GAZETECİ / SAHTE KABADAYI ERDOĞAN DİYOR Kİ; "KAHROL DÜŞMAN, AL SANA BOMBA" YA DA YARGITAY KARARI; GAZETECİ HAKLIYSA KÜÇÜK DÜŞÜREBİLİR?!
Gazeteci?!
AKP Türkiyesi’nde yaşanan "demokrasi" sorunsalı bağlamında, zaman tünelinden birkaç satır daha…
Ali Naci Karacan, 30 Ağustos 1930 günü, Inkılap Gazetesi’ni yayın yaşamına sokarken "Maksat ve Meslek" başlıklı "Başyazı"sında gazetecilik mesleği üstüne söyleşi bir tespitte bulunur:
"Gazi Mustafa Kemal, evvela, insanın en büyük kuvveti olan, ‘ümid’ini kaybetmiş bir milleti, çelik iradesinin içinde topladı. Harbi ve sulhu kazandı. Vatanı kurtardı. Saltanatçı ve şeriatçı idareyi parçaladı. Sonra bu memleketi cihanın en mamur memleketleri ve bu milleti cihanın en medeni milletleri seviyesine yükseltmek için Cumhuriyet’i ve buna mesnet olarak Halk Fırkası’nı tesis etti. Biz o fırkadanız. Fırkanın parasız pulsuz, fakat candan adamıyız. Daima büyük önderin işaret ettiği istikamete doğru yürümek ve onun fikirleri için, o fikirlere karşı olanlarla mücadele etmek. Mesleğimiz budur. Halk Fırkası’nın lideri İsmet Paşa hazretlerinden nasıl çalışmamız lazım geldiği hakkında, bizi irşat etmelerini rica ettik. Müşarünileyh bize şu mektubu yazmak lütfunda bulundular: İnkılap Gazetesi’ne, bence iyi bir gazetenin hasletleri şunlardır: İyi ve açık görmek, bir hakim gibi hükümlerinde adil olmaya çalışmak, memleketi kendisi idare ediyormuş gibi mesuliyet hissi taşımaktır, İsmet.’…"
GAZETECİ OLMAK
Nitekim…
Demokrasinin 2000′li yıllarında, İsmet Paşa’nın yaptığı bu tespit hala geçerliğini korumakta!
O yüzdendir ki; "Gazeteci" gün gelir yazdığı "Başyazı" ile "Cumhurbaşkanı" olur, "Devlet"i ve de "Millet"i adına konuşur, hislere tercüman olur!
"Gazeteci" gün gelir "Başbakan" olur, ülkesi için yapılan icraatları, kendisi yapmış gibi sevinir, sayfalarında, ekranlarında anlata anlata bitiremez!
"Gazeteci" gün gelir, "Muhalefet Partisi Lideri" olur, yapılan yanlışlardan dolayı, iktidar partisinden korkusuzca, fütursuzca, pervasızca hesap sorar.
"Gazeteci" gün gelir "Genelkurmay Başkanı" olur, "Simyacı" Hilmi Özkök’ün ortaya koyduğu hassasiyetin bir benzeri üslup içinde, ülkesinin "güvenlik politikası" üzerine "fincancı katırlarını ürkütmeden" sorumlu yayın yapar!
"Gazeteci" gün gelir "İstihbaratçı" olur, ülkesi aleyhine yapılan operasyonlar hakkında kıyıda köşede saklı ne kadar bilgi, belge var ise hepsini bulur, toplar ortaya çıkartır! Sonra da kuytu bir köşede saklı o karanlık planların hepsini tek tek deşifre eder ve oyunu bozar!
"Gazeteci" gün gelir "Diplomat olur", AB, Gümrük Birliği, Kıbrıs vb konuları kuyumcu terazisi hassaslığında ölçer, biçer, tartar, ondan sonra da usta bir müzakereci gibi yayın yoluyla "diplomasi" yapar!
Hülasa "Gazeteci" olmak demek, aynı zamanda "Devlet" olmak, "Millet" olmak, "kamu menfaati" adına korkusuzca hareket etmek demektir.
"Gazeteci"nin burada güç aldığı tek hareket merkezi vardır, o da "kamu"nun "menfaati"dir!
Vatanını seven her "Gazeteci" ise meslek ilkelerinin yanında, milletinin ve de devletinin bölünmez bütünlüğünü de "vazgeçilmezler listesi"ne ekler ve bu hakikatlere göre yayın yapar.
