Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Peres’i alkışlayanlara tepki…

25 Kasım 2007 Pazar Etiketler : peresi alkışlayanlara tepki saadet partisi akp mhp dsp chp dtp eli kanlı peres kutan

 

AKP, CHP, MHP, DTP ve DSP’li vekillere seslenen Kutan, “Eli kanlı Peres’i ayakta karşılayıp, alkışlayanlara sesleniyorum! Nasıl böyle bir gaflet içinde olabilirsiniz? Milletvekillerinden bir teki bile, toplantıya katılmayarak tepkisini ortaya koymadı. Siz Türkiye’de Peres’i ağırlarken, O’nun başında bulunduğu İsrail’in uyguladığı ilaç ambargosu yüzünden Filistinli çocuklar hayatını kaybetmeye devam ediyordu. Siz Peres’i ayakta karşılarken, Filistinli Yaşlı hastalar İsrail’in kontrol noktalarından geçemediği için hayatını kaybetmeye devam ediyordu. Siz Peres’i alkışlarken, Filistinli milletvekilleri İsrail hapishanelerinde çile çekmeye devam ediyordu” diyerek tepkisini ortaya koydu.

İşgalci İsrail yok olsun!

15 Kasım 2007 Perşembe Etiketler : işgalci israil haçlılar kan emici siyonistler şimon peres siyonist katiller sözde islamcı özde paracı

Dünya isterim
Kan emici Siyonistler ve Haçlılar def olsun;
İşgalci İsrail yok olsun!

 

 

 

Siyonist Katillerin başı Simon PERES, geldiği gibi gitti. Umarım bir daha gelemez. Bu sütundan da, sitemizin diğer yazı, haber ve analizlerinden de bu kan içiciyi ifşa ettik, geçmişini izah etmeye çalıştık ve Türkiye’ye resmen Cumhurbaşkanı GÜL tarafından davet edilmesini, anlaşmalar imzalanmasını ve tüy dikercesine TBMM’de milletvekillerine hitap ettirilmesini tenkit ettik. Buna ses çıkarmayan "Sözde İslamcı, özde paracı" basın yayın organlarını ve onların romantik din bezirganı yazarlarını deşifre ettik. Neden mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi halen Hilafetin ilgasına dair kanuna göre, Hilafet’in mana ve mefhum olarak şahsı manevisinde mündemiç olduğu bir çatıdır. Oysa Hilafeti 400 yıl yürüten Osmanlı’yı yıkan Siyonistlerin faaliyetleridir. Bununla ilgili detaylı bilgileri kaynaklarıyla daha önce kaleme aldığımız yazılarda sizinle paylaşmıştım. 

Siyonizm’in kurucusu ve İsrail’in fikir babası Theodor HERZL de, 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde Siyonist önder ve temsilcileri topladığı ve Siyonist Protokolleri ilan ettiği kongrede: “Kuzey sınırlarımız Kapadokya’daki dağlara kadar dayanır, Güney’de de Süveyş Kanalı’na (Nil-Fırat arası)…Sloganımız ise “Davud ve Süleyman’ın Filistini!” olacaktır"  “Basel’de ben Yahudi Devleti’ni kurdum. Eğer yüksek sesle söylersem bütün dünya bana güler. Fakat beş sene içinde veya elli sene sonra herkes bunu bilecek” demişti.

Basel‘de yapılan ilk Siyonist kongrede çizilen hayali sınırlar Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında bulunuyordu. Tekrara lüzum yok, nihayet Osmanlı’yı sancılı, kanlı ve hileli bir süreçten sonra yıktılar. Ancak aziz milletimiz Balkan Cephesinden, Trablusgarptan, Yemenden, Iraktan, Doğu Cephesinden ve Çanakkale’den başlayarak verdiği benzersiz ve şanlı mücadele ile büyük bir İstiklal Savaşı gerçekleştirdi ve Anadolu’da Müslüman bir devleti yeniden ihdas etti. Kurulan yeni devlet de aslında İslam Devleti olarak tarih sahnesine çıktı. 1924 Anayasası’nda “Devletin dini din-i İslamdır” yazılıdır. Elbette sonra hiç beklenmeyen, arzu edilmeyen bazı süreçler yaşandı. Ancak Allah’a hamdolsun hala Anadolu topraklarında % 99’u Müslümanlardan oluşan bir devlet var. Osmanlının yıkılması, Hilafet’in ilgası ve işlevsizleştirilmesi sadece Türkiye değil tüm dünya Müslümanlarını sarstı. Ancak tüm bunların gerçekleşmesi için çabalayan şer odaklar için olanlar yeterli olmamaktadır. Nasıl olursa olsun Anadolu’da bağımsız bir Türkiye’nin varlığı hala nihai planlarına engel teşkil etmektedir. Bu son engeli de bertaraf etmek üzere şimdi son bir hamle yapmak niyetiyle Irak işgal edildi, sırada Suriye, İran ve Suudi Arabistan var. Bunlarda gerçekleşince öldürücü darbeyi akıllarısıra Türkiye’ye indirerek, yeryüzünden İslam’ı ve Müslümanları silecekler. Irak’ta, Afganistan’da, Bosna’da, Çeçenya’da ve uzun yıllardır Filistin’de olanlar bu nihai gayenin provasıdır.

