Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Siyaset Kategorisindeki bloglar

TERÖR NASIL BİTİRİLİR?

9 Ekim 2008 , Perşembe | Etiketler : siyaset toplum internet haber hukuk din islam akp mhp chp btp sağlık eğitim turizm ekonomi tarih atatürk kültür karadeniz akdeniz marmara ege anadolu dizi sinema tv kurtlar vadisi

TERÖR NASIL BİTİRİLİR?

Malumumuz yaklaşık 25-30 yıldan beri savaştığımız BOP ile bağlantılı hristiyan ve yahudi destekli PKK terör örgütü Hakkari ve Diyarbakır’da toplam 22 güvenlik güçlerimizi şehit etti.Şehitlerimize Allah’tan rahmet,ailelerine başsağlığı diliyorum.

Her zaman söyledim ve tekrar tekrar söylüyorum.Bu hain PKK silah ve parayı nereden buluyor? PKK’ya kimler silah ve para yardımı yapıyor.İstihbarat birimlerimiz ABD istihbaratına güvenmemeli,kendi imkanları ve gücüyle terörü ayakta tutan hatta besleyen mali ve finansal kaynakları tesbit edip anında yok etmelidir.Eğer terörü besleyen ve ayakta tutan finansal ve mali kaynaklar belirlenip,yok edilmezse emin olun ki asil Türk milleti ve yüce ordumuz TSK daha çok şehitler vermeye devam edecektir.Bataklığı kurutmanın yolu o bataklığı besleyen odakları yok etmekten geçer.Benden uyarması!

SAYGILARIMLA

Şehitler ölmez.Vatan bölünmez!

6 Ekim 2008 , Pazartesi | Etiketler : siyaset toplum internet haber hukuk din islam atatürk tarih akp mhp chp btp ekonomi sağlık turizm mizah kültür dizi sinema tv kurtlar vadisi marmara ege karadeniz akdeniz anadolu eğitim resim müzik

Hakkari’nin Aktütün karakolunda canları pahasına bizi ve mübarek topraklarımızı korurken şehit olan 17 TSK mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet,ailelerine ise baş sağlığı dilerim.Bu vatanın koruyucusu Türk gençliği ve yüce ordumuz TSK’dır.Türk gençliği ve yüce ordumuz TSK var oldukça Türkiye Cumhuriyeti ve halkı da var olacaktır.Hristiyan ve yahudi destekli PKK ise Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalama ve ‘Kürdistan’ hedefine asla ulaşamayacaktır.Ayrıca Kürtler,Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Kürtlerle Türkler kardeştir.Hristiyan ve yahudi destekli PKK bu kardeşliği bozamayacaktır.

Şehitler ölmez.Vatan bölünmez!

SAYGILARIMLA

İşte İslam düşmanları ve yerli işbirlikçileri!

3 Eylül 2008 , Çarşamba | Etiketler : siyaset toplum internet haber hukuk din islam düzce akp mhp chp karadeniz marmara ege akdeniz anadolu tarih atatürk

 İSLAM DÜŞMANI HRİSTİYANLAR İLE YAHUDİLER VE YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİ AKP’NİN İHANET İCRAATLARI!

 Bakınız bu hristiyan ABD’li ve yahudi İsrail’liler AKP’yle birlikte Osmanlı gittikten sonra yıllarca dünyaya işgence acı vahşet ve eziyet yaşattı.Zaten bozulmuş İncil,Tevrat ve Talmud öğretileri sadece kendilerini düşünmekten başka birşey yapmadı. O kafir hristiyan ve yahudiler kendilerini düşündükçe ve masum müslümanlar ezildikçe uyandı ve Türk-İslam Birliğini kurdu.Halbuki İslam öğretisinde bütün müslümanlar kardeştir ve bencillik İslam’da yasaktır.İslam’da müslüman,müslümanı sevmek yardım etmek ve iyilik yapmak zorundadır.Bundan maada aslında müslüman tüm insanlığı ve dünyayı korumak hatta sevmek zorundadır.Çünki hepimiz Allah’ın rasülü ve elçisi son peygamber H.Z. Muhammed Mustafa(S.A.V)’nin ümmetiyiz.Aslında tüm insanlar müslümandır ve kardeştir.Dünyada şu an hristiyanlık ve musevilik diye bir din yoktur Allah indinde tek ve hak din islamdır.Allah’ın rasülü ve elçisi son peygamber H.Z.Muhammed Mustafa(S.A.V) tüm insanların ve cinlerin peygamberidir.

