Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Edebiyat'

Anadolu Gençlik, Hoca’nın gençliğe hitabesini yayınladı

3 Mayıs 2008 Cumartesi Yorum yok »

 

Anadolu Gençlik Dergisi, 100. sayısında Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın gençliğe hitabesini yayınladı.

 

Milli Görüş’ün popüler yayın organlarından Anadolu Gençlik Dergisi, Mayıs ayında 100. sayısını “Özlenen gençlik için 100. sefer” sloganıyla yayınladı. 100. sayısı münasebetiyle yüzü aşkın sayfa ve 100 bin baskı yapan dergi birçok makale, dosya ve röportajı da bünyesinde barındırıyor.

100 Bin gibi iddialı bir baskının yapılmasının en önemli nedeni hiç kuşkusuz Milli Gönüş davası liderinin iddialı söylevi. Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın dergide yayınlanan “Gençliğe hitabı”nın geniş yankı uyandıracağı bekleniyor..

Anadolu Gençlik’in 100. sayısında Mevlana, Bediüzzaman Said Nursi, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç’un gençlik tasavvurları üzerine hazırlanmış dosyalar da okuyucunun ilgisini çekmeye aday.

“Türkiye’de gençlik hareketleri” dosyasıyla Türkiye’deki gençlik hareketlerinin tarihini inceleyen dergi, Avrupalı genç Müslümanlar ile ilgili “Gelenek ve modernite arasında Avrupalı Müslüman gençlik” dosyasıyla da gurbetçilerin sorunlarına eğiliyor.

Ayetlerden ve hadislerden gençlere tavsiyeler sayfaları hazırlayan dergi ayrıca “Genç sahabeler iyi bir Müslüman olmak için gösterdikleri üstün özveri ve gayret sonunda yolumuzu aydınlatan kandiller oldular” diyerek “Genç sahabeler” konusu ile o gençliğe olan özlemi dile getiriyor. Dergide ayrıca İmam Gazali’nin gençlere yönelik öğütleri de yer alıyor.

Dergi gençlik özel sayısında Yazar Yusuf Kaplan, AGD Genel Başkanı İlyas Tongüç ve İlahiyatçı-yazar Mevlüt Özcan ile röportaj yapmış. Yusuf Kaplan Türkiye’nin sekülerleşmesinin sömürgeleşmesiyle eşdeğer olduğundan bahsediyor. Dergi AGD Genel Başkanı Tongüç ile ise gençlik, Türkiye ve İslam dünyası üzerine ufuk turuna çıkarken Mevlüt Özcan ile modern dünyanın Müslüman geçlerin karşısına çıkardığı sorunlara fıkhi çerçevede değerlendirmeler getiriliyor.

Yazar kadrosunda D. Mehmet Doğan, Ali Haydar Haksal, Selami Güdener, Nureddin Şirin ve Kenan Çamurcu’yu bulunduran derginin bu sayısında ki diğer dosyalardan bazılar ise şöyle: “İslam delikanlı dinidir” , “Gençlik psikolojisi”, “Kuşak çatışması”, “İyi ki varsın gençlik” , “Hiç dağ görmemiş gençlere” ve “Kampüsüme huzur istiyorum”.

Derginin en büyük kozu olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın gençliğe hitabesinde ise şu ifadeler yer alıyor…

Erbakan’ın Gençliğe Hitabı

Hayat doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, faydalı ile zararlının, adaletle zulmün mücadelesinden ibarettir. İslam sadece Müslümanlara değil bütün dünyaya huzur ve barış getirecek değerleri bünyesinde taşımaktadır. Gençler de bu barışın teminatıdır. Barış, kardeşlik, sevgi, adalet ve huzur tüm insanlığın ortak talebidir. Müslüman gençlerin de bu değerleri taşımaları bir zorunluluktur.

Taşıdığımız bu sorumlulukların aksine bugün bütün insanlık bir buhranın içindedir. İslam coğrafyası ırkçı emperyalistlerin elinde kan gölü haline çevrilmiştir. Ayrıca işsizlik, açlık, insan hakkı ihlalleri ile dünya gençliği bunalıma sürüklenmektedir. Bunalımdan çıkmanın yolu ancak ve ancak Milli Görüş ile mümkündür.

