İncir Ağacısın Gam Götürensin
15 Aralık 2007 Cumartesi | İhbar Et | Etiketler : İncir ağacısın gam götürensin
Yıl 1999…
’98 şubatının mevsimden iklime döndüğü zamanlar…
Üniversite kapılarında muson bir hüzün, şahin tepesini keyif almışken…
İkna odarında çağdaş ayarlı gazlarla fabrikasyon bir dönüşüm projesi heyecanı…
İkna ediciler tehditkar: Aç başını, al kartını.
ikna mağdurları bitkin…
İkna olmayanlar itaatsiz…
Ülüş severler memnun…
Böl, parçala, yönet…
Ama hesaptaki eksik, Bağdat’ta…
Döneceği günün telaşında henüz…
Henüz kış…
…
Yıl 1999…
Hayata kaldığımız yerden devam etmek üzere umudun tükenmediği o iç coğrafyada yolculuğa çıktık…
Yollar ne kadar uzarsa umut o kadar artıyordu derinde…
12 kişilik bir ilk kafileyle Kıbrıs’a vardığımızda hayata yeniden tutunmanın heyecanı vardı omuzlarda…
Ama ardımızda kalan kapıların ve önünde dökülen yaşların hüznü bizi hiç terketmeyecekti…
Kıbrıs…
Baharı bambaşka bir vatan…
Sarı bahar nedir, Kıbrıs’ta baharı karşılayan bilir…
Elinizi kaldırdığınızda değivereceğiniz bulutların altında sapsarı açar ağaçları Kıbrıs’ın…
Zor bir memlekettir, tarihinin mirasından kalma…
Susuzdur ama umut yağışlı havası sizi teselli eder.
Yıl 1999…
Okuduğumuz okullar artık ders geçme niyetiyle değil, dik durma idealiyle var olacaktı…
Zamanla Kıbrıs’ın, tarihin acısıyla demlenmiş o mütereddit insanlarının güvenini de kazanacak ve onların “başı bağcıklı gızcıkları” olacaktık…
Öyle bir vakitti…
Hiç bir ayrım aramızda yer bulamıyor, doğusundan batısına türlü ağacın meyvesini yiyen, türküsünü bilen dil ve yüreklerle gün ve gecelerimiz geçiyordu…
Arada ardımızda bıraktıklarımıza ağlarken şunu farkediyorduk:
Mağduriyetin ve gözyaşının ırkı yoktu…
Beraber söylediğimiz türküleri vardı gecenin…
Bir kıt’ası “Ceylanım, maralım” derken
bir diğerinde “Rındamın gevramın” olup devam eden…
Gündüzünü idealin, gecesini dua ve türkülerin teselli ettiği bir vicdan taşıyorduk…
Gönül yaralı ama derman kapıdaydı:
“<strong style="">incir ağacısın gam götürensin…”</strong>
…
Bütün bu yazdıklarım bir devrin, kapan(a)mayan bir dönemin tanıklarından biri olan bende ve işte yıllar sonra içimi yokladığımda duyduğum seslerden ibarettir.
Yıl 2007…
“Öteki” senaristleri iz peşinde…
Anket bulamacıyla kirlenen çomakları, devirecek teker arıyor…
Bu ülkenin avuçları aynı duaya amin derken,
birileri yine başını kim örtmüş ispiyonculuğuyla kafa hesabı yapıyor…
Hesapları fesat…
Ki fesat ki hep eksik…
Eksik hesabın döneceği yer malum…
Bağdat’ta gün sayıyor…
Feraset bu toprakların yitiğidir beyler!
Umudun tarihini bu coğrafya yazar, bilinsin:
<strong style="">“Yaralı ceylanım senden gayrısına gönül vermem</strong> <strong style="">Elin beslediği gülden al bu canı sana vermem”</strong>