Tüm bu kirli plan ve tezgahları, şerli oyun ve hileleri fark edecek derecede bilinçli liderlere, medyaya ve halka ihtiyacımız her zamankinden daha fazladır. Maalesef şu an Arap alemini ve ülkemizi idare edenlerde bu uyanıklığı, bilinç düzeyini, öngörüyü ve feraseti göremiyoruz. Hangi akla hizmet ederek Filistin’de elan akan kanın baş sorumlusu PERES ve onun işbirlikçi pişekarı ABBAS, ülkemize davet edildi, kırmızı halılarla, şampanyalarla, alkışlarla karşılandı ve millet iradesinin tecelligahı anlamında en mukaddes mekânımız TBMM’de konuşma yapmalarına izin verildi? Yahu bunu deli yapmaz, deli…

İzin verildi de ne oldu? Adam Müslüman ülke parlamentosunda konuşan ilk (ve inşaAllah son) İsrail Devlet Başkanı olma sıfatını alarak 1897 Basel Siyonist Konferansı’ndan tam 110 yıl sonra yıktıkları Osmanlı’nın millet meclisinde adeta zaferini ilan etti, İsrail’in tanrısından bahsetti. Demokrasi yalanları attı.

Bre Koca Siyonist madem demokrasi ve hürriyetten yanasın, neden Müslüman Filistin’i istila ettin, bebeklerine varıncaya kadar Filistinlilerin öldürülmesi emrini verdin ve bu barış beldesini Açıkhava hapishanesine çevirdin, neden temiz ve adil bir seçimle işbaşına gelen HAMAS’ı yok etmeye çalışıyorsun? Bu katilin bunları hem de Meclisimizde, İbranice ifade etmesi çok vahim, ama bundan daha vahim olanı ise onu Mecliste dinleyerek alkışlayan Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Bakanlar, iktidar ve muhalefet milletvekillerinin varlığıdır.

PERES, meclisteki yalan ve hayallerle dolu konuşmasını Yahudi Dönmesi olan 35 Yaş Şiirinin şairi Cahit Sıtkı TARANCI’nın, rivayete göre kuruluşunu özlemlediği İsrail için yazdığı “Memleket İsterim” şiiriyle bitirdi ve dünyaya şu mesajı verdi: “Bakın ey insanlar, bizimle uğraşmayın, biz 110 yıl önce İsrail’i kurmaya karar verdik ve 50 yıl içinde Filistin’i kendimize memleket eyledik, bunu başarmak için de önümüzdeki tek engel olan Osmanlıyı içerdeki işbirlikçiler vasıtasıyla yıktık. Şimdi çok yakın bir sürede “Büyük İsrail”i kuracağız ve yeryüzünün tamamını İsrailleştireceğiz. Bizimle şaka olmaz. Biz bakın, yıktığımız Osmanlının devamı olan Türkiye’ye geldik ve meclisinde İbranice olarak konuşuyoruz”.

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
 
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
 
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
 
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

diyerek konuşmasını bitiren Koca Siyoniste ben de şöyle sesleniyorum:

 

Dünya isterim,
İnsanlar hür, düzen adil olsun;
Barışın ve kardeşliğin diyarı olsun. 
 
Dünya isterim
Ne başta Siyonist derdi, ne gönülde Kudüs hasreti olsun;
Yeryüzünde akan kan ve gözyaşı dursun.
 
Dünya isterim
Kan emici Siyonistler ve Haçlılar def olsun;
İşgalci İsrail yok olsun!

Seni çok özledik “AK SULTAN”

14 Kasım 2007 Çarşamba Etiketler : abdülhamit han atatürk ak sultan şimon peres tbmm iran
Seni çok özledik "AK SULTAN"

Ne zaman kurtuluruz? / Siyonist, ırkçı emperyalist oyunları farkettiğimiz ve önlemini aldığımız zaman.

 

Utanç Gününde Yahudi Köpek Şimon Peres Atatürk’ün Tbmm’sin de İran’ı Tehdit Etti!

 

 

Şu anda ülkemizde bulunan ve bugün TBMM’de konuşma yaparak, Müslüman bir ülke parlamentosunda konuşan ilk İsrail Devlet Başkanı olma unvanını alarak tarihe geçen Simon PERES‘in, tahrif edilmiş amentüsünü de, dinini de, kitabını da, dedelerini de iyi tanırız biz.

