMİZİ, KİMSENİN KİMSEYE Bİ ZARARI YOK. KİRPİ ARKADAŞIM, SEN DE AŞIRI ABES LAFLARA TAKILMADAN TAŞLA KIL OLDUKLARINI, TEKRAR TEŞEKKÜRLER YORUMLARINIZ VE ZİYARETLERİNİZ İÇİN, SEVGİLER VE SAYGILAR BÜTÜN BLOG DOSTLARINA.

Sanal Alem Atışmaları

8 Mayıs 2008 Perşembe | Kategori : Aşk 14 Yorum

                 Kimseyi şahsen tanımam bu blogda, bazıları gibi birbirimize ne kadar çok yorum yaparsak yapalım canımlı cicimli olamam. Bu cümlemden canım cicim diyenlere gıcık oluyormuşum gibi bir anlam çıkmasın ama.  Takıldığım belirli blog dostları var, sık sık ziyaret ederim onların sayfalarını. Yorum yapmasamda hem fikir edinmiş olurum hem de yazarın karakteri hakkında ipuçları yakalamaya çalışırım.

          Yorum yapmasamda hemen hemen bütün aşk, edebiyat ve şiir katagorisinde yayımlanan yazıları okumaya çalışıyorum. Yorum yaptığım bütün emek verilerek yazılmış yazılar benim için özeldir. Yazarı da özeldir. Bazen benden yaşça büyük olduğunu tahmin ettiğim blog dostları da var, haddim olmayarak yaptığım yorumları lütfen hoşgörsünler. Bazen de karşıma 5. sınıf öğrencisi de çıkıveriyor, hoşuma gidiyor onların biz büyüklerin oyuncağı olmuş bu işle ilgilenmeleri ve  tebrik ediyorum onları yorumlarımda. Desteklediğimi ve arkalarında durduğumu yazıyorum sevinsinler diye.

      Yorum yaparken kimseyi kırmamaya, aşağılamamaya ve yazdığını hor görüp ağır eleştiriler yapmamaya dikkat ediyorum. Eğer imla kuralları varsa ve anlamamışsam nazikçe uyarıyorum ve cevap bekliyorum. Eminim bu blogda yazan çoğu kişide benimle hemfikirdir.

        Birkaç gündür benimle malum kişi ufak atışmalarla bu bloğu kendimize çekilmez kılıyoruz. Aslında ilk o başlattı desem kendince inkar edecek, ben onun bloğunu sık ziyaret etmem hatta hiç etmem desem yeridir. Çok uzun zaman yorum yapmışlığım olmuştu da aldım cevabımı. Arkadaş biraz kırıcı da. Neyse bu ufak atışmalar nereye kadar sürer bilmiyorum ama o inat ben inat baya da sürecek görünüyor. Bir arkadaş da atışmalarımızı okuyup gülmüş, sevindim doğrusu ben de gülüyorum bazen. Hem halime, hem de şu sanal alemde bile ters birinin gelip beni bulmasına. Bakalım sonu dostlukla bitebilecek mi!

GECENİN UYKUYU BOŞADIĞI AN

5 Mayıs 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 10 Yorum

       Gecenin adı matem, yağmur damlasında tıpırtılar güneşe hasret. Gecenin durmadan ilerleyen saati on dakika sonra üçü koynuna alacak. Bu saatlerde ki uykusuzluk ne ola acep!

        Oysa, uyku zindanına girmek vaktidir çoktan, uyumak, ruhu ve bedeni dinlendirmek…

        Islak akasya çiçeklerinin kokusu seviyor havayı, ben ve içtiğim sigara dumanına inat açık pencereden içeri doluyor misk-i amber misali. Aklıma geliyor ansızın Neruda’nın şu şiiri;

uykun uykumda dinlensin birtanem

aşk, acı, iş dinlensin…

görünmeyen çarkları üstünde dönen gecede

uyumuş amber gibi safsın bana sarılıp

başka kimse düşlerimde uyumayacak aşkım

gideceksin, birlikte gideceğiz zamanın suyunda…

ayım, güneşim, ölümsüzüm

           …        …       …

ben senin içinde yalnızca beni götüren o suyun

sensiz rüyandan başka hiçbirşey olmam ben.

                                     Pablo Neruda

ŞAŞI CMYLMZ

30 Nisan 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 4 Yorum

         Cem Yılmazın son reklem filmini izlemeyen var mı? İlk izlediğimde çok güldüm. Her defasında da izlemekten zevk alıyorum. Reklamlar hep böyle olsa, amaçlarını anlarken kullanılan araçlar bizi sıkmasa…

        Mesela bir Arçelik reklamı var, bayıyor beni izlerken. Güya kampanyayı anlatacaklar ama onlarca insan hece hece bir cümleyi farklı yer ve zamanlarda (gak guk tarzında bence) birleştiriyorlar. Bana göre itici bir reklam, ürünün kalitesine şüphem yok ama reklam arçeliğe yakışmamış.

         Gelelim Cem’e, esprili adam nemelazım, güldürüyor beni. Şaşılık olayını Zekeriya Beyaz üzerine alınmış, baya da içerlemiş. İnsanların özürleriyle dalga geçiliyor diyor. Alakası yok. Dalga geçme olayına gelince de eskiden beri filimlerde kekemelerle dalga geçilmedi mi veya insanların meslekleriyle, abdal karakterleriyle. Hele hele Kemal Sunal filimlerinde buna çok rasladım ben. Vestel ve Müslüm Babanın son reklamlarından sonra hemşireler ayaklanmış vs. vs. buna benzer olay çok.  Milletçek sanal alemde yapılan işlere fazla kaptırıyoruz kendimizi. Kurtlar vadisinde de Çakır ölünce gazetelere ölüm ve başsağlığı ilanları verilmişti.

      Sanal Manal, bu işler bizi yorar arkadaşlar. Ülkede daha ciddi meseleler varken böyle bir konuda yazmak basit kaçtı ve yersiz oldu ama neyse. Sevgiyle ve barışla kalın.