Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Nisan, 2008

Kimsenin Millî Görüş’ü kınamaya hakkı yoktur

8 Nisan 2008 Salı Yorum yok »

Bir kısım medya ve bu tür medyanın tesiri altında kalan bazı çevreler, AKP ile Millî Görüşçü Partileri, bilerek veya bilmeyerek, birbiriyle karıştırıyorlar.

Saadet Partisi hâriç, bunun dışında hiçbir parti, Millî Görüşçü değildir.Konunun önemine binâen, Millî Görüş ile, diğerlerinin arasındaki temel farkların ne olduğunu, belirtmekte yarar görüyorum:

1- Millî Görüş, TAM  BAĞIMSIZLIKTAN YANADIR, AKP ve diğerleri ise Devletimizin bağımsızlığını, kısmen veyâ tamamen, AB’ye, ABD’ye ve IMF’ye devretmek niyetindedirler.

2- Millî Görüş, Materyalist değil, idealisttir, önce AHLAK ve MANEVİYAT ilkesine bağlıdır. Milli ve mânevi değerlerimizi, bütün maddî değerlerin üzerinde tutar, Anayasa’nın 5’nci maddesinde ifâdesini bulan, MANEVİ GELİŞME HAREKETİNİ hayata geçirerek, herkesin, savcısının, hakiminin, yargıcının, kendi içinde olması, yargısının halinde milletimizin, gerçek mânâda, selâmet, huzûr, saâdet ve asâyişe, erişeceğine inanır.

3- Millî Görüş, KENDİ GÜCÜYLE VE İMKANLARIYLA kalkınmayı hedef alır. Yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizin, teknik çözümlerle değerlendirilmesi hâlinde. Ülkemizin Japonya ve Batı Almanya misâli, IMF’nin ve Faizcilerin vereceği borç paralara, muhtaç olmadan hızla kalkınabileceğini kabul eder.

4- Millî Görüş her türlü fâiz sömürüsüne, paradan para kazanılmasına hayır der.

5- Millî Görüş, şahsiyetli ve haysiyetli bir dış politika izlenmesine taraftardır. ABD’nin AB’nin veya diğer dış odakların, etkisi altında kalmayı, hele hele uydusu gibi davranmayı kesinlikle red eder.

Nitekim, Kıbrıs buhranında önce Sayın İnönü, sonra da Başbakan olarak sayın Demirel (Tek başına iktidarda bulundukları halde) bir Makarios’la baş edemediler, Millî Görüş olarak Millî SelâmetPartisi, Hükûmete girince, Ordumuzun Kıbrıs’a çıkartma yapmasına karar verilebildi ve Kıbrıs kurtarıldı.

6- Millî Görüş’ün başarısına başka net ve kesin bir misâl ise Refah zamanında Millî Görüş tarafından kazanılmış olan 550 küsur belediyemiz işe başladıktan sonra, yapılmış olan Resmî araştırmalar, Millî Görüşçü belediyelerimizde, (Vergi ve resimlere zam yapılmamış olduğu halde) Belediye gelirlerinin ON misli arttığını ispat etmiştir. İsteyenler bu araştırmaları yeniden yapabilirler. Beyanlarımızın doğruluğunu kontrol edebilirler.

7- AKP’yi kurmuş olanlar, Millî Görüş idealinden, 180 derece kesin dönüş yaparak ayrılmışlardır. Gerek AKP ve gerekse diğer siyasi partilerin, hemen hepsi, ABD’ci ve AB’ci olmuşlardır. Hepsi de IMF’cidirler. Hepsi de, faizci ekonomiden yanadırlar. Hepsi de bütün kânunlarımızı, noktasını, virgülünü değiştirmeksizin, AB kanunlarıyla değiştirmişlerdir, değiştirmeye devam etme kararındadırlar.

Bu özet açıklama vurgusundan güncel mesele olan PARTİ KAPATMA konusuna da temas edelim: AKP ve diğer partiler idam cezasını bile AB’nin direktifi ile kaldırdıkları halde, PARTİLERİN İDAMI anlamına gelen PARTİ KAPATMA konusuna bakmamışlardır. Ülke bu sebepten krize düşmüştür, bu vahim bir hatadır. Düzeltilmesi gerekir.

Sarı saçlarını deli gönlüme, Bağlamışım çözülmüyor mihriban…

7 Nisan 2008 Pazartesi 3 Yorum »

 

 Flash TahaPInar.com’dan Alınmıştır…Kendisine böyle güzel bir çalışma için teşekkür ediyoruz…

Mihriban


Abdurrahim Karakoç-Musa Eroğlu

Sarı Saçlarına Deli Gönlümü
Bağlamışım Çözülmüyor Mihriban
Ayrılıktan Zor Belleme Ölümü
Görmeyince Sezilmiyor Mihriban

Yar Deyince Kalem Elden Düşüyor
Gözlerim Görmüyor Aklım Şaşıyor
Lambada Titreyen Alev Üşüyor
Aşk Kâğıda Yazılmıyor Mihriban

Tabiplerde İlaç Yoktur Yarama
Aşk Deyince Ötesini Arama
Her Nesnenin Bir Bitimi Var Ama
Aşka Hudut Çizilmiyor Mihriban

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devlet-i Âl-i Osmanî

7 Nisan 2008 Pazartesi Yorum yok »

 

Seyh Edebali, Yunus Emre, Geyikli Baba, Abdal Murad, Abdal Mehmed, Emir Sultan, Somuncu Baba, Muhammed Muhyiddin Uftade, Ahmed Gazi, Suleyman Celebi, Haci Bayram Veli, Aksemseddin, Molla Fenari, Molla Husrev, Molla Gurani, Zenbilli Ali Efendi, Yahya Efendi, Ibni Kemal, Ebu’s-Suud Efendi, Aziz Mahmud Hudayi, Mehmed Emin Tokadi, Sumbul Sinan Efendi, Merkez Efendi, Ebul Vefa ve daha nice gonul ve mana erlerinin ve alimlerin destegini alan Devlet-i Ali dunya kultur ve medeniyetinin ilerlemesine sebep olmustur.

