Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Arşiv ‘Doğa’


Çiçeklerin Dili

AÇELYA : Nefse hakimiyet.
AÇELYA HİNT : "Gerçek şu ki, herşey bitti!"
ADAÇAYI Eşler arasında "Biz iyi bir aileyiz" mesajıdır.
AKASYA (PEMBE VEYA KIRMIZI) Güzellik, zerafet ve incelik; "Seni beğeniyorum."
AKASYA (BEYAZ) Dostluk; "Bizimki temiz bir sevgi, belki biraz arkadaşça…"
AKASYA (SARI) Platonik aşk, isimsiz aşık..
ANANAS "Sen kusursuz birisin!"
ARDIÇ "Seni koruyacağım!"
AYÇİÇEĞİ (ÇİÇEK OLARAK) "Sana tapıyorum!"
BADEM "Aşkımızın sürmesini ümit ediyorum."
BİBERİYE Anma
ÇAN ÇİÇEĞİ "Aşkımıza sadakatle bağlıyım!"
ÇİNGÜLÜ "Zarif ve çok güzelsin!"
ÇUHA ÇİÇEĞİ "Çok güzelsin."

DEFNE Terfi eden kişilere gönderilir; "şan, ün, görkem" anlamı taşır.
EĞRELTİOTU Samimiyet.
ELMA "İtiraf etmem gerekirse, seni görünce şeytana uyasım geliyor; ya senin?"
ERİK "Sözüme sadık kalacağım."
FESLEĞEN İyi dilekte bulunmak için.
FULYA "Sevgilim, geri dön!"
GARDENYA "Beni unutma; gerçek aşkımsın…"
GELİN EL ÇİÇEĞİ "Mutlu olabiliriz."
GÜL Sevgiyi ifade eder.
GÜL (PEMBE) "Arkadaşımsın."
GÜL (KIRMIZI) "Seni seviyorum; ihtirasla bağlıyım sana!"
GÜL (KIRMIZI & BEYAZ) Birliktelik isteği.
GÜL GONCASI (KIRMIZI) "Genç ve güzelsin."
HANIMELİ "Sana olan bağlılığım sonsuza kadar sürecek."
HERCAİ MENEKŞE "Beynimi işgal ediyorsun; ama ben bu durumdan şikayetçi değilim…"
IHLAMUR Evli çiftler için "Seni seviyorum" anlamı taşır.
İSPANYOL YASEMİNİ "Bence, sen çok seksi ve şehvetlisin!"
KAKTÜS İçtenlik; "Aşkımız için zorluklara katlanmalıyız!"
KAMELYA "Kusursuz bir aşıksın!"
KARANFİL Kişinin kendine olan öz saygısını ve güzelliği ifade eder.
KARAÇALI "Dostluğumuz uzun ömürlü olsun!"
KARANFİL (KOYU KIRMIZI) "Kalbimi kırdın!"
KARANFİL (PEMBE) "Seni unutmayacağım…"
KARANFİL (KIRÇILLI) "Üzgünüm, ama bitmek zorunda…"
KARANFİL (SARI) "Beni hayal kırıklığına uğrattın!"
KREZENTEM (BEYAZ) "Bana gerçeği söyle!"
LALE Aşkı ifade eder.
LALE (KIRMIZI) "Aşkımı itiraf etmek istiyorum!"
LALE (ALACALI) "Gözlerin çok güzel."
LALE (SARI) Umutsuz aşkı ifade eder.
LEYLAK (MOR) "Sana ilk görüşte aşık oldum!"
LEYLAK (BEYAZ) "Hoş ve namuslu birisin."

