Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Arşiv ‘Edebiyat’


Bir bilgeye sormuşlar

xvolvox

 Bir bilgeye sormuslar:
- Bir insanin zekasini nereden anlarsiniz?
- Konusmasindan.
- Ya hic konusmazsa?
- O kadar akilli insan yoktur ki!..

Bir bilgeye nasil bu kadar dogru kararlar alabildigini sormuslar:
"Deneyim" demis. O deneyimi nasil kazandin, diye sormuslar
"Hatalarimla" demis

Bir bilgeye sormuslar:
Efendim caniniz ne istiyor? Bilge cevaplamis:
Canim hicbir sey istememeyi istiyor.. ve devam etmis.. Bu ruh halinin
adi gonul yorgunlugudur. .

Bir bilgeye " Nasil insan oluruz?" diye sormuslar:

"Uc adim atlama" gibi bir cevap vermis bilge kisi:
Once sana kotuluk yapanlara kotuluk dusunmemen gelir,
Insanliga attigin ilk adim budur… Sana kotuluk yapanlara iyilik
yapabildigin an ise ikinci buyuk adimi atar ve hakiki insan olmaya baslarsin. .
Nihayet, sana iyilik yapanla kotuluk yapan arasinda bir
fark hissedemeyecek hale geldigin zaman insan olursun.

Bilgeye sormuslar dunya da en guzel sey ne diye?
Sevmek, demis…
Peki sonra demisler…
Sevilmek demis…
Peki neden sevmek sevilmekten once geliyor? demisler…
O da demis ki ?insan sevdigine sevildiginden daha cok emindir…

Bilgeye Sormuslar;
İ
nsan neden dilek diler?
İnsan gerceklesmesi icin diler, ama bilmez ki gerceklestirmek icin dilemek gerek.

Bir bilgeye sormuslar en mutlu insan kimdir?
Iste o dagdaki cobandir demis.
Neden diye sormuslar. Cunku demis insan bildikleriyle yasar, onun
bildikleri koyunlari ve cevresiyle sinirli, kendisini mutsuz edecek
veya kafasini karistiracak fazla bir bilgiye sahip degil

alıntıdır…

Mumların Öyküsü

Dört tane mum usul usul yanıyordu. Ortalık öylesine sessizdi ki mumların konuşmalarını duyulabiliyordunuz.

Birinci mum dedi ki:

"Ben BARIŞ’ım ! Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor. Sanırım yakında söneceğim ." Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü… İkinci mum:

"Ben VEFA’yım! Ne yazık ki artık vazgeçilmez değilim. Onun için bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı " Sözlerini tamamladığında esen hafif bir rüzgâr onu söndürdü…

Sırası geldiğinde üçüncü mum hüzünlü bir sesle dedi ki:

"Ben SEVGİ’yim! Yanacak gücüm kalmadı… İnsanlar beni unuttu, değerimi anlamıyorlar. En yakınlarını sevmeyi bile unuttular ."Ve daha fazla beklemeden sönüp gitti…

Ansızın… Odaya bir çocuk girdi ve 3 mumun da yanmadığını gördü. "Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu ?" dedi

O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı : "Korkma ben yandığım sürece öteki mumları da yeniden yakabiliriz, ben UMUT’um!"
Çocuk parıldayan gözleriyle UMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı .. UMUT ışığı yaşamımızdan hiç eksik olmamalı ki hepimiz onunla birlikte Vefa’ yı , Barış’ ı ve Sevgi’ yi !!! Yaşatabilelim.

Hayata Nasıl Bakıyorsunuz?

Fransa’da, ağır işçilerin işleri hakkında ne düşündüklerini
incelemek üzere

araştırmayı yürüten bir görevli, bir inşaat alanına gönderilir.
Görevli, ilk işçiye yaklaşır ve sorar :
“Ne yapıyorsun?”
“Nesin sen, kör mü?” diye öfkeyle bağırır işçi.
” Bu parçalanması imkansız kayaları ilkel aletlerle kırıyor ve patronun
emrettiği gibi bir araya yığıyorum.Cehennem sıcağında kan ter içinde
kalıyorum.Bu çok ağır bir iş, ölümden beter.”
Görevli hızla oradan uzaklaşır ve çekinerek ikinci işçiye yaklaşır.Aynı
soruyu sorar :”Ne yapıyorsun?”İşçi cevap verir :
” Kayaları mimariplana
uygun şekildeyerleştirilebilmeleri için, kullanılabilir şekle getirmeye
çalışıyorum.Bu ağir ve bazen de monoton bir iş, ama karım ve çocuklarım için para
gerekli.Sonuçta bir işim var. Daha kötü de olabilirdi.”
Biraz cesaretlenen görevli üçüncü işçiye doğru ilerler.
” Ya sen ne yapıyorsun?” diye sorar.
“Görmüyor musun?” der işçi kollarını gökyüzüne kaldırarak.” Bir katedral yapıyorum
.”Bu hikayenin enterasan tarafı her üç işçinin de aynı işi yapıyor olmaları….Görmeyi seçtiğiniz yol sizin tutumunuza bağlıdır.
Bugün hava biraz bulutlu mu yoksa biraz güneşli mi?
Güllerin dikeni mi vardır, dikenli dalların gülleri mi?
Bardağın yarısı boş mudur, yarısı dolu mu?
Yoksa bardak olması gerekenin iki katı büyüklükte midir?
Seçim size ait…
Yazar : Allen Klein

