Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

ERMENİ TARİHİ VE GERÇEKLERİ!

(0 Oy, 5 üzerinden 0 puan )
Loading ... Oyunuz Gönderiliyor ...
İhbar Et Etiketler : siyaset toplum din islam hukuk akp mhp chp eğitim

ERMENİ TARİHİ VE GERÇEKLERİ

Ermeni ismi,Urartuların hükümdarları’nın diktiği taş abidesi’nin ‘Armoniad’ isminden aldıkları bir tabirdir.İranlılar zamanla Armoniad isminin değiştirilmiş şekli olan Ermen-Erman ismini kullanmışlardır.Bu tarihten itibaren eski Urartu memeleketi Ermen ismiyle anılarak İran hakimiyeti altına girmiştir.Orta Asya’dan gelen Türkler Anadolu kapılarına dayandıklarında Anadolu Bzans idaresinde bulunmakta olup,Ermeniler’de bu emrin idaresinde yaşamakta idiler.Ermeni prenslikleri,Bzans tarafından parçalanırken,Ermeniler Orta Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmışlardı.Bzanslılar,Ermeni kralı Kakik’i öldürerek Ermeniler’in Ortodoks mezhebine geçmeleri için her türlü zulüm ve işgenceyi yaparak imha hareketine girişmişlerdi.Tarih boyunca Ermeni ve Rumlar’ın araları’nın açık ve bozuk olması’nın nedenleri arasında zulüm,işgence,zorla mezhep değiştirme ve Bzans idaresine tabi olmak göstermektedir.Böylesine zor şartlardaki Ermeniler’i Bzans zulmünden kurtaran Türkler olmuştur.Alparslan,Ermeni kralı David’i himayesine alıp,onunla ebedi sulh ve dostluk kurarak kralın başkenti Lori’ye dönmesine izin vermiştir.Sultan Melikşah’ta Ermeniler’e çok iyi davranarak vergilerini hafifletip,onlara müreffeh bir yaşantı hakkı vermiştir.Bunun üzerine bütün Ermeni,Rum ve Yahudi vilayetleri Melikşah’ın kanunlarına gönülden katılmış ve kabul etmişlerdir.Malazgirt zaferinden sonra Bzans’ın dağılmasıyla 1071′de bütün Ermeniler,Selçuklu yönetimine girmiştir.Tarih içinde Ermeniler’i Bzans zulmünden kurtarıp,onlara insanca yaşama hakkını veren Selçuklu Türkleri’dir.

Selçuklu devleti’nin yıkılmasından sonra,Osmanlı beyliği döneminde Orhan bey,Ermeniler’i himayesine alarak o zamanın başkenti olan Bursa’daki Ermeni kilisesi ve patrikliğini resmen tanımıştır.Ermeniler,İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı’dan büyük faydalar görmüştür.Fatih Ermeniler’e sefkatli davranarak Rumlar’a verdiği din özgürlüğünü Ermeniler’e de vermiştir.Ermeni patriği Havakin’i İstanbul’a getirerek patriğin ikameti için Galata’da yer tahsis olunduktan sonra aurıca bir Ermeni patrikhanesi ihdas edilerek Ermeniler’in idaresini Havakin’e vermiştir.Fatih’in engin hoşgörüsüyle İstanbul’da büyük bir Ermeni kolonisi oluşmuştur.Bu sayede Ermeniler’in nüfusu 150.000′in üzerine çıkarak Dünya’nın en büyük Ermeni cemaati teşkil edilmiştir.Osmanlı idaresi Ermeniler’e öylesine geniş haklar vermiş ki; Ermeni patriği kendi isteğiyle ruhani reisleri azledebiliyor,nikah işlerini yürütebiliyor hatta hapis gibi cezalar verebiliyordu.Her ne maksat ve gaye ile yapmış olsalarda Fatih’ten sonraki padişahlarımız Ermeniler’in müreffeh yaşaması ve ilerlemesi için büyük gayretler sarfetmiştir.