Bizim davamızın esası şefkattir. Gayemiz, tüm insanlığın saadeti için bütün gücümüzle çalışmaktır. İnsanlığın saadeti için çalışmak inancımız gereğidir. Dünyaya yön veren ve tarihe şan veren hareketlerin itici gücü tarih boyunca gençler olmuştur. çelebi Mehmet’leri ve Fatih’leri yetiştiren bu coğrafya bağrından sayısız kahraman çıkartmıştır, yine çıkartacaktır. Bizim hareketimizin motoru gençliktir. Genç, davasının sancağını en yükseğe diken Ulubatlı Hasan’ların yolunda yürüyen insandır. Gençliğini insanlığın kurtuluş davasına adayan Milli Görüş gençliği, dün olduğu gibi, yeni dönemde de büyük şahlanışıyla destanlar yazacak potansiyele sahiptir. Bu bağlamda Milli Görüş genci sağlam bir itikat ve inanca sahip olmalı, iç ve dış temizliğine de dikkat etmelidir. İbadetlerini ihmal etmemeli, ahlak sahibi bir insan olarak kendi nefisini de terbiye ederek bütün insanlığın saadeti için çalışmalıdır.

Şunu unutmayalım ki, gerek Selçuklular gerek Osmanlılar bin yıldan beri yeryüzünde hakkı ve adaleti tesis ettiler. Sadece çok büyük devlet adamları, bilim adamları olduğu için değil, aynı zamanda bütün yönleriyle güçlü oldukları için yeryüzündeki bu büyük hizmeti Cenab-ı Allah onlara nasip etmiştir. çünkü Anadolu’muzun her yerinde alimler insanları irşat ediyor gençlerimize örnek oluyorlardı. Bu güzel örnekleri gören gençlerimiz aynı inanç ve imanla yetişiyor, bir Seyit çavuş böyle meydana geliyordu. Tarihimizdeki bütün zaferler silahla değil maddi üstünlükle değil sadece iman, aşk ve azimle kazanılmıştır. Bir ülkenin gücü; tankı, topu, parası değil, imanlı evlatlarıdır. Bunun da temelinin; inançlı, milli ve manevi değerlerine bağlı aileler olduğu unutulmamalıdır. İnanç, her şeyin temelini teşkil eder ve gençler olarak sağlam bir imana sahip olunmalıdır. Kıymetli gençler insanların hayrı ve saadeti için, tüm gücünüzle çalışın. Her nefesin hesabının verileceğini bilerek, hayır yolunda çalışın. ömrünüzün sonuna kadar insanlığa hizmete devam edin.

‘ÇAY SOHBETLERİNDE VE EDEBİYAT KÜRSÜLERİNDE KAHRAMANLIK SATMAK KOLAY’

Ayrıca asıl marifet, yük altında ve hizmet esnasında sadık ve sağlam kalabilmektir. Yoksa çay sohbetlerinde ve edebiyat kürsülerinde kahramanlık satmak kolaydır. Bu bağlamda, fert fert şu söyleyeceğim sözlere kulak veriniz, Milli Görüş’ü bilmek için, bugünkü olayları bilmek için mutlaka tarihimizi yakinen tanımak mecburiyetindeyiz. İşte bu sebepten dolayıdır ki, Milli Görüş’ün temsil ettiği büyük manadan dolayıdır ki, söyleyeceklerime dikkat ediniz.

Kıymetli gençler, herhangi bir kimse Malazgirt’te inanışının şahlanışını yaşamadan, Kosova’da, Niğbolu’da bir kılıç olup parlamadan, Ulubatlı Hasan olup İstanbul’u fethetmeden, Sultan Fatih olup atını denize sürmeden, Kanuni olup şanlı ordularıyla Avrupa’nın içlerine yürümeden, Seyit çavuş olup 250 kiloluk mermiyi “Ya Allah” deyip namluya sürmeden, bir insan Sakarya’nın siperlerine girmeden ve Kıbrıs’ta düşman tahkimatının arasından geçmeden Milli Görüş’ün ne olduğunu anlayamaz.

Sizler bu şuura ermiş gençler olarak, insanlığın saadeti için çalışıyorsunuz. Bütün dünyanın sizin bu çalışmalarınıza ne kadar ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Bu dünyayı inşaallah sizler kurtaracaksınız. çünkü yaşadığımız olayların bir tek ilacı var, yıllardan beri tecrübelerimizle belirttiğimiz gibi bu ilaç da ancak Milli Görüş’tür. Bu davanın motoru olarak gayretli çalışmalarınız inşaallah dünyadaki insanları kurtaracaktır. Hepimiz sevabı da, vebali de olan büyük bir sorumluluğun altındayız.

Yıllardır tüm insanlara duyurmaya çalıştığımız evrensel hakikatleri, gönülden gönüle nesiller boyunca taşıyacak olan gençlerimizin, insanlığın beklediği büyük hamleyi en kısa zamanda gerçekleştireceklerine olan inancımız tamdır.

Bu münasebetle ülkemizin her köşesinde canla başla çalışan bütün gençlerimizi alınlarından öpüyor, muvaffakiyetler diliyorum. Allah (c.c) hepimizi cennetinde buluştursun.

