Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
3 Şubat 2008 Pazar

ey katil abd avrupa israil ve rusya
sende gizli herşey
BOP için ıraklılara filistinlilere lübnanlıklara yaptığın katliamlarının tümü
ey katil abd avrupa israil ve rusya
ortadoğuyu kana boyadın
kalbin okadar katı ki
gözlerinin petrolü gördüğü kadar
sevilmediğin kadar iyisin; sevildiğin kadar kötü
çünki kan rengi olmuş kşın gözün
karşındakinin gördüğü kan rengidir rengin
ey katil abd avrupa israil ve rusya
yaşadıklarını kâr say
yaşadığın kadar yakınsın cehenneme ve sona
ne kadar yaşarsan yaşa
sevilmediğin kadardır ömrün
şimdi güldüğün kadar mutlusun ama
bilki birgün güldüğün kadar ağlayacaksın
ve o zaman bitti san herşeyi
sevilmediğin kadar ağlayacaksın
ey katil abd avrupa israil ve rusya
güneşin batışıdır katliamın sana verdiği değer
ve karşındakine değer vermediğin için hayvansın
birgün doğruları söyleyen çıkacak mutlaka
bırak güvenmediğimi açıklayayım sana
senin batışındadır adalete duyulan hasret
ve petrole hasret kaldığın kadar ona yakınsın
ey katil abd avrupa israil ve rusya
unutma kanın aktığı kadar katilsin
güneşin battığı gibi bir gün sende batacaksın
ve kendini yanlız hissedeceksin birgün
güçsüz zayıf ve kötü
işte budur emperyalizmin batışı
işte budur kapitalizmin batışı
işte budur siyonizmin batışı
işte işte budur bolşeviklerin batışı
bunu hatırlamadığın kadar şimdilik yaşa
bunu hatırladığında güneşin batışı gibi batmaya mahkumsun
ey katil abd avrupa israil ve rusya
ve birgün karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
zulüm uygulandığı kadar günahtır
adalet uygulandığı kadar sevap
ihtiras ne kadarsa o kadar acı
ve birgün yaptığının yanlış olduğunu anlarsan elbet
o zaman belki sevilirsin

NOT:VE İŞ ORTAKLARI KATİL AKP!!!



3 Şubat 2008 Pazar

HRİSTİYAN VE YAHUDİ KAFİRLERİYLE MÜTTEFİK OLAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A KUR’AN-I KERİM’İN CEVABI:

"Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp kâfirleri kendinize dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a açık bir hüccet mi vermek istiyorsunuz?" (Nisa, 4/144)

"Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez." (Maide, 5/51)

"Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri kendilerine dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa Allah’la bir ilişiği kalmamış olur. Ancak onlardan kendinizi korumak gayesiyle sakınmanız müstesnadır. Allah size kendi zatından korkmanızı emrediyor. Dönüş Allah’adır." (Ali İmran, 3/28)

NOT:TEVBE 30-31,BAKARA 120,AL-İ İMRAN 100-101-102 VE MAİDE 3 AYETLERİNEDE BAKINIZ LÜTFEN!



30 Ocak 2008 Çarşamba

 İSLAM STANDARTLARI

 Gelen Avrupa Birliği süreciyle birlikte Türkiye’de bir ‘Avrupa Standartları’ sözü dolaşmaya başladı.Aslında Avrupa standartları,Avrupalılar tarafından Hristiyani olarak versiyonlanmış İslam standartlarıymışta Türk milleti’nin bundan haberi yokmuş.Yani Avrupa,standartlarını Veda Hutbesi,İslam,Endülüs ve Osmanlı’dan almıştır. Avrupalılar,İslam’dan aldığı bu çağdaş standartların işlerine geldiği yerlerini benimsemiş işlerine gelmediği yerlerini de reddetmiştir.Bunun sonucu batıda teknolojik ve ekonomik gelişmeler yaşanmış fakat batı kültürel ve ahlaki yönden geri kalmıştır.İşte ‘Avrupa standartları’ gerçeği budur. Şimdi de Avrupa,İslam’dan aldığı Hristiyani versiyonlu standatlarını İslam’a hizmet etmiş olan Türkiye’ye pazarlıyor.Türkiye’de bunu yutuyor ve yiyor.Türkiye sanıyor ki çağdaş ve medeni standartlar sadece batıda var.Türkiye hiç düşünmüyor ki İslam batı’ya ulaşmadan önce batı’da temizlik,eşitlik,İnsan Hakları,din ve vicdan hürriyeti hatta adalet yoktu.Türkiye düşünmüyor ki batı’nın simgesi olan Bzans,eşitlikten uzak kast sistemi(sınıf sistemi) ile yönetiliyordu.Peki ne oldu da birden bire batı ‘Eşitlik ve İnsan Hakları’ dedi? İşte batı’nın medenileşmesi,çadaşlaşması ve uyanışı İslam sayesinde oldu.Osmanlı döneminde,batı Osmanlı’nın önünde diz çöküp,Osmanlı’yı örnek alırken şimdilerde Osmanlı’nın devamı olan Türkiye batı’nın önünde diz çöküp,batı’yı örnek alır oldu.Bakınız batı’ya,batı’da Hristiyanlık değerleriyle birlikte azda olsa İslam değerleri hakimdir. Kardeşlerim.Avrupa Birliği standatlarını savunan Türkiye’nin bu gerçekleri iyi analiz etmesini cenab-ı Allah’tan dilerim. Türkiye geçmişi,değerleri,tarihi ve genetik yapısı nedeniyle çok güçlü ve örnek bir devlettir.Türkiye Haçlı batı zihniyeti olan Küresel Kapitalist ve Yahudi zihniyeti olan Siyonizm kültüründen değil İslam kültüründen gelmektedir.Aslında Türkiye’de bir potansiyel güç mevcuttur fakat Türkiye baygındır ve bunun farkında değildir.Türkiye bu gücü’nün farkına varırsa yeniden Osmanlı gibi cihan imparatorluğu olabilir ve belkide Türkiye’nin, ‘Arlparslan’ın Malazgirt zaferi sonucu Türkler Anadoluda işgalcidir.’ diyen Avrupa’ya bile ihtiyacı olmaz.

