Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Nisan, 2008

Şimdi Sana Şemdinli’yi Sorsalar

21 Nisan 2008 Pazartesi Yorum yok »

 

Kirli, irinli, gizli anlaşmalarla Türkiye’nin kardeş kavgasından kârlı çıkacak dış mihraklarında finansı ile vatanı kurtarmaktalar.

Hükümet ne Şemdinli de onlara dokunabildi,

Ne de şimdi…

Bu gidişle de hiç dokunamayacak…

Turhan Çömez’in dediği gibi, “siyasilerin rüşvet teklif ettiği, kabul etmeyen bürokratları görevden alarak” iş yürütenlerin kirli dosyaları da Ergenekoncuların ellerinde olduğu müddetçe; tencere dibin kara, seninki benden kara hesabı, o halde hep birlikte susacaklar.

Olan yine ülkeye ve millete olacak.

 


Ne Susurluk’a dokunabildiler. Ne de Şemdinli’ye. “İyi çocuklar” zeytinyağı gibi hukukun üstüne çıktılar. Şimdi Ergenekon için geri sayım başladı.

İsmet Berkan’ın da dediği gibi, perdeye yansıyan “Küçük Ergenekon”.

“Büyük Ergenekon” a kimse dokunamayacağına göre.

Susurluk’ta olduğu gibi iyi çocuklara yol gösteren isimler bilindiği halde sorgulanmaya bile getirilememişlerdi.

Şemdinli de bomba atanlar belli, yöreyi karıştıranlar belli olduğu halde olayın üzerine gidilememiş; bu olayı araştıran savcı Ferhat Sarıkaya linç edilip mesleğinden alınmıştı.

Aynı konuyu çalışan savcı Gültekin Avcı’nın da akıbeti meslekten men olmuştu.

Türkiye bu ayıbı içine sindirmiş,  Adalet Bakanı savcısına sahip çıkmamış kolayca harcayıvermişti.

Bir kedi gibi bu pisliğin üstünü örten hükümet, “cici çocuğu oynarsam” sıra bana gelmez, Zeus’ların yıldırımlarını bertaraf ederim, diye düşünmüştü.

Keçi ayaklı Panlar, karda yürüyüp iz belli etmese de, arada kirli işleri kendilerini ele veriyordu.

Nokta dergisinin, Özden Örnek Paşa’nın darbe günlüklerini yayınlayışı ile herkes bu sefer, Kaz Dağında kıyamet kopar sandı.

Sarıkız, ayışığında yakayı ele vermişti.

 Fakat paganlara kafa tutan gazeteci Alper Görmüş yargı önünde bulmuştu kendisini.

Cesareti, Nokta dergisi kapatılarak, kendisine ödettirilmişti.

Günlüklerin paşanın bilgisayarından çıktığı kriminal laboratuvarlarda ispat edildi.

Gazeteci Görmüş beraat etti.

Beraatına sevinemedi.

Çünkü anayasal düzeni silah zoru ile ele geçirerek darbe gibi bir suçu planlayanlara yine yargı yolu gözükmedi.

 

 


Kimileri “Talat Aydemir niye asıldı, bari iade-i itibar verelim” dedi.

Acaba onların zamanında darbe planlamak ağır suçtu, bunları yapanlar idam mı ediliyordu?

Bugün hukukun üzerine çocukları kandırmak için verilen; bir bardak sarı, soğuk, pis bir tadı olan paşa çayı mı içmekte insanlar.

Yine eski başsavcı Sabih Kanadoğlu Hessen de Atatürkçü Düşünce Derneğinin düzenlediği konferansta; gayet emin, “Ergenekon Şemdinli gibi olmaya mahkûm” diyebilmekte.

Bu ülkeyi karıştırmak için sayısız kez toplumsal barışın kalbine ateş etmişler.

Rahipleri, gazetecileri, gayrimüslimleri öldürerek ekmeklerine kan ile yağ sürmüşler.

Danıştay baskınını düzenlemişler.

Evlerini cephaneliğe dönüştürmüşler.

