Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

Bugün benim doğum günüm

1 Nisan 2008 Salı | Kategori Kariyer 3

evet bugün 34 yaşına girdim bayanların yaşı söylenmez derler eskiden çok kolay kaç yaşına girdiğimisöylerdim ama şimdi yaşlanıyorum galiba   doğum günü kutlamak güzel tabiki içimden gelmiyor kutlamak bir on milyarım olsaydı , şu borcumdan kurtulsaydım uzun vadeli bir yerden alabilseydim bu doğum günümü güzel geçirecektim ama nerde kim verecek kim bulmuş. kim almış masal gibi doğum günüm kutlu olsun ama mutsusuzum.

Bir varmış bir yokmuş

1 Nisan 2008 Salı | Kategori Dünya 0

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur zaman içinde bitane hiç annesini dinlemeyen bir çocukı varmış çok yaramaz mış hep kendi dediği olsun istermış , yine böyle yaptığı birgün karşısına ondan daha yaranaz ondan daha hırçın başka bir çocuk çımış ve onu rahatsız etmiş anlamış ki küçük arkadaş yaptıkları kötü birdaha kine büyüklerini dinlemeye ve yaramazlığını azaltmaya karar vermiş . ve o günden sonr hep dikkat etmiş.

kaza ve kader

28 Mart 2008 Cuma | Kategori Din 0

Kaza ve Kader


Kader

Yüce Allah’ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezeli ilmiyle bilip sınırlaması ve takdir etmesi, demektir. Allah’ın ilim ve irade sıfatlarıyla ilgili bir kavram olan kader, evreni, evrendeki tüm varlık ve olayları belli bir nizam ve ölçüye göre düzenleyen ilahi kanunu ifade eder.

Kaza

Cenab-ı Hakk’ın ezelde irade ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı gelince, her birisini ezeli ilim, irade ve takdirine uygun biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır. Kaza Allah’ın tekvin sıfatı ile ilgili bir kavramdır. 

Kaza ve Kadere İman

Kaza ve kadere inanmak demek, hayır ve şer iyi ve kötü, acı ve tatlı, canlı ve cansız, faydalı ve faydasız her ne varsa hepsinin Allah’ın bilmesi, dilemesi, kudreti, takdiri ve yaratması ile olduğuna, Allah’tan başka yaratıcı bulunmadığına inanmak demektir. Dünyada meydana gelmiş ve gelecek olan her şey, Allah’ın ilmi, dilemesi, takdiri  ve yaratması ile olur.

Her şeyin bir kaderi var

Yüce Allah, insanları hür iradeleriyle seçecekleri şeylerin nerede ve ne şekilde seçileceğini ezeli yani  zamanla sınırlı olmayan mutlak ilmiyle bilir ve bu bilgisine göre diler, yine Allah bu dilemesine göre takdir buyurup  zamanı gelince kulun seçimi doğrultusunda yaratır. Bu durumda Allah’ın ilmi kulun seçimine bağlı olup, Allah’ın ezeli manada bir şeyi  bilmesinin, kulun irade  ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkis yoktur. Aslında insanlar, Allah’ın kendileri hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta  bu bilginin etkisi altında kalmaksızın kendi iradeleriyle davranmaktadırlar. Yüce Allah bildiği için belli şeyleri yapmıyoruz. Bizim bu işleri yapacağımız, O’nun tarafından ezeli  ve ebedi ve mutlak anlamında bilinmektedir. Allah, kulu seçen ve seçtiklerinden sorumlu olan bir varlık olarak yaratmış, onu emir ve yasaklarla sorumlu ve yükümlü tutmuştur. Ayrıca Allah Teala kulun seçimine göre fiilin yaratılacağı  noktasında bir ilahi kanun da belirlemiştir.