Ancak…
Erdoğan Türkiyesi’nde, eğer AKP’li değilsen, "birey" olmak, "yurttaş" olmak "vatandaş" olmak, hülasa "Türk" olmak çok zor!
Ezcümle, "Gazeteci" olmak daha da zor!
Neden mi; böyle düşünüyorum?!
Birkaç satırla anlatmaya çalışayım…
Irak’ta 800 bine yakın insanın katledilmesine yol açan "BOP operasyonu"nun "Eş Başkanı" Erdoğan’a göre, kendisi gibi düşünmeyen herkes hain, düşman, gerici, komplocu!
Bir tek o ve avanesi ilerici, Batıcı, inanmış!
Maalesefki; AKP Türkiyesi’nde "Demokrasi" denilince, sadece Erdoğan’ın şiir okuma hürriyeti ile Orhan Pamuk, Elif Şafak vb gibi yazarların yazma özgürlüğü anlaşılıyor, bir de Irak’ta yüzbinlerce insanın ölmesine yol açan "BOP operasyonu"na destek olmak!
Ne acınası bir durum!
Filvaki, Hitler dahi Erdoğan kadar demokrasi özürlü değildi!
Onun kesinlikle karşı olduğu Yahudiler gibi birkaç husus vardı!
Erdoğan ise en başından bu yana "Ya bendensin ya da karşımda" noktasında!
Yani Erdoğan, Hitler’den de faşist bir kafa yapısına sahip!
Oysa ki…
Hasan Cemal gibi İsrail adına lobi faaliyeti yürüten BİP’çi kalemler de bilirler ki, demokrasi bir kurallar manzumesidir!
Yeri gelmişken altını çizmekte fayda var!
Erdoğan daha mevcut Anayasa’ya göre "Başbakan’ın görev ve yetkileri"nin neler olduğunu bilmiyor!
Bu nedenle de, Erdoğan gün geliyor gazetelere dağıtılacak ilanlara müdahale edebiliyor, gün geliyor kendisi gibi düşünmeyen yüksek yargıyı hem fırçalıyor hem de talimat verme hakkını kendinde bulabiliyor, gün geliyor devlet adına BOP’çulara bağlayıcılığı olan kişisel sözler vermekte herhangi bir sakınca görmüyor!
Neticede de önce rezil oluyor, ardından da kaybediyor!
BAŞBAKAN OLMAK
Yine aynı Erdoğan bilmiyor ki; "Başbakan", Türkiye’de "Devlet Başkanı" değildir ve hatta "Cumhurbaşkanı"nın dahi böyle özel sözler verme yetkisi ve de gücü yoktur.
Ki, Osmanlı bu toprakları idare ederken dahi hiçbir "Padişah", Erdoğan gibi keyfe keder kararlar almıyordu; alamıyordu!
Almaya kalkanı da, bir saray darbesi ile "Milli İrade" alaşağı ediyordu.
Filhakika, Erdoğan’ın yaptığı birçok yanlışın altında da, zannımca bu "cehalet" yatıyor!
Çevresindeki hiç kimse Erdoğan’a, "gözünün üstünde kaşın var" demediği için de, "Ben neymişim" deyip, uğradığı "güç zehirlenmesi"nin etkisi ile böbürlenmeye devam edebiliyor.
Menderes de güç zehirlenmesine uğradığı dönemlerde böyleydi ama sonrasında yani Yassıada günlerinde, nöbet tutan askerin gölgesini görse, ayağa kalkıp saygı duruşuna geçecek kadar, kibar olduğu günlere bir anda geri dönüverdi.
Atalarımız bu anlamda, "Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az"dır, derler!
Bir diğer atasözü de şudur:
"Su testisi su yolunda kırılır!"
Öncesinde de, "Su testisi kırılmadan önce, sağlam bir uyarı şarttır" denilir.
Benimki, bizimki, bu anlamda naçizane bir çabadan ibaret!
Tabii ki, herkes bedeline katlanmak şartı ile kendi kararını vermekte, yanlışına devam etmekte hür!
Kanaatimce Erdoğan’ın "Başbakanlık serüveni" için yapılacak en uygun benzetme, Kemal Sunal’ın başrolünü oynadığı "Sahte Kabadayı" filmi olsa gerek!
Erdoğan mevcut hali, vücut dili ile o sahte kabadayıya çok benziyor!
Rahmetli Kemal Sunal filmde, Erdoğan gibi dokunduğu her yeri deviren, yıkan bir "kabadayı"yı canlandırmıştı!