 Afganistan,Çeçenistan,Bosna-Hersek,Irak ve Filistin’de yaşanan müslüman soykırımı İslam için büyük bir tehlikedir.Bilindiği üzere haçlı-siyonist lanetli terörizm Afganistan’ı,Çeçenistan’ı ve Bosna-Hersek’i bombalamış  şimdi de Irak ve Filistin  bombalamakta,AKP iktidarı ise bu bombalamayı desteklemekte sonuçta suçsuz yere masum çocuk ve kadınlar ölmektedir.Burada amaç hristiyan ve yahudi kuklası sayın Recep Tayyip ERDOĞAN bey’in Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı olduğu Arz-ı Mev’ud,Armagedon hedefine ulaşmaktır.Fakat takdir edersiniz ki bu haksızca haçlı-siyonist hayalleri yüzünden Ortadoğu’da müslüman kanı dökülmekte hatta günahsız ve suçsuz insanlar ölmektedir.Allah’ın resulü ve elçisi son peygamber H.Z.Muhammed Mustafa(S.A.V)’ye Arap soyundan olduğu için iman etmeyen hristiyan ve yahudi kafirleri ve onların kuklası AKP’nin bu ihanet icraatları  başlı başına terör,İnsan Hakları ihlali,müslüman soykırımı ve İslam düşmanlığıdır.Çünki hristiyan ve yahudi kafirleri Allah’ın rasulü ve elçisi son peygamber H.Z.Muhammed Mustafa(S.A.V)’nin doğumu 571 yılından bugüne kadar ‘İnsan’ demeyip Türk-İslam tarihi geçmişimizde haçlı seferleri düzenleyerek biz müslüman Türklerle savaş yaparak,Irak,Çeçenistan,Bosna-Hersek,Afganistan ve Filistin gibi müslüman ülkelerde müslüman kardeşlerimize zulüm ve işgence ederek İslam dinine düşmanlıklarını göstermiştir..AKP ise bu İslam düşmanlarına kuklalık etmektedir.Şu bir hakikattir ki müslümanlar ve Türkler,hristiyan ve yahudi kafirlerine göre hiçbir zaman insan sayılmamıştır.Türk-İslam tarihimiz ve Kur’an-ı Kerim’imiz bu hakikati kanıtlamaktadır.

SAYGILARIMLA

 

Hristiyan ve yahudilerin kuklası BOP’çu AKP fındık üreticisi’nin dostu değil!

3 Eylül 2008 , Çarşamba | Etiketler : siyaset toplum internet haber hukuk din islam düzce akp mhp chp karadeniz marmara ege akdeniz anadolu tarih atatürk

Fiskobirlik’in üreticiye olan borçlarını sürekli ertelediğini hatırlatan Kıroğlu, fındık üreticisinin mağdur edildiğini kaydetti.
AKP’nin yandaşlara kamu bankalarından kredi vermekte cömert davrandığını ancak fındık üreticisinin göz bebeği FKB’ye gelince yan çizdiğini ifade eden Kıroğlu, üreticinin borçlarının bir an önce ödenmesini istedi.
Kıroğlu,’Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (FİSKOBİRLİK) Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Bayraktar, üreticiye olan borçların Temmuz ayı sonuna kadar ödeneceğini söylüyor. Aynı başkan daha öncede Nisan ayında borçların ödeneceğini söylemişti.Dolayısıyla üretici FKB’nin hangi sözüne inanacağını şaşırdı.Umut tacirliği yaparak kimse bir yere gelemez. Üreticinin alacağı sudan bahanelerle zamana yayılmamalıdır’ dedi.
TMO konusuna da değinen Kıroğlu sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Zamanında çok yanlış bir politika izlenerek TMO devreye sokuldu. Oysa FKB’nin mali yapısının güçlendirilmesi gerekiyordu. Bugün TMO fındık deposu oldu.Elindeki fındığı da satamıyor. Önümüzdeki günlerde TMO fındığı aldığı fiyatın altında satarsa hem devlet hem de üretici zarar edecek. Yani  korkulan olursa yeni sezonda fındık fiyatları aşağı çekilecek.Bu da  zaten zor günler geçiren fındık üreticisini hepten mağdur edecek. AKP  artık fındık üreticisiyle oynamamalıdır. Üretici de AKP’nin dostu olmadığını bilerek yanlışa müsaade etmemelidir."

SAYGILARIMLA

İşte Türkiye’nin hain milletvekillerinden size bir örnek daha!

1 Eylül 2008 , Pazartesi | Etiketler : siyaset toplum internet haber hukuk din islam akp mhp chp atatürk tarih düzce karadeniz marmara ege akdeniz anadolu ekonomi sağlık müzik mizah sinema tv

Aziz İstanbul’umuzun cumhuriyet sonrası rum,ermeni ve yahudi azınlıkları’nın en çok yaşadığı şehir olduğu halde ilk gayrimüslim temsilcisini çok partili döneme geçtiğimiz yıllarda  Edirne’den İstanbul milletvekili olarak gönderir.Salamon ADATO,Edirne 1894 doğumlu Nesim oğlu milletvekili oluncaya kadar hayatı’nın büyük bir bölümünü  Fransa’da geçirmiş yahudi kökenli bir ailenin ferdidir.İstanbul hukuk fakültesini bitiren Salamon Paris’te hukuk doktorasını yaptıktan sonra Şişli’de serbest avukatlık yapmaya başlar.Musevi camiası’nın önde gelen isimlerinden levilerle yakın dost olduğundan çok partili dönemin ilk gayrimüslim milletvekili olarak  İstanbul’u temsilen yüce meclisimiz TBMM’de görev yapmıştır.