Kader - İlahi Sır

Kader konusunda bilinmesi  gereken bir başka husus da şudur: Kader iç yüzünü ancak Allah’ın bilebileceği, mutlak ve kesin bir biçimde  çözümlenmesi mümkün olmayan bir ilahi sırdır. Zaman ve mekan kavramlarıyla yoğrulmuş bulunan insan aklı, zaman ve mekan boyutlarının söz konusu olmadığı bir ilahi ilmi, irade ve kudreti kavrayabilme güç ve yeteneğinde değildir. Kader konusunu kesin biçimde çözmeye girişmek, insanın kapasitesini zorlaması ve imkansıza talip olması demektir.

Kaderi bahane etmek

Kaza ve kadere inanmak iman esaslarındandır. Ancak insanlar kaderi bahane edere kendilerini sorumluluktan kurtaramazlar. Bir insan"Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım?" diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini  suçsuz gösteremez, kaderi mazeret olarak ileri süremez. Çünkü bu fiiller, insanlar böyle tercih ettikleri için bu seçime uygun olarak Allah tarafından yaratılmışlardır. Ayrıca sır olan kaderin  içyüzü Allah ‘tan başkası tarafından bilinemez. O halde kader ve kazaya güvenip çalışmayı  bırakmak, olumlu sonucun sağlanması ya da olumsuz sonuçların önlenmesi için gerekli  sebeplere sarılmamak ve tedbirleri almamak, İslam’ın kader anlayışı ile bağdaşmaz. Allah her şeyi birtakım sebeplere bağlamıştır. İnsan bu sebepleri yerine getirirse Allah da o sebeplerin sonucunu yaratacaktır. Bu da bir İlahi kanundur ve kaderdir.

Hafıza geliştirme

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori Eğitim 0

Beyin, alt beyin, üst beyin, sinir sistemi diye üç kısımdan oluşur. İnsan beyninin diğer canlılardan farkı, üst beynin gelişmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Alt beyin daha çok otomatik fonksiyonları denetler. Kalbimizin atması, kan basıncı, hormonlar alt beyin tarafından idare edilir.

Üst beyin ise, daha çok entellektüel işlevlidir. Bilgiler burada kaydolunur, değerlendirme burada yapılır, davranışlar buradan idare edilir.

Peki, üst beyin alt beyni kontrol edebilir mi? Yapılan araştırmalar, bunun mümkün olduğunu göstermiştir. Biz, mutlu olmayı düşününce mutlu oluyor, hastalığı kafamıza takınca da hasta oluyoruz. Yani, düşünce tarzımız; hem yaşantımızı, hem de bedenimizi etkilemektedir.

O zaman şu ortaya çıkar: Beynimizin bizim için en önemli tekniği, olumlu düşünmenin ileri şekillerini uygulamasıdır.

Olumsuz zihni kurgu, yani olumsuz düşünce ise beynimizi kendimize karşı olumsuz çalışmaya programlayacaktır.

Örneğin bir futbolcu, üç kez kaleciyle karşı karşıya kalmasına rağmen topu dışarıya atmıştır. Bir dahaki maçta aynı hatayı yapmak istememektedir. Bunun için beynini şöyle programlamıştır: "Topu dışarı atmayacağım. Topu dışarı atmayacağım." Bunu kendi kendine defalarca söylemiş ve maça çıkmıştır. Sonuç: Topu yine dışarı atmıştır.

Burada futbolcunun yaptığı hata, topu kaleye atmaya değil, dışarı atmamaya şartlanmasıdır. Bu durumda beyin, kalenin içine değil, dışına kilitlenmiştir. Bu olumsuz uyarıcı da, başarıya değil, başarısızlık korkusu yüzünden başarısızlığa götürmüştür.

Olumlu düşüncede temel nokta, beyni olumlunun üzerine programlamaktır. Yâni, başarısız olmamayı değil, sadece başarmayı düşünmelisiniz.

Bunu hafıza noktasında düşünürsek, unutmayı değil hatırlamayı seçmeli, ona kilitlenmelisiniz.

Evet, başarının en önemli anahtarlarından birisi, beynin olumlu düşünceye programlanmasıdır. Bu ise, gerçek bir özeni gerektirmekle beraber, aslında zevkli bir uğraştır.

