Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Şiirlerde hayat

Düşlediğim Yüreğime….

Gözlerini görmedim bile henüz

İnsan gözlerini görmeden nasıl sevdalanır böyle?

Düşledim seni sadece,

Hayal ettim dün gece

El ele yürümüşüz ıslak kumlarda,

Sen bana,ben sana

Kumsal bize dokunmuş

Denize bakmışız birlik’de,

Yıldız secmişiz gökyüzünden kendimize

Dilek tutmuşuz yüreğimizce

Oysaa  teninide koklamadım henüz

İnsan tenini koklamadan nasıl sevdalanır böyle?

Düşledim seni sadece

Bir bahçemiz olmuş

Sen balığın yanına roka toplarken

Ben çiçekler toplamışım

Beyaz örtülü yemek masamıza,

Karnımız aç doymamşız bir balıkla

Doymamışız birbirimize

Yaaa ben sana dokunmadım bile henüz

İnsan dokunmadan nasıl sevdalanır böyle?

Düşledim seni sadece

HAYAL ETTİM HAYAL

SENİ YÜREĞİNİ

VE  SEVDALANDIM……DELİCE

Oysa ben hayali hiç sevmezdim

Şimdimi ? bir hayalin esiri oldu yüreğim neyleyim,

ve ben,yüreğime dokunduğun yüreğine,teşekkür ederim…

                                                                            ………..     19.7.2008

Görmeden,dokunamadan,koklayamadan bu satırları yazdırıyor’sa yüreğine, Yüreğim .!!!

Ne mutlu bana’ki,kabul olmuş tanrıdan dileğim,hasret dizeleri yazmıyacağım sevdiğim sana

En kısa zamanda,gözlerinde olacağım,Kapını çalacak yüreğim,bak delikten

Hayalim kadar çarpıyorsa kalbin,aç kapıyı,

İnan ayakkabılarımda temiz,yüreğim’de…. 

                                                                                            utufangenc

Sevdim işte….

Yarasına hüzünleri merhem süren yüreğimle…
Sevdim seni!
Yoğurdukça güzelleşen kalbimi,
Senin sevginle…
Sevdanın benzersiz tadıyla…
Sevdim seni bir anda…
Sevgin düştü,YÜREĞİME
Şu mutsuz ömrümün, mutluluk payına.
Sevme dedim,
Dinlemedi başına buyruk oldu gönlüm.
Sevdi yüreğimm seni sevda uğruna.
Tatmak istedim bir kez  sevdayı yürekten
Gönlümde yitmeyen, bitip gitmeyen ümidimle…
Yüreğimdeki gizlerin o muhteşem büyüsüyle…
Karşılık beklemeden.
Beklese de yüreğim,
Bir medet ummadan, istemeden…
Sevdim seni çıkarsız,riyasız,yalansız
Çocuk yüreğimdeki masumlukla
Sevgin düştü yüreğimee benliğime ruhuma
Şu mutsuz ömrümün, yalnızlık semasında…
Yüreğimin yanıp, kavrulduğu bir anda.
Sevgin düştü yüreğime,
Sevgin…
Bir anda…
Seviyorum seni
Yüreğimdeki bu sevdanın adı
SEVGİİİ

 

Bu dizeleri bana yazan yüreğe,binlerce teşekkürler….

Sevmeli…

 

 

Sevdiği olmalı insanın
Eski ahşap pencereye,hayat veren çiçek gibi
Özlemeyi sevmeli
Yıldız kadar gizemli,serçenin masumluğunda ürkek
Duyguyu yaşamalı bedeni
Rüzgara inat,ateşi yakmalı dokunmadan yüreği
Gözleriyle gülmeli insan
Ne kadar hüzün varsa içinde,eriyip gitmeli
Çocuk yüreği olmalı
Yemyeşil çayırlarda şarkı söyleyip koşmalı,bağırarak
Büyüsü sarmalı sevdanın
Seni kucaklayan,o eşsiz duyguların ferahlığında
Sıkıca tutmalı ellerini
Yarınsız zamanların iki yolcusu olmalı,cesurca
Yürekleri çarpmalı aynı anda
Nefesler,dalga dalga sararken bedenleri
Aşk Korkusuzca yaşanmalı
Birbirinde erimeli tutkunun alevleri…

             16.07.2008  Ank.

Kim özlerdi…

 

 
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer…

 
 
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer…

Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer…

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer…

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer…

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer…

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer…

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer…

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer…

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer…

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer…

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer…

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer…

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer…

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer…

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer…

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer…

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer…

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer…

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer…

Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer…

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım…

Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse…

Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!!