 

Osmanli Devlet-i Alisi hukumdarlari icinde Osman Gazi Hazretleri saffet ve ictenligiyle adeta bir semboldur. Osman Gazi, butun hayatini cadirda gecirdi ve bir cadirda oldu.

 

Orhan Gazi secaat ve cesaret-i imaniyesiyle ona yakin bir vaziyettedir.

 

Yildirim, Murad Hudavendigar, Fatih, Yavuz, Kanunî hep "İla-yi Kelimetullah" yolunda olmustur.

 

Murad Hudavendigar hem mukemmel bir devlet reisi, hem mukemmel bir ordu komutani, hem de incelerden ince bir Hak dostudur. O, devamli surette ordusunun basindadir. Edirne’yi alir ve Trakya ilk defa bize onun zamaninda acilir. Bir gun hocasina gelir ve "Sizler nasil oluyor da ilk tekbirde Kabe’yi gorebiliyorsunuz; ben senelerdir ugrasiyorum buna ancak 2. veya 3. tekbirlerde muvaffak olabiliyorum." der. Islam’in izzeti ve kendi sehadeti icin Cenab-i Hakk’a niyazda bulunur ve o gun muradina ermis 1.Murad sehit olur.

 

2.Murad Fatih’i sinesinde yetistirmis, Ehlullah’tan bir zattir. Allah’in veli kulu Haci Bayram Veli Hazretleri’nin bir dedigini iki etmemis, Fatih’i yetistirsin diye Aksemseddin’i oraya gondermistir. Dini ilimler ve tasavvufa dilbestedir, devlet islerinden de iyi anlamaktadir. 2.Murad ordunun ihtiyaci icin zenginlerden varlik vergisi almamistir. "Askerin bogazina helal lokma girsin, baskasinin hakki karismasin yoksa gazada zafer olmaz" demistir.

 

Fatih, zirve insanlardandir. Istanbul’un fethi Fatih’e nasip oldu.  Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) Istanbul’un Islâm eliyle fetholacagini ve Hazret-i Sultan Mehmed Fatih’in yuksek bir makama sahip oldugunu haber vermistir.

 

Yavuz ise ayri bir destan insandir. Yavuz, hep bir muharebeden digerine kosmustur. Bir pencede dunyanin odunu koparan insan gece olup da Rabb’iyle munasebete gecince, tepeden tirnaga bir abid ve zâhid kesilmektedir. Yavuz Sultan Selim’in naasi yikanirken sag eli ile iki kere avret yerini orttugu gorulmustur. Efendimiz’in (aleyhissalatu vesselam) oku, yayi ve bazi hatiralari Topkapi Sarayi’nda gozlerimize nese ve sevinc saliyor. Yavuz, getirip yerlestirdigi o mukaddes emanetlerin basinda bir an durmadan, gece gunduz Kur’an-i Kerim okuttu.

 

Kanunî de buyuk insandir. Buyuk bir seferden donunce, kalbine gurur girmesin diye o geceyi bir izbede gecirecek kadar, muhasebe ve ic murakebesine sahiptir. Cin ve insin muftusu, buyuk mufessir Ebu’s-Suud Efendi onun Seyhulislamidir.

 

Uc kitada hukumran olan Devlet-i Osmaniye’nin sultani Sultan Ahmed, Rasulullah’in (aleyhissalatu vesselam) mubarek ayaginin bastigi camur kalibini tacina sorguc yapmayi dusunuyor ve: "N’ola tacim gibi basimda gezdirsem kadem-i pakini" diyerek tebcilde bulunuyordu.

 

Osmanli Devleti’nin yikilmaya yuz tuttugu bir donemdeki Osmanli hukumdari Sultan Mehmed Resad bir rahatsizliktan dolayi ameliyat olacagi zaman, kibleye yonelip ellerini ulu dergâha acarak, "Ya Rab! Milletimin ve memleketimin butun butun mukeddesatini hayirlara emanet et ve yonlendir! Eger memleketim ve milletim icin zararli olacaksam beni bu ameliyat masasindan kaldirma!" diyerek butun samimiyetiyle Rabb’ine munacatta bulunmustu.

Herkes AB fikrine itaat etmek zorunda mı?

6 Nisan 2008 Pazar Yorum yok »

Bir gazetenin genel yayın yönetmeninin yazısını okuyorum, kurduğu cümle aynen şöyle; Türkiye’nin, Türk Halkı’nın çok istediği Avrupa Birliği (AB) yolundan çıkarılması darbesi…

Sevgili dostlar, buna benzer daha birçok ifade var. Ana fikir çok açık; Türk halkı, Avrupa Birliği üyesi olmak için can atıyor ama bazıları kamuoyunu “saptırarak” Türkiye’yi bu yoldan çıkarıyor. Üstelik “Avrupa’ya” karşı olmak “normal” bir durum değil hatta bu arkadaşa göre “yasadışı bir istek”.

Sevgili dostlar, Perşembe akşamı Ali Kırca’nın “Siyaset Meydanı” programına katıldım ve programın hemen başında Türkiye’de “Avrupa Birliği projesinin ana temsilcilerinden biri olan Can Paker” ile aramızda Avrupa Birliği tartışması geçti. Salondaki katılımcılar konuşmacıya anında “ellerindeki aletler” ile “rating” verebiliyor. Benim “Avrupa Birliği’ne kesinlikle girmemeliyiz hatta Gümrük Birliği dahil süreci tamamen durdurmalıyız” görüşüm, katılımcılardan “Yüzde 85 destekliyorum” oyu alırken, Paker ve yanındaki arkadaşların “bu konuda aldığı” en büyük destek yüzde 30’larda kaldı…Düşünün İstanbul’da Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde, Boğaz’ın girişindeyiz “böyle bir ortamda okuyan öğrenciler ve çevrede en az milyon dolarlık” iş yeri sahibi olan katılımcılar, Avrupa Birliği’ne yüzde 85 oranında karşılar, varın Anadolu’yu siz düşünün…