OLUMLU DÜŞÜNMENİN GETİRİLERİ

Amerika’da bir okulda ilginç bir deney yapılır. Özel bir sınıf oluşturulur ve bir grup öğretmen bu sınıfa verilir.

Öğretmenlere, bu sınıftaki öğrencilerin çok seçme öğrenciler olduğu söylenir. Öğrencilere de aynı şekilde, öğretmenlerinin çok seçme öğretmenler oldukları belirtilir.

Yıl sonunda, sınıfın başarısı hârikadır. Okul müdürü, o öğretmenlerle bir toplantı yapar ve sınıfın gerçekte kura ile, gelişigüzel bir şekilde oluşturulduğunu açıklar. Bunun üzerine öğretmenler, "Bu durumda, demek ki biz süper öğretmenleriz." derler. Müdür cevap verir: - Hayır, sizler de kura ile seçildiniz.

İnsanların ortaya çıkaracakları eserler, genellikle yakın çevresindeki insanların kendilerinden bekledikleriyle doğru orantılıdır.

 

BEYNİN YARISI

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori Eğitim 0

Bir bütün olan beynin yansını yoğun olarak kullanıp diğer yarısını ihmal eden insanların performanslarında yetersizlikler, kusurlar görülür. Fakat, diğer yarının da geliştirilmesi, son derece ilginç, harika sonuçları beraberinde getirir. İki lobun birlikte çalışmasıyla 1+1=2 şeklinde aritmetik bir artış olmaz; verim kat be kat artar.

Bir örnek verecek olursak; futbol dünyasında sağ ayağını ya da sol ayağını çok iyi kullanan futbolcular var. Örneğin, her iki ayağını da son derece iyi kullanan Hagi’nin futbol dünyasındaki yeri çok farklı, değil mi?

Çocuklar, beynin iki yansını beraber kullandıkları halde, onlara hayâl gücü ve hafıza gibi sağ beyin fonksiyonlarıyla ilgili eğitimden çok, mantık ve ezbere dayanan eğitim verilmesi sonucunda bu yetenekleri büyük ölçüde yok olmaktadır.

SAĞ BEYNİN ÖNEMİ

Klâsik eğitim sisteminde daha çok sol lob ağırlıklı akademik bilgilere prim verilmekte, sağ lobun faaliyetleri ise maalesef ihmal edilmektedir.

Beynin, farklı fonksiyonlara sahip iki lobu olduğu keşfedilen günümüzde, eğitim sistemi hâlâ sadece beynin mantık, matematik, analiz, konuşma, yazma, listeleme gibi fonksiyonları olan sol lobunu kullanmaya devam etmektedir.

Oysa, gelişen bilimin ışığında, mantık ağırlıklı sol lobla beraber, hayâl gücü, renk, şekil, ritim, bütünü görme gibi fonksiyonları olan sezgisel, üretken sağ lob da kullanılsa, insanların üretkenlik potansiyellerinin kat kat artacağı aşikârdır.

Zaten, tarihte büyük sıçramalar yapan insanlar da, bilerek ya da bilmeyerek, beynin her iki lobunu da birlikte kullanan insanlardır.

Mantığın âdeta tek başına gittiği yerle, sezgi, hayâl ve renklerle el ele gittiği yer bir olur mu?

Sağ lobun da devreye sokulması, insana aynı zamanda duyusal keskinlik kazandırmakta, hedefini sürekli ve herşeyiyle canlı tutan o insana müthiş bir motivasyon kazandırmaktadır.

Bilgisayarların bile matematik ve mantık işlemlerini yapabildiği günümüzde, bunlardan daha önemli bir özellik çıkıyor karşımıza: Üretken düşünce, üretken zekâ.

Hayâl gücü, yeni fikirler oluşturma, orijinalite gibi değerler, insan zihninin üretkenliğini ortaya koyar. Bilgi dünyasına uçtuğumuz günümüzde asıl fark, işte bu noktadadır. Yâni, geleceğin başarılı insanları, üretken zekâya, hayâl gücüne, esnekliğe ve güçlü vizyona sahip insanlar olacaktır.

