Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Ne tür şirketlere yatırım yapmayı düşünmeliyiz?

10 Ekim 2008 Cuma | İhbar Et | Etiketler : imkb dolar döviz euro parite borsa endeks tahvil bono piyasa

Piyasalardaki finansal kriz gücünü ve şiddetini artırarak devam ediyor. Merkez Bankaları ve Hükümetler, daha önceden atılmamış adımlar attı, alınmamış kararlar aldı. Ancak bütün bunlara rağmen piyasalardaki negatif algılama değişmiyor, herhangi bir düzelme belirtisi bile görülmüyor. Panik havası devam ettikçede değişeceğe benzemiyor.

Son olarak Dünyadaki Merkez Bankaları koordineli bir şekilde faiz indirimi gerçekleştirdi. Belki faiz indiriminin oranı beklentilerin altında kaldı ve geç geldi ancak koordine içinde olmaları ve bunun gereğini anlamış olmaları olumlu. İngiltere Hükümeti önlemler paketi açıkladı. AB ülkeleri bu konuda kendi aralarında tek vücut tek fikir halinde olamasalarda bunun olumlu etkileri olacaktır. Bütün bunlara rağmen dün 3 aylık Dolar Libor faizleri Aralık ayından bu yana en yüksek seviyeyi gördü ve yüzde 4.75 seviyesine ulaştı.  Yüksek kalan faizlerin yanında borç bulma riskinin artmış olması ve borçlanma maliyetlerinin yükselmesi ekonomilerde yakın gelecekte önemli bir durgunluk beklentisini güçlendiriyor. Piyasalarda kredi krizinden kaynaklı satışların ardından şimdide ekonomik durgunluk endişeleri satılmaya başlandı. Özellikle ABD piyasalarında son günlerde Bankacılık sektörünün ardından Otomotiv, Sigorta ve Enerji şirketlerine yönelik beklentilerde önemli kırılmalar başladı ve satış baskıları yükseldi. Ekonomik büyüme beklentileri başta IMF olmak üzere aşağı yönlü revize ediliyor. Türkiye için 2008 yılı büyüme beklentisi bile bu yılın başlarında yüzde 4.3 seviyelerinde iken son zamanlarda yüzde 3.4-3.6 seviyelerine çekildi.

Bütün bunlar olurken, Türkiye olarak biz krizi şimdilik Borsa endeksi, döviz ve faizde yaşıyoruz. Sözkonusu krizi henüz reel şekilde hissetmeye başlamadık ve umarım bu olmaz. Ancak ilk bakışta Bankacılık sektörünün eskiden olduğu gibi ucuz maliyetli kredi bulamayacağını görebiliyoruz. Bu Türkiye’de kredi maliyetlerinin yükselmesine neden olacak ve kredi hacminde daralmalar görülecek. Kredi hacmindeki daralmada doğrudan Ekonomik büyümeyi aşağıya çekecek. Kredi maliyetlerinde yükseliş, şirketlerin karlılıklarını giderek düşürecek. Zaten finansman yükü altında ezilen şirketlerin önümüzdeki yıl işi oldukça zor. Çünkü daha ucuz kredi bulma şansları odukça düşük. Bunun sonucunda şirketler kendilerine yönelik tasarruf tedbirleri alma yoluna gidecek. Eğer Hükümet bu konuda kolaylaştırıcı ve maliyet yüklerini aşağı çekici bir adım atmazsa şirketler kendilerine ait önlemleri sırayla işleme sokmaya başlayacak. İşte bu noktada sokaktaki vatandaş etkilenmeye başlayacak. Umarız işin boyutları bu noktalara kadar gelmez. Reel sektörde bunun etkilerini daha geç görecek olsak da, ilk başta finans sektöründe erken etkiler yaşabiliriz.

Piyasalarda fiyatlamalar rasyonel yapılmıyor. Bunun nedeni önceliğin fiyatlama olmaması. Öncelik likidite sorunu ve fonlar likidite ihtiyaçlarını karşılamak için fiyatlara bakmadan satıyor. Bu nedenle destek yada direnç noktaları vermek anlamlı olmayabilir. Bu dönemde panik halde alım satımlar yapmak çok büyük yanlışlara sebep olabilir. Önümüzdeki dönem faizlerin yükseleceği ve döviz kurunun da yüksek seyredeceği bir dönem olacağa benziyor. Buna göre Finansal borçları çok yüksek şirketlerden ve döviz pozisyon açıkları yüksek şirketlerden kaçınmakta fayda var. Nakit Zengini firmalar önümüzdeki dönemin şanslı firmaları olacak. İhracatçı firmalar yüksek kurdan olumlu etkilenebilirler ancak ihracat yaptıkları ülkelerdeki daralmadan dolayı satış hacimlerinde yaşanması muhtemel düşüşler bu olumlu etkileri nötrleştirebilir. Bu nedenle ihracatçı firmaları seçerken seçici olmakta ekonomik daralmadan etkilenmeyen ülkelere satış yapan firmaları seçmekte yarar var.

Gelelim belkide borsada yatırım yapmanın en önemli püf noktası olan temettü meselesine. Bu seviyelere kadar düşen fiyatlar temettü ödeyen firmalar için önemli fırsatlar sunacaktır. Her yıl elde ettiği karın dağıtılabilir kısmının tamamını ortaklarına temettü (kar payı) olarak dağıtan ve bunu şirket felsefesi haline getirmiş firmalar güzel yatırım fırsatları sunmaktalar.  Eğer temettü yatırımcısı olmak felsefesi yıllardır tam olarak oturmuş olsaydı bugün belkide yabancının borsadaki payı yüzde 70’lere kadar ulaşamazdı ve şimdide borsamız bu kadar kötü etkilenmezdi.

Son olarak ilginç bir noktayı söylemek istiyorum. Son günlerde şirketlerden gönderilen açıklamalarda büyük ortakların kendi şirketlerine ait hisse alımları ile ilgili açıklamalar görüyorum. Bu hisse alımı haberleri son günlerde tavan yaptı. Bunu olumlu karşılıyorum. Bu fiyatların artık gerçekten ana ortakların düşündüğünden bile daha düşük seviyelere düştüğünü gösteriyor olabilir. Uzun vadede çok sabır isteyen bir döneme giriyoruz. Ancak kısa vadede çok büyük beklenti içinde olmayın.

Yoruma kapalı.




Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.