Televizyonlarda görücü usulü evlilik
29 Nisan 2008 Salı Yorum yok »
Manzara I
Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve selem, Hazreti Hatice’nin ticari işlerini yürütüyordu. Bu görüşmeler sayesinde her ticaretinden kârla dönen bu dürüst ve yakışıklı gence karşı bir sevgi ve saygı duymuştu ve güvendiği bir kişiyi aracı göndererek, bu gençle evlenmek istediğini bildirdi.
Evlilikleri işte böyle gerçekleşti. Yani ki, ticaret sebebiyle hanımını tanıyan ve bir hanımdan gelen evlilik teklifi üzerine izdivaç eden bir Peygamberin ümmetiyiz biz.
Efendimiz sallallahü aleyhi ve selem Hazreti Hatice’nin üzerine evlenmedi. İkinci ve diğer evlilikleri, Hazreti Hatice’nin vefatından sonradır.
Hazreti Ayşe’nin aynında zaman zaman Hatice, ah Hatice derdi. Sen ne iyi kadındın. Kıskanırlardı hanımlar bu sözü. Ne buluyordun o yaşlıda, diye söylenirlerdi.
O zaman başka bir hal gelirdi Efendimize. “Hatice başkadır, derdi, hiç kimse inanmazken bana ilk inanan o oldu. Herkesin reddettiği bir dönemde malı ve canı ile o idi bana destek olan. Çocuklarımın anası da odur, Allah bana çocuk nimetini onunla verdi.”
Manzara II
Bir adam geldi ve “filanca gün evleniyorum ey Allah’ın elçisi, dedi. Nikah törenime davet ediyorum sizi.”
- Peki, dedi Allah’ın elçisi, evleneceğin hanımı gördün mü hiç?
Adam, hayır dedi; görmedim.
Bunun üzerine: “Git, dedi adama Allah Rasulü sallallahü aleyhi ve selem, önce evleneceğin kadını gör. Belki karar değiştirirsin.”
Manzara III
Hazreti Fatıma Annemiz, Efendimiz sallallahü aleyhi ve selem’in risaletinden sonra doğmuştur. Yani, Peygamberlik verildikten sonra doğan tek (kız) çocuğudur; diğerleri Peygamberlikten önce doğmuştur.
Hazreti Fatıma annemiz gusül ayeti indikten sonra doğmuştur.
Hazreti Fatıma annemiz daha çocuk yaşta iken Müslüman olan, yani “cahiliye” dönemine inanç ve yaşantı olarak hiç bulaşmayan Hazreti Ali efendimiz ile evlen(diril)miştir.
Efendimiz sallallahü aleyhi ve selem bir gün Hz. Ali efendimizi çağırdı, mehirlik bir malın var mı, dedi. O da bir zırhı olduğunu söyledi Efendimize. Zırhını sat ve parasını getir dedi. O da denileni yaptı. Bu para senin hem mehrine hem düğün yemeğine (velime) yeter, dedi. Ve ilave etti: Seni kızım Fatıma ile nikâhlıyorum.
Diyeceksiniz ki Hz. Ali, Fatıma annemizi görmüş müydü? Evet, Efendimiz sallallahü aleyhi ve selem, Hz. Ali’nin bakımını üzerine aldığından ve evine götürdüğünden; o bazen Fatıma annemizle karşılaşırdı.
İşte Efendimizin soyu sopu bu evlilik sebebiyle sürmüştür, sürmektedir.
Ne demek bütün bunlar?
1. Ehlibeyt sadece günahtan değil, bedence, görünür görünmez pisliklerden de temizlenmiş insanlardan meydana gelir.
2. Efendimiz sallallahü aleyhi ve selem görücü usulü evlilikle evlenmiştir. Hazreti Ali ve kızı Fatıma’nın evliliği de görmeye dayalıdır.
3. Efendimiz sallallahü aleyhi ve selem, Hatice’nin üzerine evlenmemiştir; Hz. Ali’nin, Fatıma annemizin üzerine evlenmesine de izin vermemiştir. Hz. Ali’nin yaptığı ikinci evlilik Fatıma annemizin vefatından sonradır.
Biz Türklerde aileler (anne-babalar) oğullarına eş arıyor ve bu çok olağan kabul ediliyor da kızlarına gelince işin rengi değişiyor. Bu konuda nedense çekingen oluyor babalar. Bu zamana kadar şaka ile karışık “ben seni kendime gelin olarak alacağım” diyen nice baba gördüm ama “ben seni kendime damat seçtim” diyene rastlamadım. Vakıa, bizim başımızdan böyle bir olay geçmiştir, Kızın babası bir elçi bulmuş ve elçi aracığıyla niyetini bize açıklamıştır, bu yönde bazı teşebbüslerde bulunulmuştur ancak yeryüzünde her şey nasip ile değil mi? O teşebbüs akim kaldı. Ama doğrusu bu peygamberî tavır benim için önemlidir. Anne babalara bu konuda Türk törelerine değil Hazreti Peygambere uymak gerektiğini hatırlatalım.