Eğitim sistemi ise, bu hedefe ulaştırmak bir yana, insanları yalnızca sol lobun fonksiyonları içine âdeta hapsetmektedir.

İlkokul birinci sınıf öğrencilerinin resimleri incelendiğinde, her birinde orijinalite ve üretkenliğin izleri açıkça görülmektedir. Aynı öğrenciler dördüncü sınıfa geldiklerinde ise, tek düzeliğin ve kendini birilerine beğendirme arzularının yoğunlaştığı, elma şekerine benzer, tek tip ağaçlar, tek tip evler, aynı tür insan resimlerinin ortaya çıktığı görülmektedir.

Okul öncesi çocuklar daha çok renkler ve görüntülerle düşünmek gibi, dış etkilere daha açık ve çok farklı fantezilere sahiptir. Fakat, okulda bu özellikler bastırılınca, sol beyin, sağ beynin de bazı fonksiyonlarını yüklenmek zorunda kalıyor ve aşırı derecede zorlanıyor. Bu arada, zayıf kalan sağ beyin hırçınlaşınca, çocuklarda birtakım ruhsal dengesizlikler de görülebiliyor.

Aynı zamanda, bu tek yönlü, yâni yanlış ve aşırı bilgi yüklenmesi sonucunda beyinler köreliyor, çocuklarda üretkenlik, merak ve öğrenme istekleri yok oluyor.

Bu çocuklar büyüdüklerinde, özellikle sağ beynin gerekli olduğu durumlarda dâima başarısız oluyorlar.

DENGELİ KULLANIMININ SONUÇLARI

Prof. Orstein, iki beyin işbirliği içinde çalıştığı zaman, genel yetenek ve etkide çok büyük artış olduğunu ortaya koydu. Çünkü, beynimiz, standard matematikten farklı bir şekilde çalışıyor; sağ ve sol beyin birlikte çalıştığı zaman, iki kat değil, beş-on kat daha etkili sonuçlar ortaya çıkıyordu.

Buraya kadar söylediklerimizin ışığında, artık şunları rahatlıkla söyleyebiliriz: Belirli konularda gerçek anlamda uzmanlaşmak, ancak bu iki beynin işbirliği ile mümkün olabilir.

Tarihteki bütün dehâlar, büyük buluş yapanlar, üstün kişiler, hep beyninin iki yarısını da mükemmel bir işbirliği içinde kullanan kimselerdir.

Örneğin Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u almak için gerekli bütün planları, hazırlıkları yaptı, uygulamaya geçti. Bunlar için daha çok, beyninin mantık ağırlıklı sol lobunu kullandı. Fakat, Bizanslılar’ın Halic’e zincir gerip Osmanlı gemilerinin önünü kesmeleri üzerine hemen sezgi ağırlıklı sağ lob evreye girdi ve tarihte ilk defa, gemiler karada yürütülerek, bir gecede Kasımpaşa’dan Halic’e indirildi. Sonuç malum.

Evet, dünyamızdaki karmaşa ve problemleri çözmek için, beynimizin iki yarısını birlikte kullanmamız gerekiyor.

Özellikle karmaşık sorunların çözümünde, geniş ve uzun vadeli olabilecek kararlarda sağlıklı sonuçlara ulaşabilmek için, beynin her iki yanının işbirliği içinde çalışması şarttır.

Öğrenilen bilgilerin, geçici bir ezber olarak kalmayıp kalıcı hafızada dosyalanması ve ömür boyu kullanılabilmesi, her iki beynin de öğrenme işine aktif olarak katılmasıyla mümkündür.

Beynimizdeki zincirleri kırıp, beynimizi tutsaklıktan kurtarıp, orada uyuyan dâhiyi uyandırmak için yapmamız gereken en önemli şeylerden biri, ciddi bir hafıza eğitimiyle fotoğrafik bir belleğe sahip olmaktır.

