
Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın 4 eşi varmış.
Kral en çok dördüncü eşini severmiş, bir dediğini iki etmez, her şeyin en güzelini en iyisini ona verirmiş.
Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır, üzerine titrermiş.
İkinci eşini de severmiş kral. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur sorunun çözümünde ona destek verirmiş.
Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral birinci eşini sevmezmiş ve onunla hiç ilgilenmezmiş.
Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yapayalnız kalmaktan çok korktuğu için, eşlerinden hangisin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş.
Devamı için tıklayınız »
14 Şubat, 2008 Perşembe |
6 Yorum »
14 Ocak, 2008 Pazartesi |
8 Yorum »

Bize sevmesini öğretmediler sevgili,bize hep sevgiyi saklamasını öğrettiler Hep bekletmeyi..hep ertelemeyi…bu yüzden biz kiminle birlikteysek bir diğerini ama hep uzakta olanı özledik,hiç dinmedi doyumsuzluğumuz,biz hep uzaktakini sevdik sevgili…yanımızdakini değil,odamızın duvarının arkasındakini değil,birşeyler paylaştığımızı değil,uzaklardakini ulaşamadığımız kadar uzaklardakini sevdik…
Devamı için tıklayınız »
4 Ocak, 2008 Cuma |
5 Yorum »
7 Ocak, 2008 Pazartesi |
5 Yorum »

Hayat bir mucizedir; mucizedir başlamak.
Mutluluk, varolmaktır; varolmaksa yaşamak.
Yaşamak; seçmeden başlamak, istemeden bitirmektir…
Ölüm, bir hediyedir her anı yaşayana.
Devamı için tıklayınız »
3 Ocak, 2008 Perşembe |
2 Yorum »
Çin’de bir üniversitede gerçek bir olay ;
Kızın biri yeni aldığı bisikletiyle okula geliyor ve okulun bahçesindeki bisiklet parkına henüz kilit almadığı için öylece bırakıyor.Derslerin bitiminde eve gitmek için bisikletinin yanına gelince bisikletinin yerinde olmadığı görüyor ve çok sinirleniyor.
Ertesi sabah okula geldiğinde bisikletini üzerinde bir notla bir gün önce bıraktığı yerde buluyor …Üzerindeki notta “Çok özür dilerim ama bisikletine gerçekten ihtiyacım vardı.Aldıktan iki saat sonra geri getirdim ama sanırım çıkışına yetişemedim, çok üzgünüm, anlayışın içinde teşekkürler”
Kız bu olay üzerine doğruca bir bisikletçiye gidiyor ve beş tane kilit alarak okula dönüyor.. Bisikletini iyice kilitleyip beş farklı anahtarla derse giriyor ve olayı arkadaşlarına anlatıyor.
Ders bitiminde beş kilit taktığını anlattığı arkadaşlarıyla beraber bisikletini almaya gittiğinde şok oluyor. Bisikletinin üzerinde on tane kilit ve birde not var. “Eğer ben acil olduğu zaman kullanamayacaksam sen hiç kullanamayacaksın….”
Alıntıdır…
22 Eylül, 2007 Cumartesi |
3 Yorum »
Adam 3 yaşındaki kızını, gayet pahalı bir hediyelik kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı…
Yılbaşı sabahı küçük kızı, paketi getirip:
"- Bu senin babacığım" dediğinde çok üzüldü.
Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına. Bir gece evvel yaptığından utanarak, kutuyu açtı.
Fakat kutunun içi boştu.
Kızına gene çıkıştı:
"- Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?.."
Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı.
"- O kutu boş değil ki baba! İçini öpücüklerle doldurmuştum!.."
Babası o kadar çok üzüldü ki, koştu, kızına sarıldı.
Beraberce
ağladılar.
Adam o kutuyu ömrünün sonuna kadar sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerden birini çıkarırdı. Aslında bütün insanlara böyle bir kutu mutlaka verilmiştir.
Zor zamanlarda bu kutuyu çıkarıp içine bakabilmeyi başarmak,
Mutluluğun anahtarlarından biri olsa gerek.
alıntı
19 Eylül, 2007 Çarşamba |
2 Yorum »
Rüzgar hızla yüzüne vururken hissetti denizin koyu mavi yosun kokularını. Yağmursuz bir günde, rüzgarla tanışmış olmanın mutluluğuyla denize doğru yol alıyordu. Kendini bile vurduran kokuyu tüm ciğerlerine çekti. Bir nefes bile olsa, rüzgara aşık olacağını hiç tahmin etmezdi. Uçmanın bile tadı bir ayrıydı buruşturulmuş yaşamda..
Kollarını iki yana açtı. Son ayrılığında da açmıştı kollarını, son elveda hatırasına. Bir resim çekmiş ve asmıştı hatıraların en güzel duvarına. Yasaksız ve baskısız bir sevdanın ardından, aldatılmıştı en kötü şarkılarda. Bir kere bile olsa yanmıştı ya yüreği pulbiberin halt ettiği aşk acısıyla. Sonu ayrılık bile olsa gam yemezdi artık. Bir damla çıktı gözlerinden, alel acele yukarıya kaçtı..