serdarselçuk abiye teşekkürler…

Eflatun’a iki soru sormuşlar

Eflatun’a iki soru sormuşlar:

Birincisi; "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?

Eflatun tek tek sıralamış:

"Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için para öderler. Yarından endişe ederken bu günü unuturlar. Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler."

Sıra gelmiş ikinci soruya;

"Peki sen ne öneriyorsun?"

Bilge yine sıralamış:

"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın. Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.

ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."

SHAKESPEARE Demiş Ki

 

 İyi ol fakat çok iyi olma. Birazcık huysuz ol fakat çok değil.

İçinden geliyorsa dua et. Eğer sana rahatlık veriyorsa arada bir küfür de et.

Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol.

Eğer bir gün kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında kalırsan;
bağır, çağır, kır, dök ve unut!

Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir parçanın bile kaçmasına izin verme.

Yaşa herşeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için, laf olsun diye günlerini geçirme.

Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev!

Hayatını o şekilde yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin ve her gün
faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki; gecelerin yaklaşırken örtüleri
üzerine çekip kendi kendine "ben elimden geleni yaptım" diyebilesin.

Düşüncelerin neyse hayatın da odur.

Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir.

W. SHAKESPEARE

Bir Hint Masalı

 Bir Hint masalına göre, kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır.
Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.
Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar.
Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür.
Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar.
Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok.
Onu eski haline döndürür.

Ve der ki,
"Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem."

Ünlü Yazar Shakspeare, Bu konuda şöyle diyor:

"İnsanların çoğu sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için.

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.

Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için."

SEVGİ, BAŞARI VE ZENGİNLİK


Gercek Sevgi

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü
edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" Bakın göstereyim
demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları
çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine.
Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş
kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. "Ermiş bu kaşıkların
ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. Peki
demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun
geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım
yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar
gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzun
boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak
içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar
sofradan işte demiş ermiş, ‘kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini
görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır. ve kim kardeşini düşünür de
doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da
unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.

Mutluluk (Dianne Dengel)

(Dianne Dengel)