SAYGILARIMLA.



30 Ocak 2008 Çarşamba
GAZETECİ / SAHTE KABADAYI ERDOĞAN DİYOR Kİ; "KAHROL DÜŞMAN, AL SANA BOMBA"  YA DA YARGITAY KARARI; GAZETECİ HAKLIYSA KÜÇÜK DÜŞÜREBİLİR?!
 
Gazeteci?!
 
AKP Türkiyesi’nde yaşanan "demokrasi" sorunsalı bağlamında, zaman tünelinden birkaç satır daha…
Ali Naci Karacan, 30 Ağustos 1930 günü, Inkılap Gazetesi’ni yayın yaşamına sokarken "Maksat ve Meslek" başlıklı "Başyazı"sında gazetecilik mesleği üstüne söyleşi bir tespitte bulunur:
"Gazi Mustafa Kemal, evvela, insanın en büyük kuvveti olan, ‘ümid’ini kaybetmiş bir milleti, çelik iradesinin içinde topladı. Harbi ve sulhu kazandı. Vatanı kurtardı. Saltanatçı ve şeriatçı idareyi parçaladı. Sonra bu memleketi cihanın en mamur memleketleri ve bu milleti cihanın en medeni milletleri seviyesine yükseltmek için Cumhuriyet’i ve buna mesnet olarak Halk Fırkası’nı tesis etti. Biz o fırkadanız. Fırkanın parasız pulsuz, fakat candan adamıyız. Daima büyük önderin işaret ettiği istikamete doğru yürü­mek ve onun fikirleri için, o fikirlere karşı olanlarla mücade­le etmek. Mesleğimiz budur. Halk Fırkası’nın lideri İsmet Paşa hazretlerinden nasıl çalışmamız lazım geldiği hakkında, bizi irşat etmelerini rica et­tik. Müşarünileyh bize şu mektubu yazmak lütfunda bulun­dular: İnkılap Gazetesi’ne, bence iyi bir gazetenin hasletleri şunlardır: İyi ve açık gör­mek, bir hakim gibi hükümlerinde adil olmaya çalışmak, memleketi kendisi idare ediyormuş gibi mesuliyet hissi taşı­maktır, İsmet.’…"

 
GAZETECİ OLMAK
 
Nitekim…
Demokrasinin 2000′li yıllarında, İsmet Paşa’nın yaptığı bu tespit hala geçerliğini korumakta!
O yüzdendir ki; "Gazeteci" gün gelir yazdığı "Başyazı" ile "Cumhurbaşkanı" olur, "Devlet"i ve de "Millet"i adına konuşur, hislere tercüman olur!
"Gazeteci" gün gelir "Başbakan" olur, ülkesi için yapılan icraatları, kendisi yapmış gibi sevinir, sayfalarında, ekranlarında anlata anlata bitiremez!
"Gazeteci" gün gelir, "Muhalefet Partisi Lideri" olur, yapılan yanlışlardan dolayı, iktidar partisinden korkusuzca, fütursuzca, pervasızca hesap sorar.
"Gazeteci" gün gelir "Genelkurmay Başkanı" olur, "Simyacı" Hilmi Özkök’ün ortaya koyduğu hassasiyetin bir benzeri üslup içinde, ülkesinin "güvenlik politikası" üzerine "fincancı katırlarını ürkütmeden" sorumlu yayın yapar!
"Gazeteci" gün gelir "İstihbaratçı" olur, ülkesi aleyhine yapılan operasyonlar hakkında kıyıda köşede saklı ne kadar bilgi, belge var ise hepsini bulur, toplar ortaya çıkartır! Sonra da kuytu bir köşede saklı o karanlık planların hepsini tek tek deşifre eder ve oyunu bozar!

"Gazeteci" gün gelir "Diplomat olur", AB, Gümrük Birliği, Kıbrıs vb konuları kuyumcu terazisi hassaslığında ölçer, biçer, tartar, ondan sonra da usta bir müzakereci gibi yayın yoluyla "diplomasi" yapar!
Hülasa "Gazeteci" olmak demek, aynı zamanda "Devlet" olmak, "Millet" olmak, "kamu menfaati" adına korkusuzca hareket etmek demektir.
"Gazeteci"nin burada güç aldığı tek hareket merkezi vardır, o da "kamu"nun "menfaati"dir!
Vatanını seven her "Gazeteci" ise meslek ilkelerinin yanında, milletinin ve de devletinin bölünmez bütünlüğünü de "vazgeçilmezler listesi"ne ekler ve bu hakikatlere göre yayın yapar.
Ancak…
Erdoğan Türkiyesi’nde, eğer AKP’li değilsen, "birey" olmak, "yurttaş" olmak "vatandaş" olmak, hülasa "Türk" olmak çok zor!
Ezcümle, "Gazeteci" olmak daha da zor!
Neden mi; böyle düşünüyorum?!
Birkaç satırla anlatmaya çalışayım…

Irak’ta 800 bine yakın insanın katledilmesine yol açan "BOP operasyonu"nun "Eş Başkanı" Erdoğan’a göre, kendisi gibi düşünmeyen herkes hain, düşman, gerici, komplocu!