Yakın geçmişte derin devletin kurduğu terör örgütünün kökenlerine ulaşan Uğur Mumcu’yu öldürterek toplumu gerip, bir kısım insanları  “kahrolsun Şeriat” diye yürütüp, toplumun temel dinamiklerine savaş açıp, halkı karşı karşıya getirmişler, Sivas yangınlarını çıkarıp, Başbağlar’da canları doğramışlar.

Sıkıyönetimlerin, olağanüstü hallerin uzaması, rantların devşirimi, uluslararası uyuşturucu trafiğine, hatta daha kirli işlere girmişler.

Hepsini vatan için yapmışlar(!).

Öyle ya, uyuşturucuyu, kadın ticaretini terör örgütü ele geçirip, çok para kazanıp güçlenmesin diye bir argümana da sarılıp her şeyi vatan için düşünmüşler.

Kirli, irinli, gizli anlaşmalarla Türkiye’nin kardeş kavgasından kârlı çıkacak dış mihraklarında finansı ile vatanı kurtarmaktalar.

Hükümet ne Şemdinli de onlara dokunabildi,

Ne de şimdi…

Bu gidişle de hiç dokunamayacak…

Turhan Çömez’in dediği gibi, “siyasilerin rüşvet teklif ettiği, kabul etmeyen bürokratları görevden alarak” iş yürütenlerin kirli dosyaları da Ergenekoncuların ellerinde olduğu müddetçe; tencere dibin kara, seninki benden kara hesabı, o halde hep birlikte susacaklar.

Olan yine ülkeye ve millete olacak.

M. Alpay Gün/Milli Gazete

Doğruya Yakın Sözler

21 Nisan 2008 Pazartesi Yorum yok »

Bir arkadaşı Mark Twain’e bir olayı anlatıyordu. Konuşma bitiminde yazar sordu:

Müftülüğün Vâizeler Korosu Erkeklere Konser Vermiş!

20 Nisan 2008 Pazar Yorum yok »

ZAMAN gazetesinde (internet, 18 Nisan 2008) okudum. Başlık şu: “Vâizelerden Kutlu Doğum Konseri”. Tafsilatı:

- İstanbul Müftülüğü Türk Tasavvuf Musikisi Kadınlar Korosu, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle özel bir konser vermiş. Koro elli kişilikmiş.

- Peygamber sevgisini ilahî ve kasidelerle anlatan kadın korosu izleyenler tarafından büyük ilgi görmüş.

- Konserde duygulu anlar yaşayan İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, başörtülü bayanların konser vermesinin medya tarafından eleştirilmesinin çok yanlış olduğunu söylemiş.

- Çağrıcı, “Dininin buyruğu olarak giyinmiş başörtülü kadınların konser verdikleri için eleştirilmeleri çok büyük haksızlık…” diye konuşmuş.

- Müftülük kadınlar korosu, sınavla alınmış ve özel olarak yetiştirilmiş 50 vaize ve Kur’an öğreticisi kadından oluşuyormuş.

- Müftü Mustafa Çağrıcı, din ile sanatın ikiz kardeş gibi kabul edilmesi gerektiğini beyan etmiş.

- İstanbul’un ilk ve tek bayan müftü yardımcısı Kadriye Erdemli, müziğin İslâm’ın her alanında var olduğunu belirtmiş,

- Kadriye Erdemli, “Ezan zaten kendi başına müzikli bir tebliğdir” demiş.

- Kadriye hanımdan başka bir inci: “Yıllar boyu İslâm, müzikle gönüllere kazınmıştır.”

Yukarıda anlattığım hadiseyi Kitabullaha, Resulün sünnetine, fıkha, şeriata bağlı bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak protesto ediyorum.

1. Başları örtülü de olsa vaizelerin ve kadın Kur’an öğretmenlerinin erkeklere konser vermeleri dinimiz tarafından yasaklanmış ve haram kılınmıştır.

2. İstanbul Müftülüğü 1400 yıllık İslâm tarihinde görülmemiş böyle bir bid’ate imza attığı için büyük bir günahı irtikab etmiş, korkunç bir “dinde yenilik ve dinde reform” kapısını açmıştır.

3. Bu yapılan Kur’an’a, Sünnete, icma-i ümmete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı islâmiyeye, tasavvufa aykırıdır.