Bacaklarını kapattı. Adı konulmamış hedefe daha hızlı ulaşmalıydı. Bir gülü dalından koparırken duyulan heyecan gibi olmalıydı. Hızlı ve ürkek.. Kar yağmamış sevdaya hediye edilen bir beyaz gülün dramı geldi gözlerinin önüne. Yaşamın neresinde olduğunu bilinmeyen bir yaşta, gökyüzünde batmalıydı son diken. Gül koparılacaksa eğer, bir damla kan feda edilmeliydi ki, borç bırakılmamalıydı alev kırmızısı yaşama..
Sırtını denize verdi. Gökyüzünü ilk defa böylesine güzel seyrediyordu. Dertlere ferman olmuş yıldızlara gülümsedi. Çoktan tükenmiş bir kalemle yazılmış yaşam kağıdının son satırlarındaydı. Sınavda olsa sıfır alırdı, çünkü kağıt bomboştu. Yarıda kalmış uykulara vurdu boğazın ışıklarını, sarı bir sancı vurmuştu gözlerine. Bir çocuk gibi hissetti yaşlanmış yüreğini, biri kalk parka gidelim dese, saatlerce sallanmalıydı semaya ulaşan yorgun salıncaklarda..
Gözlerini kapattı. Sadece iki kağıdın var olduğu bir mekan düşledi. Sonradan akla gelmemeliydi pişmanlıklar ve kanamamalıydı gözler sabaha kadar. Adresi belirsiz bir trene binmiş yaralı kalpleri, destursuz şimşeklerin korkutamadığı bir mekan. Korku olmamalıydı kimsede ve haykırmalıydı tüm cefakarlar pasaklı yaşama, kirletilmemeliydi artık yakınındaki karanlık martılar..
İçine çektiği nefesi bıraktı. Yalnız verilen bir nefesin, kötü kokmuş artıklarıydı saçılanlar. Tüm bu yıldızlara rağmen, bu kadar ağır mı olmalıydı yaşananlar ? Açık seçik paramparça olmuştu tüm evren. Satırlar bitti, imza çoktan atılmıştı boş yaşama kağıdına. Sınıfta kalmanın verdiği boynu bükükle verdi kendini kan kokmamış denize. Boğaz köprüsünden bedenini emanet etmişti boşluğa ve isyan bayrağını çoktan çekmişti, yüzyıllardır hicranını kaybetmiş yaşama…
18 Eylül, 2007 Salı |
1 Yorum »
İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet
etmektedir. O sırada, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan
paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına eğilerek
fısıldar; "Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından
biridir! Bak; dikkat et şimdi…"der.
Berber çocuğa seslenir:
"Ali, buraya gel!".
Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve
yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber
işadamının kulağına sessizce, "bak şimdi" diye fısıldar ve bir
elinde beşyüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot olduğu
halde çocuğa sorar:"Hangisini istiyorsan alabilirsin?" Çocuk
dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve
sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin
elinden alır. Berber işadamına döner ve gülerek: "Gördün mü?
Sana söylemiştim." der. Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve
az ileride kendi kendine oynayan Ali’yi görür. Yanına giderek,
neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını
sorar.Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir :
İlk kez sorduğunda eğer beş milyonluğu alsaydım oyun
biterdi!…
17 Eylül, 2007 Pazartesi |
3 Yorum »
Çok yakışıklı genç bir adam Amerikanın batısındaki bir çiftliğe iş başvurusunda bulunmuştu.
Çiftliğin sahibi ona özelliklerini sorduğunda genç adam kendine güvenen bir edayla şöyle cevap vermişti:
"Rüzgar estiğinde dahi uyuyabilirim"
Bu söz yaşlı çiftlik sahibinin kafasını çok karıştırmıştı, fakat bu zeki genç adamdan da çok hoşlanmıştı, bu yüzden onu işe aldı. Birkaç gün sonra yaşlı çiftlik sahibi ile karısı geceyarısı çok sert ve şiddetli bir rüzgarla uykularından fırladılar. Bir sorun çıkma ihtimaline karşı heryeri kontrol etmeye başladılar. Pencere ve kapıdaki kepenklerin sıkıca kapatılıp kancalarının yerlerine takıldığını gördüler. Kalın ağaç kütükleri ise sıra sıra şöminenin yanına dizilmişti. Tarım araçları güvenli bir şekilde hangara yerleştirilmişti. Traktör garajdaydı.Ahırın kapısı düzgün bir şekilde kapatılmış ve kilitlenmişti. Hatta içerideki tüm hayvanlar oldukça sakindiler. Genç adam hemen ilerdeki kulübesinde huzurlu bir şekilde uyuyordu.
İşte o anda, yaşlı çiftlik sahibi, genç adamın o gün ona ne demek istediğini anladı.
"Rüzgar eserken dahi uyuyabilirim"
Çünkü genç adam, fırtınasız güzel günlerde bir gün şiddetli bir fırtına ile çiftlikteki herşeylerini kaybedebileceklerini düşünerek, işlerini o kadar bağlılıkla ve düzgün bir şekilde yapmıştı ki, en sert, en şiddetli fırtına dahi esse, yatağında huzurla uyuyabilirdi.
Acaba bunu hangimiz gerçekten yaşamımızda uygulabiliyoruz?
Yapabildikleriniz değil, bir gün gerçekten yapamadığınız şeyler güneş battığında size baş ağrısı verir.
16 Eylül, 2007 Pazar |
3 Yorum »