Bir tek o ve avanesi ilerici, Batıcı, inanmış!
Maalesefki; AKP Türkiyesi’nde "Demokrasi" denilince, sadece Erdoğan’ın şiir okuma hürriyeti ile Orhan Pamuk, Elif Şafak vb gibi yazarların yazma özgürlüğü anlaşılıyor, bir de Irak’ta yüzbinlerce insanın ölmesine yol açan "BOP operasyonu"na destek olmak!
Ne acınası bir durum!
Filvaki, Hitler dahi Erdoğan kadar demokrasi özürlü değildi!
Onun kesinlikle karşı olduğu Yahudiler gibi birkaç husus vardı!
Erdoğan ise en başından bu yana "Ya bendensin ya da karşımda" noktasında!
Yani Erdoğan, Hitler’den de faşist bir kafa yapısına sahip!
Oysa ki…
Hasan Cemal gibi İsrail adına lobi faaliyeti yürüten BİP’çi kalemler de bilirler ki, demokrasi bir kurallar manzumesidir!
Yeri gelmişken altını çizmekte fayda var!

Erdoğan daha mevcut Anayasa’ya göre "Başbakan’ın görev ve yetkileri"nin neler olduğunu bilmiyor!
Bu nedenle de, Erdoğan gün geliyor gazetelere dağıtılacak ilanlara müdahale edebiliyor, gün geliyor kendisi gibi düşünmeyen yüksek yargıyı hem fırçalıyor hem de talimat verme hakkını   kendinde bulabiliyor, gün geliyor devlet adına BOP’çulara bağlayıcılığı olan kişisel sözler vermekte herhangi bir sakınca görmüyor!
Neticede de önce rezil oluyor, ardından da kaybediyor!
 
BAŞBAKAN OLMAK
 
Yine aynı Erdoğan bilmiyor ki; "Başbakan", Türkiye’de "Devlet Başkanı" değildir ve hatta "Cumhurbaşkanı"nın dahi böyle özel sözler verme yetkisi ve de gücü yoktur.
Ki, Osmanlı bu toprakları idare ederken dahi hiçbir "Padişah", Erdoğan gibi keyfe keder kararlar almıyordu; alamıyordu!
Almaya kalkanı da, bir saray darbesi ile "Milli İrade" alaşağı ediyordu.
Filhakika, Erdoğan’ın yaptığı birçok yanlışın altında da, zannımca bu "cehalet" yatıyor!

Çevresindeki hiç kimse Erdoğan’a, "gözünün üstünde kaşın var" demediği için de, "Ben neymişim" deyip, uğradığı "güç zehirlenmesi"nin etkisi ile böbürlenmeye devam edebiliyor.
Menderes de güç zehirlenmesine uğradığı dönemlerde böyleydi ama sonrasında yani Yassıada günlerinde, nöbet tutan askerin gölgesini görse, ayağa kalkıp saygı duruşuna geçecek kadar, kibar olduğu günlere bir anda geri dönüverdi.
Atalarımız bu anlamda, "Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az"dır, derler!
Bir diğer atasözü de şudur:
"Su testisi su yolunda kırılır!"
Öncesinde de, "Su testisi kırılmadan önce, sağlam bir uyarı şarttır" denilir.
Benimki, bizimki, bu anlamda naçizane bir çabadan ibaret!
Tabii ki, herkes bedeline katlanmak şartı ile kendi kararını vermekte, yanlışına devam etmekte hür!
Kanaatimce Erdoğan’ın "Başbakanlık serüveni" için yapılacak en uygun benzetme, Kemal Sunal’ın başrolünü oynadığı "Sahte Kabadayı" filmi olsa gerek!

Erdoğan mevcut hali, vücut dili ile o sahte kabadayıya çok benziyor!

Rahmetli Kemal Sunal filmde, Erdoğan gibi dokunduğu her yeri deviren, yıkan bir "kabadayı"yı canlandırmıştı!
Ama filmi izleyenler de biliyorlardı ki, yakan, yıkan Kemal Sunal değil, bir başkasıydı, başkalarıydı!
BOP, BİP, GOP sürecinde de, birileri (ABD, İngiltere, İsrail ve Fransa) sahte kabadayı Erdoğan’ı, Türkiye’de "piyon" olarak kullanıp, ortalığı "Dingo’nun ahırı"na çevirmeye çalıştı!
Erdoğan da attığı her adımda yaşanan sarsıntının kendisinden kaynaklandığını zannedip sevindi, "Ne kadar güçlüymüşüm" diye uluorta böbürlendi.
Fakat, netice ortada!
Erdoğan’a yatırım yapan BOP’çular, BİP’çiler ağır başarısız oldular!
Bu zaman aralığında hem kendileri, hem Batı, hem de insanlık kaybetti!
Ezcümle; Erdoğan’ı iktidara taşıyan "Siyonist"lerin hali ortada!
Şu anda bölgede "İsrail"in bu hali ile yola devam edip edemeyeceği tartışılıyor!
İngiltere’nin ise süngüsü düşeli uzun zaman oldu!