İşletmeler eski bakanı Hakkı GEDİK’e kendileriyle aynı dönem milletvekili olan Salamon ADATO’yu sorduğumuzda maalesef azınlıkları küstürmeyelim derken ‘Osmanlı’dan bu yana bu işlerin önünü alamadık!’ demekle yetinmiştir.Evli ve bir çocuklu olan Salamon o günlerde serbest avukat olduğu halde asıl görevi avukatlığı ikinci plana atarak Neve Şalom sinagogu’nun gelişmesi ve iman için büyük gayretler göstermiştir.Türkiye Cumhuriyeti’nde mason locaları’nın inkişaf etmesi yahudi asıllı azınlıkların milletvekili olmasıyla zirveye çıkmıştır.Hain Salamon ADATO,avukatlık ve sinagog imam görevleri’nin yanında Ankara ve İstanbul’da lionsların ve leoların çoğalmasını sağlayıp Anadolu insanını tanımadığı teşeküllerin içine itmiştir.

Bay Salamon,ataları’nın izinde giderek Türkiye Cumhuriyeti’nde masonizmin temellerini atan Selanik’li milletvekili Emanuel KARASO’nun umdelerine saygılı kalmıştır.Anlaşılıyor ki vatansız yahudiler 1948′de küçük devletlerini kurduktan dört yıl sonra fitne tohumlarını masonik felsefeleriyle bizim meclisimiz TBMM ve başkentimiz Ankara’da atmaya başlamışlardır.O günlerde atılan bu tohumlar öylesine gelişmiştir ki bugün öz ve öz Türk çocukları lions klüplerine girmeyi bir ayrıcalık saymaktadır.Ayrıcalık o localarda oturup yahudilerin işçisi olmaksa Türk bayrağı’nın altında sade vatandaş olarak yaşamak en büyük mutluluktur.

Salamonları,Altabevleri büyüklerimiz milletvekili seçtiler diye bizlerin ve genç nesil Türk çocukları’nın siyonist oyunlarına alet olmaya hakları yoktur.Tabii ki olmamalıdır da!

 

KAYNAK:Atatürk,İnönü,Menderes,Gürsel

dönemleri’nin ermeni,yahudi,rum asıllı milletvekilleri

YAZAR:Süleyman YEŞİLYURT     

İşte AKP ve ortağı ABD’nin İslam düşmanlığı’nın belgesi!

1 Eylül 2008 , Pazartesi | Etiketler : siyaset toplum internet haber hukuk din islam akp mhp chp atatürk tarih düzce karadeniz marmara ege akdeniz anadolu ekonomi sağlık müzik mizah sinema tv

AKP İLE ORTAĞI ABD’NİN İSLAM DÜŞMANLIĞIYLA BAĞLANTILI BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ TEHLİKESİ!

Ülkemizin  ve  bölge  ülkelerinin  günümüzde  karşılaştığı  en  büyük  problem  emperyalizm. Emperyalizmin  amacı: Bölgenin  doğal  kaynaklarını  ve  zenginliklerini  sömürmek, haçlı  hegemonyası  kurmak.

ABD ortak kabul ettiği AKP’yle birlikte aralarında  Türkiye’nin de  bulunduğu  22 İslam  ülkesi’nin  sınırlarını  ve  rejimlerini, Genişletilmiş  Büyük  Ortadoğu  Projesi  adı  altında  değiştirme  işlemine  başladı. Bu  işlemin  basamakları  var. Uzun  bir  merdivenden  derin  kuyuya  inilecek  yavaş  yavaş, ağzı  kapanan  kuyuda  yangınlar  çıkabilecek. 

Yunanistan’da  yayınlanan  Katimerini  gazetesinin  haberine  göre: Yunan  Politik  Araştırma  ve  İletişim  Merkezi, ülke  genelinde  yaklaşık  2 bin  kişiyi  kapsayan  bir  kamuoyu  araştırması  yaptı. Bu  araştırmada  amaç, sosyal  konularda  halkın  eğilimlerinin  belirlenmesi. Sonuçlara  bakıldığında, yanıtlar  çapıcı. Çünkü  insanların  kafalarında, Türkiye  dahil  başka  komşu  ülkelerle  ilgili  olumlu  düşünceler  yok. Kendi  egemenlikleri  altında  olmayan  Yunan  toprakları  biçiminde  tanımladıkları  bölgeler  şunlar: İstanbul, Ege  kıyıları, Karadeniz  kıyıları, Kıbrıs, güney  Arnavutluk, güneybatı  Makedonya. Bu  bölgelerin, aslında  kendi  toprakları  olduğunu  düşünüyorlar.

İstanbul  için: Her  100  kişiden  40’ı,
Ege  kıyıları  için: Her 100  kişiden  37’si,
Karadeniz  kıyıları  için: Her  100  kişiden  32’si,
Kıbrıs  için: Her  100  kişiden  60’ı, kurtarılamayan  vatan  toprakları  ifadesini  kullanıyor.