Ama filmi izleyenler de biliyorlardı ki, yakan, yıkan Kemal Sunal değil, bir başkasıydı, başkalarıydı!
BOP, BİP, GOP sürecinde de, birileri (ABD, İngiltere, İsrail ve Fransa) sahte kabadayı Erdoğan’ı, Türkiye’de "piyon" olarak kullanıp, ortalığı "Dingo’nun ahırı"na çevirmeye çalıştı!
Erdoğan da attığı her adımda yaşanan sarsıntının kendisinden kaynaklandığını zannedip sevindi, "Ne kadar güçlüymüşüm" diye uluorta böbürlendi.
Fakat, netice ortada!
Erdoğan’a yatırım yapan BOP’çular, BİP’çiler ağır başarısız oldular!
Bu zaman aralığında hem kendileri, hem Batı, hem de insanlık kaybetti!
Ezcümle; Erdoğan’ı iktidara taşıyan "Siyonist"lerin hali ortada!
Şu anda bölgede "İsrail"in bu hali ile yola devam edip edemeyeceği tartışılıyor!
İngiltere’nin ise süngüsü düşeli uzun zaman oldu!
Fransa, Türkiye’de ve bölgede "Persona non grata" ilan edildi!
ABD de Irak’ta ağır başarısız oldu, süper güç olma iddiasını yitirmek üzere!
Osmanlı’nın son demlerinde olduğu gibi "ilan edilmemiş" bir çöküş sürecini yaşıyor!
Yapılan "post modern balans ayarı" neticesinde, Beyaz Saray’ı seçimlere kadar "Dublör Bush" yönetecek! Art arda düşen kelleler de, yeni dönem hakkında önemli ipuçları vermekte!
Tablo çok net!
Tüm BOP’çu, BİP’çi "kabadayılar"ın anladığını, ne var ki bir tek "sahte kabadayı" Erdoğan anlamıyor!
Kendisine "Sayın Erdoğan kaybettiniz" diyen herkese, "Batı beni seviyor, benden vazgeçemezler" diye cevap veriyor.
Bilmiyor ki, sevmek ne demek, çok yakında damını çatısını dağıtacaklar, farkında değil!
Hatta dağıtmaya başladılar bile!
KAHROL DÜŞMAN(!)
Zira…
BOP Eş Başkanı Erdoğan’a göre "Demokrasi" demek Erdoğan demek!
Eğer BOP Eş Başkanı Erdoğan gibi düşünmüyorsanız, yandı gülüm keten helva!
O vakit Erdoğan, Zeki Müren’in ünlü repliğinde olduğu gibi hemen saldırıya geçip, "Kahrol düşman, al sana bomba" diye nara atıveriyor!
Atalarımız boşuna "İş bilenle taş taşı, iş bilmeyenle bal yeme" dememişler!
Bu deyim, AKP Türkiyesi’ne amiyane tabirle "cuk" oturuyor.
Çünkü karşımızda hem kendi devletini tanımayan, hem uluslararası dengeleri bilmeyen, hem de yüksek siyasetten anlamayan hırslı bir "belediye başkanı" var.
Hatta bilmediğini bilmeyecek kadar hırslı, kibirli, ne oldum delisi bir fani var!
Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Erdoğan’ın Jet Fadıl’ın yerine Siirt’ten seçtirilip TBMM’ye sokulmaya çalışıldığı o günlerde, Nişantaşı’nda, bir kafede sohbet ederken, bana şöyle demişti:
"Hayrullah kardeşim, ben Erdoğan adına hiç umutlu değilim. Çünkü o belediye başkanlığı ile başbakanlık arasındaki farkı bilmiyor. Belediye başkanı kafası ile devlet idare edilmez. Bu kafayla yola devam edecek olursa çok hırpalanacak, çok yanlış yapacak. Önüne gelene de bu yüzden çok kızacak ama nafile! Netice değişmeyecek. Tek parti iktidarına rağmen, ağır başarısız olacaklar!"
Nitekim, aradan geçen zaman usta politikacı Cindoruk’un öngörülerini doğruladı!
BOP Eş Başkanı Erdoğan ve Erdoğan’ın arkasında duranların hepsi kaybetti!
Ne var ki, arkasında duran güçler kaybettiklerini kabul ettiler ama bunu bir tek Erdoğan anlamadı!