Fransa, Türkiye’de ve bölgede "Persona non grata" ilan edildi!
ABD de Irak’ta ağır başarısız oldu, süper güç olma iddiasını yitirmek üzere! 
Osmanlı’nın son demlerinde olduğu gibi "ilan edilmemiş" bir çöküş sürecini yaşıyor!
Yapılan "post modern balans ayarı" neticesinde, Beyaz Saray’ı seçimlere kadar "Dublör Bush" yönetecek! Art arda düşen kelleler de, yeni dönem hakkında önemli ipuçları vermekte!
Tablo çok net!
Tüm BOP’çu, BİP’çi "kabadayılar"ın anladığını, ne var ki bir tek "sahte kabadayı" Erdoğan anlamıyor!
Kendisine "Sayın Erdoğan kaybettiniz" diyen herkese, "Batı beni seviyor, benden vazgeçemezler" diye cevap veriyor.
Bilmiyor ki, sevmek ne demek, çok yakında damını çatısını dağıtacaklar, farkında değil!
Hatta dağıtmaya başladılar bile!
 
KAHROL DÜŞMAN(!)

 

Zira…
BOP Eş Başkanı Erdoğan’a göre "Demokrasi" demek Erdoğan demek!
Eğer BOP Eş Başkanı Erdoğan gibi düşünmüyorsanız, yandı gülüm keten helva!
O vakit Erdoğan, Zeki Müren’in ünlü repliğinde olduğu gibi hemen saldırıya geçip, "Kahrol düşman, al sana bomba" diye nara atıveriyor!
Atalarımız boşuna "İş bilenle taş taşı, iş bilmeyenle bal yeme" dememişler!
Bu deyim, AKP Türkiyesi’ne amiyane tabirle "cuk" oturuyor.
Çünkü karşımızda hem kendi devletini tanımayan, hem uluslararası dengeleri bilmeyen, hem de yüksek siyasetten anlamayan hırslı bir "belediye başkanı" var.
Hatta bilmediğini bilmeyecek kadar hırslı, kibirli, ne oldum delisi bir fani var!
Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Erdoğan’ın Jet Fadıl’ın yerine Siirt’ten seçtirilip TBMM’ye sokulmaya çalışıldığı o günlerde, Nişantaşı’nda, bir kafede sohbet ederken, bana şöyle demişti:
"Hayrullah kardeşim, ben Erdoğan adına hiç umutlu değilim. Çünkü o belediye başkanlığı ile başbakanlık arasındaki farkı bilmiyor. Belediye başkanı kafası ile devlet idare edilmez. Bu kafayla yola devam edecek olursa çok hırpalanacak, çok yanlış yapacak. Önüne gelene de bu yüzden çok kızacak ama nafile! Netice değişmeyecek. Tek parti iktidarına rağmen, ağır başarısız olacaklar!"

Nitekim, aradan geçen zaman usta politikacı Cindoruk’un öngörülerini doğruladı!
BOP Eş Başkanı Erdoğan ve Erdoğan’ın arkasında duranların hepsi kaybetti!
Ne var ki, arkasında duran güçler kaybettiklerini kabul ettiler ama bunu bir tek Erdoğan anlamadı!
O yüzden de, yakın çevresi aracılığı ile hala aklınca tehdit yollu haberler yollamaya devam etmekte bir sakınca görmüyor: "Erdoğan’dan korkun, size zarar verebilir!"
Ne tiraj-i komik bir durum!
Kemal Sunal’ın "Sahte Kabadayı" filminin senaryosuna rahmet okutacak kadar büyük bir ironi!
İçinde bulunduğu durumdan dolayı kendisi korkması gereken zat, "Benden korkun" diyor.
Katıla katıla gülmemek elde değil!
İyi, peki öyle olsun, Erdoğan’dan çok korktuk.
Ve hatta tırstık!
Peki şimdi ne olacak, ne değişecek?!

Hiçbir şey!

2006′nın sonunda, Erdoğan’ın sırtını dayayıp önüne gelene dayılandığı tüm güç odakları Türk Devleti’nin karşısında tir tir titrerken, biz Erdoğan’dan ne diye korkacakmışız anlamak mümkün değil!
Cehaletin ve zavallılığın böylesi karşısında, insan gülmeli mi yoksa kızmalı mı, gerçekten bir karar veremiyor!
Ezcümle, Allah’tan başka hiçbir güçten korkmam bu bir!
Vatanım milletim adına doğru olan ne ise o doğruların yanında her daim yer alırım, bu da iki!
Kendisi, benim evimin önünde yan gelip yatarken, bazı şeyleri anlamadı ise bilmesini isterim ki, dünyanın her yerinde vatanına ihanet eden ya da güç odaklarına söz verip tutmayan bir Başbakan’ı öldürmek, bir gazeteciyi öldürmekten daha kolaydır, bu da üç!
Nitekim Kennedy’i de, aynı "güç odakları" ABD’de milyonların gözü önünde öldürmemişler miydi?!
İşte Erdoğan’ın anlamadığı ya da anlamak istemediği husus bu!
Hülasa; "Game over!"
Yani "Oyun bitti"!
Şimdi tüm satranç tahtası üzerine dizili piyonlar, vezirler, şahlar ile birlikte Zapsu’un deyişi ile söylüyorum; aynı deliğe doğru süpürülüyor.

Yani Erdoğan’ın yüzünü artık hiç kimse, yeni süreçte görmek istemiyor!
 
AKP / BOP MEDYASI
 
Ki…
Neo Con’lara "Beni başbakan yapın, her istediğinizi yapmaya hazırım" diyen zat, sözünü tutmadığı an, bunun  bir bedeli olacağını da biliyor olmalıydı, değil mi?!
Keşke, dünyanın her yerinde adına "para" denilen o kağıt parçası, bazı ihanetlerin, satışların, beceriksizliklerin üstünü örtebilecek, tüm sorunları çözebilecek kadar değerli bir "maymuncuk" olabilseydi?!
Ne var ki, yaşamda bazen paranın geçmediği alanlar da vardır!
Erdoğan da bilmeli ve de yürekten hissetmeli ki, şu an o "Alacakaranlık kuşağı"nın içinden geçiyor!
Ben de, biz de, kolay olmamasına rağmen, o takdir etmese de kendisinin hayatta kalıp, Yüce Divan’da hesap verebilmesi için, elimizden gelen tüm çabayı sarf ediyoruz!
Hülasa, BOP’un da, BİP’in de, GOP’un da, bu operasyona destek veren sözde Batı’nın da hali ortada!