Bu noktada Avrupa Birliği desteği yüzde 70’in üstünde diyenlere ve yukarıdaki “benzer ifadeleri” kullanan akademisyen, genel yayın yönetmeni ve gazeteci arkadaşlara sormak istiyorum; Türkiye’nin neresinde destek ve istek yüzde 70’in üzerinde!! Salonda Avrupa Birliği projesine “tepki” o kadar yoğundu ki; Can Paker, ilk reklam arasında salondan ayrılmayı tercih etti…Bu örnek sonrası, Avrupa’nın “Türkiye’ye uyguladığı” illüzyonu savunarak, bu pazarlanan proje sayesinde, ortada gerçek bir üyelik süreci olmadan, Türkiye’nin kaynaklarının iç edilmesine, ülkenin “her alanda” pasif hale getirilmesine alet olanlara sormak istiyorum; sizin yaptığınız “ülkeyi olmayan yolda tutarak, bu halkın geleceğine darbe” vurmak değil mi? Bu noktada “gerçekten Avrupa Birliği’ne girmeliyiz” fikrini savunanları “bu sınıflama” dışında tutuyor ve gerçek inançlarını savundukları “için” onlara saygı duyuyorum.

Sonuç: Ciddi Alman gazetelerinde “hakkımda” yazılar çıktı ve yine bir Alman gazetesinin “genel yayın yönetmeni” beni Türkiye’de “önüne gelene şikayet” edecek kadar ileri gitti. İsimler hatta Almanların temasları bende mevcut, zamanı gelince paylaşacağım…Suçum ne biliyor musunuz? Türk Halkını “uyutulduğu” bu uykudan uyandırmaya teşebbüs etmem ve Almanya’daki Türklere “uyanık olalım” mesajı vermem… Türkiye “olmayan bir yola sokulmuş”, bu yolda “aslansın” diyerek “elleri-ayakları bağlanmış, Gümrük Birliği adı altında” üreten sınıflarına “pranga vurulmuş, siyasi ve ekonomik geleceğine ipotek konulmuş” bu gidişe “dur” demek isteyen ve sadece fikrini söyleyen insanlar “ötekiler” ilan edilmiş…Ama susmak zorundaymışız!

Uyanalım ey Türk Halkı; böyle bir proje yok. Sadece ve sadece bize pazarlanan ve bu pazarlama süreci sayesinde “iç edilen” kaynaklarımız, yok edilen değerlerimiz var.

Son söz: Gerçekten bir “Avrupa entegrasyon” projesi olsa, özellikle “adil-eşit-gelecek içeren” bir süreç ortaya çıksa; Türkiye’nin menfaati olan “noktalarda” destek olabiliriz. Karşı olduğumuz “olmayan bir yapının” varmış gibi pazarlanarak, “Türkiye’nin uyutulması” ve “geleceğine ipotek konması”. Bu yalana lütfen hep birlikte “dur” diyelim…Not: Bir düşünürü “suçlayıp” cezalandırmaya götürürlerken, yanındakiler “seni suçsuz yere” cezalandırıyorlar diye sızlanmış. O da onlara şunu söylemiş; haklı yere suçlasalar daha mı iyi olurdu!!

Onur ve Kömür

6 Nisan 2008 Pazar Yorum yok »

Uluslararası kuruluşların ve yabancı medyanın karışma ve karıştırma girişimleri can sıkıcı olmaya başladı.

Hele bazıları, Osmanlı’nın son dönemlerinde hedef olduğumuz saygısızlığı ve cüretkârlığı bile aşan ölçüsüzlükler sergiliyor.

Üstelik bu müdahaleleri “iyiliğimizi isteyen dostlar” pozunda yapmıyorlar mı; uğradığımız hakaretleri dayanılmaz hale getiriyor.

Bu haftaki The Economist dergisi cennetin anahtarı nerede; yerini gösteriyor sanki bize:

“Türkiye demokrasinin laiklikten daha önemli olduğunu göstererek gerçekten modern bir Avrupa ülkesi haline gelebilir!”

Türkiye’nin tarihini, toplumsal karakterini ve risklerini en az bizim kadar iyi bilen bu İngiliz yayın kuruluşu, laiklik sigortasından yoksun bırakılmış bir demokrasinin şeriatçı güçler tarafından domuz bağı ile yok edileceğini bilmezler mi?

Hortum kesilmesin

Batı toplumlarında demokrasi laikliğe muhtaç olmadan da yaşayabilir. Çünkü Hıristiyanlık devlet iddiasından beş yüzyıl önce vazgeçti ama Müslüman kökten dincilik öyle değil; iddiasını sürdürüyor.

O nedenle The Economist’in verdiği aklın beş paralık değeri yoktur. AKP’nin Refah’tan daha ılımlı olduğu yolunda verdiği hükmün de değeri yoktur.

Çünkü bu değerlendirmeleri yapma yetkisi artık yargıya geçmiştir. Yargı pek alâ “Refah propagandasını yapıyordu, AKP icraatını gerçekleştirdi” diyebilir.

Şu sorulabilir: The Economist’in militan cüretkârlığı nereden kaynaklanıyor öyleyse?

Türkiye şu anda uluslararası sermayenin en yüksek faiz gelirini elde ettiği ülkedir. Sömürgecilik çağımızda artık bu şekle döndü.

Batılı para babalarının deniz feneri olan dergi, burada gıda ve kömür torbası alan yoksullardan daha militan bir AKP yandaşlığına niçin bu kadar iştahla soyunmuş olabilir?

Büyük ihtimalle hortum kesilmesin diye!

Onurlu sese özlem

İktidar kurmayları yargıya yönelik dış baskıları teşvik etmeye asla kalkışmamalıdır. Ulusal onuru rencide eden yabancı müdahalesine göz yummanın bedeli AKP için ağır olabilir.

İstanbul Barosu’nun “Mahmut Esat Bozkurt Hukuk Ödülü” dün YARSAV Başkanı ve Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu’na verildi.