O yüzden de, yakın çevresi aracılığı ile hala aklınca tehdit yollu haberler yollamaya devam etmekte bir sakınca görmüyor: "Erdoğan’dan korkun, size zarar verebilir!"
Ne tiraj-i komik bir durum!
Kemal Sunal’ın "Sahte Kabadayı" filminin senaryosuna rahmet okutacak kadar büyük bir ironi!
İçinde bulunduğu durumdan dolayı kendisi korkması gereken zat, "Benden korkun" diyor.
Katıla katıla gülmemek elde değil!
İyi, peki öyle olsun, Erdoğan’dan çok korktuk.
Ve hatta tırstık!
Peki şimdi ne olacak, ne değişecek?!
2006′nın sonunda, Erdoğan’ın sırtını dayayıp önüne gelene dayılandığı tüm güç odakları Türk Devleti’nin karşısında tir tir titrerken, biz Erdoğan’dan ne diye korkacakmışız anlamak mümkün değil!
Cehaletin ve zavallılığın böylesi karşısında, insan gülmeli mi yoksa kızmalı mı, gerçekten bir karar veremiyor!
Ezcümle, Allah’tan başka hiçbir güçten korkmam bu bir!
Vatanım milletim adına doğru olan ne ise o doğruların yanında her daim yer alırım, bu da iki!
Kendisi, benim evimin önünde yan gelip yatarken, bazı şeyleri anlamadı ise bilmesini isterim ki, dünyanın her yerinde vatanına ihanet eden ya da güç odaklarına söz verip tutmayan bir Başbakan’ı öldürmek, bir gazeteciyi öldürmekten daha kolaydır, bu da üç!
Nitekim Kennedy’i de, aynı "güç odakları" ABD’de milyonların gözü önünde öldürmemişler miydi?!
İşte Erdoğan’ın anlamadığı ya da anlamak istemediği husus bu!
Hülasa; "Game over!"
Yani "Oyun bitti"!
Şimdi tüm satranç tahtası üzerine dizili piyonlar, vezirler, şahlar ile birlikte Zapsu’un deyişi ile söylüyorum; aynı deliğe doğru süpürülüyor.
Yani Erdoğan’ın yüzünü artık hiç kimse, yeni süreçte görmek istemiyor!
AKP / BOP MEDYASI
Ki…
Neo Con’lara "Beni başbakan yapın, her istediğinizi yapmaya hazırım" diyen zat, sözünü tutmadığı an, bunun bir bedeli olacağını da biliyor olmalıydı, değil mi?!
Keşke, dünyanın her yerinde adına "para" denilen o kağıt parçası, bazı ihanetlerin, satışların, beceriksizliklerin üstünü örtebilecek, tüm sorunları çözebilecek kadar değerli bir "maymuncuk" olabilseydi?!
Ne var ki, yaşamda bazen paranın geçmediği alanlar da vardır!
Erdoğan da bilmeli ve de yürekten hissetmeli ki, şu an o "Alacakaranlık kuşağı"nın içinden geçiyor!
Ben de, biz de, kolay olmamasına rağmen, o takdir etmese de kendisinin hayatta kalıp, Yüce Divan’da hesap verebilmesi için, elimizden gelen tüm çabayı sarf ediyoruz!
Hülasa, BOP’un da, BİP’in de, GOP’un da, bu operasyona destek veren sözde Batı’nın da hali ortada!
Ezcümle, Erdoğan’ı kim, neden korusun ya da şu saatten sonra Erdoğan’dan kim neden korksun, anlam vermek mümkün değil!
Sözün özü, Hayrullah Mahmud, Erdoğan ve avanesinden hiçbir zaman korkmadı!
Şimdi sadece artık BOP operasyonu çöktüğü için Erdoğan’ı eskisi kadar ciddiye almıyor; o yüzden de eskisi gibi sert yazmıyor, sık yazmıyor!
Çünkü attığı yumruğun yüzde 90′ının boşa gittiğini biliyor!
Ortada ne Erdoğan kaldı, ne Erdoğan’ın perde arkası ne de AKP!
Bu arada, geçmişte Erdoğan’la ilgili çok sert yazıyorsun diyenlere, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tokat gibi cevap verdi:
Özetle; "Gazeteci haklı ise küçük düşürebilir" dedi.
Haklı olmasaydım, bu kadar yürekten yazamazdım değil mi?!