4. Yakın tarihlerde, rakı içip demlenen bir Dede, kadın ve erkek semazenleri birlikte döndürmüştü.

5. Zaman gazetesini, bu haberi övücü bir üslupla verdiği için kınıyorum. Böyle bir şey dine uymaz.

6. Ankara Diyanet İşleri Başkanlığı bu bid’ati derhal önlemeli, erkeklere konser veren vaizeler ve Kur’an öğretmeni kadınlar korosunu dağıtmalıdır.

7. Böyle bir koro sadece ve sadece kadınlara konser verebilir mi? Bu husus ehliyetli, liyakatli, icazetli, takvalı bir müftüler heyeti tarafından karara bağlanmalıdır.

8. Bu hususu resimleriyle birlikte, İslâm dünyasının 25 ifta makamına (fetva veren ulemasına ve ulema heyetlerine) bildirerek fetva isteyeceğim.

9. “Ezan zaten kendi başına müzikli bir tebliğdir” sözü çok tartışılacak bir fikirdir. Ezan elbette güzel sesle ve nağmeli olarak okunacaktır ama o asla bildiğimiz müzik değildir.

10. Din ile sanatın ikiz kardeş gibi oldukları iddiası bir müftüye yakışmaz. Din asıldır, sanat ona yardımcıdır. Bu ikiz kardeşliği kim çıkarttı? 1400 yıllık İslâm tarihinde böyle bir söz edilmiş midir?

11. İstanbul Müftülüğü hayırlı bir dinî hizmet yapmak istiyorsa, şehirdeki üç bin camiden günde beş kez güzel ezanlar okunması için çalışsın, ezan kursları açsın, müezzinlere ders verdirsin. Yine namazlarda kıraatin düzgün olması için çalışsın.

Din iman, şeriat elden gidiyor… Ülkede korkunç bir irtidat cereyanı var. Yüce dinimize her taraftan saldırılıyor. Fısk, fücur, bid’at, nifak, fitne, fesat, küfür, şirk almış yürümüş… Bunlarla gereği gibi mücadele edilmiyor. Onun yerine vaize ve Kur’an kursu kadın hocalarına müzik eşliğinde ilahî okutuluyor. Hem de erkeklere…

Sanırım bu hareket de dinlerarası diyalog ideolojisinin zehirli meyvelerindendir.

Sevgili Peygamberimizin (salat ve selam olsun O’na) ruhaniyeti böyle şeylerden hoşnud olmaz.

Dindar Sünnî Müslümanlar böyle dehşetli bid’at ve günahları protesto etmezler, üzerlerine vacip olan emr-i maruf ve nehy-i münker farizasını yerine getirmezlerse tokatlara hazır olsunlar

Mehmet Şevket Eygi

İslamı Protestanlaştırma çalışmaları, Dinlerarası Diyalog Safsatası:Vaizelerden, Kutlu Doğum konseri

20 Nisan 2008 Pazar Yorum yok »

İstanbul Müftülüğü Türk Tasavvuf Musikisi Kadınlar Korosu, Kutlu Doğum Haftası’na özel konser verdi. Peygamber sevgisini ilahi ve kasidelerle anlatan 50 kişilik kadın korosu, izleyenler tarafından büyük ilgi gördü.


>

Konserde duygulu anlar yaşayan İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, başörtülü bayanların konser vermesinin medya tarafından eleştirilmesinin çok yanlış olduğunu söyledi. Farklı kesimlerdeki insanların birbirine tahammül göstermeyi öğrenmesi gerektiğini belirten Çağrıcı, "Dininin buyruğu olarak giyinmiş başörtülü kadınların konser verdikleri için eleştirilmeleri çok büyük bir haksızlık." diye konuştu.