Eminağaoğlu törende, tutuklanan bir Fransız kaptan için Avrupalıların devreye girmesi üzerine Atatürk’ün “Karar Türk hakimlerinindir” diyerek tartışmayı bitirdiğini anımsattıktan sonra sözlerini şöyle bağladı:

“Uluslararası kuruluşların bugün yargıya müdahaleyi de aşan sözlerine o gün Çankaya’dan yükselen ses bugün maalesef çıkmamaktadır.”

Törende en büyük alkışı bu sözler aldı.

Dağdaki çoban da, kömür yardımı alan yoksul vatandaş da aynı çizgiye gelecektir yakında.

AKP yanlış ata oynamasın!

Saadet Partisi Genel Başkanından ‘tarihi konuşma’ Kırılanı onarmaya döküleni toplamaya g

6 Nisan 2008 Pazar Yorum yok »

 
Haydi Bismillah

Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan’dan ‘tarihi konuşma’ Kırılanı onarmaya döküleni toplamaya geliyoruz

Haydi Bismillah

Saadet Partisi, yerel yönetimler seçimlerinin startını verdi. Seçimlere yönelik ilk Mahalli İdareler Hamle Toplantısını geniş bir katılımla gerçekleştiren Saadet Partisi, yerel yönetimler seçimlerinde yeniden tarih yazmaya hazırlanıyor.
Millet özlediği hizmete kavuşacak
Saadet Partisi Genel Başkanı Kutan, Türkiye’de efsane hizmetleriyle belediyecilikte çığır açan Millî Görüş kadrolarının yerel yönetimler seçimlerinde tekrar iktidara gelerek milletin özlediği hizmetlere yeniden kavuşacağını söyledi. 
Gençlere yazık etmeyin
Milli Görüş’ün 40 yıldır ‘önce ahlâk ve maneviyat’ diye haykırdığını anımsatan Kutan, “40 yıldır ‘önce ahlâk ve maneviyat’ diye feryat ettiğimizi düşünün. Düşünün ki; bu millete yazık etmeyin. Geleceğimizi yok etmeyin” dedi.
SADETTİN İNAN – RAMAZAN KAYA
Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, son günlerde toplumda vicdanları sızlatan bir o kadar da kaygılandıran olaylara dikkat çekerek, “Cennet anaların ayakları altındadır diyen bir nesilden annelerini acımasızca kesen bir nesile dönüşüyoruz” dedi. Yeşilay Derneği’nin hazırladığı rapora göre ülkedeki alkole başlama yaşının 11’e, uyuşturucuya başlama yaşının da 12’ye kadar düştüğüne işaret eden Kutan, Türkiye’de uyuşturucu kullanımında da yüzde 300’lük bir artış yaşandığının altını çizerek “Tehlikenin farkında mısınız?” dedi. Bütün bu sorunların temelinde ahlaki ve manevi tahribat yattığını kaydeden Kutan, şöyle konuştu: “Acaba bu vahim tablo karşısında; imam hatiplerin kapısına kilit vuranların vicdanı sızlıyor mu! Avrupalı olacağız diye kilise tamir ederken, Kur’an Kursu yıktıranların vicdanları sızlıyor mu!”
Millî Görüş’ün 40 yıldır ‘önce ahlak ve maneviyat’ diye haykırdığını anımsatan Kutan, “Allah aşkına bir kez olsun bize kulak verin. Neden 40 yıldır ‘önce ahlak ve maneviyat’ diye feryat ettiğimizi düşünün. Düşünün ki, bu millete yazık etmeyin. Geleceğimizi yok etmeyin” çağrısında bulundu. Saadet Partisi, yerel yönetimler seçimlerinin startını verdi. Seçimlere yönelik ilk Mahalli İdareler Hamle toplantısını geniş bir katılımla gerçekleştiren Saadet Partisi, yerel yönetimler seçimlerinde yeniden tarih yazmaya hazırlanıyor.
Ankara Grand Saray Salonu’nda gerçekleştirilen Saadet Partisi Mahalli İdareler Hamle Toplantısı’na, Genel Başkan Kutan’ın yanı sıra, genel başkan yardımcıları, GİK üyeleri, belediye başkanları, il başkanları, il müfettişleri ve çok sayıda partili katıldı. Toplantının açılışında tarihi bir konuşma yapan Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, ülke ve dünya gündemindeki gelişmeleri değerlendirdi.
Türkiye demokrasi ayıbından bir an evvel kurtarılmalı
Konuşmasında AKP hakkında açılan kapatma davasına da değinen Saadet Partisi Lideri Recai Kutan, bu davanın parlamenter demokratik sistem açısından son derece kaygı verici olduğunu söyledi. Siyasi partilerin birtakım faraziyelerle, bu kadar kolay kapatma tehdidi altında bırakılması demokrasinin serpilip gelişmesine engel olduğunu, laikliği koruyalım derken, demokrasinin çiğnendiğini belirten Kutan, şunları kaydetti: “Türkiye’nin biran evvel bu demokrasi ayıbından kurtarılması şarttır. Bu nedenle bir kez daha tüm siyasi partileri, sivil toplum kuruluşlarını, aydınları demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyoruz. TBMM’yi bu konuda gerekli yasal ve Anayasal düzenlemeleri acilen hayata geçirmek üzere göreve davet ediyoruz.”
Hani arabayı duvara toslatmayacaktınız!
Konuşmasında Fazilet Partisi hakkında açılan kapatma davası sırasında şu anda AKP’de bulunan isimlerin bazı eylem ve söylemlerini de hatırlatan Kutan, konuşmasını şöyle devam ettirdi: “AKP’li arkadaşlar maalesef Fazilet Partisi’nin kapatılmasını fırsat bilip Millî Görüş hareketini bölerken birtakım iddialarda bulunmuşlardı. ‘Yenilik’ gibi ‘Değişim’ gibi, bazı allı-pullu ama içi boş kelimelerin ardına sığınmışlardı. ‘Artık devir değişti. Sistemle kavga ederek bir yere varılamaz. Parti kapattırmak marifet değil’ diye yola çıkmışlardı. ‘Biz uzlaşarak yürüyeceğiz. Ürkütmeden, yavaş yavaş hedeflerimizi gerçekleştireceğiz’ diyorlardı. Hatta daha da ileri gidip; ‘Erbakan kafasıyla olmuyor. Biz arabayı duvara toslamayacağız’ diyorlardı. Değiştiklerini ispat etmek için; ‘Millî Görüş gömleğini çıkardık’ ‘Biz değiştik’ diyerek şirinlik gösterisi yapıyorlardı. ‘İslam birliğini savunmayı’ hayalcilik, ‘Amerika’ya direnmeyi’ ise marjinallik olarak görüyorlardı. Merak ediyorum; Acaba şimdi oturup düşünüyorlar mı! Oturup düşündükçe gerçeği anlayabiliyorlar mı! Sorunun şirinlik gösterileri ile çözülebilecek kadar basit olmadığını kavrayabiliyorlar mı! Arabayı duvara toslamanın, ‘Erbakan kafası’ ile bir alakası olmadığını görebildiler mi! Duvara toslamamak için ‘değişelim’ demenin hiçbir faydası olmadığını fark edebildiler mi! Şimdi AKP yöneticilerine bir ağabey olarak seslenmek istiyorum! Yanlış yaptınız! Değişmek yerine değiştirmeliydiniz… Bu millet sizi Anayasa’yı değiştirecek bir çoğunlukla iktidara getirdi. 6 yıldır neyi değiştirdiniz? AB kriterlerini hayata geçirme konusunda sergilediğiniz irade ve cesaretin onda birini, Türkiye’yi ayıplı demokrasiden kurtaracak düzenlemeleri yapmak için gösterseydiniz, bugün Türkiye bu tartışmaları yaşıyor olmazdı. Siz de Anayasayı mı değiştirelim, referanduma mı gidelim diye kara kara düşünüyor olmazdınız.”