MENEKŞE Alçakgönüllüğü ifade eder.
MENEKŞE (MAVİ) "Sana sadık kalacağım."
MENEKŞE (MOR) "Düşüncelerimi zaptettin!"
MELEKOTU "İlham kaynağımsın."
MERSİNAĞACI "Çok mutluyum, çünkü seni seviyorum!"
MİMOZA "Fazla alıngansın!"
NANE "Sana karşı içimde sıcak hisler besliyorum."
NERGİS "Saygılarımla…"
ORKİDE "Aşkım, sen çok güzelsin, sen çok özelsin!"
ÖKSEKOTU "Sorunların üstesinden geleceğim."
PAPATYA Temiz bir kalbin simgesi.
PAPATYA (BAHÇE) "Fikirlerini paylaşıyorum."
PELESENK Sabırsızlık; "Aşkım, daha fazla bekletme!"
PETUNYA "Umudunu yitirme!"
PORTAKAL Karşılıklı aşk; "Ben de seni seviyorum."
REZENE Övgüye değer.
SARDUNYA "İçin rahat olsun, her zaman yanındayım!"
SARMAŞIK "Aşkıma sadığım!"
SEDİR YAPRAĞI "Senin için yaşıyorum."
SÜSEN ÇİÇEĞİ "Sana bir haberim var!"
SÜSEN ÇİÇEĞİ (SARI) İhtiraslı bir aşk.
YASEMİN "Güzel ve çekicisin."
YENİBAHAR "Acını paylaşıyorum."
ZAMBAK (SARI) "Seni neşeli ve nazik (çekici) buluyorum!"
ZEYTİN "Barışalım!"

 

Çiçeklerin Dili

 

Çiçeklerin dili, ilk kez 1600′lü yıllarda İstanbul’da oluşturulmaya başlanmıştır. 1716 yılında eşiyle birlikte İstanbul’da yaşayan İngiliz Lady Mary Wortley Montagu tarafından bir araya getirilen bu çiçeklerin anlamları İngiltere’ye götürülmüştür.

Montagu, 1716 yılında Türkiye’de yaşadığı sırada yazdığı bir mektupta, "parmaklarınızı oynatmadan, çiçeklerle tartışabilir, azarlayabilir, dostluk, aşk, nezaket mektupları ve hatta haber bile gönderebilirsiniz." demiştir.

Çiçeklerin taşıdıkları anlamlara ilişkin Fransa’ya da sıçrayan merak, kısa sürede 800 çiçeğin anlamının belirlenmesine ve tüm dünyada ortak bir çiçek dili oluşmasına yol açmıştır

Renklere göre çiçekler

Pembe - Şevkat
Beyaz - Saflık, Temizlik
Mavi - Yumuşak Başlılık
Yeşil - Ümit ve İstikbal
Mor - Dul
Altın Sarısı - Sevinç, Bolluk
Kırmızı - Aşk
Siyah - Üzüntü

Güneş sistemi dışında ilk su izi

Bilim insanlarından oluşan uluslararası bir ekip, güneş sisteminin dışında da su bulunduğunu gösteren ilk somut bilgilere ulaştıklarını açıkladı. Uzmanlar, bulgulara ulaşmak için biraz farklı bir yöntem kullanmak zorunda kaldı.

Dünyanın dışında evrende hayat var mı? Henüz bu sorunun cevabı bulunabilmiş değil; ancak bilim dünyası gizemli evrenle ilgili yeni bulgular ortaya çıkarmaya devam ediyor. Bilim insanlarından oluşan uluslararası bir ekip, dünyadan 64 ışık yılı uzaklıkta saptanan dev bir gezegenin atmosferinde tartışma götürmeyecek netlikte su buharı işaretlerine rastladıklarını açıkladı.

Jüpiterden daha büyük olan ve HD18973B kod adı verilen gezegen, Vulpecula-Tilki takım yıldızında yer alıyor. Gezegenin sıcaklığı 2 bin dereceye varıyor ve bilinen türden bir canlının barınması olanaklı değil.

En son model teleskopların bile göremediği gezegende suya dair göstergeler, gezegenin komşu bir yıldızın tam önünden geçerek yörüngesinde dolanması sayesinde
elde edildi. Yıldız, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Spitzer adlı teleskobuyla görülebilecek kadar büyük ve parlak.

Gezegen, önünden geçtiği yıldızın ışığını kısmen karaltıyor ve dünyadan bakıldığında gezegenin varlığı bu karaltıdan anlaşılıyor.

Bilim insanları, yıldızdan kaynaklanan ışığın, gezegenin atmosferinde nasıl değiştiğini inceliyor ve ışığın analizi, sözkonusu gezegenin atmosfer yapısının hesaplanmasını sağlıyor.

Araştırmacılar, bu sistemle güneş sistemi dışındaki diğer gezegenleri de inceleyebileceklerini belirtiyor. Bilim insanlarının bundan sonraki hedefi, sıcaklığı dünyanınkine yakın olup atmosferinde su buharı bulunan bir gezegeni tespit etmek.

