Hayatı, Hayat Tadında Yaşamak…

9 Ekim 2008 Perşembe | Kategori : Edebiyat 13 Yorum

       Geceye kilitleyemediğim, küçük umut kırpıntılarıyla geliyorum yüreğim. Yüreğimde yeşeriyor, yeşil dağımın tüm yeşilliği, çöp kutumda dünden kalma kalp kırıklıkları, sana geliyorum EY! hayat…

         Bir mutsuzluk senfonisi tutturmuş gidiyorsun, sus yeter artık. Zamana yenik düşen saçlarımı bana bırak, tenimi bana bırak, beni de özgür bırak.

         Birlikte söyleyelim umut dolu türküleri, sevdalara birlikte yol alalım, karanlıktan çıkma vakti gelmedi mi? Aydınlık zindanlarına hapset beni.

         Elimde kalan son umutcukları da alma benden. Güneşi göster, ısıtsın, yağmuru göster ıslansın, karı göster üşüsün yüreğim…

          Ama, rüzgarını verme bana. Ordan oraya savurma beni kaderin ellerinde. Ellerim yok olsun avuçlarında, bütün varlığım sende…

          Ey! hayat, sana geliyorum. Beni sende bulmak için geliyorum, Yol ver yüreğime sevsin, yol ver umuduma çoğalsın, yol ver yüreğime özgür kalsın, yol ver yitik gözyaşlarıma çağlasın. Bırak çağlasın ki ruhum dinlensin.

           Hayatı hayat tadında yaşamak için geliyorum. Bir avuç umuda, umut bağlamış yüreğim ve ben.

         

        

      

Bir İlk Adım Hikayesiydi yazmak istediğim…

8 Ekim 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 8 Yorum

         8 Ekim 93 dü, sonbaharı karşılayan sokaklarda bir hareketlilik bir kalabalıklık kol geziyordu. Karahisar kalesi seyrediyordu bu karmaşayı tepeden, sessiz ve vakur.

         Kimi üniversite öğrencisi özlemiş şehri hasret gideriyor, kimi öğrenci de yeni yeni tanışıyordu. Bende o yeni yeni tanışanlar kervanındaydım, korkuyordum.

         Korkuyordum çünkü kasabalı kıza çok büyük gelmişti bu şehir, çok farklı gelmişti…Evet farklıydı; kokusu farklıydı, havası farklıydı, insanları farklıydı. Alışacaktım elbet, herkes gibi bende karahisara karışacaktım.

         8 Ekim, okulun kapısına doğru uzanan merdivenlerde gördüm ilk onu, yakışıklıydı, asil bir duruşu vardı esmer çocuğun, hiç kimseye bakmadığım kadar hayranlıkla bakıyordum, hiç kimseye aldırmaksızın baka baka yanından geçiyordum…

          Sonra kader yazmışsa eğer, bir şeyler bahane olup karşılaşıyor, tanışıyor insan. O esmer çocuklada aynı gün oldu tanışmamız. Öyle sevdim, öyle sevdikki birbirimizi hiç ayrılmadık, ayıramadılar. Eşim oldu, canım oldu, hayatım oldu.

           Bugün 8 Ekim, günlerdir bugünü beklemekteyim. İstediğim gibi yazamadım yazıyı, cümleler boğazımda takılı kaldı, beynim durdu bugün. Yazamadım çünkü kalbim kırık.

Zamana yaren olmak vakti…

7 Ekim 2008 Salı | Kategori : Edebiyat 20 Yorum

                  Zaman kendi gerçeğine yol almakta…

                  Derin izler bıraksada, zamana yaren olmak vaktidir şimdi.

                  Günlerdir, hatta aylardır daldığın düşler sokağından çık,

                                     Ve bekle…

                  Bekle ve yüzleş bakalım,

                  Düşlerin mi kalleş, gerçekler mi…?

                  Sende öyle iyi biliyorsun ki Düşler sen istersen var,

                  Gerçekler…

                  Ya gerçekler…

                  Bak şimdi onlara, herzaman ki gibi yine görmezden gelme,

                  Zaman, kendi gerçeğine yol almakta,

                  Yüzündeki izler anlatsınlar, yokluğunda atılan çentikleri…

                  Sen Düşler sapağındaydın, zaman yola devam etti.

                  Gör ve anla…

                  Anla ve anlat hikayeni,

                  Gerçeklerden kaçmakla bu işin yürümediğini…

                  Düşlere yazdığın Hayat Kitabı

                  Beş para etmiyor ne yazık ki.

                                                 yatağanlı…

                  

 

                 

MANDALİNA KOKULU OYUN…

6 Ekim 2008 Pazartesi | Kategori : Edebiyat 12 Yorum

          Sonbaharın ilk mandalinasını soyuyorum bugün…

          Tırnaklarım geçiyor, turuncu meyvenin mis kokulu kabuğuna. Ardından hafif ıslanıyor parmak uçlarım, parmaklarımda çocukluğumun hiç değişmeyen mandalina kokusu…

           Meyvenin içi, hatta içindeki lezzet beni ilgilendirmiyor,

           Avuçlarımı birleştirip burnuma yaklaştırıyorum, içime çekiyorum o çocukluğumun hiç değişmeyen mandalina kokusunu.

            Ohhhhhhhhh! İşte bütün özlemlerim bu kokuda saklı…

             Ben seviyorum mandalina kokusunu, seviyor beni çocukluğumun mandalina kokulu yılları…

              Hep özlediğim, siyah önlük giydiğimiz, beyaz yıllar…

              Sene, 1982…

              İkinci sınıfı okuduğum tozu eksik olmayan sınıf, kara tahta, tebeşir tozu, siyah önlük giymiş bizlerin olduğu,  bir kara kalem çalışması şimdi düşlediğim…

              Düşlerimde buluyorum kendimi, düşler sokağında yol almak vaktidir şimdi.