Sınavla alınarak özel olarak yetiştirilen 50 vaize ve Kur’an öğreticisi kadın, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilen konserde seslendirdikleri ilahi ve kasidelerle büyük ilgi gördü. Personeline destek vermek için etkinliğe katılan Mustafa Çağrıcı, din ile sanatın ikiz kardeş gibi kabul edilmesi gerektiğini aktardı. Çağrıcı, "Sanat, dini hayatı incelterek güzelleştirirken; din de sanatı besleyip güzelleştiriyor. Sanatsız bir dindarlık incelikten uzak ve katı oluyor." ifadelerini kullandı. Gerçekleştirilen organizasyonla dini sanatla bütünleştirmeyi amaçladıklarını bildiren Çağrıcı, vaize ve Kur’an öğreticilerinin konser için büyük bir emek verdiklerini ifade etti. İstanbul’un ilk ve tek bayan müftü yardımcısı Kadriye Erdemli ise organizasyonun büyük bir emeğin sonucu olduğunu söylüyor. Allah ve Peygamber sevgisini anlatmak gibi öncelikli bir görevleri olduğunu vurgulayan Erdemli, müziğin İslam’ın her alanında var olduğunu belirtiyor. Müftü yardımcısı, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Ezan zaten kendi başına müzikli bir tebliğdir. Kaside geleneği Peygamber döneminden beri vardır. Yıllar boyu İslam, müzikle gönüllere kazınmıştır. Yine güzel sanatların değişik dalları hat ve tezhip de İslam’ın güzelliklerinin anlatıldığı kurumlardır. Tarihin her döneminde gönül perdelerine müzikle daha kolay dokunulabilmiştir." Türk Tasavvuf Musikisi Kadınlar Korosu’nun 3 yıldır çalıştığını anlatan Erdemli, kadın din görevlilerinin büyük emek gösterdiğini aktarıyor.

Zaman

Papa’nın Kan Kırmızı Ayakkabıları - Serdar Akinan

20 Nisan 2008 Pazar Yorum yok »

 

Fethullah vs Papa

Papa 16. Benedict’in 2 kedisi var. Adları Chico ve Joseph. Birini Roma sokaklarında bulmuş.

Papa’nın bir de köpeği var. Adı Igor. Fakat maalesef hayvanlarıyla birlikte değil…

Zira, Vatikan’da hayvanlara izin yok.

Papa’nın en savdiği yemek Bavaria usulü patatesli ravioli. Portakal aromalı Fanta’ya da bayılıyor.

Üç kardeşler. Babası polis memuruydu.

Papa araba kullanmayı bilmiyor ama uçak kullanabiliyor.

Mesela yazları Papalığa ait Lazio’daki Gandolfo şatosuna kendi kullandığı helikopterle gitmeyi tercih ediyor.

Papa piyano çalmasını biliyor.

En sevdiği parça Mozart’ın klarnet konçertosu…

Geçen yıl Esquire dergisinin dünyanın en iyi giyinen erkekleri listesine girdi.

Neden mi?

Rahmetli Papa 2. John Paul’ün tercih ettiği kestane rengi ayakkabılar yerine kar beyazı elbisesinin altına giydiği kan kırmızısı ayakkabıları yüzünden…

İddia o ki Prada’mış…

Serengeti veya Gucci marka güneş gözlüklerinden hiç bahsetmiyoruz…

Tüm bunlar, bugünlerde Amerika’ya “tarihi” bir ziyaret düzenleyen Papa için Amerikan basınında yazılıp çizilenler.

Papa önceki gün, Beyaz Saray’da 81. yaşını kutladı.

Beyaz Saray tarihinde ilk kez 13.500 kişi bahçeye alındı.

Papa’nın yaptığı konuşmaya baktım.

Amerikan özgürlük anlayışını son derece çarpıcı ve gerçekten etkileyici bir övgü ile adeta kutsadı.

“Amerika’nın hangi şehrine giderseniz orada özgürlük adına hayatlarını verenlerin heykelleri ile karşılaşırsınız. Özgürlük sadece bir hediye değildir. O aynı zamanda kişisel bir sorumluluktur.”

Amerikanın “özgürleştirme” anlayışına dair tek bir kelime yok.

Irak’ta bir milyon Müslüman “özgürleştirme” adına kadın, çoluk çocuk demeden katledildi. Hâlâ katlediliyor.

Bir ülkenin ırzına geçti bu adamlar.

Sen, Amerikan başkentindesin ve o eli kanlı katillerle oturuyorsun.

Tüm dünya ağzından çıkacak iki kelimeye bakıyor.

Katolikler için Allah’ın dünyadaki en üst düzey temsilcisisin; ahlakın, adaletin, barışın, huzurun, kardeşliğin ve eşitliğin timsalisin…

Ağzından çıkan laf ne?