Eğer bilim insanları bu gezegenin atmosferinde çürüyen bitkilerin saldığı metan gazı da saptarsa, güneş sistemi dışında hayata işaret eden ilk bulgulara kavuşulmuş olacak.

kaynak

Güneş ‘aklandı’

 

Yeni bir araştırmaya göre, güneşle iklim değişikliği arasında bağlantı yok.

Vahşi kediler Güneydoğu’da evcilleşti

New York Times’ın haberine göre, bugün sayıları 600 milyonu bulan ev kedilerinin ilk örnekleri Güneydoğu Anadolu ve Irak’ta bulundu. İlk evcil kedinin Yakındoğu vahşi kedileri olduğu tahmin ediliyor.

NEW YORK - New York Times’da yayınlanan haberde şunlar ifade edildi:

Binlerce yıl önce Yakındoğu’da bir yerlerde görkemli bir vahşi kedi, buğday ve arpayı ilk olarak işleyen, ilk yerleşik insanların kaba köylerinden birine girdi. Burada, bölgedeki yırtıcıların pekçoğundan, örneğin sırtlanlardan ve daha büyük kedilerden saklanabildi ve kendini güvende hissetti. İnsanların evlerine ve tahıl ambarlarına giren kemirgenler karnını doyurmaya yetiyordu. Böylece orada kalmayı hak ettiğini düşünen insanlar ona tahammül ettiler ve çocuklar, bu vahşi kedinin yavrularını büyük bir neşeyle karşıladı. O ve onun gibi en az beş farklı türden dişi vahşi kediler, bugün sayıları 600 milyonu bulan ev kedilerinin ilk örneği olarak vahşi hayattan yerleşik hayata geçişi sağladılar.”

Bu senaryonun bilimsel bir temeli de var. Ulusal Kanser Enstitüsü’nden Carlos A. Driscoll ve çalışma arkadaşları, altı yılı aşkın bir süre boyunca İskoçya, İsrail, Nambiye ve Moğolistan gibi birbirinden oldukça farklı ülkelerden vahşi kedi türlü topladılar ve bu kedilerin DNA’larını binlerce ev kedisininkiyle karşılaştırdılar.

ATALARI YAKINDOĞU VAHŞİ KEDİSİ
Eski Dünya üzerinde, beş farklı vahşi kedi türü bulunuyor. Bunlar, Avrupa vahşi kedisi, Yakındoğu vahşi kedisi, Güney Afrika vahşi kedisi, Orta Asya vahşi kedisi ve Çinli çöl kedisi. Herbirinin DNA modeli, farklı bir kümeye denk düşüyor. Bütün ev kedilerinin DNA’sı, Yakındoğu vahşi kedisinin kümesiyle uyuşuyor. Science dergisinin internet sitesinde yayımlanan bir raporda da, ev kedilerinin atasının Yakındoğu vahşi kedisi olduğu ifade ediliyor.

Araştırmacılar, ev kedilerinin DNA’sına en yakın vahşi kedi DNA’sının İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Bahreyn’den toplanan 15 kediden geldiğini söylüyor. Araştırmadaki ev kedileri, dişilerden geçen mitokondriyal DNA’larına göre beş farklı aileye denk düşüyor. Kedi kalıntıları bulunan en eski arkeolojik alan 9.500 yıl öncesinde olduğu bilindiğinden genetikçiler, bu beş ailenin ilk örneklerinin bu dönemlerde yaşadığını ve evcilleştirilen ilk kedileren olduklarını ileri sürüyorlar.
Yakındoğu’da buğday, arpa ve çavdar yaklaşık 10.000 yıl önce işlenmeye başlamıştı. Bu dönemlerde bölgedeki tahıl ambarlarına farelerin ve sıçanların girdiğini tahmin etmek çok zor değil. İlk neolitik yerleşkelerde yaşayanlar, bu kemirgenleri kontrol etmeye yardımcı oldukları için kedileri köylerine kabul etmiş olmaları da oldukça mümkün.