Ezcümle, Erdoğan gibi "sahte kabadayı"ların maskesini düşürmenin, gerçek bir "Gazeteci"nin, bir "Başyazar"ın ayaklarının dibine diz çöktürmenin yolu da artık, art arda patlayacak birkaç flaştan geçiyor.
O farkında olmasa da, Erdoğan’ın şimdilerde bir "şipşak"lık ömrü kaldı!
Gerisi laf-u güzaf!
POLLYANNA’NIN DERDİ
Ve…
Son olarak…
Bu anlamda birkaç satır daha…
Ne yazıktır ki, "AKP Medyası" ve geleceklerini Erdoğan’a bağlamış bir avuç kalem, hiç utanmadan, arlanmadan "Türkiye’de asker darbe yapabilir mi? " diye "zihin jimnastiği" yapmaya devam ediyor, edebiliyor.
Sanki, şimdiye kadar asker darbe yaparken bu kalemlerden izin almış da, bugünden sonra kapılarını çalıp görüş alacak?!
Ne dokunaklı bir durum!
Demokrasiye sahip çıkması gereken kalemler, sadece "AKP’nin suç işleme hürriyeti"ne sahip çıkıyorlar!
Kaldı ki, Cumhurbaşkanı’nın Anayasa’dan doğan yetki ve görevleri orta yerde dururken, asker neden darbe yapsın, buna da akıl sır erdirmek mümkün değil!
Her nedense, hepsi de "ultra liberal" olan bu kalemlerin hiçbirinin aklına, TSK’ya verdiklerin aklın binde birini Erdoğan ile paylaşmak gelmiyor.
Eğer yazdıkları yazılarda samimi olsalardı, çoktan şu basit soruyu Erdoğan’a sormuşlardı:
"Sayın Erdoğan, 2000′li yıllarda darbe olmaz, olamaz, olmamalı kabul ama siz ve arkadaşlarınız neden ABD’de, İngiltere’de, Fransa’da, İsrail’de BOP sürecinde yanlış işe bulaşanların görevden alındığı, istifa ettiği bir ortamda, onlar gibi yapıp, bir gerginlik yaratmadan yargıya gidip aklanmayı tercih etmiyorsunuz?! Sizin yargıda aklanmanızı TSK mı engelliyor ya da askerler size ‘Kesinlikle yargıya gidip aklanmayacaksınız!’ diye muhtıra verdiler de, siz bizden mi saklıyorsunuz?! Çünkü hakkında belgeli yolsuzluk iddiası olan hiçbir arkadaşınızın istifasını istemediniz, buna karşılık TSK, hangi düzeyde olursa olsun, her iddia hakkında hemen gerekli soruşturmayı başlattı! Neden, niçin, niye aklanmaktan kaçıyor, dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmayı tercih ediyorsunuz?! Yoksa, sizde gerçekten suçlu olduğunuzu biliyor, ceza almaktan korktuğunuz için mi çamura yatmayı tercih ediyorsunuz?! Açıklar mısınız?!"
Ya sizce, TSK’ya demokrasi dersi vermeye çalışan "ultra liberal kalemler", AKP Medyası’nın kalemşörleri, bu basit soruyu BOP Eş Başkanı Erdoğan’a sorabilirler mi?!
Eğer "Onlar sormaz, soramaz, aşırı kibardırlar" diyorsanız, o vakit ben bir "Gazeteci" olarak buradan sormuş olayım.
Bakalım "Başbakan" olduğunu iddia eden Erdoğan, bu basit soruya cevap verebilecek kadar yürekli mi?!
Ne dersiniz?!
Çünkü; yoksulluğa ve yolsuzluğa son verme iddiası ile bu partinin iktidara geldiği bir dönemde, Türkiye’nin dörtbir yanı ‘AK vurgun’lardan geçilmez oldu!
Özetle, "AKP Genel Başkan Yardımcıları" hiç kimseye çamur atmaya çalışmasınlar, büyük şehirlerde uzunca bir zamandır "O söğüşçü kafa" iktidar!
Ezcümle, AKP Medyası’nın asker düşmanı, "Erdoğan yaltakçısı", tecavüze uğrayınca, Pollyanna gibi popoyu kurtardık sevinen tüm "pembe haber" meraklısı kalemlerine rağmen; hem BOP, hem BİP, hem AB, hem de Erdoğan çöktü!
Başta Hasan Ağabeyleri olmak üzere, tüm sevenlerinin başı sağolsun!
Allah tüm satılmışların, işbirlikçilerin taksiratını affetsin.
Amin!
Sevgiler