Osmanlı bünyesinde Ermeniler diğer gayri müslimler gibi dillerini konuşmakta serbestti.Din,örf ve adetlerini istedikleri gibi yaşar hatta ticari ve zirai faaliyette bulunabilirlerdi.Askere alınmadıkları gibi yüz yıllar boyu himayesi altında yaşadıkları Rumlar’la araları iyi olmasa da en müreffeh toplum haline gelmişlerdi.Zaman içerisinde Rumlar’dan boşalan hariciyemizi Ermeniler doldurmuştu.Konsolosluk ve katiplikler onların elindeydi.Ali paşa zamanında Ermeniler’in hakimiyetleri zirveye çıktı.Eğer ki; Bzans ve Avrupalılar’ın hakimiyetinde kalmış olsalardı Ermeni adı yanlızca tarih kitapları ve anılarda kalırdı.Ermeniler,Osmanlı imparatorluğu’nun asıl sahibi Türkler’den daha müreffeh yaşamıştır.İstanbul’un varlıklılarını Ermeniler teşkil etmekteydi.Ermeniler müreffeh bir hayata ulaşmış,Türkler ise son yıllarda hep ezilmişlerdi.Kendilerini saltanatın himayesine alan ve Osmanlı’nın sırtından zengin olan Ermeniler senede 40 kuruş vergi vererek askerlik dahil bütün yüklerden kurtulurlardı.Ermeniler,Osmanlı topraklarında böylesine huzur içinde yaşarken Rusya,Ermeniler üzerinde Türkler’e karşı ilk tahrik,kışkırtma ve tehlike unsuru oluşturmuştur.

1856 yılında ilan edilen ‘Islahat Fermanı’ din ve vicdan özgürlüğü prensibini mezhep değiştirme serbestisi şeklinde tesbit edildiği için protestan misyonerler faaliyetlerini daha geniş ölçüde yapmaya devam ettiler.Protestan kilisesi ve kolejlerin etkisi daha çok Ermeniler üzerinde görüldü.Lübnan,Anadolu ve İstanbul’da misyonerler tarafından açılan kolejlerde Ermeniler tarihleri hakkında bilgilendirildikleri gibi milliyet prensipleri hakkında da görüşlere sahip oldular.

Kilise ve mezhep dışında devam eden,mezhep propagandası’nın tesiriyle bir çok Ermeni protestan misyonerlerin tazminat devrinde açtığı okullar Ermenicilik hareketleri yanında bir çok bölücü teşkilatların geliştiği yer olmuştur.Bir çok protestan misyoner okulları içinde yıkıcılık faaliyetlerinde en etkilisi Robert Koleji’dir.Bulgar,Ermeni ve Rum ihtilalciler bu kolejden yetişmiştir.Yapıları itibarıyla çekingen ve Dünya nimetlerine düşkün olan Ermeniler harici tesirlerin etkisiyle isyana sürüklenmiş,kışkırtılmış ve kullanılmıştır.Şimdi aynı şeyi Kürt kardeşlerimize yapmak istiyorlar.

Türkiye’deki misyoner mektepleri’nin ilk talebeleri Hristiyan çocukları idi.Robert Kolejinde ise Bulgar,Ermeni ve Rum çocukları okutuluyordu.Bu kolej o dönemlerde pontusçuluğun gelişmesine sebep olduğu gibi Ermeniciliğe de kaynaklık ve yataklık etmiştir.Ermeni komitacıların büyük bir bölümü bu okuldan yetişip,Rusya ve Avrupa devletleri hizmetlerine girerek yüz yıllardır müreffeh yaşadığı,kimliklerini koruduğu Türkler’e karşı ihanet ve haince faaliyetlere başlamışlardı.İki büyük Ermeni örgütü olan Hıncak ve Taşnak gibi gizli cemiyetler kendilerine şefkat gösteren Osmanlı’yı karıştırmak için Merzifon Amerikan Koleji’nin misyonerleri ile doğrudan ilişki içindeydi.Bütün bu izahlarımdan sonra Türkiye’de Ermeni meselesini ortaya çıkaran temel neden şu şekilde değerlendirilebilir:’Türkler’e karşı olan hareket,Rusya,Ermeni davasından yararlanmak isteyen Avrupa devletleri ve Amerikan devletleri’nin faaliyeti ve ortaya çıkarmasıdır.’ Bu şartlarda ilk ihtilalci Ermeni cemiyeti 1887′de Rus vatandaşı olan Kafkasya Ermenilerinden Avedis NAZARBERK’in başkanlığında İşviçre’de kurulan Hıncak cemiyeti’dir.Bu cemiyetin amacı Türkiye’deki Ermenilerin bağımsızlığını sağlayıp,Rusya ve İran Ermenileri ile birleştirerek sosyalist bir Ermeni devleti kurmaktı.Marksist hüviyeti olan Hıncak’ta çıkan bazı antlaşmazlıklar neticesi bu teşkilattan ayrılan bir grup 1890 yılında Kafkasya’da Taşnak Sudyun cemiyetini kurdu.Taşnak cemiyeti,Rus konsolosluğu’nun hamiliğinde Doğu Anadolu’da teşkilatlandı.