Anadolu Gençlik Dergisi’nin internet adresi: www.anadolugenclik.com.tr

 

Kaynak: HaberAktüel

Duvar

29 Nisan 2008 Salı Yorum yok »

Gide gide bir duvar çıkıyor önünüze.

Kalakalıyorsunuz.

Üstelik geriye dönüş de yok.

İleriye geçit de mevcut değil.

Her şeyin sınırı çizilip buraya kadar diye hatırlatıyor duvar.

Ardınızda bıraktıklarınızı düşünüyorsunuz.

Projelerinizi.

Yarım kalan işlerinizi.

Büyütülecek çocukları.

Mürüvveti görülecek evlatları.

Alınacak evi.

Etrafına dikilecek meyve ağaçlarını.

Bir su boyunca akıp gidilecek tatilleri.

Bir hayalin peşi sıra sürüklenişleri.

Mevsim çiçeklerinin yolunu bekleyişleri.

Bütün bu listeleri sıralamak için duvarın üzerine yazmaya bile kalkışıyorsunuz.

Kolunuz kanadınız kalkmıyor.

Duvarın kalbini yumuşatmayı bile düşünüyorsunuz.

Geçit vermesini, arkada bekleyen yakınları.

Bir ara yumuşar gibi oluyor kalbi.

Açıyor gönlünü.

Bir film şeridi gibi geçmişi yansıtıyor beyaz ve soğuk yüzüne.

Ama görüntüler hep baş aşağı düşüyor.

En canlı çocukluk hatıraları.

Can yakan hastalıkları çabucak geçip de,

Zatürreeyi, ülseri, kanseri, ameliyatları…

Parasızlık problemlerini.

En fazla ağaçlıklı yerlerde, gezintilerde durdurup da görüntüyü.

Okul bilgilerini bir daha hatırlayıp.

Avustralya’yı kim bulmuştu.

On dolarlık tartın lütfen.

Matematik öğretmeni ne kadar hızla geçiyor.

Edebiyat dersleri uzun sürüyor.

Derslerden ne kadar sıkıldığını anımsıyor.

Çocukluğunun perili köşkünü tanıyor.

Derede çamurdan yaptıkları bebekleri.

Kına taşında ellerini nakışladıklarını.

Üzerlik tohumlarından boyunlarına kolyeler yapıp, papatyalardan saçlarına taçlar ördüklerini.

Günlerce süren düğününü.

Her güne ayrı elbiseler giyip kelebekler gibi mutluluktan uçtuğunu.

En fazla kıvırcık salatayı sevdiğini.

Mutfağında devleşen bu kadını bir bölük asker gelse çıkarabilir miydi acaba?

İşte şimdi şu duvarın önünde, mutfağından, sevdiklerinden uzak, tek başına.

Anneli babalı o mutluluk masalında film kopuyor.

Baba mı ölmüştür ne…

Demek şimdi babasızdır.

İki damla gözyaşı yanaklarından süzülürken, kızları seslenmişlerdir:

- Anne ne kadar çok anlattın geçmişi. Çocukluğunu. Kına taşını. Nazlı akan dereyi, dağlarını. Köyün göle bakan yamacını. Annen ve kardeşlerinle geçen günlerini. Bayramlarınızı. Güz, nevruz eğlencelerinizi. Düğünlerde pişen yemeklerinizi. Ameliyattan ayılana kadar o duvarı sayıkladın. Çamur bebeklerinin kolu kırılınca ne kadar üzüldün. En fazla babanın ölümüne hıçkırdın.

Demek duvarından çocuklarının da haberi olmuştu.

O sıkıntı veren, geçit tanımayan, sıkıcı, soğuk, beyaz betonu; demek çocukları da fark etmişti.

Mine Alpay Gün

Doğruya Yakın Sözler

21 Nisan 2008 Pazartesi Yorum yok »

Bir arkadaşı Mark Twain’e bir olayı anlatıyordu. Konuşma bitiminde yazar sordu:

Necip Fazıl Kısakürek - Şarkımız: Sapan Taşlarının Yanında Füze, Başka Alemlerle Farkımız Bizim!

1 Şubat 2008 Cuma Yorum yok »

 

 

Kırılır da bir gün tüm dişliler
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
Gökten bir el yaşlı gözleri siler
Şenlenir evimiz barkımız bizim

Yokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
Sapan taşların yanında füze
Başka alemlerle farkımız bizim

Sapan taşı filistin


Kurtulur dil tarih ahlak ve iman
Görürler nasılmış neymiş kahraman
Yer ve gök su vermem dediği zaman
Her tarlayı sular arkımız bizim

Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda ŞARKIMIZ bizim…
 
Necip Fazıl Kısakürek

Çelişen Atasözlerimiz: Hangisine İnansak?

