Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
30 Temmuz 2008 Çarşamba

Yavuz Selim’i hayal edin…
Sarayburnu’nda bir bankta… Haliç’e doğru bakıyor… Vapurları seyrediyor birbiri üstüne yanaşan… Martıları sonra… Çığlık çığlık martıları…
Karşıda Karaköy Limanı’nda devasa gemiler, modern seyyahları İstanbul’a getirmiş…
Arabalı vapur geçiyor o sıra, balık tutuyor üç beş kişi kıyıda…
Denize doğru park etmiş arabaların camları buğulu…
Arkada sahil yolu trafiğinin uğultusu…
Yavuz Selim’i düşünün…
Xxx
Kanuni’yi düşünün…
Elinde kumanda; zaplıyor kanalları…
Hani Fransa’ya dans için ferman gönderen ve ama o tarafı bugün demode olan büyük Sultan…
Bir bardak kola ve cips servis ediliyor önüne…
Anlamaya çalışırken düşünün…
O sırada ekrandaki çağdaşlık tartışmasını, konuşulan Türkçe’yi…
Anlamaya çalışırken düşünün…
Xxx
Sultan Abdülhamid’i hayal edin…
Bir karış toprak satmadığı için öldürülmek istenen…
İstiklâl Caddesi’nde yürüdüğünü hayal edin…
“Gotik” çocukların arasından sürtünerek yürüdüğünü…
Rock, pop, rap… Film afişleri…
İmam Adnan Sokağına döndüğünü hayal edin sonra…
Veya bir gazete bayiini seyre daldığını…
Gazetelerin manşetlerine, dergilerin kapaklarına göz gezdirdiğini…
Xxx
Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerini düşünün…
İstanbul’un tüp geçidinden geçtiğini…
Tam o sırada da…
Bir fırtınalı günde, küçücük bir kayıkla Sultanahmet Camiinin açılış duası için…
Üsküdar’dan Sarayburnu’na aynı rotadan gidişini hatırladığını düşünün…
Onun tefekkürünü tefekkür edin…
Xxx
Sonra halimizi düşünün…
Sonra adını zikrettiğim şahsiyetlerin iyi ki yaşamadığını ve o manzaraları görmediğini düşünün…
Veya aslında onların halâ yaşadığını…
Geçidin adı ne olursa olsun, Üsküdar’dan Sarayburnu’na erbabının bildiği bir “Hüdayi Yolu”nun var olduğunu…
En sağlam yol olduğunu düşünün…
İçiniz acımayacaksa…
Düşünün…

Murat Başaran



7 Temmuz 2008 Pazartesi

Zamanın birinde bir ülke varmış herkesler orada mutlu yaşarmış.

Öyle ki yokmuş yere tüküren ,

Ve yokmuş gündüz vakti dükkan kilitleyen

Yokmuş bir tek intihar, yokmuş sahte bir medeniyete irtihâl..

En çok verdikleri  hediye, tatlı bir tebessümmüş..

O kadar gericiymişler ki  muasır bir medeniyet olmak hedef değil, bilakis her zerreleriymiş…

Bilmin,   "ilimin âlasına " vakıf olmaları sebebiyle , zirvesindelerimiş.-Bir gün yobaz denilecelerini bilmeselerde…-

Sonra…

Sonra…

***

Bir millet varmış ve bir kaç hokkabaz.

Tarih, iftira atmaya,

Edebiyat, aptal masalı uydurmaya,

Ve bilim, mecburmuş yobazca inkara…

Ünlüymüş şu atasözleri;

"Bükemediğim bileğe, tükürürüm"

"Uyu uyu yat ! Yat yat uyu!"

"Çamur at! Ya tutarsa"

***

Ve bir devlet varmış sonra;

Ne söyleyecek lisanı , ne bahsetecek bir değeri varolan…

 

 

 



29 Haziran 2008 Pazar

Minik bir kaç yürek, kocaman dünya kadar…

Ve anlaşılmayanı ,  idrak etmek noktasındalar; büyük bir saflıkla…

***

Bir haftadır miniklerle uğraşıyorum yaz kampında;

Yürekten saflıkla sarf ettikleri cümleler kalbe bir hüzün verip ağlama noktasına getiriyor insanı…

Karşılıklı "tiyatroların"  yirmi dört saat yaşandığı dünyamızda, onlar her saniye "hayat"ı  oynuyorlar….

Bizlerin sahte gülüşleri, onların yürekten tebessümleri,

Günlük hırslarımıza; içtenlikle uzattıkları tuzlu biskuitleri var.

***

Biz sahte oyunlarımıza devam edelim…

Bırakalım onlar çocuk olsunlar ,

Biz  gayri samimi gülüşelim ,

Onlar bulutların üstüne tırmansınlar…

 

 

 

 



12 Haziran 2008 Perşembe

Yaşadığımız ülke galaksinin bilinmeyen bir köşesinden…

Yalan üzerine kurulu oyunlar, sanat üzerine kurulmuş endüstriyel ahlaksızlık

furyasıydı varolan.

***

3-4 sene önce bir program…

Toplumsal konular  tartışılıp, gûya çözümler bulunuyordu, kendilerince..

Konu; " Dekolte giyinmek…"

Program sunucusu bayan mini etekli, konuklardan biri de reklamcıydı.

Yapılcak şey, sadece kendi düşüncelerini açıklamaktı sadece.

***

Ve o cümle..

 

Reklamcı programa bağlanan, gayri ahlaki reklamlardan rahatsız ve 13 yaşındaki oğlu için endişelen  bir bayana şu sözleri söyleyecekti;

"Nasıl olsa görecek bir yerde…"

***

Nasıl olsa birileri çıkarları uğruna bu millete küfretmeye devam edecekti,

Hemde gözünün içine baka baka…

 

Nasıl olsa aldatmaya alışmış üç-beş hokkabaz

Ve aldatılan milyonlardı…

Nasıl olsa paranız çoktu,gücünüz yeterdi…

 

Ama…

Nasıl olsa ölecektiniz !

Nasıl olsa -hani sizi çok sevdiğini söyleyen- milyonluk  "dostlarınız " bile çelenk göndermekle yetineceklerdi…

Nasıl olsa son kişide taze mezarınızdan çekip gidecekti..

Ve şimdi nasıl olduğunu görme vaktiydi.

Ama artık biraz geçti…

 

 



30 Mayıs 2008 Cuma

Yani öylesine kaybolmuştum kendi içimde..

Herşey tozlu raflardakini birşekilde bulmamla başlamıştı…

Herşey O yaz, O’nda kaybolmamla..

Sonra

Sonrası farklı bir dünyayıdı herşey;Bir kaç düzenbaz,bir maymun,karambole yuvarlanan miloyonlardı gördüklerim.

Herşeyden soğumuş,yanlız kalmıştım hayatta.

Dünyam sadece odamdı,

Kaybolmuştum pencersiz bir karanlıkta

Ve bu kayboluş, kendimi bulmamdı

Ve "unutulmuş sokağı" görebilmemdi…