Büyük  Yunanistan  hayallerinin  bitmediği  anlaşılıyor. Büyük  hayaller, büyük  projeler  hep  gündemde: Büyük  İsrail, Büyük  Ermenistan, Büyük  Britanya  gibi … Yeryüzü  paylaşılamıyor.

Konu, Türkler  ve  Türkiye  olunca, çoğu  ülkenin  öfkesi, tahammülsüzlüğü  öne  çıkıyor. Varlığımız  problem  oluyor  bir  anda. Kimi  batı  ülkelerine  göre: Türk  ulusu  yapay  olarak  yaratılmıştır. Türk, bir  ulusun, bir  halkın  adı  değil, sadece  bir  dil  grubunun  adıdır. Zaman  içinde, düşmanlığın  etkisiyle  çok  şey  söylendi. Vize  uygulaması  bir  aşağılama  zaten.

Bugün  ABD  ve  Avrupa  ülkeleri  toprak  bütünlüğümüze  saygı  duymuyorlar. Haritalar  üzerinde  vatanımızı  bölüp, toplantılarda  kısmen  Kürdistan, kısmen  Ermenistan  olarak  sunuyorlar. Türkiye, hiç  bir  zaman, hiç  bir  ülkenin  bir  karış  toprağını  istemedi. Fakat  1984  yılından  bu  yana  dış  destekli, yoğun  terör  saldırılarına  maruz  bırakıldık.

Yunan  basını, arada  incelendiğinde, dikkate  değer  görüşler  göze  çarpıyor. Yunanlılara  göre: Fener  Patrikhanesi ( İstanbul  Rum  Başpiskoposluğu ), Türkiye  dışında  kendisine  idari  yetki  açısından  bağlı  kiliseler  bulunması  nedeniyle  uluslar arası  bir  sivil  toplum  örgütüdür.

Bilindiği  gibi, Osmanlı  döneminden  bu  yana  İstanbul’da  bulunan  Patrikhane, 1923  Lozan  Barış  Konferansı  sürecinde  bizzat  Atatürk  tarafından  Türkiye’den  gönderilmek  istendi. Patrikhanenin  İstanbul’da  kalabilme  koşulu, idari  ve  siyasi  yetkilerinden  arındırılmış, bu  yetkilerini  kesinlikle  bırakmış  olarak, Ortodoks  Hıristiyan  gayri müslimlerin ( Rumlar ) sadece  dini, ruhani  yani  ilahi  konularıyla  ilgilenmek. Statüsü, dini  inançlarla  sınırlanmıştı. Atatürk  ayrıca, Mason  Localarının da  kapatılması  için  emir  vermişti  daha  sonraki  zamanlarda. Çünkü  locaların, kökü  dışarıda  ve  tehlikeli  bir  yapılanma  olduğunu  biliyordu.

Bugün, Evrensel  Patrik, Evrensel  Patrikhane  unvanları  Yunanlılar  ve  Batılılar  tarafından  ısrarla, her  yerde  kullanılıyor. Biz, bu  sözde  unvanları - makamları  hukuken  tanımadık, tanımıyoruz. Lozan  Konferansının  ardından  Atatürk, Patrik  terimini  hiç  kullanmamış, yeri  geldiğinde  Başpapaz  sözcüğüyle  hitap  etmiştir.

Yunan  devleti, bütçesinden  her  yıl  severek, Patrikhaneye  yaklaşık  12  milyon  Euro ( 4 milyar  drahmi  civarında ) yardım  ayırmakta. Bu  arada, Amerika’da  yaşayan  büyük  servet  sahibi  Helenler de, Patrikhaneye  gönüllü  maddi  yardımlarda  bulunuyorlar. Ofikialon  adlı  dini  bir  derneğe  üye  olan  zengin  işadamları, maddi  desteklerini  bu  kanaldan  sürekli  Fener’e  ulaştırıyorlar. Dernek, Bizans  döneminden  bu  yana  faaliyetlerini  eksiksiz  sürdürüyor. Üyeleri, yüksek  mevki  sahibi  insanlar. İşadamları, hakimler, profesörler  ağırlıkta.

Günümüzde, İstanbul  Rum  Başpiskoposu  Bartholomeos, Lozan’da  varılan  mutabakata  aykırı  davranışlarda  bulunmakta, idari  yetkinin  ötesinde, önemli  bir  siyaset  adamı  gibi  devlet  başkanlarıyla  ilişkilerde  bulunup  onlarla  ortak  hareket  etmektedir. Türkiye  Cumhuriyetinin  Diyanet  İşleri  Başkanı  böyle  rahat  hareket  edebilir mi ? Hayır. Bu  ölçülerde  kabul  görür mü ? Hayır.