Temel hafıza tekniklerini öğrenip kullandığınızda,

* Sadece hafızanız güçlenmekle kalmayacak, üretkenliğiniz de müthiş bir şekilde artacaktır.

* Bilgiyi öğrenme hızınız artacak, zihinsel fonksiyonlarınız güçlenecektir.

* Sağ ve sol beyinleriniz arasından müthiş ve dinamik bir potansiyel ortaya çıkacaktır.

* Elbette ki, bütün bunlar, iş ve sosyal yaşantınızdaki problemlerin çözümüne büyük katkılar sağlayacaktır.

Beynin etkin kullanımında, aşağıda Abdullah’ın anlatacağı anekdot, sanırım ilginç bir örnek oluşturacaktır.

 

HAFIZA GELİŞTİRME

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori Eğitim 0

Uzmanlar, normal insanların mevcut beyin kapasitelerinin çok azını, bazı uzmanlar ancak %1 kadarını kullanabildiğini söylemektedirler. Bu durumda beynimizi, kullanılmayan, yaklaşık % 99 kapasitesiyle beraber, uyuyan bir deve benzetmek yanlış olmasa gerek. Demek geride, kullanılmayı bekleyen muazzam bir kapasite var.

Peki, beyin potansiyelinin neden bu kadar azı kullanılmaktadır?

Bunun temel sebeplerinin başında, beynin nasıl çalıştığının, yakın zamanlara kadar bilinememesi geliyor. Yani, zihinsel yeteneğimizle ilgili sorunlar, beynin kapasite eksikliğinden değil, onu nasıl kullanacağımızı bilmeyişimizden kaynaklanıyor.

İşte hafıza eğitiminin amacı, bu âtıl potansiyeli harekete geçirmek ve geliştirmek için yardımcı olmaktır.

Büyük âlim İbni Sina çocukluk yıllarında matematik dersinde başarısız olur ve medreseden kaçar. Gide gide bir kuyunun başına varır. Kuyudan kovayla su çekmek için eğildiğinde, kuyunun ağzını çevreleyen taşlar üzerindeki ip izlerini görür. İp, gide gele, o sert taşlar üzerinde izler bırakmıştır. Bu, küçük İbni Sina’yı derin düşüncelere götürür ve:

"Bu yumuşacık ip, gide gele gide gele bu sert taş üzerinde bu izleri yaparsa, ben de azimle çalışırsam, matematiği başarırım." der ve o kuyunun başından tekrar derslerinin başına döner. Böylece, bildiğimiz İbni Sina ortaya çıkar.

Çalışmak, özellikle sistemli çalışmak zekâyı, hafızayı açtığı gibi, tembellik de köreltir.

Tarihte "inanılmaz" denilebilecek hafızalar var. Bunlardan birisi olan Dominic O’Brien hafıza sistemlerini öğrendiğinde, para kazanmak için bir yol arar ve maalesef bu bilgi ve beceriyi çok kötü bir yolda kullanır. Her akşam bir kumarhaneye giderek 21 diye bilinen Black Jack adlı oyunu oynamaya başlar.

Bu oyunda kâğıt takip etmek son derece önemli olduğundan, bütün kâğıtları hafızasına alan ve hangi kâğıdın kullanıldığını bilen Dominic O’Brien her akşam büyük paralar kazanmaya başlar. Ancak, onun bu yeteneğini keşfeden kumarhane sahipleri onun kumarhanelerine girmesini yasaklarlar. Dominic O’Brien için tek bir seçenek kalır: Hafıza eğitimi vermek ve müthiş hafıza gösterileri yapmak. O da bunu yapar ve bu sayede çok zengin olur.

Melik Safi Duyar ise, hafıza konusunda, ülkemizden yetişen bir dünya şampiyonudur. Kendisi sadece bir dünya şampiyonu olmakla kalmamış, bu sistemin ülkemizde yayılmasına önderlik etmiştir.

