Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Finans'

Yabancılar AKP ile iyi kazandı

24 Nisan 2008 Perşembe Yorum yok »

Yabancılar AKP ile iyi kazandı

Yabancı yatırımcılar 5 yılda Türkiyede kazandıkları 23.2 milyar doları ülkelerine taşıdılar

ANKA


Yabancı yatırımcılar, AKP’nin iş başında olduğu beş yılı aşkın sürede Türkiye’de doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımlarından yüksek tutarda kar elde ederek, ülkelerine götürdüler. Yabancı yatırımcıların Ocak 2003-Şubat 2008’i kapsayan dönemde Türkiye’deki bu yatırımlarından yaptıkları kar transferleri 23.2 milyar dolara ulaştı.

ANKA’nın Merkez Bankası ödemeler dengesi istatistiklerinden yaptığı hesaplamaya göre anılan dönemde yabancılar, Türkiye’deki doğrudan yatırımlarından elde ettikleri karların 5 milyar 986 milyon doları ile Borsa, devlet iç borçlanma senetleri gibi finansal araçlara yaptıkları portföy yatırımlarından kazandıkları 17 milyar 233 milyon doları yurt dışına transfer etti. Böylece anılan dönemde Türkiye’de elde edilen 23 milyar 219 milyon dolarlık bir kaynak ülkeden çıkarak, başka ekonomilere aktı.


-KAR TRANSFERİ KATLANARAK ARTTI-

Doğrudan yabancı sermaye girişleri, son iki yılda Türkiye’nin gayri safi milli hasılasının yüzde 8’i dolayında gerçekleşen cari işlemler açığını sürdürebilmesini kolaylaştırırken, “doğrudan” yatırımlardan elde edilen karlardan yapılan transferlerin de son yıllarda adeta katlanarak büyüdüğü görüldü. Bu gelişme, gelinen noktada doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının gelecek yıllarda cari işlemler açığını nasıl etkileyeceği tartışmasını gündeme getirdi.

2000’li yılların başında 300-400 milyon dolar arasında seyreden, 2003 yılında 643 milyon dolar olan doğrudan yatırımlardan kar transferleri 2004 yılıyla birlikte belirgin bir şekilde arttı. Doğrudan yatırımlarda anılan yıl 1 milyar 43 milyon dolara ulaşan kar transferi, 2005’te 1 milyar 51 milyon, 2006’da 1 milyar 181 milyon ve 2007 yılında 1 milyar 988 milyon dolara ulaştı. Bu yılın ilk iki ayında ise 80 milyon dolarlık bir kar transferi yapıldı. Böylece doğrudan yatırımlarda anılan dönemde gerçekleşen toplam kar transferi 5 milyar 986 milyon dolara ulaştı.

-KAR TRANSFERLERİ CARİ AÇIK İLİŞKİSİ-

Anılan dönemde 50 milyar doları aşan doğrudan yabancı sermaye fiili sermaye girişinin büyük bölümünü bankacılık ve mali aracı kuruluş faaliyetleri ile telekomünikasyon başta olmak üzere hizmetler sektörüne ve gayrimenkul alımına yönelik yatırımların oluşturduğu dikkat çekiyor. Madencilik, imalat sanayii ve enerjiyle tarım gibi üretken sektörlere gelen yabancı sermayenin payının ise düşük kaldığı görülüyor.

Ağırlıkla bankacılık, sigortacılık, sermaye piyasası aracılığı, telekomünikasyon ve toptan ve perakende ticaret gibi üretken olmayan sektörlerde faaliyet gösteren yabancı
sermayenin bir süre sonra yapacağı kar transferleriyle Türkiye’nin cari işlemler açığının da büyümesine yol açacağı savunuluyor.

-YABANCI PORTFÖY YATIRIMLARINDA DA İYİ KAZANDI-

Türkiye’de Borsa ve devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) başta olmak üzere çeşitli finansal yatırım araçlarına yatırım yapan yabancıların, buradan elde ettikleri kazançlardan yurt dışına transfer ettikleri tutarların da aynı dönemde yıllar itibariyle hızla büyüdüğü dikkati çekiyor.

2003 yılında 2 milyar 616 milyon olan yabancıların portföy yatırımlarından elde ederek yurt dışına aktardığı tutar, 2004 yılında 2 milyar 905 milyon, 2005 yılında 3 milyar 326 milyon dolara çıktı. Yabancıların portföy yatırımlarından yaptığı kar transferleri, 2006 yılında 3 milyar 463 milyon, 2007’de de 3 milyar 735 milyon dolara yükseldi. Anılan dönemde yabancıların Türkiye’de portföy yatırımlarından elde ederek yurt dışına aktardığı tutar 17 milyar 233 milyon dolara ulaştı.