Dünkü yazımızda,  Ulu Hakan II. Abdülhamit’in siyonist tehlikeye karşı aldığı tedbirlerden bahsedeceğimizi ifade etmiştik. Ancak bunu yapmadan önce gelin hafızalarımızı bi tazeleyelim.

 

Aslında Ortadoğu olarak bilinen bölgede ne dönüyorsa bu şerlilerin inanç ve faaliyetleri dolayısıyla gerçekleşmektedir. Tutturmuşlar bir "arz-ı mev’ud" neredeyse tüm insanlığı ve âlemi yakacaklar. Tahrif edilmiş kitaplarındaki şu ayetten kaynaklanıyor tüm problemler. Safdiller de bunu Ermeni Sorunu, Kürt Sorunu, Arap Sorunu, İran’ın nükleer faaliyetleri sanıyor.

 

"Ayak tabanınızın bastığı her yer sizin olacak. Sınırınız çölden Lübnan’dan ırmaktan, Fırat ırmağından Garp Denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allah’ın izniyle Rab size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak bastığınız bütün diyar üzerine koyacaktır." (Tevrat, Tekvin Bölümü 12/25)

Siyonizm’in kurucusu ve İsrail’in fikir babası Theodor HERZL de, 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde Siyonist önder ve temsilcileri topladığı ve Siyonist Protokolleri ilan ettiği kongrede: "Kuzey sınırlarımız Kapadokya’daki dağlara kadar dayanır, Güney’de de Süveyş Kanalı’na (Nil-Fırat arası)…Sloganımız ise "Davud ve Süleyman’ın Filistini!" olacaktır"  "Basel’de ben Yahudi Devleti’ni kurdum. Eğer yüksek sesle söylersem bütün dünya bana güler. Fakat beş sene içinde veya elli sene sonra herkes bunu bilecek" demişti.

Basel‘de yapılan ilk Siyonist kongrede çizilen hayali sınırlar Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında bulunuyordu. Theodor Herzl bu toprakları ele geçirmek için birçok kez İstanbul’a geldi. Bu yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik olarak zor durumda olduğu biliniyordu. Herzl Sultan Abdülhamid’in bu zor durumundan yararlanarak Filistin’i para karşılığında ele geçirmek istiyordu. Fakat Abdülhamid’in tepkisi Theodor Herzl’in tahmin ettiği gibi olmadı.

Filistin topraklarına göz diken Siyonistlerin Sultan Abdülhamid’den olumsuz cevap almaları, hatta saraydan kovulmaları Siyonistlerin Abdülhamid’e olan düşmanlıklarının ilk tohumlarını atmıştı. O günleri yaşayan Mustafa Turan (Bey) hatıralarında Siyonistlerin Abdülhamid’le olan diyaloglarını ve daha sonraki gelişmeleri şöyle anlatıyor:

1893 baharında Siyonist cemiyetin kurucusu Theodor Herzl, bu konuda görüşmeler yapmak için İstanbul’a gelmiş, Hahambaşı Moşe Levi ile beraber Yıldız Sarayı’nda Abdülhamid’in karşısına çıkmışlardı:

"Padişahımız hazretlerine, Yahudi kullarından bir istirham sunmaya geldik. Bu sadık kullarınız Mukaddes Filistin’e yerleştirilmeleri için emirlerinizi bekliyorlar. Ve bir şükran armağanı olarak beş milyon altın kabul buyurmanızı arz ediyorlar."

Bırakın beş milyon altını, beş gümüş liraya  dahi muhtaç olan Sultan Abdülhamid, onların planlarını çoktan haber almış ve cevabını çoktan hazırlamıştı. Sonuç; gelen heyetin saraydan hemen kovulması oluyor, çıkarılan bir fermanla Yahudilerin Filistin’e yerleşmeleri yasaklanıyordu. Hatta Araplardan hile ve fahiş bedellerle toprak alınmasın diye Ulu Hakan orada şahsi tasarruflarıyla topraklar aldı ve onlara o dönemde "çiflikat-ı şahane" dendi. Bunun yanında Ulu Hakan, Filistin’e Yahudi yerleşimine mani olmak için şu önlemleri aldı:

Birincisi: Osmanlı Devleti Yahudilerin bu topraklara sığınmaması için evvelâ Filistin topraklarının hukukî statüsünü 18 Recep 1287/ 1871 tarihli İrade-i Seniyye ile bu araziyi mîrî yani devlet arazisi haline getirmiştir. Bir taraftan da Hazine-i Hâssadaki şahsî mal varlığıyla Filistin’de mümkün olduğu kadar çok toprak satın alarak bu kapıyı kapamaya gayret gösteriyordu.