Ayrıca, Tony Buzan’ın "Dehânın El Kitabı" adlı eserinde kısaca belirttiği gibi, büyük bir hadis âlimi olan İmam Buharı 300.000 hadisi, haber zinciri ile beraber ezberlemiştir ki, bu yaklaşık 21 milyon kelime eder.

Bir arkadaşı, Buhari’yi şöyle anlatıyor: "Buhari, işittiklerini, küçük yaşına rağmen yazmıyor, ezberliyordu. Basra’da bizimle beraber hadis âlimlerini dolaşırdı; biz yazardık, fakat o yazmazdı. Biz de ona, yazmamasının sebebini sorar dururduk. Aradan onaltı gün geçmişti ki bize, ‘Artık bana sataşmakta çok oldunuz. Yazdıklarınızı getirip gösterin bakalım.’ dedi. Getirdik. Hepsini ezberden okuyuverdi."

Buhari’nin bir hadisi ezberlemesi için, bir defa işitmesi veya okuması yetiyordu.

Bu şahsiyetten, çok çarpıcı bir örnek daha verelim: Buhari’nin Bağdat’a bir gidişinde, oradaki bir kısım hadis âlimleri ve hukukçular, onu sınava çekip bilgisini ve hafıza gücünü ölçmek isterler.

Bu maksatla 100 hadis seçerler ve bu hadislerin metinleriyle haber zincirlerini birbirine karıştırırlar. Sonra bu hadisleri on kişiye, onar onar dağıtırlar. Buhari’nin bulunduğu bir topluluk içinde, bu on kişiden her biri, elindeki on hadis ve haber zincirini, sırasıyla tek tek İmam Buhari’ye sorar. O da hepsine, verilen bilgiler yanlış olduğu için, "Böyle bir hadis bilmiyorum" diye cevap verir. Bu durumda, insanların, özellikle onu müşkil duruma düşürmek isteyenlerin hâllerini tahmin edersiniz. Böylece 100 soru da biter.

Bundan sonra Buhari, ilk şahsa döner ve "Senin birinci hadisin şöyle, haber zinciri de şöyle" diyerek onu düzeltir. Sonra ikinci hadise geçer, onu da aynı şekilde düzeltir. Böylece, 100 hadisi de, metni ve haber zincirleriyle beraber düzelterek, hiçbir kişiyi ve sırayı şaşırmadan, hepsini de tam ve doğru olarak söyler.

 

KALABALIK SEVERMİSİNİZ

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori Dünya 0

Kalabalık deneyimi (crowding), belirli bir mekânda istenen, beklenen veya uygun bulunandan daha fazla sayıda insanla birlikte bulunmanın yarattığı psikolojik bir gerilim durumu olarak tanımlanabilir (ve bu anlamda yığılma veya yığılma duygusu sözcükleriyle karşılanabilir).

Kalabalık yaşantısı, yoğunlukla ilgili olmakla birlikte, aynı şey değildir; zira daha ziyade fiziksel bir terim olan ve belirli bir alanın büyüklüğüne oranla bu alanda bulunan kişilerin sayısına göre tanımlanan yoğunluktan (density) farklı olarak sübjektif değerlere göre ortaya çıkar. Duruma ilişkin olumsuz duyguların yanı sıra, durumla başa çıkmaya yönelik psikolojik tepkileri ve bunların psikolojik sonuçlarını içerir.

Yığılma bireyin kendi ölçülerine göre fazla sayıda kişiyle birlikte bulunmanın yol açtığı strese dayanan olumsuz bir duygudur. Bu duygunun ortaya çıkmasında çeşitli faktörler rol oynamaktadır (Stokols, 1978): Bulunulan yer üzerinde kontrol eksikliği algısı, istenen şekilde hareket etme olanaksızlığına bağlı güvensizlik duygusu, vb. Bu açıdan bakıldığında kalabalık deneyimi, bazen bir özgürlük kaybı duygusu (Stockdale), bazen da bir şeylerin işgali veya kaplayıcı mevcudiyeti, rahatsız edici buradalığı, bazen da bir güvensizlik duygusu olarak belirmektedir.