Bu dönemde doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımları kapsamında elde edilerek yurt dışına transfer edilen toplam tutar 23 milyar 219 milyon dolar oldu.

Yabancı yatırımcıların Türkiye’den kar transferleri(Milyon$)
Doğrudan Portföy
Yatırımlar Yatırımları Toplam
2003 643 2.616 3.259
2004 1.043 2.905 3.948
2005 1.051 3.326 4.377
2006 1.181 3.463 4.634
2007 1.988 3.735 5.723
2008 (Ocak-Şubat) 80 1.188 1.268
TOPLAM 5.986 17.233 23.219

vatan

Ücretin yüzde 39’u vergiye gidiyor

24 Nisan 2008 Perşembe Yorum yok »

Türkiye, işçi ve memurun vergi yükü bakımından OECD ülkeleri arasında 8. sırada yer alıyor. Ülkede 1455 YTL olan brüt ortalama ücretten; bekar işçi ve memurlarda 712,4 YTL, evli ve 2 çocuklularda ise 689,6 YTL kesinti yapılıyor.

ANKARA - Maliye Bakanlığı Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü’nden edinilen bilgiye göre, 2007 yılında ortalama ücret üzerindeki vergi yükü bakımından 30 Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkesi arasında yüzde 42.7’lik oran ile birinci sırada yer alan Türkiye, 1 Ocak 2008’de yürürlüğe giren asgari geçim indirimi sonrasında 8. sıraya geriledi.

 

Asgari geçim indirimi, SSK ve işsizlik sigortasını da kapsayan ortalama ücret üzerindeki vergi yükünde 3,8 puanlık bir indirime neden oldu. Böylece ülkemizde ortalama ücretteki vergi yükü yüzde 38.9’a düşerken, İsveç, Polonya, Almanya, Belçika, Fransa, Macaristan ve Yunanistan, sıralamada, Türkiye’nin önündeki ülkeler olarak sıralandı.

İtalya, Avusturya, Finlandiya, İspanya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Hollanda, Norveç, Slovakya, Portekiz, Japonya, Kore, Meksika, İrlanda gibi ülkelerin de aralarındaki bulunduğu grubun ortalama ücretten aldığı vergiler ise Türkiye’nin altında kaldı.

 

İsveç’in yüzde 42.6’lık vergi yükü ile listenin başında, İrlanda ise yüzde 9.6’lık vergi yükü ile listenin sonunda yer aldı. Söz konusu oran Meksika’da yüzde 12.2, Güney Kore’de yüzde 16, ABD’de yüzde 19, Japonya ve İngiltere’de yüzde 25.5, Hollanda’da yüzde 32.2, İtalya’da ise yüzde 38.1 olarak hesaplandı.

ORTALAMA ÜCRETİN NE KADARI KESİLİYOR?
Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü verilerine göre, imalat sanayinde çalışan ve 16 yaşından büyük işçiler için belirlenen 1455 YTL’lik ortalama brüt ücretin, 2007’de 757,99 YTL’si vergi, işsizlik sigortası ve SSK primi adı altında kesiliyordu. 1455 YTL ücretli işçinin işverene maliyeti de bu kesintilerle 1767,83 YTL’yi buluyordu. Bu ücretliden yapılan 757,99 YTL’lik kesinti sonrasında, çalışanların eline de 1009,84 YTL geçiyordu.

Asgari geçim indirimi sonrasında ise günümüzde 1455 YTL ortalama ücreti olan bir çalışanın, işverene maliyeti yine 1767,83 YTL. Ancak, asgari geçim indirimi ile birlikte bekar bir işçiden bu yıl 712,39 YTL, evli ve eşi çalışmayan bir işçiden 703,27 YTL, bir çocukludan 696,43 YTL, 2 çocukludan 689,59 YTL, 3 çocukludan 685,03 YTL, 4 çocukludan da 680,47 YTL kesinti yapılıyor.

Böylece ortalama ücret üzerinden yapılan kesintilerin işveren maliyeti üzerinden toplam yükü, bekar bir ücretlide yüzde 40.3, evli-eşi çalışmayanlarda yüzde 39.78, 1 çocuklularda yüzde 39.39, 2 çocuklularda yüzde 39.01, 3 çocuklularda yüzde 38.75, 4 çocuklularda ise yüzde 38.49 olarak hesaplanıyor.