                                                                                                  can yücel

Devamı için tıklayın »

İşte öyle biri

Sizi sizin kadar tanıyan biri…

 

 

Devamı için tıklayın »

İçimizdeki masumiyet…

Hangimiz çoğu zaman karanlık Dünyamızla baş başa kalmıyoruz’ki,acıların yürek yaktığı anlarda simsiyah geceye boş boş bakmak değilmi yaptığımız,sukun duvarlarla değilmi sessiz kavgamız,Hayatla,gönül küskünlükleriyle geçirmedik’mi ömrümüzü,Hangimiz güzel düşler kurup uçurmadık’ki gökyüzüne,kanatlarına sevgileri,umutları takarak.

Ama hayat,yaşanan hayat kaçımıza insaflı davrandı’ki,umutlarımız çalındı ruhumuzdan Düşlerimizin bile kanadını kestiler,sevgiye yasak vardı sanki girilmez tabelası asılı gönüllerimizde,olmuyordu,bir şeyler yanlış gidiyordu hayatımız’da ya içimiz başkaydı yada dilimiz,ikisi bir olupta akamıyordu bir gönüle,oysa kendimizi seviyorduk biz kötü değildik’ki neydi yanlış olan,Yüreğimizden konuşmayı’mı bilmiyorduk, yoksa yüreğimizle,yüreklere dokunmayımı,belki bencillikti bizi tökezleten,belkide penbesine sığındığımız yalanlar.

Oysa gerçek olabilsek,samimi,yürekten,yalandan uzak,hiç bir çirkinliği saklamadan,yüreğimizle dokunsak gönüllere,özlemleri hasretleri anlatsak,hangi pamuk yürek hayır der bize,hangi gönül açmaz Kapısını,yeter’ki kapıyı çalmasını bilsin yürekler…

10.07.2008  ank.

Kula kulluk yok benim kitabımda….

Hayretle izliyorum’ki hala anlayamamış bazıları,Ülkenin üzerinde oynanan oyunları,Müslümanlık dersi vermeye kalkıyor kendince,şükürler olsun’ki benim Allahım var,en sevgili Peyganberim var,Kuranım var ve bunlara imanım var…Ülkemin önderi Mustafa kemalim var,benim imanım ok gibidir,dos doğru eğilip bükülmez,diz çökmez etek öpmez, çok şükür…

Baykalmış,tayyipmiş,falanmış,filanmış al hepsini başına çal,uyan uyan Ülke bölünüyor,iç çatışmaya sürükleniyor,düğmeye basıldı bir yerlerden,bu vatan evlatları yarın birbirine kırdırılacak,gözün görmüyormu,Sistem bozuk sistem ülkenin içi boşaltılıyor haberin yokmu,kendini peyganber sananlar,kendini sultan ilan edenler,emperyalizmin kucağına oturmuş sırça saraylarında kendilerine kulluk edenlere ancak yedikleri etin kemiğini yalatır bunu unutma…

Bu gün kıs kıs gülebilirsin,yarın’da senin ocağında,eşinin çocuğunun kucağından alabilirler sorgusuz sualsiz unutma .! Merak etme ölmezde sağ kalırsak biz o zaman’da senin için isyan ederiz,Ben ülkemin sevdağlısıyım,sahtekarların hırsızların,salyalı sümüklülerin,din bezirganlarının peşine düşmek günah bana, benim kitabımda kula kulluk yazmaz…

Emperyalist köpekler,ırakta’ki çocukları katlederken,gencecik kızlara,kadınlara tecavüz ederken,sermaye gibi diğer araplara satarken neredeydi savunduğun siyasetçiler,İsrailin göğsüne madalya taktığında,BOB eş başkanıyım diyerek böbürlendiğinde gözlerin nereye bakıyordu.Unutma Türk milleti postal yalamaya alışık değildir,Türk ordusunu kimsenin küçük görmeye hakkıda yoktur,istese özünden on tane daha ordu çıkarır,kurtuluş savaşında,çıplak ayakla,boş miğdeyle savaşırken bu vatan evlatları,bazı din bezirganları 17 bin tekkede fakir halkın parasıyla besiye çekilmişlerdi, bunuda unutma…

Sen sanıyormusun ipler AKP nin elinde,çok geşmiş olsun kıçı kırık üç beş avrupalının dilinde kaderiniz,taşıma suyuyla değirmen dönmez suyun kaynağı özümüzde.Korku imparatorluğu geri tepmiştir,bu halk yapılanlara isyanda Adaletsiz,adaletin kimseye faydası yoktur,her iktidarın yalakası yazarlar her zaman vardı,şimdi çoğaldı gerçeği kendi gözünle takip et,satılmış kalemlerin gözü yoktur çünki, bunuda unutma..