26 Aralık 2007 Çarşamba 2 Yorum »

1. ‘damlaya damlaya göl olur’
- ‘taşıma suyla değirmen dönmez’



2.. ‘iyi insan lafın üstüne gelir’
- ‘iti an çomağı hazırla’
3.. ‘bir elin nesi var iki elin sesi var’
- ‘nerde çokluk orda bo..’
4.. ‘fazla mal göz çıkarmaz’
- ‘azıcık aşım ağrısız başım’
5.. ‘ kervan yolda düzelir’
- ‘ balık baştan kokar’
6.. ’söz gümüşse,sükut altındır’
- ’sükut ikrardan gelir’
7.. ‘harama uçkur çözülmez’
- ‘güzele bakmak sevaptır’
8.. ‘iki gönül bir olunca samanlık seyran olur’
- ‘iki çıplak bir hamama yakışır’
9.. ‘bülbülün çektiği dili belası’
- ‘bilmemek ayıp değil sormamak ayıp’
10.. ‘eşeğe altın semer vursan da eşek yine eşektir’
- ‘ye kürküm ye’
11.. ‘eğri otur doğru söyle’
- ‘doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar’
12.. ‘düşenin dostu olmaz’
- ‘dost kara günde belli olur’
13.. ‘ava giden avlanır’
- ‘atın ölümü arpadan olsun’
14.. ‘erken kalkan yol alır ‘
- ‘acele işe şeytan karışır’
15.. ‘birlikten kuvvet doğar’
- ‘körler sağırlar, birbirlerini ağırlar’
16.. ‘tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır’
- ‘lafla peynir gemisi yürümez’
17.. ‘gün ola harman ola’
- ‘perşembenin gelişi çarşambadan bellidir"
18.. ‘ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol’
- ‘hocanın dediğini yap, yaptığını yapma"
19.. ‘iyilik yap denize at’
- ‘merhametten maraz doğar"
20.. ‘zararın neresinden dönülse kardır’
- ‘gelen gideni aratır"
21.. ‘yüzü güzel olanın huyu da güzel olur’
- ‘yüzü güzel olanı değil huyu güzel olanı sev"
22.. ‘akıl akıldan üstündür’
- ‘aklın yolu birdir"
23.. ‘el elden üstündür’
- ‘alet işler el övünür"
24.. ‘acı patlıcanı kırağı çalmaz’
- ‘yaşın yanında kuru da yanar"
25.. ‘zorla güzellik olmaz’
- ‘zora dağlar dayanmaz"
26.. ‘öfke baldan tatlıdır’
- ‘öfke ile kalkan zararla oturur"
27.. ‘işleyen demir ışıldar’
- ‘insan yedisinde neyse yetmişinde de odur"
28.. ‘fazla mal göz çıkarmaz’
- ‘azı karar çoğu zarar"
29.. ‘insan kıymetini insan bilir’
- ‘insanoğlu çiğ süt emmiş"
30.. ‘anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al’
- ‘beş parmağın beşi birbirine Benzemez"
31.. ‘olmaz olmaz deme, olmaz olmaz’
- ‘iş olacağına varır"
32.. ‘eski dost düşman olmaz’
- ‘güvenme dostuna saman doldurur postuna"
33.. ‘harama el uzatilmaz’
- ‘üzümü ye bağını sorma"

Gençliğe Hitabe - Necip Fazıl

3 Kasım 2007 Cumartesi 1 Yorum »

bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik…

"zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik…

devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, allah’ın kur’an’ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören… bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi… beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik…

gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik…

dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik…

halka değil hakka inanan, meclisinin duvarında "hakimiyet hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti hakka kölelikte bulan bir gençlik…

emekçiye "benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! ama sen de, zulüm gördüğün iddiasiyle, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın!", kapitaliste ise "allah buyruğunu ve resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!", ihtarını edecek… kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik…

birbuçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, türkün de yine birbuçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin islâm’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna islâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik…

"kim var!" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "ben varım!" cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik…

can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nisbette strateji ve taktik sahibi bir gençlik…

büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik…

bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve telbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tekbaşına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik…

annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiç birini beğenmeyen, onlara "siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik…

tek cümleyle, allah’ın, kâinatı yüzüsuyu hürmetine yarattığı sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, o’ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve o’nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik…

bu gençliği karşımda görüyorum. maya tutması için otuz küsür yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür allah’a hamd etme makamındayım. genç adam! bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.

surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..

allah’ın selâmı üzerine olsun!

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.