Millî Görüşçüler başarılıdırlar… Çünkü…
Mahalli İdareler Hamle Toplantısı’yla “bismillah” diyerek yerel seçimler için hamle başlattıklarını dile getiren Kutan, Millî Görüş’ün 1969’dan bu yana yerel yönetimlerde, parlamentoda, millete büyük hizmetler yaparken, bir yandan da yerel yönetimlerde devrim yaptığını, her türlü güçlüğe rağmen belediyecilikte yeni bir çığır başlatarak, Millî Görüş efsanesini gerçekleştirdiğini söyledi.
Millî Görüş’ün yerel yönetimlere ilk adımını 1970 yılında Nevşehir Acıgöl belediye başkanlığı ile attığını, 1984 mahalli seçimleri sonucunda Van ve Urfa illeriyle 15 ilçenin belediye seçimlerini kazandığını hatırlatan Kutan,  şunları kaydetti:
“1989 yılında yapılan yerel yönetim seçimlerin de, 5 büyük ilde belediye başkanlığını kazanarak yerel yönetimlerde Türkiye’de büyük bir devrim yaptı. Efsanevi hizmetleriyle, sadece Türkiye’de değil dünya çapında ün salmaya başladı. Bu 5 il, Konya, Şanlıurfa, Van, Kahramanmaraş ve Sivas illeriydi. Bu illerde yapılan parlak hizmetlere, 1992 yılında yapılan ara yerel seçimlerde, İstanbul’un Esenler, Bağcılar, Güngören, Bahçelievler, Kağıthane, Beykoz, Tuzla ilçelerinin de katılmasıyla Millî Görüş belediyeciliği bütün Türkiye’yi etkiledi.
Bu başarılarının sonucu olarak 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde, Millî Görüş başta İstanbul, Ankara, Konya, Kayseri, Erzurum ve Diyarbakır Büyükşehirleri olmak üzere nüfusumuzun yüzde 65’inin yaşadığı pek çok il, ilçe ve beldede belediye başkanlıklarını kazandı. Yerel yönetimlerin en büyük partisi oldu. Belediyecilikte açılan yeni çığır, başarılı hizmetleriyle bütün milletin gönlünü fethetti. Ve artık, belediyecilik hizmeti deyince herkesin aklına Millî Görüş gelmeye başladı.”
Şu anda az sayıdaki Saadet Partili belediyelerin ortaya koyduğu başarıyı, AKP’li, Millî Görüş gömleğini çıkarmış belediye başkanlarının gösteremediğini belirten Kutan, “Çünkü şahısların başarı veya başarısızlıkları, inandıkları ilke ve kurallardan kaynaklanır. Hakkı üstün tutan ilkelere inanan ve ibadet aşkıyla çalışanlar, ülkelerine ve insanlığa büyük hizmetler yaparlar. Millî Görüşçüler başarılıdır. Çünkü, Millî Görüş’ün temelinde sevgi, şefkat, barış, kardeşlik ve herkesin mutluluğunu istemek vardır” dedi.
Ne oluyor bize?
Türkiye’nin kısır çekişmelerle bir kutuplaşma ortamına çekildiğini söyleyen Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, “Maalesef bu sığ tartışmalar yüzünden ilk kaybetmeye başladığımız da gençliğimiz oluyor” dedi. Bu konuda Türkiye’nin içine sürüklendiği tehlikeye vurgu yapan Kutan, “Gün geçmiyor ki annesini en hunhar bir şekilde katleden bir kızın, ailesini yok eden bir gencin haberi eksik olmasın. Tehlikenin farkında mısınız?” dedi.  “Cennet anaların ayakları altındadır diyen” bir nesilden  “annelerini acımasızca kesen” bir nesile dönüşüyoruz. Ne oluyor bize, gençlerimize?” diye soran Kutan, sorunun temelinde ahlaki ve manevi tahribatın yattığını söyledi. Tahribatın korkunç bir noktaya ulaştığını ifade eden Kutan, Yeşilay Derneği’nin hazırladığı bir rapora vurgu yaptı. Bu rapora göre alkole başlama yaşının 11’e, uyuşturucuya başlama yaşının ise 12’ye kadar düştüğünü açıklayan Kutan, Türkiye’de uyuşturucu kullanımında da yüzde 300’lük bir artış olduğunu bildirdi.
Vicadanınız sızlıyor mu!
“Peki, tablo bu kadar vahimken,  iktidarın getirdiği çözüm ne? 19 olan Uyuşturucu Tedavi Merkezi’nin sayısını 28′e çıkarmak! Açık ve net olarak söylüyorum; Millî Görüş’ü dinlemezseniz, Millî Görüş’ün uyarılarına kulak vermezseniz; 28 değil, 128 tane de açsanız bir şey değişmez” diye konuşan Kutan, şöyle seslendi: “Bu vahim tablo karşısında; İmam Hatiplerin kapısına kilit vuranların, Kur’an öğrenimini sınırlayıp-yasaklayanların, içkili yerlerin, okul ve camilere uzaklığını 200 metreden, 100 metreye indirenlerin, Avrupalı olacağız diye kilise tamir ederken, Kur’an Kursu yıktıranların, eşcinsel derneklerine izin verirken, Millî Gençlik Vakfı’nı kapatanların, gençliğimiz avuçlarımızın arasından kayıp giderken, hala başörtüsüyle uğraşanların vicdanı sızlıyor mu!”
Tarih yargılayacak
Milletin hâlâ efsane olarak nitelendirdiği Refahyol hükümetinin 2 yıl daha iktidarda kalması halinde ülkenin bugün ekonomisiyle, sanayisiyle, refah düzeyiyle dünyanın en güçlü ve en müreffeh ülkelerinden biri olacağını söyleyen Kutan, “Muhterem Erbakan 2 yıl daha Başbakan olarak hizmet verseydi, bugün ne Afganistan işgal edilirdi, ne de Irak. Bu olmamalıydı. Muhterem Erbakan’a bu yapılmamalıydı. Elbette bizler bu millete hizmet etmenin bir bedeli olduğunu biliyoruz. Erbakan bu bedeli ödedi, ödemeye de devam ediyor. Bu uğurda hapse atıldı.  Engellendi, yasaklandı, partileri kapatıldı. Ancak hiçbir zaman yılmadı. Bundan sonra da yılmayacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bu toprakların yetiştirdiği en büyük değerlerden biri olan Muhterem Necmettin Erbakan yaptıklarıyla milletimizin gönlündeki yerini çoktan almıştır. Önemli olan da budur” dedi