“God Bless America…”

Tanrı Amerika’yı kutsasın…!

Kutsasın… Kutsasın da Müslümanları ne yapsın?

Gebersinler.

Dönüp bakıyorum kudretli Amerikan medyasına… Ulan biriniz çıkın da Papa hazretlerini iki satır eleştirin.

Batı’nın körelen vicdanına rahatsız edici; hatırlatıcı bir soru sorun…

Yayınladıkları ne?

Beyaz Saray’dan mahcup bir açıklama, “Papa Hazretleri Oval Ofis’teki baş başa görüşmede Başkan Bush’a Irak savaşına karşı olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca İsrail-Filistin meselesi de konuşulmuştur.”

Amerika’nın manşetinde ne var?

Papa’nın bembeyaz elbisesinin altındaki kırmızı ayakkabıları…

Temizliğin, saflığın, iyiliğin sembolü karbeyazı lekesiz bir elbise…

Altında kan kırmızısı ayakkabılar…

Yakışmış…

Akşam

AKP ile niçin aynı düzlemde değiliz

18 Nisan 2008 Cuma 7 Yorum »

Yazılarımda AKP’yi akepe olarak yazıyordum. Bu bir üslup benim için. ABD’yi abede yazdığım gibi. Diğer partileri de benzer şekilde yazıyordum. Bunlar bilinçle yapılan şeyler. Fakat şu andan itibaren AKP olarak yazıyorum. Nedeni şu: AKP’nin bir kapatma ile karşı karşıya kalması, toplum psikolojisinin çok duyarlı olması nedeniyle.

Geçen gün Üsküdar’da bir çay bahçesinde oturuyor idim. Etrafımızda gençler vardı. Sevgili dostlar da doluştu. Hemen yan tarafta taburelerine oturmuş elinde gazeteleriyle konuşmalarımıza kulak kabartan, zaman zaman göz ucuyla bizi süzenler vardı. Tam o sırada Tahran radyosundan aradılar 301. madde ile ilgili bir söyleşi yapma isteğinde bulundular. Zorunlu olarak dostlarla sohbeti kestik onların sorularına karşılık verdik. Sohbet öncesi gençler ve dostlar bizim neden bu kadar sert muhalefette bulunduğumuzdan yakındılar. Hatta kimi zaman da bizim ulusalcılarla bir arada bulunuşumuzdan bile dem vuruldu. Vuruluyor, bunu biliyoruz. Geçenlerde bir parti toplantısında da kimi arkadaşlar “Bazı söylemlerimizle ulusalcılarla aynı konuma düşüyoruz” yakınmasında bulundular. Bunun getirdiği tehlikelerden söz edildi. Biz doğruların, iyilerin, güzellerin olduğu yerdeyiz.

Ne yazık ki Türkiye’de her şey öylesine karmaşık ki, şaşılır. Bize sert muhalefette bulunuyorsunuz yakınmasında bulunan dostlara şunu söyledim. Biz doğrularımızın, ilkelerimizin, inançlarımızın, ideallerimizin yanındayız. Nasıl bulunalım ki. Doğru olan hayırlı olan eylemi kim yaparsa yapsın yanındayız. Bunu parti toplantısında söyledim. Doğrularımız, iyilerimiz, güzellerimiz başkalarıyla ortak bir düzlem oluşturuyorsa niçin söylemeyelim, yapmayalım. Deniz Baykal mecliste partisinin grubunda faizin haram olduğunu söylüyor, ayet okuyor. Ya da kimi ayetleri ve hükümleri bangır bangır bağırarak söylüyor. Bunları Deniz Baykal söylüyor diye ona düşmanlık mı besleyelim. Onun başörtüsüne ve kimi İslâmî hükümlere karşı olan tavırlarına elbette karşı dururuz. Bu durumu AKP’ye de uyarlayabiliriz. Şimdi biz AKP gençlik kurultayında onlarla birlikte 10. Yıl marşını mı söyleyeceği. “On yılda onbeş milyon genç yarattık” mı diyeceğiz. Ya da “1 milyar 200 milyon Müslüman dünya barışı için tehlikelidir, modernleştirilmesi gerekir” diyen Şimon Peres’i TBMM’ye getirip konuşturanların yanında mı olacağız. AKP’nin doğrularını ve yanlışlarını bir tartıya koysak hangisini ağır basacağını çok iyi biliyoruz.