İkincisi:
Alınan tedbirlere rağmen Filistin arazisine olan Yahudi akını tam önlenemeyince II. Abdülhamid Sadaret’in ve Meclis-i Mahsûs’un basiretsiz ve ileriyi göremeyen rapor ve mazbatalarına rağmen Yahudi meselesini önemli ölçüde çözecek bir İrâde-i Seniyye neşretmiştir. Bu tarihî belgede, Filistin topraklarına yerleşmek isteyen Yahudilere şu gerçeklerle karşı çıkıldığı anlaşılmaktadır:


a) Yahudilerin Kudüs başta olmak üzere Filistin topraklarına toplanmaları ve orada yerleşmek istemeleri, bir Yahudi Devleti kurma amacını gütmektedir. Buna engel olmak kesinlikle şarttır.

b )
Osmanlı toprakları her isteyenin yerleşebileceği boş topraklar değildir.


c)
Kendilerini bütün âleme medenî milletler olarak ilân eden Avrupalıların memleketlerinden kovdukları Yahudileri Osmanlı ülkesine almanın haklı bir gerekçesi ve mânâsı yoktur.


d)
….artık hiç bir Musevî Osmanlı vatandaşlığına alınmayacak ve Yahudilerin Osmanlı ülkesine yerleşmelerine asla müsaade edilmeyecektir.

Üçüncüsü: II. Abdülhamid bununla da yetinmeyerek başta Filistin toprakları olmak üzere bütün Osmanlı Devleti topraklarında Yahudilere toprak ve mülk satışını yasaklamıştır.

Özetle, Filistin’i devlet garantisi ile koruyan Osmanlı Devleti, İttihat ve Terakki’nin iktidar döneminde daha da zayıflayınca, Filistin davası da zayıflamış ve Osmanlı Devleti yıkılınca o dava da yıkılmıştır.

İşte masonlar ve Siyonistler bunlardan dolayı Abdülhamid’e düşmandılar. Ve dışarıdaki uzantıları Fransız Akademisi Üyesi Tarihçi Kont Albert Vandal, ilk defa Abdülhamid hakkında "Le Sultan Rouge" lakabını kullandı ve maalesef, İttihâtçılar bu tabiri Kızıl Sultan diye tercüme ederek , Ermenilerle birlikte Sultan Abdülhamid’i kötülemeye başladılar. İttihatçıların, Ermeni kâtili diye Sultan Abdülhamid’i itham etmeleri ve onu Kızıl Sultan diye karalamaları, maalesef, Cumhuriyet devrinin ders kitaplarına kadar yansıdı.


Abdülhamid’in bu kararlı tutumu üzerine Yahudilerin tek çıkış yolu onun iktidarına ivedilikle son vermek olacaktı. Herzl "Siyonizmin amaçlarına ulaşabilmesi için Osmanlı’nın dağılmasını beklemeliyiz" diyordu. Bunun için de ilk hedef Abdülhamid’in tahttan indirilmesiydi. Abdülhamid’i dış müdahalelerle düşüremeyeceğinin farkında olan Herzl, bunun için devlet içinde güçlü bir kuruluşla işbirliği yapmayı tercih etti. Amacına en uygun kuruluş, Jön Türk hareketinin uzantısı olan İttihat Terakki Cemiyeti’ydi

İttihat Terakki Cemiyeti’nde önemli bir etkiye sahip olan grupların biri Selanik’li Yahudi kökenliler, yani dönmelerdi. Bu isimler Abdülhamid’i devirmek için uluslararası finans çevrelerinden yardım sağlamaktaydılar. Cemiyetin diğer bir yardım kaynağı ise Mısır Cemiye-i İsrailiyesi’ydi.

 

Yıllardır kurulması düşünülen fakat sürekli olarak Abdülhamid’in engellemeleri neticesinde başarısızlıkla sonuçlanan Büyük Türkiye Locası çalışmaları da Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte başarıya ulaştı. Üstad-ı Azam Kemalettin Apak ise masonluk-İttihat ve Terakki ittifakının, Meşrutiyet’in ilanından sonra da devam ettiğini vurgular:

"Masonluk bu bölgede İttihat Terakki Cemiyeti’ne nasıl hizmet etti ise, bilahare Meşrutiyet’in ilanını müteakip bu cemiyet de Türk masonluğunun teşkilatlanıp gelişmesine öylece hizmet etmiş ve onun yükselmesine amil olmuştur (Türkiye’de Masonluk Tarihi, Kemalettin Apak, s.41) .

 

İttihat ve Terakki‘ye ve en hafif ifade ile onun başındaki basiretsiz, firasetsiz, gafil liderlerine bir başka yazımızda temas ederek bugünkü Türkiye liderleriyle bir mukayesesini yapacağız.

 

Biz "AK SULTAN" II. Abdülhamit‘i çok özledik. Allah bu ülkeye O’nun gibi kudretli, uyanık, akıllı liderler nasip etsin.

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.