Ezcümle, Erdoğan’ı kim, neden korusun ya da şu saatten sonra Erdoğan’dan kim neden korksun, anlam vermek mümkün değil!
Sözün özü, Hayrullah Mahmud, Erdoğan ve avanesinden hiçbir zaman korkmadı!
Şimdi sadece artık BOP operasyonu çöktüğü için Erdoğan’ı eskisi kadar ciddiye almıyor; o yüzden de eskisi gibi sert yazmıyor, sık yazmıyor!
Çünkü attığı yumruğun yüzde 90′ının boşa gittiğini biliyor!
Ortada ne Erdoğan kaldı, ne Erdoğan’ın perde arkası ne de AKP!
Bu arada, geçmişte Erdoğan’la ilgili çok sert yazıyorsun diyenlere, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tokat gibi cevap verdi:
Özetle; "Gazeteci haklı ise küçük düşürebilir" dedi.
Haklı olmasaydım, bu kadar yürekten yazamazdım değil mi?!
Ezcümle, Erdoğan gibi "sahte kabadayı"ların maskesini düşürmenin, gerçek bir "Gazeteci"nin, bir "Başyazar"ın ayaklarının dibine diz çöktürmenin yolu da artık, art arda patlayacak birkaç flaştan geçiyor.
O farkında olmasa da, Erdoğan’ın şimdilerde bir "şipşak"lık ömrü kaldı!

Gerisi laf-u güzaf!
 
POLLYANNA’NIN DERDİ
 
Ve…
Son olarak…
Bu anlamda birkaç satır daha…
Ne yazıktır ki, "AKP Medyası" ve geleceklerini Erdoğan’a bağlamış bir avuç kalem, hiç utanmadan, arlanmadan "Türkiye’de asker darbe yapabilir mi? " diye "zihin jimnastiği" yapmaya devam ediyor, edebiliyor.
Sanki, şimdiye kadar asker darbe yaparken bu kalemlerden izin almış da, bugünden sonra kapılarını çalıp görüş alacak?!
Ne dokunaklı bir durum!
Demokrasiye sahip çıkması gereken kalemler, sadece "AKP’nin suç işleme hürriyeti"ne sahip çıkıyorlar!
Kaldı ki, Cumhurbaşkanı’nın Anayasa’dan doğan yetki ve görevleri orta yerde dururken, asker neden darbe yapsın, buna da akıl sır erdirmek mümkün değil!

Her nedense, hepsi de "ultra liberal" olan bu kalemlerin hiçbirinin aklına, TSK’ya verdiklerin aklın binde birini Erdoğan ile paylaşmak gelmiyor.

Eğer yazdıkları yazılarda samimi olsalardı, çoktan şu basit soruyu Erdoğan’a sormuşlardı:
"Sayın Erdoğan, 2000′li yıllarda darbe olmaz, olamaz, olmamalı kabul ama siz ve arkadaşlarınız neden ABD’de, İngiltere’de, Fransa’da, İsrail’de BOP sürecinde yanlış işe bulaşanların görevden alındığı, istifa ettiği bir ortamda, onlar gibi yapıp, bir gerginlik yaratmadan yargıya gidip aklanmayı tercih etmiyorsunuz?! Sizin yargıda aklanmanızı TSK mı engelliyor ya da askerler size ‘Kesinlikle yargıya gidip aklanmayacaksınız!’ diye muhtıra verdiler de, siz bizden mi saklıyorsunuz?! Çünkü hakkında belgeli yolsuzluk iddiası olan hiçbir arkadaşınızın istifasını istemediniz, buna karşılık TSK, hangi düzeyde olursa olsun, her iddia hakkında hemen gerekli soruşturmayı başlattı! Neden, niçin, niye aklanmaktan kaçıyor, dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmayı tercih ediyorsunuz?! Yoksa, sizde gerçekten suçlu olduğunuzu biliyor, ceza almaktan korktuğunuz için mi çamura yatmayı tercih ediyorsunuz?! Açıklar mısınız?!"
Ya sizce, TSK’ya demokrasi dersi vermeye çalışan "ultra liberal kalemler", AKP Medyası’nın kalemşörleri, bu basit soruyu BOP Eş Başkanı Erdoğan’a sorabilirler mi?!
Eğer "Onlar sormaz, soramaz, aşırı kibardırlar" diyorsanız, o vakit ben bir "Gazeteci" olarak buradan sormuş olayım.

Bakalım "Başbakan" olduğunu iddia eden Erdoğan, bu basit soruya cevap verebilecek kadar yürekli mi?!

Ne dersiniz?!
Çünkü; yoksulluğa ve yolsuzluğa son verme iddiası ile bu partinin iktidara geldiği bir dönemde, Türkiye’nin dörtbir yanı ‘AK vurgun’lardan geçilmez oldu!
Özetle, "AKP Genel Başkan Yardımcıları" hiç kimseye çamur atmaya çalışmasınlar, büyük şehirlerde uzunca bir zamandır "O söğüşçü kafa" iktidar!
Ezcümle, AKP Medyası’nın asker düşmanı, "Erdoğan yaltakçısı", tecavüze uğrayınca, Pollyanna gibi popoyu kurtardık sevinen tüm "pembe haber" meraklısı kalemlerine rağmen; hem BOP, hem BİP, hem AB, hem de Erdoğan çöktü!
Başta Hasan Ağabeyleri olmak üzere, tüm sevenlerinin başı sağolsun!
Allah tüm satılmışların, işbirlikçilerin taksiratını affetsin.
Amin!
 