Amerika’ya Bağlılık Dünyadaki makam, mevkiyi belirliyor…

6 Nisan 2008 Pazar 2 Yorum »

Amerika’ya Bağlılık Dünyadaki makam, mevkiyi belirliyor…

Erbakan Hoca’nın Kesinleşen ev hapsi neticesinde avukatlarından mahsuplaştırma talebi gelecek. 12 Eylül’de haksız yere ceza alan Erbakan Hoca daha sonraki süreçte bu davadan beraat etti.

 Şimdi ise aldığı cezayı, o cezaya karşı mahsuplaştırmasını talep edecek avukatlarının, bunu kazanacakları iddia ediliyor. Hoca’nın ise bu konu ile ilgilenmeyip dünya meselelerini takip etmesi ve hala birçok toplantıya katılması ise ilginç karşılanacak bir durum.

Erbakan Hoca hayatı boyunca bütün olumsuzluklara karşı aldırış etmeden kendi gündemini oluşturmuş ve çevresindekileri de bu gündem ışığında koordine etmiş bir lider. Hoca’nın bu tutumu onu yıldırmak isteyenlerin hoşuna gitmemiş ve daha çok planlar kurarak Hocayı engellemenin yollarını aramışlardı.

Odalar Birliği ile başlayan aktif siyaset hayatına Milli Nizam, Milli Selamet, Refah’la aktif olarak devam etmiş, Refah Partisi’nin kapatılmasının ardından ise siyasetten yasaklı hale düşürülmüştü.

Fazilet Partisi’nin Genel Başkanlığına seçilen Recai Kutan’ın Hoca’ya olan bağlılığı taban tarafından takdir edilmiş ve Hoca yine Türk siyaset sahnesinden bütün şer güçlere rağmen silinememişti.

Fazilet Partisi’nin Kongre döneminde başlayan Abdullah Gül’ün Genel Başkanlık talebi partiyi bölünmeye itmiş, Fazilet Partisi’nin kapanması ile birlikte ayrılıkçılar ve Milli Görüşçüler olarak iki parti ortaya çıkmıştı.

Hoca’nın tabiri ile Gömleği çıkaranlar, Arka Bahçede top oynayanlar yani AKP, R. Tayyip Erdoğan Başkanlığı’nda iktidara gelmiş, halktan Milli Görüşçü oldukları için büyük rağbet görmüştü.

Yalnız zaman yine hocayı haklı çıkardı. AKP iktidarı döneminde, Refah Yol’un başarılarının esamesi bile okunmadı. Hoca o dönemde Bunlar bizim dönemimizde bakandılar, bakardılar ama göremezdiler demiş bu söylemi ‘ Hoca’da çok abartıyor canım’ şeklinde yankı bulmuştu.’ Fakat Hoca’nın dedikleri bir bir çıkı verdi.

3 Kasım öncesi Hoca, ‘ABD, Irak’a saldırı planlıyor, Irak’a girecek dikkatli olun’ derken, AKP bunu kayla almadı. Hoca 3 Kasım akşamı televizyonlara çıkıp AKP hükümetinin yapması gerekenleri bir bir söyledi; ama AKP bunu da dikkate almadı.

Bu örnekleri sıralamak mümkün. Velhasıl bu gün Hocaya eski öğrencilerinin iktidarda olduğu bir dönemde, hukukçuların bu isnat edilen suçlar gerçek dışıdır dedikleri, bir dava yüzünden ev hapsi verildi.