KENDİ KENDİLERİNİ EVCİLLEŞTİRDİLER
İnsanlar tarafından evcilleştirilen diğer evcil hayvanların aksine kediler muhtemelen kendi kendilerini evcilleştirdiler. Bu da onların soyundan gelenlerin neden bağımsızlıklarına bu kadar düşkün olduğunu açıklıyor. Dr. Driscoll, “Kediler kendilerini yeni bir çevreye uydurmuşlardır, yani evcilleşme isteği insanlardan değil kedilerden gelmiştir” diyor. Driscoll’a göre kediler, “insanların kültürel ergenliğinin göstergeleridir” çünkü kedilerin insan hayatına girdikleri dönem, insanların avcılık-toplayıcılıktan yerleşik hayata geçtikleri o zor döneme denk geliyor.

Yakın zamana kadar kedilerin, kült olarak kabul edildikleri Eski Mısır’da evcilleştirildiğine inanılıyordu. Ancak üç yıl kadar önce, Jean-Denis Vigne liderliğinde bir grup Fransız arkeolog, Kıbrıs’daki, neolitik döneme ait bir kazı alanında sahibiyle birlikte gömülmüş sekiz aylık bir kedinin kalıntılarını keşfetti. Akdeniz’deki bu adada o dönemde, kendi evcil hayvanlarını beraberinde getiren Türk kökenli çiftçiler yaşıyordu. Kedilerin de onlara ait olduğu düşünülüyor çünkü Kıbrıs’a özgü vahşi kediler olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmuyor.

TÜRKİYE’NİN GÜNEYDOĞUSU VE IRAK
Bu gömünün tarihi, Mısır uygarlığının çok çok öncesine dayanıyor. Yeni genetik kanıtların da ışığında bakıldığında, kedilerin evcilleşmesi bağlam değiştiriyor. Kedilerin ilk kez, Türkiye’nin güneydoğusundan Irak’a kadar uzanan “Bereketli Hilal” (Fertile Crescent) bölgesinde, tarımın başladığı dönemlerde evcilleştiği düşünülüyor.

36 FARKLI TÜR YOK OLMAK ÜZERE
Kedi familyasının genetiği konusunda uzman ve Science dergisindeki raporun yazarlarından biri olan Dr. Stephen O’Brien, kedinin evcilleştirilmesini “biyolojik tarihin en önemli deneylerinden birinin başlangıcı” olarak tanımlıyor çünkü bugün dünya üzerindeki ev kedilerinin sayısı yarım milyarı geçerken, kalan 36 farklı kedi türü ve pek çok vahşi kedi yok olma tehdidi altında.

Derleyen: Neveser Köker

kaynak

Satürn’ün bir uydusu süngere benziyor

Satürn’ün uydusu Hyperion’un fotoğraflarını inceleyen gökbilimciler, patates biçimli bu gök cisminin daha önce görülmemiş biçimde süngere benzediğini belirttiler.

Bulgularını bu hafta yayımlanacak Nature dergisinde sunan bilim insanları, yüzde 40’ı gözenekli olan Satürn’ün uydusu Hyperion’un en ilginç tarafının şimdiye dek hiçbir gök cisminde gözlemlenmeyen sünger benzeri görüntüsü olduğunu kaydettiler.

Amerikan uzay aracı Cassini’nin son 2 yılda gönderdiği yüksek çözünürlüklü fotoğrafları inceleyen ABD’nin Cornell Üniversitesi’nden bilim insanları, Hyperion’un yüzeyinin kraterlerle dolu ve bunların 2 km ila 10 km genişliğinde olduğunu, ayrıca çok iyi durumda bulunduklarını belirttiler.

 

Hyperion’un yüzeyinin böylesine gözenekli olmasının, çarpan her bir meteorun, bu gök cisminde küçük de olsa bir volkanik püskürmeye neden olmasından ötürü olabileceğini söyleyen gökbilimciler, Satürn’ün bu uydusunun tuhaf şekline de yine meteor bombardımanının yol açmış ve yüzeyinin bir bölümünü koparmış olabileceğini düşünüyorlar.


Ortalama 270 km çapı bulunan Hyperion’un şekilsiz yüzeyinin genişliği 190 km ile 364 km arasında değişiyor.

Satürn’ün 48 uydusundan en büyük 8.si ve aynı zamanda düzensiz şekillilerinin en büyüğü olan Hyperion’un ayrıntılı fotoğraflarını inceleyen biliminsanları, bu gök cisminin yüzeyinin ışığı yansıttığını, ancak Satürn’ün diğer uyduları Phoebe ve Iapetus gibi kraterlerinin içlerinin karanlık olduğunu kaydettiler.

kaynak


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.