Sevgiler


30 Ocak 2008 Çarşamba



30 Ocak 2008 Çarşamba

AVRUPA’NIN DİLİ ÇOK UZADI!

Maalessef ABD,Avrupa Birliği’ne üye ülkeler,İsrail ve AKP; Irak,İran,Suriye ve Türkiye Cumhuriyeti’de dahil 22 ülkeyi param parça edip işgal etmek isteyen Büyük Ortadoğu Projesi’ne destek vermektedir.Şimdi ise size BOP’a destek veren hristiyan Avrupa Birliği’nin Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki etkinliğinden bahsedeceğim.

Gerçektende BOP’a destek veren hristiyan Avrupa Birliği’nin dili çok uzadı artık.BOP Eşbaşkanı AKP’nin şımarttığı Avrupa Birliği,uyum yasaları ve ilerleme raporlarıyla artık iç işlerimize karışır oldu.Çok üzücü bir durum bu.Oysaki Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir İslam devletidir.Gidin bakalım Yunanistan, Fransa,Almanya,İngiltere ve İtalya gibi AB’ye üye ülkelerin iç işlerine karışın.Onlar sizi bilmem ne yapar.

Aslında hristiyan AB’nin istediği Türkiye Cumhuriyeti’nin üyeliği değil topraklarıdır.Çünki AB’de 1071,1453,1974 hatta Lozan ve Mustafa Kemal Atatürk hazımsızlığı söz konusudur.Bu yüzden AB lozanı kabul etmemekte AB rövanşıyla 1071,1453,1974 ve Mustafa Kemal Atatürk zaferi’nin öcünü ve intikamını almak istemektedir.Dolayısıyla müslüman Türkiye Cumhuriyeti’nin hristiyan AB’de yeri yoktur.AB bayrağındaki 12 yıldız HZ.İsa’nın 12 havarisini; 12 yıldızı oluşturan daire ise hristiyan dayanışmasını temsil etmektedir.İşte AB gerçeği budur.Ayrıca biz Türk-İslam medeniyetindeki Yunus Emre,Barbaros Hayrettin paşa,Mimar Sinan,Mevlana vb gibi ilim ve sanat ustalarının yanında Avrupa Birliği’nin ilmi ve sanatı dahil herşeyi ahlaksızlıklarla doludur.İddia ediyorum ki Türk-İslam medeniyeti ilim ve sanat dahil her alanda hristiyan Avrupa medeniyetinden kat kat üstündür. 

SAYGILARIMLA



30 Ocak 2008 Çarşamba

TEK ÇÖZÜM TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ
TEK ÇÖZÜM TÜRKİYE İSLAM İMPARATORLUĞU

Avrupa Birliği hayranlığı ve ideali bence son bulmalıdır.Batı değerleri Türk milleti’nin ruhunda İslam kırıntıları bulunan Türkiye için hiçte iç açıcı değildir.Çünki bu adamlar bize İstiklal Harbi’nde kurşun sıkmış ve Mustafa Kemal ATATÜRK,Avrupa tarafından sıkılan bu hain kurşunlara sert bir cevap vermiştir.Dahası Avrupa,Lawrence vasıtasıyla Arap kardeşlerimizi kullanarak Osmanlı’nın parçalanmasına zemin hazırlamıştır.Ermenilerde Avrupa Birliği tarfından kullanılarak ve Ermeni ASALA terör örgütü vasıtasıyla diplomatlarımız öldürülmüştür.Avrupa’nın işi gücü Türkiye’deki etnik milliyetleri biz müslüman-Türk milletine karşı kullanmaktır.Avrupa bunu hep yapıyor.Şimdilerde Avrupa Birliği: ‘Türkiye bizim haçlı değerlerimize terstir.Çünki Türkiye müslümandır.Gitsin o pis Araplarla birlik olsun.Türkiye ermeni soykırımını tanısın.Türkiye kemalist ideolojiyle AB’ye giremez.Türkiye’ye serbest dolaşım hakkı vermeyeceğiz.1071′den dolayı Anadolu’da;1453′den dolayı İstanbul’da ve 1974′den dolayı Türkler kıbrısta işgalcidir.Türkler geldikleri yere yani Orta Asya’ya geri dönmelidir.’ Ayrıca derme çatma bir Yunanistan AB’ye girerken Türkiye yaklaşık 30-40 yıldan beri bekliyor.İşte size AB’nin Türkiye samimiyetsizliği.AB ve AB’yi savunan Recep Tayyip ERDOĞAN,AB’ye girmek değil AB bahanesiyle Türkiye’yi tamamen yabancı ellere vermek istiyor.Yani AB bir bahane.Aslolan AB bahanesiyle Türkiye’nin yabancı ellere teslim edilmesi.İşte bu yüzden ben ‘AB’ye hayır!’ diyorum.Türkiye’ye Türk-İslam Birliğini öneriyorum.Ama AKP hala AB diyor ve vazgeçmiyor

HEDEF TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ
HEDEF TÜRKİYE İSLAM CUMHURİYETİ

Ayrıca ben İran sorunu’nun atılan bombalar ve savaşlarla masum insanları öldürerek değil diyaloğ,diplomasi ve tartışmayla çözülmesinden yanayım.

