HAYALİN İÇİN SÖYLE…AMA?
Kategori Magazin | Etiketler : 05.01.2008 | müge akgün | yorum | İhbar Et
(0 Oy, 5 üzerinden 0 puan )
Loading ... Oyunuz Gönderiliyor ...

 

  • Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, Star Televizyonu’nda Gül Gölge ile Cenk Eren’in sunuculuğunu üstlendiği, Muazzez Abacı, Seda Sayan ve İbrahim Tatlıses’in jüri üyeliğini yaptığı "Hayalin İçin Söyle" adlı bir yarışma programı yayımlanıyor.
    "Hayalin İçin Söyle" yarışma programları yarışına iddialı isimlerle girmiş. Sunucu Gül Gölge güzelliği ile ünlü bir isim, Cenk Eren de adeta ekran için yaratılmış çok karizmatik bir adam. İkisi de işlerini gayet iyi yapıyor. Seda Sayan’ı anlatmaya gerek yok, güzelliğinin yanı sıra zeki bir kadın, iletişim kurmayı iyi biliyor. Bu konuda rakipsiz denebilir. Muazzez Abacı duruşuyla, oturuşuyla, konuşmalarıyla programın âkil kadını. Samimi, aslında rol de yapmıyor. İbrahim Tatlıses’i yorumlamaya ise benim sözcüklerim yetmez, o yorumsuz kalsın!
    "Hayalin İçin Söyle" adından da anlaşılacağı gibi bir ses yarışması. Ama programı seyretmeye başlayınca sadece en iyi sesin kazanacağı türden bir "ses yarışması" olmadığını anlıyorsunuz. Format; acı, keder, ağlatma dozu yüksek şarkı söyleme yarışması olarak tanımlanabilir.
    Yarışmacılar yüksek puan almak için iyi şarkı söylemek kadar, yaşamlarının ne kadar trajik olduğunu, ne çok acı çektiklerini ispatlamak zorunda. Bu yüzden de yarışmacıların hepsi yaşamlarının en mahrem, en yaralayıcı detaylarını ağlayarak, dudaklarını titreterek, duygu dozunu artırarak anlatmaya çalışıyorlar. Kimi zaman sunucuların gözleri doluyor, jüri üyeleri ağlamaya başlıyor. Kimi zaman da -yalan söyledikleri anlaşıldığında- yarışmacıya hakaretler havalarda uçuşuyor.
    Ama beş dakika sonra bir yarışmacı değişimi arasında Seda Sayan ve Tatlıses pürneşe şarkı söylüyor. Tabii bu arada gözleri dolan stüdyo izleyicileri de alkışlarla başka boyuta geçiyor. Aslında yarışma değil "kazanma uğruna ruhunu şeytana satma" programları seyircileri de duyarsızlaştırıyor, ikiyüzlülüğe itiyor.
    Kimse dakikalarca aşağılanan yarışmacının sahne arkasına geçtiğinde ne halde olduğunu düşünmüyor. Ses, yetenek yarışması yapılmasını, en iyinin bulunup ortaya çıkarılmasını anlarım ama insanı insan yapan tüm değerlerin ayaklar altına alınmasına ne gerek var? 17-18 yaşında genç kızlara, delikanlılara, orta yaş üstü kadınlara geçmiş acılarını tekrar tekrar yaşatmanın anlamı var mı? Sesi iyi olsa da yaşamının trajedisi ağlatmayanın puanı düşüyor, sanki yarışma değil psikiyatri koltuğu, jüri üyeleri birer uzman psikiyatrist.
    Televizyondaki yarışma programları sosyal bir misyon üstlendi. Ülkenin koşulları düşünüldüğünde buna olumlu da bakılabilir. Ama her geçen gün bu yardımın içine bilinçli ya da bilinçsiz acı ve gözyaşı boyutu katılıyor. Program yapımcılarının, jüri üyelerinin bu işe iyi niyetle başladıklarından hiç kuşkum yok. Ancak yardım için bile olsa insanların çaresizliğinin bu denli sömürülmesine izin verilmemesi gerekmez mi?

    Burada da sanırım çok iyi bir televizyon yöneticisi olan Fatih Ediboğlu’na ve benzeri hatta daha acılılarını yapan diğer kanal yöneticilerine büyük iş düşüyor. Tüm ünlülerin ve güçlülerin talep ettiği mahremiyetlerinin korunması kuralı sıradan insanlar için de geçerli olmalı. Başkalarının acılarıyla ve duyguları sömürerek eğlendirmekten vazgeçilmeli. Sanırım bunun en kestirme yolu izleyicinin başkalarının acılarıyla trajedileriyle eğlenmekten vazgeçmesi.

Yorum yaz

Yorum yazmak için Giriş yapınız