Bartholomeos, Patrik, Yeni  Roma  Evrensel  Patriği  gibi  unvanları  kullanarak  dünyanın  dört  bir  yanındaki  Ortodoks  kiliseleri  üzerindeki  egemenliğini, Türkiye  resmen  ve  hukuken  tanımasa da  kullanmaya, etkisini  arttırmaya  uğraşıyor. Hayali  şu: Türkiye, günün  birinde  Avrupa  Birliğine  üye  olduğunda, diğer  üye  devletlerde  bulunan  Ortodoks  Hıristiyan  toplumların da  dini  lideri  olmak. Başka  bir  ifadeyle: Yeni  Roma  Ekümenik  Patriği ( Ortodoks  Hıristiyanların  Halifesi ).

Sınırlarımız  içinde  böyle  bir  çarpıklığa  katlanıyoruz, başka  çarpıklıklara  katlandığımız  gibi. Çünkü  teraziyi  elimizden  almışlar. Bugün, PKK  konusunda da  belirleyici  hassas  terazi  İngiltere  ve  Amerika’nın  elinde.

Atina’da  yayınlanan, To Vima  gazetesindeki  bir  inceleme  yazısında  şu  cümleler  yer  almakta: İstanbul’un  15. yüzyılda  Fatih  tarafından  alınmasından  sonra  Patrikhanenin de  şanı  son  bulmuştur. Fakat  her  şeye  rağmen  Türkler, Ortodoksluğa  saygı  göstererek, Patrikhaneye  ve  Patriğe  imtiyazlar  tanıdılar. Türkler, Patriğin  bir  milletin  lideri  olduğunu  kabul  ediyorlardı  ve  bu  nedenle  bir  dizi  özel  imtiyazlar  tanımışlardı. İzmir’de  yaşanan  son  felaketin  ardından  Lozan  Belgesi  imzalanınca, Evrensel  Patrikhane  eski  günlerindeki  şanını  yitirerek, basit  dini  bir  dernek  olarak  tanımlandı  ve  imtiyazları  iptal  edildi. Patrikhanenin  Türkiye  devletiyle  ilişkileri  valilik  düzeyine  indirildi. Karşılıklı  mübadele  ile  Patrikhanenin  cemaati, mürit  sayısı  önemli  ölçüde  azaldı. Bizans’ın  parlak  tarihinden  geriye  ne  kaldı ? Türkiye, Patrikhaneyi  Tüzel  Kişi  olarak  tanımıyor[/color] ( yasa  ile  tek  kişi  sayılan  topluluk ). Türkler, Küçük Asya  felaketinin  ardından  sürekli  olarak  Evrensel  Patrikhanenin  ve  Patriğin  yüce  itibarını  zedeleme, İstanbul’dan  kovma  amacını  gütmüşlerdir. Tam  anlamıyla  bir  Yunan  kurumu  olan  Patrikhane  evrensellik  niteliğini  kaybedecek  olursa  Yunanistan  Başpiskoposluğu  bundan  çok  zararlı  çıkacaktır. İstanbul  evrensellik  niteliğini  kaybederse  bu  nitelik  Moskova’ya  geçebilir  ve  Yunanistan  Başpiskoposu  diğer  ülkelerdeki  sıradan  başpiskoposlar  arasına  girer. Bunu  istemiyoruz.

Herkesin  çok  şey  yapmak  istediği  ortada. Asıl  önemli  ve  üzücü  olan: Gücünü  güçsüzler  üzerinde  kullanan  onursuz, doyumsuz  ülkelere  karşı  bir  yaptırım  planı  oluşturulamıyor.

Yarınlar  ne  getirir, birlikte  göreceğiz. Başımızın  ağrıyacağı  kesin.

SAYGILARIMLA

ONUNCU YIL MARŞI!

28 Ağustos 2008 , Perşembe | Etiketler : siyaset toplum internet haber hukuk din islam atatürk tarih akp mhp chp düzce marmara ege akdeniz karadeniz anadolu sinema tv kültür ekonomi sağlık

Ne Mutlu Türküm Diyene!

M.Kemal ATATÜRK

ONUNCU YIL MARŞI

Çıktık açık alınla on yılda her savastan;
On yılda on bes milyon genç yarattık her yastan.
Basta bütün dünyanın saydıgı Baskumandan;
Demir aglarla ördük Ana yurdu dört bastan.
Türk’üz Cumhuriyet’in gögsümüz tunç siperi,
Türk’e durmak yarasmaz, Türk önde Türk ileri.

Bir hızla kötülügü geriligi bogarız,
Karanlıgın üstüne günes gibi dogarız.
Türk’üz bütün baslardan üstün olan baslarız;
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız.

Türk’üz Cumhuriyet’in gögsümüz tunç siperi,
Türk’e durmak yarasmaz, Türk önde Türk ileri.

Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını,
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.
Bütünledik her yönden istiklâl kavgasını.
Bütün dünya ögrendi, Türklügü saymasını.

Türk’üz Cumhuriyet’in gögsümüz tunç siperi,
Türk’e durmak yarasmaz, Türk önde Türk ileri.

Örnektir milletlere açtıgımız yeni iz;
İmtiyazsız, sınıfsız kaynasmıs bir kütleyiz;
Uyduk görüste bilgiye, gidiste ülkeye biz;
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.

Türk’üz Cumhuriyet’in gögsümüz tunç siperi,
Türk’e durmak yarasmaz, Türk önde Türk ileri.