Zaten bu kapatma davasıyla birlikte artık AKP’nin oluş gerekçelerinin hiç biri kalmamıştır. Nasıl kalsın ki? AKP’yi oluşturan gerekçeler, bahanelerin hepsi uçup gitmiştir.

Filistin’de medeniyet tarihimizi yok eden, insanı öldüren, zulmeden Siyonist Yahudilerle birlikte olamam. Bunun için AKP ile birlikte olamam. Irak’ta 1 milyon 700 bin insanımı öldüren, oradaki medeniyet ve kültür tarihime ait eserleri imha eden katil abede ile birlikte olamam, onun için Akepe ile birlikte olamam. Şimon Peres Türkiye modernleşerek AB’ye girmeli, ardında da biz gireceğiz. Bunun için AKP’lilerle olamam. Ekonomiden tutun, İslâm birliğine, GOP’tan tutun D-8 kadar ayrıştığımız çok önemli konular var. AKP 28 Şubat süreci sonrası, ağır psikolojik baskı döneminden sonra sadece kamuda çalışanlara rahat bir nefes aldırmıştır. Siyasal ve düşünsel anlamda Milli Görüş’e bağlı ve sadık kalanlar AKP gözünde daha tehlikeli addolunduklarından özellikle belediyelerde ya kızağa çekilmişlerdir ya da işlerine son verilmiştir. 28 Şubat’tan sonra onlar baskılarını sürdürmüşlerdir. Milli Görüş sahiplerine özel davranılsın, kayırılsın demiyorum. Adil olmak gerek. Kim olursa olsun, hiç kimsenin rızkıyla oynamamak. Oturup bunları günlerce tartışır konuşuruz. Biz AKP’nin hangi yanlışını savunacağız ki, yanlışları savunmak işimiz değil bizim.

Üstat Necip Fazıl 10 Yıl Marşının ilk çıktığı yıllarda “On yılda onbeş milyon genç yarattık” tezine karşı Bir Adam Yaratmak piyesini yazmış, yaratma fiilinin Allah’a ait olduğunu, insan yaratmanın imkânsızlığını ortaya koymuştu. O günün koşullarında. Bugün AKP artık bu marşı söylüyor. Bunun için mi AKP’nin yanında olalım. Aslında bu çok uzun bir konu.

Ulusalcılarla, kavmiyetçilerle, putperestlerle hele hele hiç bir arada olmayız. Biz paradoksları, açmazları, çelişkileri olanlar değiliz. Milli Görüş ideali ve düşüncesi etrafında oluşumuzun nedenleri var. Bu siyasal- düşünsel hareket doğrulardan, iyilerden ve güzellerden sapmadıkça da burada olacağız. Kişilerin başarısızlığı, yanlışlığı, eksikliği bizden kaynaklanır. Orayı biz tamamlamadığımız sürece.

 

Ali Haydar HAKSAL

Akp ile niçin aynı düzlemde değiliz i bizim yaptığımız akpgercegi.com sitesinden öğrenebilirsiniz…

İşte Gidiyorum Çeşm i Siyahım - Aşık Mahsuni Şerif - İlke Türkdoğan

17 Nisan 2008 Perşembe Yorum yok »

Flash TahaPInar.com’dan Alınmıştır…Kendisine böyle güzel bir çalışma hazırladığı için teşekkür ediyoruz…

İŞTE GİDİYORUM ÇEŞMİ SİYAHIM
ÖNÜMÜZE DAĞLAR SIRALANSA DA
SERMAYEM DERDİMDİR SERVETİM AHIM
KARARDIKÇA BAHTIM KARALANSA DA

HAYLİ DOLAŞAYIM YÜCE DAĞLARDA
DOST BENİ BIRAKTI AH İLE ZARDA
ÖTMEK İSTİYORUM VİRAN BAĞLARDA
AYAĞIMA CENNET KİRALANSA DA

BAĞLADIM CANIMI ZÜLFÜN TELİNE
SEN BENİ BIRAKTIN ELİN DİLİNE
GÜLDÜN MAHZUNİNİN BERBAT HALİNE
MERVANIN ELİNDE PARELENSE DE

 