SAYGILARIMLA.



30 Ocak 2008 Çarşamba

TÜRKİYE ‘İSLAM’ CUMHURİYETİ

Ben,T.C.Devleti anayasasını baştan sona kadar okudum ve inceledim.T.C.Devleti anayasası yedi kısımdan oluşmaktadır.Sizlerinde okumasını tavsiye ederim.Çünki T.C.Devleti anayasasını okuduğunuzda T.C.Devleti’nin açık bir şekilde değil ama örtülü ve kapalı bir şekilde ‘İslam’ cumhuriyeti olduğu gerçeğine şahit olacaksınız.

Sizlere ispatlamak istiyorum.Bakınız! T.C.Devleti anayasası’nın birinci kısmı’nın genel esaslar bölümünde ‘Din,dil,ırk ve milliyeti ne olursa olsun bütün T.C.Devleti vatandaşları eşittir!’ der.Şimdi soruyorum sizlere bu madde T.C.Devleti’nin anayasasına nereden girmiştir? Bilmiyorsanız ben söyleyeyim: ‘T.C.Devleti’nin anayasasına giren bu ‘Eşitlik maddesi’ peygamberefendimiz H.Z.Muhammed Musatafa(S.A.V)’nin, ‘Veda Hutbesi’ açıklamasından girmiştir.Öyleyse T.C.Devleti bir ‘İslam’ cumhuriyetidir.

Bakınız! Yine T.C.Devleti anayasası’nın ikinci bölümü olan ‘Temel hak ve Ödevler’ bölümünde ‘Din ve Vicdan Hürriyeti’nden bahsedilir.Şimdi soruyorum sizlere: Madem ki T.C.Devleti bir ‘İslam’ cumhuriyeti degilse bu ‘Din ve Vicdan Hürriyeti’ maddesi’nin T.C.Devleti anayasasında ne işi vardır? T.C.Devleti anayasası bu maddeyi nereden almıştır? Bilmiyorsanız ben cevaplayayım: ‘Din ve Vicdan Hürriyeti’ maddesi,T.C.Devleti anayasasına İslam’dan,Kur’an-ı Kerim’den,H.Z.Muhammed Mustafa(S.A.V)’den,Veda Hutbesi’nden,Endülüs İslam İmparatorluğu’ndan ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan girmiştir.Öyleyse T.C.Devleti bir ‘İslam’ cumhuriyetidir.

Delil ve kanıtlar sadece T.C.Devleti anayasıyla sınırlı değildir.Bu delil ve kanıtları eski dini ‘Şamanizm’ olan Türklerin 751 yılı Talas asavaşı’ndan sonraki dönemlerinde bulmak gerekir.Türk milleti’nin dedeleri ve ecdadları olan Osmanlı’da bulmak gerekir.Türk milleti’nin genetik yapısında ve kimyası’nda -Bölücü hristiyan Avrupalı misyonerlerin kandırmasıyla Hristiyan olan Türkler hariç- İslam,et ve tırnak gibi ayrılmaz bir parçadır.Osmanlı imparatorluğu’nun Dünya’ya egemen olması’nın tek sebebi İslam,H.Z.Muhammed Mustafa(S.A.V) sünnetleri hatta Kur’an-ı Kerim ahlakıdır.

Nitekim altı ok denen Kemalizm’in ilkelerinden birisi de ‘Laiklik’ ilkesidir.’Laiklik’ ilkesi’nin benimsenmesiyle birlikte Türkiye’de,Türkiye’yi yıkmak ve yok etmek isteyen kesimlerin İslam’ı siyesete ve siyaseti İslam’a alet edip;kamu,toplum ve ülke düzenini bozması engellenmiştir.’Laiklik’ ilkesi,kişi’nin ‘Din ve Vicdan Hürriyeti’nin kınanmaması gerektiğini,kamu,toplum ve ülke düzenini bozmamak şartı ile bütün T.C.Devleti ve nüfus hüviyeti taşıyan vatandaşların ibadetlerini serbestçe yapmasını savunmaktadır.Kısacası laiklik,İslam yada başka bir din düşmanlığı demek değildir.

Bu yazıyı yazmamdaki sebep şudur.Şimdilerde bazıları Türkiye’nin bir İslam cumhuriyeti olduğu konumda başörtülülerin eğitimlerini yasaklayıp,imam-hatiplileri kamu yönetiminden dışlıyor hatta bununla kalmayıp ‘Başörtülüler Arabistan’a gitsin!’ deme cüretini gösteriyor.Başörtülülere ve imam-hatiplilere bu haksızlığı yapan ve İslam’dan rahatsız olan mahluklara Türkiye’nin özgür,laik,hümanist,hukuksal ve demokratik bir İslam cumhuriyeti olduğunu hatırlatırım.