Bir Annenin Kızına Nasihatları

Kızım, akrabalarından, dost veya arkadaşlarından her kim olursa olsun, ona karşı kocanı övme, sakın onu şikayet de etme. Aile içinde kalması gereken mahrem veya bildik şeyler de olsa anlatma. Derler ki, “Söyleme sırrını dostuna, dostunun da dostu vardır o da gider söyler dostuna.” Bir ağızdan çıkan söz, sır olmaktan çıkar. Sırrın ucunu ele veren arkasını getiremez. İlla biriyle paylaşman gerekiyorsa bir günlük tut. Mümkünse onlarında bu tür sana anlatacaklarına fırsat verme. Bu tür söylenen veya anlatılanlar fitneye, dedikodulara ve ailelerin yıkılmasına fırsat ve zemin hazırlar. Her ne kadar sıkılır veya daralsan dahi; anne ve babana bile anlatma. Çözemediklerini akıllı ve kendinden emin olduklarınla istişare ederek çözmeye çalış.
Aile hayatının karşılıklı sevgi, saygı ve merhametle yürütülmesi temel ilkedir. Dinimiz aile reisliği vazifesini erkeğe vermiştir. Erkek ise; fizik gücüne, kuvvetine sahip, cesur ve mücadelecidir. Fizyolojik bakımdan daha zayıf olan kadınları kavvâm; gözetip kollayıcıdırlar. Ailenin dış düşmanlardan korunması, geçim ve ekonomik giderlerin temini öncelikli olarak erkeğe ait olduğundan mallarından bol bol harcamaktadırlar. Kadının; erkekte bulunmayan anneliğin verdiği yüce bir görev olan çocuğun doğumu ve bakımı ile öncelikli olarak; çocukların terbiye edilerek yetiştirilmesi, yuvada huzur ve sükûnun temininde duygusal gayret, aileye içten bağlılık gibi daha birçok üstünlükleri bulunmaktadır.
Eşinin eve geleceği saati iyi belle. Mümkün mertebe onu kapıda karşılamaya çalış. Kapıda karşılaman onu; ziyadesiyle memnun edecektir. Adamı sakın kapıda bekletme. İçeri girere girmez elindeki eşyaları al. Velev ki; sıkıntı ve moralsiz olsan bile; yumuşak ve tatlı konuş. Söylemen gerekenleri kocana söyle. Anlayamadıklarını ve meselelerini konuşma yoluyla hallet. Konuşma mesellerin yüzde doksan dokuzunu çözer. Konuşurken onun konuşmalarını kesme. Bazı konularda farklı düşünüyor olabilirsiniz. Farklı bile düşünseniz uzlaşmayı tercih et. İçinden seni seviyorum demekle olmaz. Sevgini ona mutlaka o istediği için değil, kendi tarzınla ona hissettir. Zaman zaman onun penceresinden bakmayı dene. Sizin olmayan hayatlara dalıp hayatınızı karartma. Bakış tarzın en kötü gününde bile olumlu olsun. Göz yaşlarını asla silah olarak kullanama, bu kadının zayıflığını gösterir. Bilirsin ki, evlilikte dürüstlük esastır. Zaman zaman espri yap; iyi bir espri zor günlerinizi kolay atlatmanızı sağlar. İlişkinizi kuvvetlendirmek için elinden geleni en iyi şekilde yap. Evini temiz tut. Çocuklarının yeme içmeleri, sağlıklarıyla dersleriyle yekinen alakalan.
Görevlerini bil ve yaptıklarından dolayı asla şikayet etme. Eşinin gelen eş dost ve akrabalarına güler yüz, tatlı dille hüsnü muamelelerde ve izzeti ikramlarda bulun. Eşin eve geldiğinde sakın üstün pis ve pas içinde yani çamaşır ve bulaşık kokusu olmasın. Evin içindeyken mümkün mertebe mutfakta ve banyoda, bulaşık, çamaşır gibi şeylerle oyalanma. Yapacaklarını ya onun gelmesinden önce yada mümkünü olanları tehir et. Daima yanında olmaya çalış. Hal ve hatırını sor. Onun anlattıklarını dinliyormuş gibi yapma. Onu canı gönülden dinle. Onun derdiyle dertlen, sevincine ortak ol. Sevdiklerini sev, değer verdiklerine değer ver. Eve getirdiklerini yerinde değerlendir, çöpe atma. Ondan izinsiz oraya buraya dağıtma. Neyi sevip, neyi sevmediğini bil. Bilmiyorsan uygun şekilde sorarak öğren. Sevdiklerini yap, sevmediklerinden kaçınmaya çalış. Canı neyi çekiyorsa, onları getirip ikram et. Bazen elma armut gibi meyveleri dilimleyip bizzat ağzına koy. Çocuklarının yanında onları ona şikayet etme.
Özürlü olmadığın sürece yatarken de abdest al. Okuyacağın şeyleri biliyorsun, bilmediklerin varsa en kısa zamanda öğren. Okuyarak eksik olduğun yönlerini tamamla. Onun sıkıntılı günlerinde sözle, tatlıkla yardımcı ol. Böylesi anlarda zaruri olmayan isteklerini ertele. Yatağı yatacağı zamana doğru hazır et. Yatınca da lambayı hemen söndür. Eşinin yatakta beklemesi onu huzursuz eder. İkide bir hastayım deme. Halinden şikayetçi olma. Sürekli canlı ve dinamik ol. Sabahleyin mutlaka ondan önce kalk.. Namazdan sonra yatmayın. Onu da yatırma. Buna alışın. Özürlü bile olsan abdest al. Özürlü değilsen kuşluk namazını sakın ihmal etme. Her namazın arkında yaptığın dualarına mutlaka kocanı da ekle.
Eşine kahvaltısını erken hazırla. Onun yemesi için sende iştahla ye. Ve yine tatlı sözlerle onu görevine yolla. Eşinin bütün istek ve arzularını ima etmesine gerek kalmadan yerine getir. Onu çok sevip saydığını söyle ve hem uygula. Her fırsatta süslenip öyle çık karşısına. Cuma, bayram, mübarek geceler ve evlilik yıl dönümlerinizde mutlaka özel bir hazırlık yap. Her şeyinle adamın gözünü de gönlünü de doldur.

Yazar : Hasan Kocamanoğlu


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.