 

Aa-Ntvmsnbc

Türkiye de Petrol Var mı?

10 Aralık 2007 Pazartesi 1 Yorum »

Bu soruya tek bir yazı içinde “detayları ile cevap vermek” mümkün değil. Bu yüzden “yaptığım araştırmalardan” elde ettiğim sentezi size aktarmak ve sonrasında konuyu geçmişten bugüne detaylandırmak istiyorum; evet, Türkiye’de ve çevresinde hatta karasularımız içinde kalan bölgelerde “petrol var”…

Ne zaman çıkarılacak derseniz; Türkiye, yabancılar tarafından tam olarak kontrol edilip, yapılacak düzenlemeler ile “yabancı petrol devleri” bize hiçbir şey vermeden “petrolün tamamını alabilir” hale geldiklerinde, Türkiye’nin her yerinden petrol fışkıracak…

Sevgili dostlar, bu sentez cümlesini yazmak için aylardır araştırma yapıyorum. Binlerce sayfa resmi belge inceledim. Size bu belgelerde adı geçen yörelerimizden birkaç örnek vereyim; Adıyaman, Edirne, Antalya, Hakkari, Sivas, Saros Körfezi, İskenderun, Erzurum, Van , Kastamonu ve daha sayamayacağım birçok bölgemizde “arama-kapatma-engelleme” şeklinde gerçekleşen, “yaşayanların” resimleri ile kaydettiği yüzlerce olay var. Birini tam olarak aktarayım; Adıyaman’da petrol araması yapan yabancı ortaklı bir şirket “Burada petrol yok” diyerek kuyuyu kapatıyor. Prof. Muammer Aksoy ve yanındakiler savcılığa başvurarak “bu kuyunun” bilerek kapatıldığını iddia ediyorlar. Savcı 3 yıl bu olay üstünde araştırma yapıyor ve 3 yıl sonra bu kuyu açılıyor. Bugün hâlâ o kuyudan saate 20 varil petrol üretiliyor…

Sevgili dostlar, günümüzde tartışılan “petrol kanununa” geçmeden biraz geriye gitmek ve 1952 yılına dönmek istiyorum. O zaman tartışılan konu yine petrol. Bir kanun yapmak gerekli ve aranan isim hemen bulunuyor; İsrail petrol kanununu yapan hukukçu-jeolog Max Ball.

Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Ball’ın gelişi dolayısıyla şu açıklamayı yapıyor; “Biz, petrol kaynaklarımızın üretilmesinde ecnebi sermaye ile işbirliğinin zaruri olduğuna inanan bir parti ve hükümetiz…” Aynı dönemde İsmet İnönü’den karşı açıklama geliyor; “Tarihten yabancılar kapitülasyonlar himayesiyle Türkiye’yi istismar ettiler, petrol kanunu bir kapitülasyon kanunudur. Biz bu memleketi sokakta bulmadık yabancı ellere kaptırmayız. Bu kanunun her maddesi Türk Devleti’nin petrol işletmemesi üzerine kurulmuştur. Bırakmam yakalarını…” Böyle söylüyor ama 1960 sonrası “gücüne” rağmen, İnönü dahi bu yasayı asla “elleyemiyor.”

Gelelim bugüne…

Son hükümetlerimiz tarafından yapılan “Türk Petrol Kanunu” ile ilgili detaylara geçmeden bir çıkarım yapmam gerekli; Max Ball tarafından yapılan düzenlemeler dahi “atılan son adımlardan” çok uzaktı. Bu kadar ileri gidip kendi elimizle “her şeyimizi vereceğimizi” ve bunu kabul edeceğimizi o dönemin “Kemal Derviş’i” olan Max Ball dahi düşünememişti.

Peki TBMM’den geçen ve yabancıların dahi “aslında bu kadarını almayı beklemediği” detaylar neler?

Bugün yer kalmadığı için TBMM’den geçen kanunun maddelerini, özellikle teknik kurnazlık ile içine saklanan detayları, kısaltarak atlamak istemediğim için yarına bırakıyor ve ana fikri dağıtmadan “yazının devamını kaçırmayın” diyerek size bugünün sonuç cümlesi ile veda etmek istiyorum.

Sonuç: Konu çok uzun ve “üzerinde çok tartışmamız” gerekli. Bana inanıyorsanız; yaptığım araştırmanın sonucu çok açık: Türkiye’de petrol ve doğalgaz var. Var ama yabancılar “hukuken”, “bunları çıkarıp, parasıyla bize satar” konuma gelene kadar çıkması çok ama çok zor!