 

Erdoğan, Demirel gibi muhalefet yaparsa…

16 Nisan 2008 Çarşamba 1 Yorum »

Erdoğan, Demirel gibi muhalefet yaparsa…

Sabah erken, güneş ısıtıyor. Piazza Navona çok tenha. Kahvelerin çoğu henüz açılmamış. Tre Scalini’nin kaldırım masalarına bembeyaz örtüleri seren garson, mırıldandığı şarkıyla anlaşılan güne neşeli başlıyor…
Yazımı burada mı yazsam?..
Erdoğan, Demirel gibi muhalefet yaparsa…
Ne hazin!
Erdoğan ne yapacak?..
Bu sorunun yanıtını merak eden çok. “Sağlam duracağız, boynumuzu uzatmayacağız” söylemi pek o kadar heyecan uyandırmıyor. Önemli olan ne yapılacağı. Yukarıda  altını çizdiğim gibi çok soru işareti var.
Benim aklıma Demirel-vari muhalefet anlayışı takılıyor.
Nasıl mı?..
Rüzgara başını eğmek!
Askerin koyduğu kurallara rıza göstermek…
Seçim sandığını beklemek…
Bir iki denemeden sonra seçim kazanmak…
Bunu da demokrasi sanmak…
Bir başka deyişle:
Kurallarını başkasının koyduğu oyunu oynamak…
12 Mart’ta böyle olmadı mı?
Demirel’i devirdiler, kuralları koyup çerçeveyi çizdiler, Demirel seçimleri kazanıp yine başbakan oldu ama demokrasi oldu mu?
12 Eylül farklı mıydı?
(HASAN CEMAL / MİLLİYET)

Genel başkanların buyurgan genel kurulları

16 Nisan 2008 Çarşamba Yorum yok »

Genel başkanların buyurgan genel kurulları

Genel başkanların buyurgan genel kurulları

Çin gezisinden dönen ve dün sabah masasının üstünde bekleyen 301. madde ile ilgili değişiklik teklifini Adalet Komisyonu’na havale eden TBMM Başkanı Koksal Toptan da kovuşturma başlatma yetkisinin cumhurbaşkanına verilmek istenmesine karşı olduğunu söylüyor.
Uzun sayılabilecek bir çalışma dönemi içersinde, 1965-1980 arasında ve adamakıllı aktif olarak parlamenterlik yaptım. Hükümet tasarıları da, milletvekillerinin yasa tekliflerinin de öncelikle parti Meclis grubunun yönetim kurullarına geldiğini ve orada ince elenip sık dokunduktan sonra, grup genel kuruluna sunulduğunu, gerekiyorsa tıpkı Meclis Genel Kurulu’nda olması gerektiği biçimde değerlendirilerek partinin görüşünün saptandığını yaşayarak gördüm.
Elbette o tarihlerde, yani özellikle 12 Eylül 1980 öncesi Türk parlamento tarihinde, iktidar ve muhalefet partilerinin Meclis gruplarında komisyon çalışmaları sürekliydi. Partinin yetkili organları arasında uyum sağlama toplantıları da aksamadan yapılıyordu.
Grup genel kurulları, liderlerin kürsüye çıkarken başkanlık kürsüsünde görevli başkanvekilleri ve kâtip üyeler tarafından ayakta, hazır ol duruşu ile eller sıkılarak karşılanması türünden rezaletlere alışık değildi. Genel başkanlar, o monolog türünden vaazlarını verip çalışmaları bitirmek yerine, genel kurulların gündemini işletmekten, milletvekillerinin görüş ve eleştirilerini değerlendirmekten yorulmayı göze almak zorundaydılar.
Bu yüzden parti grupları kapalı kapılar arkasında, izleyicisiz, alkışsız, Türkiye’nin kendileri ile gurur duyduğu şovundan uzak çalışmalarla meşguldüler.
Günümüzde her hafta salı günleri, ayrımsız bütün genel başkanların sadece kendilerinin konuştuğu parti gruplarında, onları her gün biraz daha buyurganlığa alıştıran pohpohlamaları izlemek, doğal bir alışkanlık haline gelmiştir.
Her birisi atanmış milletvekili durumunda olan parlamenterler, dolayısıyla başka organlar tarafından hazırlanmış olsa da ellerine imzalamaları için verilen tekliflerin, önergelerin sahipliğini üstlenmiş olmaktan gocunmamaktadırlar.
Bu sanal demokrasi karmaşasının, milletvekili adaylarının belirlenmesinde, genel merkezlerin daha doğrusu genel başkanların tek söz sahibi olmaları yerine, geniş önseçim düzeninin yetkili olmasına kadar süreceğinden kuşku duyulmasın.
Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesini bekleyenler önce siyasal partiler ve seçim yasalarını ele almak zorundalar.
Aksine her şey sadece kendimizi kandırmaya devam etmek olacaktır.
(ORHAN BİRGİT / CUMHURİYET)