Taşnak-Sudyun cemiyeti’nin gayesi Türkiye’de olaylar çıkartarak Lübnan’ın statüsüne benzer bir statü ortaya çıkararak bağımsız bir Ermenistan devleti kurmaktı.Osmanlı topraklarında imtiyazlı bir sınıf gibi yaşayan Ermeniler 10 Eylül 1895′te patrik İzmirliyan’ın etrafına topladığı kalabalık bir grupla kadırga’dan sultan ahmet meydanı’na kadar yürüyerek ilk gövde gösterisinde bulundu.Osmanlı’yı huzursuz eden patrik İzmirliyan azledilerek Kudüs’e sürülmüştür.Bu olayın akabinde Taşnak komitesinden 30 kadar Ermeni bir İngiliz-Fransız tahriki ve kışkırtması olan Osmanlı bankasını basarak olay çıkarmışlardır.Osmanlı bankasını basan 30 Ermeni’nin hepsi de Taşnak komitesine mensup olup yurt dışından getirilen çetelerden oluşuyordu.Bu çeteler bankaya tüccar sıfatıyla girip el bombalarıyla sokaklardan geçen Türk vatandaşlarını acımadan öldürmüşlerdi.Bütün bu olayların bitiminde Rus konsolosu Maksimof elinde Rus bayrağı olduğu halde komitacıları bir Fransız vapuruna kadar getirip onların sağ ve salim Türkiye’yi terketmelerini sağlamıştı.O yıllarda Ermeni okulları ihtilaf yuvası haline getirilmiş olup Ermeni çocuklarına Türkler’in,Anadolu vilayetlerini ellerinden zorla aldıkları yalanları Rus,Avrupa ve Amerikan okulları tarafından anlatılmaktaydı.

Ataları’nın topraklarını Türk eğemenliğinden kurtarmaya çalışmaları’nın milli bir görev olduğu telkin ediliyordu.Sözde soykırım mezaliminden bahseden Ermeniler,Taşnak ve Hıncak cemiyetleriyle Türk topraklarında her türlü olayı ortaya çıkarırlarken ne gariptir ki aralarındaki komitacılardan iki zat Osamanlı Meclisi Mebusanı’nda mebus olarak görev yapmaktaydılar.Bu mebuslar pastırmacıyan ve Vartakes’ti.En önemli mevkiler olan Hariciye ve Posta nazırlıkları’na Gabriel NORODÜKYAN ve Oskar efendiler getirilmişti.Bir başka vakıa ise Osmanlı’nın imkanlarından yaralanarak hukuk tahsili yapan Ermeni Hasruyan Efendi’nin Osmanlı üniversitesi ceza kürsüsü başkanlığı’na getirilmesidir.18 Mart 1921′de tepebaşı’ndaki Pera Palas oteli’nin önünde Azerbaycan İçişleri Bakanı Cevanşir Han’ı öldüren Ermeni Torlakyan’ın yargılandığı asrın davasında Ermeni Hasruyan Efendi,Osmanlı’nın her türlü imkanlarından yararlanıp İstanbul’un ortasında katledilen Azeri İçişleri Bakanı’nın katili olan Ermeni Torlakyan’ın savunma avukatlığını yaparak,gerekli tedbirlerin alınmadığı iddiasıyla Torlakyan’ı destekleyip,kendisini bu mevkiye getiren Osmanlı’yı suçlamıştır.

Ermeni Hasruyan Efendi’nin önemli görevlere getirilmesi o günlerdeki büyük kabine’ye az gelmiş olacak ki Ermeni asıllı eski Sivas Mebusu Basranyan’da Osmanlı üniversitesi müderrisliği’ne getirilerek kavruk Türkçesi’yle Türk çocukları’nın eğitmeni olmuştur.Osmanlı Meclisi Mebusanı’nın son dönemlerinde Karakin PASTIRMACIYAN ve Vartakes milletvekili seçildiklerini ve bu kişilerin Hıncak cemiyeti’nin çeteleri olduklarını belirtmiştik.Kanlı Osmanlı bankasında da bulunan Erzurum milletvekili Karakin PASTIRMACIYAN,Rus konsolosu Maksimof’un aracılığıyla hiç bir ceza görmeden İstanbul’u terketmiştir.Daha sonraları Kafkas dağlarında çeteler kuran pastırmacıyan Osmanlı meclisi mebusanı’nda milletvekili olarak temsil ettiği doğu Anadolu halkına Hıncak çeteleriyle birlikte her türlü zulüm ve işgenceyi uygulamıştır.Komitacı milletvekillerinden Vartakes,Van’da çıkarılan ihtilalin elebaşlarından olduğu için idam edilmiştir.İngiliz konsolosu’nun,İstanbul hükümetine tazyik ve tasavvutlarıyla cezası müebbete(sürgüne) çevrilen Vartakes ergani madenine gönderilmiştir.Bu hain çetelerin sürgün hayatları dahi öylesine şaşaalı geçmiş olacak ki Vartakes’in sürgün günlerinde kaldığı papazın yeri mevkiindeki evi bugün bile Ergani’nin en muhkem yapılarındandır.Biz Türkler bize ihanet edenlere hep hoşgörülü davranmış olacağız ki; Vartakes’in sürgünde ibadet ettiği makam zülkifil dağındaki kilise etrafındaki sakız ağaçlarıyla canlı bir şekilde hala varlığını koruyabilmektedir.Acaba Erivan’da kaç cami böylesine bakımlı ve ayaktadır?