Bakınız! Müslüman Türk milleti 1 ay oruç tuttu.İslam’ın 5 şartından birisi olan oruç ibadetini Allah rızası için eda etti.Bayram namazını kıldı.Şimdi de ramazan bayramını kutlayacak.Ramazan bayramı tüm müslümanların bayramıdır.Anadolu Türkleri müslümandır ve Türkiye bir İslam devletidir.Anadolu Türkleri,Müslüman-Türk önderi Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde Avrupa ve Rus emperyalizmine karşı yapmış olduğu Kurtuluş Şavaşını Türk mücahitleri’nin ‘Allah Allah!’ nidalarıyla ve din adamları’nın dualarıyla kazanmıştır.Türkiye,elbette ki laik bir devlettir.Laiklikte dinsizlik ve din düşmanlığı demek değildir.Fakat Türkiye anayasadaki laik,demokratik ve hukuksal bir devlet olmanın yanında bir İslam devletidir.1928′de Türk anayasasından ‘İslam’ ibaresi’nin çıkarılmasıyla Türk devleti’nin ‘İslam’ realitesi yok olmamış tam tersine yerine ‘Laiklik(Din ve devlet işleri’nin birbirinden ayrılmasıyla ülkeyi bölmek ve yıkmak isteyenlerin kendi haksız çıkar-menfaatleri için dini siyasete yada siyaseti dine alet etmeleri’nin engellenmesidir.) ibaresi getirilerek Türk devleti’nin dini yani İslam çeşitli misyoner-mason suistimallerinden,sahtekarlıklarından ve hurafelerinden dolayı koruma altına alınmıştır.Ayrıca laiklik,dinini yaşamak isteyen Türk vatandaşlarına serbestlik getirmiş ve Türk vatandaşları’nın dini inançlarından dolayı kınanmamasını savunmuştur.Yani laiklik ibaresi ve 1928′den sonra Türk devleti’nin dininde(Türkiye’nin dini anayasasında gizli ve örtülü olarak İslamdır.) bir değişme olmamıştır.Türkiye’nin dini olmayan bir devlet olduğunu vurgulamak bir yanlışlık ve cahilliktir.

SAYGILARIMLA.



30 Ocak 2008 Çarşamba

akp erdoğan büyük ortadoğu projesi eşbaşkanıdır.bu sebeple akp erdoğan hükümeti bir katildir çünki akp erdoğan hükümeti dünyayı ve başkan bushu yöneten cfrdeki şahinler kanadına uyarak amerika ve müttefiklerinin arz-ı mev’ud armagedon  müslümanları yok etme haçlı seferi ve ortadoğu petrol ve yeraltı kaynaklarını ele geçirme büyük ortadoğu projesine destek verip filistin ve ırakta masum türk ve müslüman kardeşlerimizin ölmesine sebep olmuştur evet evet akp erdoğan hükümeti müslüman-türk katilidir.



30 Ocak 2008 Çarşamba

TÜRKİYE,TÜRKİYE’Yİ KORUYANLARINDIR!

Evet! Gerçektende Türkiye,sadece Türklerin değil;Türkiye’yi koruyanlarındır.Çünki gerçek ve hakiki müslüman bir Türk,Türkiye’yi koruyandır.Ve Türkiye’yi koruyan ümmet-i Muhammed müslümanı da Türkiye’yi seviyor demektir.Çünki anavatanı korumak ve sevmek imandandır.Allah’ın bize emanet ettiği vatanımızı ve topraklarımızı ölsek bile korumak gerekir.Çünki Allah indinde şehit oluruz.Bu da bir ibadettir.

Fakat adına Adalet ve Kalkınma Partisi dediğimiz ve Türk milleti’nin yüzde otuz dördü’nün oylarını CFR(A.B.D,AB ve İsrail) tarafından satın alınan bir kısım medya reklamı ile ‘Müslüman bir parti!’ diye alan bir iktidar partisi yabancıya mülk ve toprak satışı,yabancı sermaye ve özelleştirme bahanesiyle Türk milleti’nin anavatanını satmış.Evlatlarımızı hristiyan ve yahudi yapmak için,din dersi kitapları’nın içine hristiyanlık ve yahudiliği sokup,’Hristiyanlık ve yahudilikte hak dindir!’ demiş ve evlatlarımızın kafalarını karıştırıp İslam’dan uzaklaştırıp AKP misyonerliğin en büyüğünü yapmış.Bu da yetmezmiş gibi Büyük Ortadoğu haçlı-siyonist Projesi eşbaşkanı olan Türk milleti’nin başbakanı Iraklı müslümanların ve Tel-Afer’deki Türkmen kardeşleri’nin katledilmesine sebep olmuş ve Iraklıların vatanını işgal etmiştir.Bu haince icraatlarını gizlemek için CFR bağlantılı A.B.D’ci,AB’ci,İsrailci ve IMF’ci basını kullanmıştır.

Soruyorum size! A.B.D ve müttefikleri ortadoğu’ya demokrasi getirecekti ve bu uğurda Saddam HÜSEYİN’i düşürdü.Peki şimdiki A.B.D yönetimi Saddam yönetiminden daha katliamcı ve acımasız değil midir? Çünki Saddam zamanında Irak’ta bu kadar kan,gözyaşı ve vahşet görülmedi de.Diğer yandan A.B.D müttefiki olan İsrail terör devleti’nin Filistinli çocuk ve kadın müslümanlara yaptıkları zulümler ve katliamlar ortadayken Filistinlilerin,İsrailli bir askeri kaçırmaları müslümanların hakkı kanaatindeyim.

Diğer yandan AKP,3 Kasım’da seçimlerini kazanmıştı.Peki AKP bu vahşet ve satılmışlığın hesabını Türk milletiyle birlikte Allah’a nasıl hesap verecek? Bura da AKP kadar AKP’ye ‘Müslüman bir partidir!’ diyerek oy veren Türk milleti de suçludur.Fakat ‘Ceviz Kabuğu’ proğramında ATO Başkanı Sinan AYGÜN’ün katıldığı proğramda ‘AKP garibanın yükünü hafifletti mi?’ soru anketine halkın yüzde on beşi ‘Evet’;yüzde seksen beşi ‘Hayır’ cevabını verdi.İşte size farklı bir anket sonucu.Ben yalan söylemem.Bana inanın.Ama takdir sizin kardeşlerim.

SAYGILARIMLA.



Sayfalar : [1] 2 3 4