İslam ülkelerindeki hristiyan ve yahudi kaynaklı misyonerlik tehlikesi!

28 Ağustos 2008 , Perşembe | Etiketler : siyaset toplum internet haber hukuk tarih atatürk din islam akp mhp chp düzce

İSLAM ÜLKELERİ VE MİSYONERLİK

Ortadoğu,Osmanlılar’ın kontrolünde olmasına rağmen İngilizler topraklarında yatan servetlerine göz dikmeye başlarken,bölgeyi dolaşan bir dizi seyyah,her hangi bir ganimetin İngilizler için ne kadar kolay olacağını biliyorlardı.Bu seyyahların ilk ve en önemlilerinden biri 1817′de Kahire’de ölen John Lewis BURKHARDT idi.Bu adam,Şeyh İbrahim İbn Abdullah gibi bir müslüman ismiyle gezip dolaşıyordu.Araplar’ın başlıca meşguliyetleri yağmacılık -akıllarından çıkmayan bir şey- olan bir haydutlar milleti olarak isimlendireleceğini düşünüyordu.Tabii ki bu düşünce çok yanlış bir düşünceydi.İngilizler,Osmanlı’nın gücünü zayıflatmak için Türk-Arap düşmanlığı ortaya çıkarmayı planlıyor ve istiyorlardı.İslam ülkelerinde fitne ve fesat yayıp,Araplar’ı kötüleyip hatta İngiliz misyoner-ajanı Lawrence gibi Arap kılıklı ajanları vasıtasıyla Türk-Arap düşmanlığını oluşturup Osmanlı’yı zayıflatan ajan-misyonerler Edward William LANE,Richard BURTON,William BLUNT gibi kalleşleri ve hainleridir.William BLUNT(1840-1922) Araplar’a yönelik iftiralarında ölçülüydü.Bu tavrı onlara sempati duyduğundan değil;Türkler’e karşı ayaklanmalarını kolaylaştırmak maksadıyla Araplar’ı kazanmak istemesinden kaynaklanıyordu.Eğer ki ajan-misyonerler vasıtasıyla Türk-Arap düşmanlığı oluşturulursa Osmanlı zayıflayacak,İngilizler başta olmak üzere emperyalist ve sömürücü Avrupalılar İslam ülkelerinde egemen olacak hatta daha rahat sömüreceklerdi.İngiliz ve Avrupalılar’ın hakiki amacı buydu.Blunt’un derdi de Türk ve Arap müslümanlarını birleştiren dini bağı ortadan kaldırmaktı.Mısırlılar hakkındaki görüşü onların uysal oldukları ve eğer bir peni daha az vergi verme hediyesiyle gelirlerse İngiltere kraliçesi,papa ve aşanti kralını aynı coşkuyla selamlayacakları yolundaydı.Bundan dolayı Blunt,Osmanlı topraklarında nifak tohumları ekiyordu.Araplar’ı,İslam hilafeti’nin haklı olarak kendilerine ait olduğuna ve bu veçhile ile Araplar’ın Türk boyunduruğundan kurtulmaları gerektiğine iknaya çalışıyordu.Bunu gerçekleştirebilmek için bedevileri ‘Çölün Asil İnsanları’ olarak vasıflandırdı.Araplar’a karşı övgüler yağdırıyor,kendi vatandaşlarını ve İngiliz politikalarını eleştiriyordu.Aslında gizliden gizliye İngiltere’nin çıkarlarını savunuyordu.Blunt,Osmanlı’yı zayıflatmak için Araplar’ın Osmanlı yönetiminden kurtulmasını istiyordu.Aslında Blunt’un fikirleri,Türk garnizonlarıyla savaşını Arabistan’da sürdüren ve birinci Dünya savaşından sonra Batı yanlısı kışkırtılmış ve kullanılmış Araplar’ı başa geçiren Thomas Edward LAWRENCE tarafından gerçekleştirilecekti.Bizim bu kalleşlik ve hainlik dolu olayları anlatmamızın sebebi Avrupa Birliği’ni isteyen ve savunan bir kısım bazı Türk aydınları,medya ve siyasetçilere Avrupa’nın medeni olmadığı gerçeğini göstermektir.İşte ben bu yüzden düşmanımız AKP’nin,başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere kutsal İslam ülkelerimizde bölücü misyoner ajanlığı yapıp biz müslümanlara büyük zararlar veren hristiyan-yahudi kaynaklı örgüt ve devletlerle ortaklık yapmasına ve ilişki kurmasına  şiddetle sonuna kadar  karşıyım.BOP eş başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN AKP’si IMF,BM,NATO,UNICEF,UNESCO,ABD,Avrupa Birliği,İsrail,Rusya gibi bölücü misyoner ajanlığı yapan hristiyan-yahudi kaynaklı örgüt ve devletlerle ortaklık/ilişki yaptığı için biz müslüman Türk milleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin azılı düşmanıdır. 

 

SAYGILARIMLA

FESAT VE İHANET YUVASI PATRİKHANE KAPATILMALIDIR!