İşin özü şu,bu vatana zarar veren babam’da olsa tanımam,benim ülkeme Devlet adamı lazım,düşmanımla kol kola gezen benimde düşmanımdır…

O çetenin kasası diyerek tutuklanan vatandaşın resmine iyi bakın,hikayesini iyi okuyun,sizin kasalarınıza benzemiyor değil’mi,vatandaş bağkurunu bile ödeyemeyen vatandaş,cesedini verdiniz karısına,Allah vijdan versin yüreklerinize nasıl hesap vereceksiniz,ha nasıl…

 

Ananı öpen kadı ise…

Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde, güveç içinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek var. Kadı, fırıncıya "Ben bunu aldım" demiş.

Kadı’ya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.

Az sonra ördeğin sahibi gelmiş: "Hani bizim ördek?"

Fırıncı boynunu büküp "Uçtu" deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış… Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş.

Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış…

Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak kadı’nın karşısına çıkarmışlar.

Kadı sırayla sormuş… Ördeğin sahibi, "Bu adam ördeğimi hiç etti" diye şikáyet etmiş.

Kadı, fırıncıya sormuş: "Ne yaptın bu adamın ördeğini?"

Fırıncı "Uçtu" demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış:

"Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar ’Uçar’ anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil" diyerek fırıncının beraatine karar vermiş.

Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş… Onun şikáyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: "Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla…"

Davacı "Ne olacak?" diye sorunca kadı, "Şimdi" demiş, "Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız."

Tabii gayrimüslim şikáyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.

Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da kadı, "Tamam" demiş, "Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak."

Böyle olunca fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı dönmüş Yahudi’ye: "Senin şikáyetin ne?"

Yahudi ellerini açmış, "Ne diyeyim kadı efendi" demiş, "Adaletinle bin yaşa sen e mi?"

Kıssadan hisse: Ananı öpen kadı ise kime şikáyet edeceksin? Bugün ülkedeki durum bu!

 Rahmi turan’dan alıntıdır.

Mavi kanatlı kuş gördünüz’mü…

 

Siz hiç mavi kanatlı kuş gördünüz’mü

Gök yüzünde kuyruğu sevgiyle süslenmiş

Pırıl pırıl,yıldızların arasında geceye huzur veren

Titrek ürkek ama,Pamuk yüreği kararlı

Siz hiç yazdınızmı,Mavi kanatlara sevdayı

Yanlızlığa sessizliğe,Sağır gecelere inat

Yüreğinizle çaldınızmı hiç,gönül kapısını sıkılarak

Özlemlerin hasretlerin ateşine aldırmadan

Ben yazdım be Hayat,Sana bile inat

Umutlarımı yazdım,sevdağlarımı yazdım

Yüreğimle çaldım kapısını,duydu beni açtı yüreğini

Kor ateş gibi sımsıcak yüreğine,sardı yüreğimi

Dün gece yüreğime,Mavi kanatlı bir kuş kondu

Baharlarıma çiçek gibi,Kışlarıma güneş gibi

Pamuk yüreğini koydu,yüreğimin üstüne cesurca

Duygularıma inanarak,Sevgilerime inanarak…   4.7.2008

 

Sevgili dostlar,umudunuzu yitirdiğinizde,çevirin yüzünüzü göklere

Mavi kanatlı kuş,sizleride bulacaktır,yüreğinize konacaktır…

 

Keşke…

                                                Keşke…

 Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı…

Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, “keşke”, onun güzüne denk gelir.

Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç…

Mağlubiyetin takısıdır “keşke”…

Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.

Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, gözyumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir.

Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte…
“Yolunu gözlemeseydim”, “öyle demeseydim”, “terk edip gitmeseydim”, “en güzel yıllarımı vermeseydim” diye diye sızlanır gider.
* * *
“Keşke”nin panzehiri “İyi ki”dir.
İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir.

“Keşke”, çoğunlukla bir “ahh”la kopup gelir ciğerden… Esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden…

“İyi ki” ise, muzaffer bir “ohh”la büyür; cüretiyle öğünür.

“Keşke”li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, “iyi ki”lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar.

Okulu hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir; dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir kez olsun gemileri yakmamışsınızdır.

Konuşmanız gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur.

Bir insana, bir işe, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır.

O insanın, o işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır “keşke”…

“Şimdiki aklım olsaydı” dövünmesindedir.

Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş, “Ne derler” e kurban verilmiş, son kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el sallar.

“Keşke” cilerin hayatı, kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır.

“İyi ki” öyle mi ya…!

Onda, yara bere içinde de olsa, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır.
* * *
“İyi ki”lerinizi toplayın bugün ve “keşke”lerinizden çıkartın.
Fazlaysa kardasınız demektir.

Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara… Rüzgarlarla koştunuz ya…

“Keşke”leriniz, “İyi ki”lerden çoksa…

Telafi için elinizi çabuk tutun.

Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz “keşke” diye nemlenmesin…

Can dündar