Gabriel NORODÜKYAN’ın Hariciye Nzırlığı’na(Dışişleri Bakanı) getirildiğini izah ederken icraatlarından bahsetmemiştik.Norodükyan,Hariciye Nazırı olduktan sonra hayatını Osmanlı’nın zayıflaması ve yıkılması için harcamıştır.Norodükyan,ne olursa olsun bir Ermeni devleti’nin kurulması isteği ve arzusundaydı.Bakanlığı döneminde,Türkler’e verdiği en büyük zarar tarihe Trablusgarp Harbi adıyla geçen,Türk-İtalyan Harbinde İtalyanlar’ın hesabına çalışması olmuştur.Trablusgarp Harbi’nin bitiminde imzalanan Türk-İtalyan antlaşması’nın,Türkiye aleyhine neticelenmesi ve adaların kaybedilmesi Norodükyan’ın İtalyanlar’ın hesabına çalışmasından kaynaklanmıştır.Gabriel NORODÜKYAN’ın hariciye nazırlığı zamanında verdiği ikinci büyük zarar Türkiye’nin başına Balkan Harbi gibi bir gailenin çıkmasına sebep olmasıdır.Norodükyan,Ruslar’dan aldığı hayali teminata dayanarak, Balkanlar’da harp çıkmayacağına dair söz vererek hükümeti oyalamıştır.Bu oyalama neticesinde Balkanlar’dan 120 tabur askerin terhis edilmesine sebep olur.Bu kadar çok bir kuvvetin Rumeli’den çekilmesi,Balkan ülkelerini cesarete getirerek,Türkiye’ye saldırmalarına neden olmuştur.İşin fecaat tarafına bakınız ki tehlike hissedildiği halde korkudan mıdır yoksa Ermeniler’i kırmamak ve gücendirmemek için midir; herhangi bir tedbir alınmamıştır.Gabriel NORODÜKYAN,büyük kabinenin istifasıyla hariciye nazırlığı’ndan düşmüştür.Türkiye’nin,birinci cihan harbi’ne girmesiyle Türkiye’yi alel acele terkeden Norodükyan,harp ortamından istifade ederek Avrupa’da Ermeni devleti’ni kurma çalışmalarına yeniden başlamıştır.Norodükyan,Ermeni komitacıları’nın tahayyül ettikleri muhtariyet Ermenistan’ının kurulması gayretlerini Avrupa nezdinde de savunmaya girişmiştir.Yazık.Ne kadar yazık ki kendisini devletin en yüksek mevkilerine getiren Osmanlı’ya ve Türk milletine hıyanet ancak bu kadar olabilirdi.Norodükyan,Ermeni devleti kurma çabaları,Avrupa lobilerinde İstiklal Harbimiz zamanında da devam etmiştir.Zaferden sonra Lozan kulislerine katılan Norodükyan yaptığı hainlikler yetmiyormuş gibi o günün Lozan temsilcilerine:’Anadolu’nun(Misak-ı Milli hudutları içinden) herhangi bir yerinden toprak verinde neresi olusa olsun.’ demiştir.Tarihleri boyunca bağımsız bir devlet kuramayan hep bağımlı yaşayan ‘VATANSIZ ERMENİLER’ bugün ki başkentleri bağımlı Erivan olduğu halde Rusya toprakları içinde bulunmaktadırlar.