              Tekrar avuçlarıma sokuyorum burnumu, derin bir nefesten sonra tazeleniyor anılar.

               Naciye, Nihat, Ercüment. Mandalina kabuklarını küçük küçük kopartıp ipe dizmişler. Mandalina kabuklarından bir tesbih oluşmuş resmen. Birbirlerine atıp oynuyorlar. Tutamayan yanıyor, çok zevkli ve mandalina kokulu bir oyun.

               Hemen akşama bende çiziyorum mandalina kabuklarını, en sevdiğim oyun oluyor, en sevdiğim oyuncağım…

               Sınıfta hoooooş bir mandalina kokusu var artık kış boyunca…

               İşte ben her yıl, ilk mevsimin ilk mandalinasını aldığım zaman hiç üşenmem tek tek ipe çizerim mandalina kabuklarını. Kendime ve çocuklarıma.

               Birkaç gün onlarda zevkle oynarlar mandalina kokulu bu oyunu,

               Sonra sıkılırlar…:(

               Ben hiç sıkılmam, bilirim ki bedenimi ve ruhumu dinlendiren çocukluk anıları bu mandalina kokulu oyunda saklı.

              

AKTÜTÜNE SİTEM…

4 Ekim 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 9 Yorum

                 Aktütün; neden ak demişler sana…

                 Oysa kapkarasın kapkara.

                            Neden emanetlerine sahip çıkmadın?

                            15 Yiğidimizi alkanlara boyadın?

                  Sana vatan toprağı diye ayak bastık,

                  Bağımsızlığın sembolü bayrağı astık.

                              Doğudan, batıdan evlatlar geldiler kucağına,

                               Helalleşerek baba ocağına.

                    Neden emanetlerine sahip çıkmadın?

                    15 Mehmedimizi alkanlara boyadın?

ŞEHİD MEHMETCİKLERİMİZE…

4 Ekim 2008 Cumartesi | Kategori : Aşk 4 Yorum

BAYRAK İNMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ

4 Ekim 2008 Cumartesi | Kategori : Aşk 1 Yorum

Güle Güle Gidin, Kanınız Yerde Kalmayacak

4 Ekim 2008 Cumartesi | Kategori : Edebiyat 2 Yorum

Aklında olsun…

3 Ekim 2008 Cuma | Kategori : Aşk 11 Yorum

                                  Gideceğimi biliyorsun…

                             Birgün olacak, ben gideceğim…

                             Uzak iklimlere düşecek yolum,

                         Rüzgar misali, ordan oraya eseceğim.

                                   Senin hiç bilmediğin,

                    Hiç görmediğin diyarları soluyacak nefesim.

                                        Gideceğim…

                           Ne dalgalarda bulacaksın beni,

                       Ne sisli dağların yağmur bulutlarında…

                                   Senin hiç duymadığın,

                Hiç bilmediğin bir memleket türküsü söyleyecek dilim.

                                    Hep aklında olsun,

                                    Birgün gideceğim.

                 Gecenin yitik umutlarına azık yapacağım anıları…

                         Anılarda bulacağım yitirdiğim seni.

                  Geçmiş zaman hikayeleri anlatacağım dostlara,

             Okuduğum kitabın her sayfasında kaybolacak yüreğim,

                      Gözyaşlarımda ebedi saklı kalacaksın.

                        Ne Eylüller geçecek ömürden…

                        Ne Eylül hikayeleri duyacaksın…

                    Beşinci mevsimin adına sen diyeceğim,

                                          Gideceğim ve dönmeyeceğim.

 

                               

Bayram, çocuk yüreğinde…

1 Ekim 2008 Çarşamba | Kategori : Edebiyat 13 Yorum

                     Bayramı beraber karşıladık bu sene. Yağmur, rüzgar ve ben…

                     En soğuk ekimin kucağına açtı gözlerini bayram hüzünleri. Gurbette olanlar daha çok bilirler, daha çok koyar onlara yaşanılamayan lakin yaşanılası bayramlar…

                     Geceki kızgın fırtınanın ardından gün ağlıyor yine. Gün ağlıyor ve benimde karışıyor gözyaşlarım yağmura.

                      Aynada ki yüzüm memnuniyetsiz bir ifadeyle yıkanmakta sabah sabah. Buz gibi bir avuç suyla yıkıyorum yüzümü kendime gelmek için, bu hoş görünmeyen ifadeyi silmek için.

                       Dilime dolanıyor çocukluğumun bayram şarkısı;

                                            ”Bugün bayram, erken kalkın çocuklar,

                                               Giyelim en güzel giysileri.

                                                Elimizde taze kır çiçekleri,

                                                Üzmeyelim bugün annemiziiiiii”

                       Sonra en güzelini takıyorum maskelerin, onun adı Bayram Ruhu… Hiç olmadığı kadar bir mutluluk ifadesi çiziyor mimiklerim, çocuklar beni böyle görsünler.

                       Herşey onlar için, onlara güzel bir bayram hatırası bırakmak için. Onlar da yüzlerinde ki çizgiler hayatın her evresinde ki acı ve tatlı anları anlatmaya başladığında diyecekler ki ”ne güzeldi çocukluğumuzun bayramları”

                       Ne yazık ki hiç bilmeyecekler, hiç öğrenemeyecekler en güzel bayramların benim çocukluğumda kaldığını.