Yiğit BULUT

Avrupa Birliği, Türk halkını gasp ediyor!

18 Kasım 2007 Pazar Yorum yok »

Son günlerde televizyonlarda izliyorsunuz; Avrupa Birliği (AB) Adalet Divanı kararı, akademisyenden sokaktaki vatandaşa kadar her alanda tartışılıyor. Konuşulan konu ortak: Bu karar ile Türk vatandaşlarına vize uygulanamayacağı kesinleşti…

Sevgili dostlar, bu konuyu 2001 yılından bugüne, imkanım olan her ortamda, neredeyse “haykırdım.” Tez çok açık ve netti… Her şey çok açıktı fakat nedense sivil toplum kuruluşları, özellikle “Gümrük Birliği” (GB) kavramından en fazla mağdur olanların temsilcisi olan TOBB, konu ile asla ilgilenmedi… Geldiğimiz noktada umarım kamuoyunun tepkisini de dikkate alarak TOBB konuya el atar ve maddi-manevi desteğini esirgemez.

Peki bugüne kadar savunduğum ve bazılarının “bence bilerek üstünü örtmeye çalıştığı” tez neydi? Son karar sonrası hangi noktaya geldik?

Sevgili dostlar, bugüne kadar imkan bulduğum her yerde şu tezi savundum: (…) AB müzakere takvimi vermese de, bizi tam üye olarak kabul etmese de hatta orada yaşayan kardeşlerimize (kendi vatandaşı olmuşlara dahi) her türlü sorunu çıkarsa bile; sadece Türk vatandaşı olmak kavramı tek başına Avrupa’ya karşı bir haktır… Türk vatandaşları AB topraklarında serbest olarak dolaşabilir, Gümrük Birliği’nden dolayı ekonomik çarkın içinde rekabet etmek zorunda kalanlar AB topraklarında iş kurabilirler, kazanılmış haklarını alabilirler… Dikkat edin “Fransız, Alman, İngiliz” vatandaşı olduğu halde, bulundukları AB ülkelerinde hakları gasp edilenlerden bahsetmedim bile. Orası zaten tartışılamaz…

Bu noktada özellikle hukuki yollardan haklarını aramak isteyenler ve konuyu kamuoyunda daha bilinir hale getirme yolunda “çalışmak” isteyenler için; bugüne kadar edindiğim detayları da sizlere aktarmak istiyorum:

* Normal şartlar altında AB ülkeleri 1970’te imzalanan ve 1973’te yürürlük kazanan Katma Protokol gereği Türk vatandaşlarına vize uygulayamaz. Vize, 1980 sonrası konulan ve imzalanan protokol şartlarını imzacı ülke aleyhine değiştirdiği için kanunsuz olan bir uygulama. Türkiye, katma protokolleri imzalayarak sonradan eklenebilecek maddelere karşı kendini korumuş olmasına rağmen bu hak nedense bugüne kadar gündeme gelmedi…

* GB kavramı gereği AB ülkeleri, doğrudan ve dolaylı olarak GB kavramı içinde kalan Türk vatandaşlarına vize uygulayamaz, AB ülkelerinde çalışma ve yerleşme haklarına engel olamaz. “Bunun kanıtı ne” derseniz, AB Adalet Divanı’nın 11.05.2000 tarihli kararı çok açık: “Türk vatandaşı olan işveren ve serbest meslek sahiplerinin Katma Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1973 tarihinden itibaren ‘haklarına kısıtlama getirilmesine’ imkân yoktur.”

* Ankara Antlaşması madde 13 ve madde 14’e göre karşılıklı yerleşme serbestliği hakkını Türkiye de kazanmış oldu.

Sonuç: Hem Ankara anlaşması, hem “1970-73 Katma Protokolü” hem de “GB kavramı” gereği; Türk vatandaşlarına asla vize uygulanamaz… Avrupa ülkelerinde “iş edinmeleri ve kurmaları” engellenemez…

Son söz: Türkiye’nin, Avrupa Birliği projesine “bu kadar amaçsız ve karşılıksız” olarak bağlanmasına “sonuna kadar” karşı olan hatta Avrupa Birliği’nin geleceğine ve “Türkiye’nin dahil olması gerektiğine asla inanmayan” biri olarak; yukarıdaki yazıyı “Avrupa Birliği’ne” girelim anlamında yazmadım. Girmeyelim, hatta başvurumuzu dahi geri çekelim. Ama bugüne kadar verdiklerimizin karşılığını da mutlaka alalım…

 
Yiğit Bulut/ Vatan Gazetesi
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.