28 Ağustos 2008 , Perşembe | Etiketler : siyaset toplum internet haber hukuk tarih atatürk din islam akp mhp chp düzce

FESAT VE İHANET YUVASI PATRİKHANE KAPATILMALIDIR!

Ne mutlu Türküm Diyene!

M.Kemal ATATÜRK


Fener Rum Ortodoks Kilisesi Patriği, diğer adıyla küstahça "Kostantinapolis Tahtının Varisi" unvanıyla imza atacak kadar megola ideacı, tarih sahnesinden silinen Bizans’ın hayali imparatoru, koynumuzda beslediğimiz yılan Patrik Bartholomeos, birkaç gün önce bir açıklama yaparak Türkiye dışında olan diğer patriklerin de patrik seçimlerine katılabilmesi için seçimlerdeki "Türk Vatandaşı olma şartı"nın kaldırılmasını istemiş, bu isteğinin nedenini de "Türkiye’deki Ortodoks Rum cemaatinin 120 bin kişiden 3 bin kişiye düşmesi, bu sebeple de patrik seçimlerinin zora düştüğü" şeklinde belirtmiş…

Hayali Bizans’ın hayali imparatoru Bartholomeos "Dünyada 80 tane yüksek rütbeli ruhanimiz var. Yeni patrik bunların arasından seçilebilir. Ve seçilen kişiye daha sonradan Türk Vatandaşlığı verilebilir. Türkiye’de daha önce böyle bir uygulama yapılmıştı. Bu tekrarlanabilir" diyerek çok masumca (!) bir öneride bulunmuş…

Zaten Bartholomeos yıllardır iki tane isteğini fırsat buldukça yineliyor. Bu isteklerinden biri "Patriğin Türk Vatandaşı olma şartının kaldırılması" , diğeri ise "Heybeli Ruhban Okulunun özerk bir şekilde tekrardan açılması"… Görünüşte iki ayrı masumca (!) istekmiş gibi algılansa da aslında istenen tek bir şey var; Lozan Antlaşmasını ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı delerek, Patrikhaneyi özerk ve evrensel dini bir merkez olarak ikinci bir VATİKAN haline getirmek…

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün her fırsatta "PATRİKHANE BİR FESAD VE HIYANET OCAĞIDIR!" dediği Fener Rum Patrikhanesi, Atatürk’ün hayata erken veda etmesinden ötürü halen İstanbul’un göbeğinde ihanet serisine devam etmektedir. Şayet Atamızın ömrü yetse idi; bugün o fesat yuvasının külleri çoktan tarihteki yerini almış; Bartholomeos ve onun gibi diğer köpekler asla varolmamış olacaktı. Ama Türk’ün son Başbuğu Mustafa Kemal ATATÜRK’ten sonra ülke yönetimine gelenlerin Türklükleri sadece kimliğindeki T.C. harflerinden ibaret olduğu için bu fesad ve hıyanet yuvası kapatılmadığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti’ne daha rahat ihanet etmesi için çeşitli imtiyazlar bile sağlandı…

Yıl 1948… Amerika’nın ünlü "Marshall" yardımı ile birlikte gönderdiği bir de "ithal" patrik vardı. Patrik Athenagoras ABD vatandaşı bir Ortodoks ruhani lideri idi. Patrikhanenin ve ruhani lideri patriğin statüsü ve görevleri Lozan Antlaşması ve başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olmak üzere ilgili yasalarla belirlenmişti. Buna göre "Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olmayan bir kişi asla dini bir lider olarak seçilemezdi"… Patrik Athenagoras’ın İstanbul Fener Rum Patrikhanesinin ruhani lideri olarak seçilmesi ve Türkiye’ye kabul edilmesi hem laik devlet teorisine, hem de ruhani liderlerin Lozan Antlaşmasında sınırlanan görev yetkilerine aykırıydı. Yani Athenagoras Fener Rum Patrikhanesi’nin patriği olmakla Lozan Antlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ihlal edilmiş oldu… Tabii dönemin işbirlikçi, yardakçı ve hain iktidarı bu işin kılıfını hemen hazırladı. Athenagoras daha Türkiye’ye ayak basar basmaz uçağından inerken eline tutuşturulan nüfus cüzdanı ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldu. Tabii ki bu bir senaryo ve göz boyama idi… Athenagoras Türkiye’de bulunduğu sürece ruhani liderlikten çok ABD casusluğu yaptı. Çünkü kendisi CIA ajanıydı…