Türkiye’ye ve Dünyaya bu kadar hizmet etmiş. Hatta Başbakanlığı döneminde Mısır Dönüşünde Türkiye’de patlak veren Fadime Şahin meselesinin sorulduğunda, ‘ Bizim derdimiz o değildir. Bizim derdimiz biraz önce haberlerden dinledik, bir kadın kucağında ki 5 aylık bebeği ile trenin önüne atlayıp intihar etmiş. Bizim derdimiz bu kadın neden intihar etti bunun vebalidir’ diyen Efsane Başbakan’a, bir lidere hapis cezası vermek ne kadar adildir önümüzdeki günlerde  bu konuda çok tartışılacağa benziyor…

 

 

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin ERBAKAN

Başbakan Tayyip Erdoğan

 

Niğde Üniversitesi’ne yeni bölümler açılıyor

6 Nisan 2008 Pazar Yorum yok »

Niğde Üniversitesi’ne yeni bölümler açılıyor  

Niğde Üniversitesi’nde 2008-2009 eğitim öğretim yılında 3 yeni bölüm açılacağı bildirildi. Niğde Üniversitesi Rektörlüğü’nün, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na yaptığı müracaat sonucunda üniversite bünyesinde eğitim öğretime başlayacak 3 yeni bölüm açılacak.

 


Rektörlüğü’nün, sunduğu teklife bağlı olarak İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ne bağlı Maliye Bölümü, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi bünyesinde Maden Mühendisliği ve Niğde Meslek Yüksekokulu bünyesinde İktisadi ve İdari Programlar Bölümü’ne bağlı olarak Bankacılık ve Sigortacılık Programı’nın açılması Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından kabul edildi. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Niğde Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamza Uygun, genç bir üniversite olan Niğde Üniversitesi’nin emin adımlarla büyüyüp geliştiğini, yeni açılan bölümlerin bu büyümenin bir habercisi olduğunu söyledi.

Niğde Üniversitesi’nin kontrollü ve istikrarlı bir şekilde büyüyüp gelişmeye devam edeceğini belirten Prof. Dr. Hamza Uygun, "Üniversitemiz, hem bölgemize hem de ülkemize katkı sağlamak adına önemli adımlar atmaktadır. Bu doğrultuda üniversitemiz bünyesinde yeni fakülte, yüksekokul ve bölüm oluşturma çalışmalarımız devam etmektedir. Öğretim elemanı yeterliliği sözkonusu olan eğitim birimlerimize yenilerini eklemek amacıyla 2008-2009 eğitim öğretim yılında 3 yeni bölüm açtık. 2008-2009 eğitim öğretim yılında İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ne bağlı Maliye Bölümü, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi bünyesinde Maden Mühendisliği ve Niğde Meslek Yüksekokulu bünyesinde İktisadi ve İdari Programlar Bölümü’ne bağlı olarak Bankacılık ve Sigortacılık Programı eğitim ve öğretime başlayacaktır." dedi. Yeni bölümlerden ikisinin 2008-2009 eğitim öğretim yılında öğrenci alarak ders başı yapacağını ifade eden Rektör Prof. Dr. Hamza Uygun, "Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi bünyesinde yeni açılan Maden Mühendisliği Bölümü’ne 30 öğrenci, Niğde Meslek Yüksekokulu bünyesinde İktisadi ve İdari Programlar Bölümü’ne bağlı olarak açılan Bankacılık ve Sigortacılık Programı’na ise 50 öğrenci alınmak suretiyle 2008-2009 eğitim öğretim yılında eğitime başlanacaktır." şeklinde konuştu.

Erbakan Ömrünü Ülkesine Adamıştır, Ülkesindeki Hainler Onu Hırsızlıkla Suçlamıştır!

5 Nisan 2008 Cumartesi 3 Yorum »

Erbakan Ömrünü Ülkesine Adamıştır, Ülkesindeki Hainler Onu Hırsızlıkla Suçlamıştır!

Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, ”Erbakan ömrünü ülkesine ve insanlığa adamış bir devlet adamıdır.

 


 

Kutan, partisinin ”Mahalli İdareler Hamle Toplantısı”nda yaptığı konuşmada, kapatılan Refah Partisi’nin Genel Başkanı Necmettin Erbakan hakkındaki ”ev hapsi kararını üzüntüyle karşıladıklarını” söyledi.

Erbakan’ı, ”kendini bu topraklara adayan bir dava adamı” ve ”yüreği mazlum milletler için çarpan bir sevda insanı” olarak niteleyen Kutan, ”Muhterem Erbakan’a bu yapılmamalıydı. Ömrünü ülkesine ve insanlığa adamış bir devlet adamına reva görülen bu muameleyi ve bu muamele karşısında sessiz kalanları da tarih yargılayacaktır” diye konuştu.

AK Parti hakkındaki kapatma davasına da değinen Kutan, davanın ”parlamenter sistem açısından son derece kaygı verici olduğunu” ifade etti. Terör ve şiddet eylemlerine karışan siyasi partiler hakkında kapatma davası açılmasının doğru olacağını belirten Kutan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bazı çevreler kapatma davası açıldıktan sonra Anayasa’da parti kapatılmasını zorlaştıracak şekilde değişiklik yapılmasını etik bulmamaktadır. Oysa bizce asıl etik olmayan husus, Türkiye’de siyasi partilerin faaliyetlerini yasaklayan hükümlerin mevcudiyetinin hala yürürlükte olmasıdır. Parti kapatmanın ne demek olduğunu en iyi biz biliriz. Çünkü milli görüş olarak geçmişte 4 tane siyasi partimiz kapatıldı. Şu yakamda gördüğünüz rozette 5 tane yıldız var. Artık rozetimizde yıldız koyacak yer kalmadı. Bu demokrasi adına, düşünce özgürlüğü adına son derece düşündürücü bir durumdur.”