Halka Hizmet Büyük Suç…

16 Nisan 2008 Çarşamba 1 Yorum »

 
Halka hizmet ne büyük suç

Halka hizmet ne büyük suç

Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven hakkında görevini kötüye kullanmaktan dava açıldı. Gerekçe oldukça çarpıcı: Halka ücretsiz su vermek. Başkanın yanıtı ise net: Bu suçu işlemeye devam edeceğim. İzmir’in Dikili İlçesi Belediye Başkanı SHP’li Osman Özgüven’in ilginç uygulamaları başına dert açtı. Başkan Özgüven hakkında, ilçede 10 tona kadar su kullanan vatandaşlardan ücret alınmaması nedeniyle soruşturma ve dava açıldı. Davanın gerekçesi ise ‘halka ücretsiz su vermek…’ Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, daha yaşanılır bir ilçe ve ‘sosyal belediyecilik’ anlayışıyla, birbirinden ilginç hizmetlere imza attı. Göreve seçildikten sonra, ilçenin ekmek sorununa çözüm bulmak isteyen Özgüven, belediyenin fırınını modernize ettirdi. Belediye, bu çalışmanın ardından 25 kuruş fiyatla ekmek satmaya başladı. Satış rakamları kısa sürede 10 bine ulaştı. Uygulama her ne kadar fırıncıların tepkisi çekse de vatandaşı oldukça memnun etti. İlçede, Türkiye’nin başka hiçbir yerinde olmayan bir özellik daha var. Belediyeye ait 4 otobüs, şehir içinde yolculardan ücret almıyor. Öğrenciler ise, otobüse bindiği zaman okulunun ya da evinin önüne kadar götürülüyor. Belediye Başkanı Osman Özgüven son olarak yeni bir uygulamaya daha imza attı. Vatandaşın ekmek alacak dahi parasının olmadığını düşünen başkan, suyu da ücretsiz yapmaya karar verdi. Buna göre 10 tona kadar su harcayan aileler, su faturası ödemeyecekti. Uygulama Sayıştay Denetçisi’ne takıldı. Başkan Özgüven hakkında, ‘Suyu halka parasız dağıttığı’ gerekçesiyle görevini kötüye kullanmaktan Danıştay’da dava açıldı. Dikili’nin sıradışı Belediye Başkanı Osman Özgüven, jeotermal enerji ile ilçe halkının ısınma giderini de haylı düşürmüş durumda. Başkan Özgüven, sundukları ısınma sistemi hakkında şöyle konuştu: Jeotermal enerji sistemini devreye soktuk. Bu yolla 2 bin konutun ihtiyacını gideriyoruz. Maliyet ise oldukça uygun. Aylık sadece 35 YTL. Hakkında dava açılan Belediye Başkanı Osman Özgüven "Eğer bu yapılan suçsa bu suçu işlemeye devam edeceğim. Evet suç olduğunu biliyorum. Bu geçmiş seçim dönemlerinde başkaları tarafından da yapıldı. Bizim trilyonluk borcumuz yok. Uygulama belediye ek bir yük getirmiyor" dedi. Özgüven şöyle konuştu: Amacımız, ekonomik sıkıntılar çeken vatandaşın biraz rahat etmesini sağlamak. Suyu bedava dağıtmıyoruz. İlçede sadece 10 tona kadar su bedava. Eğer daha fazla kullanırsanız, tamamını ödüyorsunuz. Halkın su değil, ekmek almaya bile parası yok. (HABER / AKŞAM)

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.