Çevre psikologları kalabalık deneyiminin ortaya çıkmasını açıklamak üzere çeşitli modeller Öne sürmüşlerdir: Aşırı uyarılma modeli, çevrenin aşırı yüklü olmasını temel almaktadır; kontrol modeli, çevre üzerinde kontrol eksikliğine bağlı güçsüzlük veya acizlik duygusunu vurgulamaktadır; ekolojik model, mekân tipi, bu mekândaki kişi sayısı ve bu mekânda oynanması öngörülen sosyal roller arası ilişkilerden hareketle yığılmayı analiz etmektedir.

ALÇAK SADAKAT

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori Dünya 0

Sevgi nedir diyoruz her zaman…
Evet bu soru kimi sevenler için basit ve güzel,kimileri içinde acı ve zordur…
üretmekmiş sevgi,.paylaşmakmış,beraber tüm zorluklara rağmen katlanıp sevmekmiş sevgi…..buraya daha nice güzel ve iyi sözler sığdırabiliriz öyle değilmi?…duyuyorum…evet diyorsunuz…şimdi bana peki neden mişli söylüyorsun bunları diyeceksiniz…ne yani yalan mı diyeceksiniz…..
Evet yalan …evet mişli….
….Temelden bir bina bozulunca veya göçünce bina nasıl harabeye dönüşüyorsa nasıl çöküyorsa,sevgiyi harabeye, yalana, mişe
çeviren,bozulabilen ve göçebilen bir temeli vardır.
SADAKAT veGÜVEN….bu kelimeleri hiç düşünmeden yukarıda sevgi için yazılmış güzel sözcükleri yeniden yazabilir misiniz…. eminim yine mişli olurdu yazdıklarınız.

Veya böyle olurdu bir ihtimal;
Üretmekmiş…. yalan… paylaşmakmış…… yalan….beraber tüm zorluklara rağmen katlanıp sevmekmiş……. yalan…vs..vs… buraya daha bunun gibi daha nice kötü yalanlar sığdırabilriz….güven ve sadakat olmadıkca sevgi yalan……ve dikkat edin sakına bu yalanlara inanıpta benim gibi göçük altında kalmayın!!!!!!!

İşte sevgi nedir sorusuna cevap işte bazıları için böyle acı ve zor oluyor maalesef

YALNIZLIK KORKUSU

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori Dünya 0

Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.
Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün…
Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.

Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken…

Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı?
Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi..

Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?
Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?

Gene ayni korkular, ayni endişeler…

Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?

Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..
O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..
Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..

İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak..

Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak,
o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?

Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.

Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..
Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.

Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,
doğrularımız her zaman tek doğrudur.

Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları…

Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?
Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?

Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ?
Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz.

Sonuç YALNIZLIK .

Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri,
paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz
değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar.

O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz.

Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi?
Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??

Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır.

Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen…
Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki…

Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır.
Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur.
Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın.
Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin.
Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar.

Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var
Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü

yüreğinde yalnızmısın

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori Dünya 0

İnsanın yürekte yalnızlık duyması ne kötü yüreğimde yalnızım doyuramadım kalbimi sevgidesen en sevileni ,ilgi desen ortası,  saygı en güzeli ama yüreğimde yalnızım ağlıyor kalbim nedensiz çözemedim kendimi.

BIR AVUCTU ARADIGIM, YUREGIMI KOYACAGIM, BIR CIFT GOZDU, GOZUMDEN SAKINACAGIM BAKMAYA KIYAMAYACAGIM. NE SAIRLEIN MISRALARINDA NEDE PICASSONUN MONALISASINDA.

  ♥ YURUYORUM YINE SOKAKLARDA, YAGMUR YAGIYOR SACLARIMA, SUZULUP KARISIYOR GOZ YASLARIMA, DAYANAMIYORUM YOKLUGUNA, GEL GOTUR BENI UZAKLARA.