Tüm siyasi partileri, sivil toplum kuruluşlarını ve aydınları demokrasiye sahip çıkmaya çağıran Kutan, TBMM’yi de bu konuda gerekli yasal ve anayasal düzenlemeleri hayata geçirmesi için göreve davet etti.

-DOĞUM GÜNÜ ÇİÇEĞİ-

Herkes için adalet, özgürlük ve refah istediklerini anlatan Kutan, ”(benim oyumla çobanın oyu bir olamaz) diyen zihniyetin arzuladığı seçkinci demokrasiden vazgeçilmesi gerektiğini” söyledi. Kutan, ”Devleti vatandaşın rakibi ve terbiyecisi görme alışkanlığından vazgeçilmedikçe insan hakları ve demokrasiden söz edilemez” dedi.

Ekonomi ve dış politikada çok ciddi gelişmeler yaşandığını belirten Kutan, böyle bir dönemde Türkiye’nin kendi iç çekişmeleriyle uğraşmasını doğru bulmadığını ifade etti.

Kutan, Türkiye’nin birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu, kurumlar arası uyumun önem kazandığı bir dönemde kutuplaşmalara gidildiğini, uyumsuzluğun ön plana çıktığını savundu.

Bu toplantıyla yerel seçim çalışmalarını başlattıklarını da bildiren Kutan, ”Milli görüş kadroları bu seçimlerde iktidara gelecek ve milletimiz özlediği hizmetlere yeniden kavuşacaktır” diye konuştu.

Milli görüş belediyeciliğinin önemli hizmetlere imza attığını ifade eden Kutan, ”Bu başarılar kişisel değildir. Yöneticilerin benimsediği ilkelerden kaynaklanmaktadır. Aynı yöneticiler milli görüş gömleğini çıkarırlarsa benzer başarıyı sağlayamazlar” dedi.

Daha sonra, Kutan’a, doğum günü olması dolayısıyla partililerce çiçek sunuldu.

 

* Erbakan’ı Tasfiye Ettiler de Bize, Peşimizden Gelenlere Ne Yapabilecekler..?

Bir nesil yok oluyor

5 Nisan 2008 Cumartesi Yorum yok »

Bir nesil yok oluyor

Din eğitimi yasaklanıyor… Ahlâksızlık sanat olmuş

Bir nesil yok oluyor

Anlatılamayacak kadar müstehcen
Ah şu gençler, adlı tiyatro gösterisinden önce yaşananlar akıllara durgunluk verdi. Saat 14.00. Yer: Adana Büyükşehir Tiyatro Salonu. Özel Gösteri Merkezi Tiyatro Grubu oyuncuları, aile ilişkilerinin ve çocuk eğitiminin anlatıldığı “Ah şu gençler” adlı oyunlarını sergileyemeye hazırlanıyorlar. İzleyiciler; Adana ve Ceyhan’dan tiyatro etkinliğine katılan yaşları 7 ile 15 yaş arası değişen Kenan Evren İlköğretim Okulu, Toros İlköğretim Okulu ve Ceyhan İlköğretim Okulu öğrencileri, buraya kadar her şey normal.
 Niçin bu müstehcenlik
Oyun başlamadan önce, çocukların beklediği ara salondaki tuhaf hareketleri dikkatimizi çekiyor ve o tarafa yöneliyoruz. Gördüklerimiz adeta kanımızı donduruyor, İlkokul öğrencilerinin katıldığı kültürel bir etkinlikte onlarca müstehcen resim oyun salonun girişinde asılı. Tablolarda tasvir edilenler ise tamamı ile dini motiflerin kullanıldığı müstehcen resimler. Bir resimde Hz. Adem kanatlı, çıplak ve ayağı zincirli tasvir ediliyor. Hz. Havva ve meleklerin çizili olduğu tablolar ise anlatılamayacak kadar müstehcenlik dolu. Aklımıza hemen şu soru geliyor. En azından küçük çocuklar için hazırlanan etkinlik sırasında bu resimler kaldırılamaz mıydı?
Çocuklar istismar ediliyor
Ara salondan tiyatro salonuna giriyoruz ve “Ah şu gençler” adlı tiyatro oyununun sahneleneceği anı bekliyoruz. Bu sefer başka bir şok yaşıyoruz. Öğrenciler beşer altışar guruplar halinde “doğaçlama oyun” adı altında sahneye çağrılıyorlar. İlk sahneye çıkanlar 7-10 yaşları arasındaki çocuklar, başlıyorlar doğaçlama oyunlarına. Erkek ile kız birbirlerine sevgilim diye hitap ediyorlar ve ilanı aşk yapıyorlar. Erkeğin annesi rolündeki küçük kız, oğlum ben yıllardır senden saklamıştım sen o’nu sevemezsin, çünkü o senin kız kardeşin diye atılıyor önlerine. Kız ve erkek vazgeçmeyiz biz birbirimizi seviyoruz, diyorlar. Başka küçük bir kız, ben de bu aşka izin vermem çünkü o benim sevgilim diyor. Başka bir kız da ‘ben onun metresiyim’ diyor, oyun sona eriyor ve salondaki herkes gülerek oyunu alkışlıyor.
Aileler müdahale etmeli
Tüm bu olanları hayretle seyrederken ve bu istenmeden vuku bulan tatsız bir olaydı, etkinliği düzenleyenler herhalde buna son verir ve önlem alırlar; diye düşünürken, bir öğretmenin başka bir grup çocuğu sahneye davet etmesi işin hiç de düşündüğüm gibi olmadığını gösteriyor. Bu doğaçlama oyunları tam beş kez aynı çirkin üslup ve içerikle devam ediyor ve kimse müdahale etmiyor. Bizim haberci olarak çekim yaptığımızı öğrenen ve anında bizi polis zoruyla dışarı çıkartan bu organizasyonun yetkililerine soruyoruz. Biz habercilere değil de, aileleri tarafından size emanet edilen küçük çocukları tekrar tekrar sahneye çıkartıp böyle çirkinliklere yol açanlara müdahale etmeniz gerekmez miydi?  AYHAN KAYA-Adana

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.