Osmanlı Meclisi Mebusanı’nda azınlık Ermeni milletvekilleri tarafından hep bu hıyanetler olurken,şimdi buradan siz Ermeniler’e soruyorum:’Siz Ermeniler’in ataları cemiyetler kurup İstanbul’un ortasında silahlı,bombalı baskın yaparlarken,Hıncak ve Taşnak cemiyetleriniz okullarda,üniversitelerde ve her yerde olaylar çıkarırken,iki teşkilatınızın mensubu vatandaşınızın mebus olmasını hangi soykırımla bağdaştırıyor sunuz? ‘Demek oluyor ki bütün bu karanlık emellerinize rağmen gerk Osmanlı Meclisi Mebusanı’na gerekse TBMM’ne milletvekili olarak sokulmuşsanız hatta önemli ve stratejik görevlere siz Ermeniler getirilmişse bu bir soykırım olamaz.Bu olsa olsa bir soyhoşgörü olur kanaatindeyim.Ermeni cemaati Dünya’ya sözde soykırım feryadı yapmaktadır.Eğer ki hakikatler böyle olsa idi.Siz Ermeniler,Osmanlı Meclisi Mebusanı dahil birinci yasama döneminden günümüze kadar milletvekili ve devletin üst görevlisi olarak meclise girip görev alabilir miydiniz? Tabii ki Hayır.Geçmiş senelerde İstanbul’da elle tutulur Hastahaneler yokken 1832′de padişah fermanıyla Surp Agop ve Yedikule Surp Pırgiç hastahaneleri siz Ermeniler için kurulmuştur.1908 yılında kurulan en eski Jamanak Gazetesi siz Ermeniler için kurulmuştur.Dün olduğu gibi bugünde siz Ermeniler’in hayat seviyeleri Türk insanından çok daha üst düzeydedir.Fatih’ten bu yana Ermeniler üzerindeki hoşgörüler yetmiyormuş gibi Mıgıdıç SERTŞİMŞEK adındaki zat Türk Gaztelerine demeç vererek 1923′ten sonra yazılı bir kanun olmadığı halde azınlıkların devlet üst kademelerinde görev alamadıklarını açıklamaktadır.Mıgırdıç,sanırım bu yalanlarıyla yeni bir Torlakyan olayı yaşatmak istemiştir.

Yakın tarihe şöyle bir göz atacak olursak ikinci meşrutiyetin ilanından sonra Avukat Kirkor ZURHAP İstanbul milletvekilliği,Hallaçyan ise Nafia Nazırlıklarına kadar yükselmiştir.Böylesine üst düzey görevlere getirilmiş olan Ermeniler,1914 Temmuz’unda ilan edilen seferberlikte gizli cemiyetleri aracılığı ile taşralara talimatlar gönderek karışıklık çıkartıp,Osmanlı’nın Doğu’da Ruslar’a yenilmesini istiyorlardı.Rus ordusu huduttan ilerler ve Osmanlı askeri çekilirse,Osmanlı iki ateş arasında bırakılacak,Ermeni askerleri Ruslar’a yardım edecekti.Kendisine Ermeni milleti’nin mümessili süsünü veren patrik,Rus çarı ikinci Nikola’dan aldığı talimatlarla bir beyanname dağıtarak bütün Ermeniler’i ayaklandırıyordu.Bu ayaklanmalar sonrası Ermeniler,kara listeler hazırlayarak Sadrazam Sait Halim Paşa’yı Roma’da; Sadrazam Talat Paşa’yı Berlin’de katlettikleri yetmiyormuş gibi Trabzon Valisi Cemal Azmi ve Dr.Bahaeddin Şakir Bey’i de acımadan öldürmüşlerdi.Aynı dönemde Osmanlı Meclisi Mebusanı’na siz Ermeniler’in milletvekilleri seçilecek,bir tanesi Nafia Nazırlığı’na yükselecek,sonra siz Ermeniler’e sahip çıkan Osmanlı’nın nazırlıklarını öldüreceksiniz,arkasındanda ‘Türkler,Ermeniler’i katletti.’diyerek Dünya’yı ayağa kaldıracaksınız.Bu Osmanlı’ya ve Türk milletine hainlik hatta haksızlık olur.Birde Türk milleti’nin idarecileri sanki Talat Paşaların ve Sait Halim Paşaların Ermeniler tarafından öldürülmesini unutmuşlar gibi bu hain insanlara Cumhuriyet döneminde de milletvekilliği ve üst düzey temsilcilikler gibi büyük imtiyazlar sağlamışlardır.

BİTTİ!

KAYNAK:Atatürk,İnönü,Menderes ve Gürsel Dönemleri’nin Ermeni,Yahudi ve Rum asıllı milletvekilleri-Süleyman YEŞİLYURT
SAYGILARIMLA.

 

Yorum yaz

Yorum yazmak için Giriş yapınız

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.