Ve Türk medyası kadını keşfetti
Bir zamanlar bütün rolü sadece “seyircilik” olan, dil bilgisi terimine göre söylersek “nesne” olan Anadolu kadını artık “özne”liğe terfi etti. Peki nasıl bir öznelik bu? Kavgası, göz yaşı, kocasından, çocuklarından ayrılması, aile içi geçimsizliği, koca dayağı, istismara uğrayan kadınlığı, başından çekip alınan örtüsü, modacılar tarafından istismar edilen örtüsü ile “özne.”
Eskiden yüzüne bakılmazken şimdi stüdyolara konuk olarak çağrılıyor. Stüdyodaki şarkıcılara, programın sunucularına hayranlıklarını bildirsinler, televizyonların reyting çizgisini yükseltsinler ve reklâmlarla patronları zengin etsinler diye…
Şimdi yeni bir olayın kahramanı olarak gene ekranlarda… Kadın, görücü usulü evliliğin öznesi şimdi…
Anne babası hayata olanlar için evlilikte onların rızasını almaya önem veren dinimiz, dul ve yaşça olgunlaşanlar için bu şartı aramaz ve adayları teşebbüslerinde serbest bırakır. Bugün televizyonlarda gördüğümüz görücü usulü evlilik de bu norma uyuyor.
Bizde Modern tiyatro Tanzimat’la, dönemin en önemli yazarlarından Şinasi ve onun eseri Şair Evlenmesi ile başlar. İlköğretim kitaplarından liseye ve hatta üniversitelerdeki derslere kadar birçok yerde Şinasi’nin Şair Evlenmesi’nden söz edilir. Çünkü bu eserde “görücü usulü evlilik” ten olumsuz bir durum olarak bahsedilir. “Büyük kız” lafını aracı çöpçatan kadın “yaşça büyük” olarak anlar (özellikle), sonra da evde kalmış Sakine’yi verir Müştak Bey’e. Oysa şairimizin maksudu “boyca büyük” kızdır. Gerdek gecesinde her şey açığa çıkar. İş bilir Hikmet Bey, bir rüşvet karşılığında düğümü çözer.
Tabi burada okumuş, yazmış ve aydın olarak, şairleri hedef tahtasına koyar Şinasi. Şair olmuşsun ama hâlâ görücü usulü evleniyorsun, demeye getirir.
1860’tan bu yana belki binlerce defa oynamıştır bu piyes. Okul sıralarından geçenler mutlaka adını duymuş, metinden birkaç sayfa da okumuştur. Gene öyleyken memleket Müştak Bey’ler, Habbe Kadınlar ülkesi. Neden acaba?
Modernizm bütün organlarıyla geleneğe savaş açmışken hem de? Ağzını her açan görücü usulü evliliği sanki İslam emrediyormuş gibi faturayı dinimize keserken? Medya, flörtü çağdaşlaşmanın bir farzı gibi gösterirken? İşadamı mı yoksa medya patronu mu tam kestirilemeyen adamların gazetelerinde AKP’nin bazı milletvekili ve bakanlarının görücü usulü yaptıkları evlilik dillere dolanırken, sahip oldukları televizyonlarında naklen çöpçatanlık yapmanın ne hikmeti olabilir acaba? Hem bir kanalda bile değil, iki kanalda birden. Yarın bir gün diğerleri de başlayacaktır.
Gündüz saatlerini kadınların boşanmalarına, ağlamalarına, aldatmalara, aile içi kavgaya ayıranlar acaba ne kadar çözüldüğümüzü gözümüze ve Avrupa’nın gözüne sokmak mı istiyor? Eğer bu tür evliliği tasvip ediyorlarsa, programlarda görev yapan sunucular, yapımcılar acaba kendileri veya yakınları da görücü usulü evlenirler mi? Onlar nasıl evlenmiş?
Görünüşte hayır işliyormuş gibi olan bu televizyonların işlerinden; sicili epeyce kabarık olan televizyonlardan, evlilik adayı olarak çıkan kadın ve erkeklerden şüpheleniyorum açıkçası.
Not: Bursa’dan ileti gönderen İbrahim Güleç kardeşimiz 22.04. 2008 tarihinde yayımlanan naat ve münacat’ta “Tanrı” kelimesini niçin kullandığımı soruyor. Bizi takip eden ve bu konuyu sorun edinen diğer kardeşlerimiz için şu açıklama sanırım yerinde olur: Bu kelimeyi öncelikle Yunus Emre ve Süleyman Çelebi Hz.leri, sonra da Sezai Karakoç kullandığı için kullanmakta bir beis görmedim. Tercih etmemin sebebi de kelimenin “sesi”dir. Edebi bir metinde kelimenin sadece anlamına bakılmaz, ses ve ahenk olarak katkısına da bakılır. Kelime bundan dolayı tercih edilmiştir.
Kamil YEŞİL