Aynı Athenagoras kendi döneminde Lozan hükümlerini ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı delerek lise seviyesinde eğitim veren Heybeli Ruhban Okulunu, hain iktidarın gözünün içine baka baka illegal bir şekilde teoloji fakültesine dönüştürdü… Athenagoras döneminde bu okula başta Yunanistan, Adalar, Habeş gibi Ortodoks ülkelerden olmak üzere çok sayıda yabancı uyruklu öğretmen ve öğrenci geldi… Dönemin hain iktidarı bu duruma sadece seyirci kaldı. Heybeli Ruhban Okulu kısa bir zamanda tamamen bağımsız, kendi başına buyruk, özerk bir hal aldı ve megola ideacıların hainlik merkezi haline geldi. Çevre halkının "Ruhban okulunda farklı işler dönüyor" tepkileriyle… Daha sonra kapatılan bu okul 1955′de yaşanan 6-7 Eylül olaylarından sonra araştırıldığında, Ruhban Okulu’nun altı, tüneller, gizli geçitler ve dehlizler ile dolu olduğu ortaya çıktı. Athenagoras görevi boyunca Said-i Nursi ile de sıkı temaslar içindeydi… İki Türk düşmanı defalarca "Müslüman - Hırıstiyan dostluğu" adı altında toplantılar düzenlediler… (Ne tesadüftür ki Athenagoras’ın Heybeli Ruhban Okulunda öğrencisi olan Bartholomeos ile Said-i Kürdî’nin öğrencisi olan Fethullah Gülen de hocaları gibi çok iyi anlaşırlardı… Din dostluğu adı altında birlikte toplantılara ve yemeklere katılırlardı.)

Yine Athenagoras dönemide Atatürk’ün sayılarını çok ve tehlikeli bularak 40′tan 7′ye indirdiği metropolit sayısı tekrardan 12′ye çıkarıldı… Bugün de sayıları halen 12′dir…

Athenagoras hem ABD adına çalışan bir CIA ajanı, hem de "Bizans" hayali kuran bir megola ideacıydı… Türkiye’de bulunduğu sürece de hem ABD’ye, hem de Yunanistan’a bilgi sızdırdı… İşte bugünkü Patrik Bartholomeos’un "Türkiye’de daha önce böyle bir uygulama yapılmıştı. Bu tekrarlanabilir" şeklindeki masum (!) önerisi budur…

Yıl 2003… Patrik Bartholomeos’un iki tane masum (!) isteği var:

- Patriğin Türk Vatandaşı olma şartının kaldırılması.

- Heybeli Ruhban Okulu’nun özerk bir şekilde tekrardan açılması.

Dünkü patriğin adı Athenagoras’tı… Bugünkü ise Bartholomeos… Aradan yıllar geçti ama istekler ve icraatlar aynı… İkisi de "Bizans" hayali kuran rum köpekleri… Athenagoras’ın bıraktığı hainlik ve ajanlık görevini bugün Bartholomeos yapmaktadır, hem de küstahça Ekümeniklik iddiasında bulunup "Bizans Tahtının Varisi" unvanıyla imza atarak…

Megola idea, yani "Bizans" hayali, tüm Rumların ortak hayalidir. Bu hayali yaratan ve ayakta tutan şey ise Türklere karşı besledikleri asırlık kindir. Bütün dünya bilmektedir ki; her Ortodoks Rum Kilisesi Megola İdeacıların gizli bir karargahı, her papaz bu hedef uğruna görev yapan bir komutandır. Rum Ortodoks kiliseleri Yunan milliyetçilerinin kaleleridir. Bu kalelerin en önemlisi, anakarargahı İstanbul’un göbeğindedir. Bu yüzden Fener Rum Patrikhanesi isimli fesat ve ihanet yuvasının biran evvel kapatılması, Patrik Bartholomeos ve 12 tane metropolitinin "vatana ihanet" suçundan yargılanması gerekmektedir…

ATATÜRK’ün Hakimiyet-i Milliye’ye Verdiği Röportaj:

"Patrikhane bir fesad ve hıyanet ocağıdır!

Bir fesad ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan İstanbul Rum Patrikhanesi’nin artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebebler gösterilebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesad ocağının hakiki yeri, Yunanistan değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni Türkiye, Babıali’nin taht-ı idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye şeref ve haysiyet, kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmaya hazır ve amadedir."

Mustafa Kemal
Hakimiyet-i Milliye Gazetesi / 20 Ocak 1923

Anayasa Mahkemesi’nin yetkileri kısıtlanmamalıdır!

28 Ağustos 2008 , Perşembe | Etiketler : siyaset toplum internet haber hukuk tarih atatürk din islam akp mhp chp düzce

Türk yargısına laiklik,Atatürk ve cumhuriyet düşmanı BOP eş başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN AKP’si’nin eli bulaşmamalıdır.Türk yargısı,hristiyan ve yahudilerin kuklası düşmanımız AKP kötülüğünden korunmalıdır.Çünki yargımız biz Türk milleti’nin haklarını korumak için vardır.Eğer biz Türk milleti’nin haklarını koruyan yargımız siyasallaşıp düşmanımız AKP’nin eline geçerse laikliğinde içinde bulunduğu Atatürk ilke ve devrimlerimiz hatta cumhuriyet rejimimiz tehlikeye düşer.Bu nedenle bağımsız yargımız kutsal İslam dinimiz gibi siyasetten uzak tutulmalı ve korunmalıdır.Bu önemli bir uyarıdır.Benden uyarması!

SAYGILARIMLA

Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.