  ♥ AKLIMDAYDIN GUN GECEYE DEVRILDIGINDE, GECE UZUNDU, YAGMURLUYDU, HAVA SOGUK SEN UZAKTIN! OYSA BIR SEN VARDIN ICIMI ISITACAK.

  ♥ GECE YORULMUS OTURUR BASUCUMDA, YALNIZLIKSA UYUYA KALMIS YATAGIMDA, GOZ YASLARIM BIR ARKADASTAN ODUNC, AGLAYIP GERIVERECEGIM…

  ♥ GONUL ISTERDIKI CAGRILARIMIZA CAGRI ATILSIN. GONUL ISTERDIKI SEVDIGIMIZ ARASIN! HERNEYSE GONUL BUNADA ALISIRSIN!

  ♥ YALNIZLIGIN BOYLESI HAYAL ETMEK BILE MUMKUN DEGIL, AMA GERCEK, HAYALIN OTESINDE. BIR SU DAMLASI YALNIZ BIR OKYANUSUN ICINDE, OYSA BINLERCE DAMLAYLA IC ICE!

  ♥ ISSIZ BASI BOS DERYADA GEZIYORUM. YALNIZLIGIN ADINI SENIN ADININ YANINA YAZIYORUM, YAZIYORUM DURMAKSIZIN, HAYKIRIYORUM DUNYAYA BICARESIZLIGIMI!

  ♥ KENDIMIZE UZAK BIR RUZGARIZ BIZ, UZERINE KUS KONMAYAN AGACLAR GIBI DURDUGUMUZ YERDE OLUR GIDERIZ. BIR BASKA ALEMDE KENDIMIZ OLMADAN ESERIZ.

  ♥ BIR CICEGIN ACMAK ICIN SEBEPLER BULDUGU GIBI, YASAMA DAIR SEBEPLER BULMAK ICIN YASIYORUM. EGER BIR GUN GELIRDE YASAMAK ICIN BIR SEBEP BULAMAZSAM OLMEK ICIN BIR SEBEP BULMUSUM DEMEKTIR.

  ♥ ELLERIMI HER UZATISIMDA BOSLUKTA KALIYOR, HER GUN KURDUGUM DUSLER HEP BOSA CIKIYOR, NE OLDUGUNU BILMIYORUM AMA, BIRILERI DUSLERIMDE HICKIRARAK AGLIYOR.

  ♥ YOKLUGUN SIRTIMA SAPLANDI BIR BICAK GIBI AKITIR TASA, TOPRAGA KANIMI DUNYA SENINLE AYDINLIK VE GUZELDI SIMDI BIN GUNES DOGSA GOTURMEZ KARANLIGIMI.

  ♥ BIR YERLERE VARMADAN, NASIL BOYLE HIC DURMADAN AKIP GIDIYOR GUNLER. YASAM DIYE VERDIGIN BUMU SOYLE. O MU SIRTIMA SAPLADIGIN HANCER!

  ♥ DAYANMAK ZOR YALNIZLIGINA AKSAMLARIN, UNUTMAK MUMKUN DEGIL SENI BIR SARKI GIBI AGIR AGIR ILERLEYEN BU ZAMAN ICINDE, HER AN BIR SARHOSLUKTUR SENSIZLIGIN VERDIGI.

  ♥ SU ANDA HICBIRSEY MUMKUN DEGIL. SU ANDA HERSEYDEN AYRI, HERSEYDEN UZAK VE HERSEYDEN MAHRUMUM BEN. SU ANDA SADECE YALNIZLIK VE KAHIR.

  ♥ ANLATSAM DERDIMI KIMSE ANLAMAZ, PERISAN HALIME GOLGEM ACIMAZ, OLSEMDE ARDIMDAN BIR KUL AGLAMAZ, BIR DOST ARIYORUM BULAMIYORUM!

  ♥ GECENIN KARANLIGI ODAMA VURUYOR, YASADIKCA YALNIZLIGIMI HISSEDIYORUM, OYLE ACI VERIYORKI BANA, ACIMI KADEHLERLE PAYLASIYORUM

dsadas