Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

DELİORMANLI

ABD IRAK İŞGALİNE DESTEK VERENLER İSRAİL’E DE

 

 

Ey!…insanlık…Böyle savaşmı olur?Kendisine BM tarafından koordinatları verilmiş okulda bulunan çocuk ve kadınları katladen gözü dönmüş İsrail’i şiddetle kınıyorum…

 Bunların hayallerine gizli ve açık destek olanları tarih bir gün mutlaka yargılayacaktır.Hele uluslararası savaş kurallarını hiçten sayıp,çocukları ve kadınları kadlederek insanlığa zulmedenlerin sonu  abad olmayacaktır.Çünkü ”Zulümle abad olanın sonu acad(hüsran)olur.”Tarih bunun ibret verici örnekleriyle doludur.

Hatırlayınız; ABD, Irak’ı işgal etmekte tereddüt yaşamıştı.
Nereden mi biliyoruz bu tereddüdü yaşadığını?
Bizzat dönemin ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Paul Wolfowitz itiraf etmişti.
ABD Savunma Bakan yardımcısı Paul Wolfowitz, :
Irak işgalinden üç ay önce Türkiye’ye yaptığı bir ziyaret esnasında “Biz ırak’a müdahale konusunda tereddüt ediyorduk, Türkiye bize cesaret vermiştir” demişti.
ABD devam eden Irak işgaline malumunuz olduğu üzere 2003 yılında başlamıştı.
Türkiye’ye Amerikalı yetkililerin biri gidip biri geliyordu o dönemde.
Kapalı kapılar ardında saatler süren gizli toplantılar yapılıyor ve konuşulanlar milletten ısrarla saklanıyordu.
İşte bu sürecin sonunda ABD kanlı Irak işgaline başladı.
Irak’ı işgal edecek cesareti bu görüşmeler sonucunda Türkiye’den bulmuştu ABD.
Türkiye’yi yöneten hükümetten cesaret alınmıştı.
‘Cesur olun biz sizin arkanızdayız’,
‘Sizinle bu konuda eş başkanlık yapmaya bile hazırız’ demişti hükümet yetkilileri Amerikalılara.
Hatta Irak işgalinin resmi adı olan BOP projesinde, “Diyarbakır bu projede bir yıldız olabilir” diye açık çek bile verilmişti hatırlarsanız.
Şimdi durduk yere çoktan unutulmuş bu meseleyi neden gündem ediyorum diye düşünüyor olabilirsiniz.
İsrail günlerdir Gazze’ye bomba yağdırıyor.
Binlerce ton bomba yağmur gibi yağıyor Filistinli Müslümanların üzerine.
Ölenler 600’e, yaralılar 3000’e yaklaşmış durumda.
Bu saldırıdan önce Türkiye’ye gelen İsrail Başbakan’ı Ehud Olmert üst düzey Türk siyasilerle tam beş saat süren görüşmede bulunmuştu.
İster istemez ABD’ye Irak’ı işgal etmek için cesaret veren malum siyasiler, İsrail’e de Filistin’İ vuracak, Gazze’ye bomba yağdıracak cesareti vermiş olabilirler mi diye bir şüphe oluştu bende.
Aklımdan bu şüpheleri kovmaya çalıştımsa da düşündükçe daha da dallanıp büyüdü bu şüpheler.
Conilerin Irak’ta yaptıklarına göz yuman ve onları lojistik olarak destekleyen ve hatta “kahraman(!) Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ediyorum” diyebilecek kadar ileri giden siyasiler neden İsrail’e de aynı desteği vermesinler?
Verebilirler ve sonuca bakılırsa da çoktan verdiler…
ABD’ye Irak’ta sağladıkları destekten daha büyük bir destek olmaz bence bu cesareti İsrail’e verdilerse…
Ne konuşulduğunu bilmediğimiz beş saat süren görüşmede siyasiler gerçekten İsrail’le neyin pazarlığını yaptılar tam olarak bilemiyoruz ama gerçek olan bir şey var ki, Türkiye üstüne düşeni tam olarak yapsaydı ne Irak’taki zulüm devam edebilirdi ne de İsrail bu derece canavarca katliamlarını yıllardan bu yana sürdürebilirdi.              DELİORMANLI…

İSRAİL’DEN İSLAM DÜNYASINA TEŞEKKÜR…





 

ÜÇ MAYMUNU OYNAMAYA GEREK YOK

 

 
Prof.Dr.Haydar Baş: Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ekonomiden teğet geçtiğini zannettiği küresel ekonomik kriz, reel sektörden ve piyasalardan gelen ardı ardına gelen kötü haberlerle, bazı ekonomistleri yeni arayışlara itmiş gibi görünüyor.
IMF emriyle, enflasyon hedeflemesi kapsamında uygulanan sıkı para politikası, Merkez Bankası’nın uyguladığı politikaları tartışılır hale getirdi.
Son on yıldır uygulanan politikaları ayakta alkışlayan ekonomist ve iş dünyası temsilcilerinden “para ve maliye politikalarında gevşetin” talepleri yükseliyor.
Onlara göre MB hızlı bir faiz indirim sürecine girmeli, vergi ertelemeleri ve indirimleri gündeme gelmeli, kamunun tüketimi canladırmaya dönük harcamaları artırılmalı. Jetonların geç düştüğü bu zekalara denecek tek şey var;
GÜNAYDIN… www.milliekonomimodeli.com
Ya; bu ülkede son 5-6 yıldır “Milli Ekonomi Modeli” denilen bir proje bir tez var.
Türkiye’de enflasyon sürecinin talepten değil, maliyetten kaynaklandığını ve sıkı para politikasının ekonomiyi deflasyona sokacağını söylerken, beyler sizler Ayda mıydınız?
Devletin senyoraj hakkını kullanarak, ekonomide emisyonun artırılması, yani sizin ifadenizle para politikası gevşetilmesi gerekiyor derken, sizler Mars’a gönderilen uzay aracında mıydınız?
Yıllık 100 bin YTL’nin altında geliri olan memur, işçi, emekli, küçük esnaf tüketici kesimidir, onlardan vergi alınmayacak ve tüketim canlandırılacak derken, beyler sizler ıssız bir adada Robinson Crusoe ve Cuma ile birlikte mi yaşıyordunuz?
Daha size Prof.Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Model”inde bahsettiği ekonomi biliminin tanımını, arz-talep arasındaki ilişkiye, deflasyon-stagflasyon geçiş ilişkisine ve daha birçok iktisadi konuya getirdiği yeni açılımları, hatta bu tezin uluslararası dört konferansta ele alındığını, bu organizasyonlarda yüzlerce yerli ve yabancı akademisyenin nasıl ayakta alkışladığını yazmayacağım.
Çünkü siz o sıralar Türkiye’de değildiniz.
Hayır hayır doğru ifadeyle siz dünyada olmazsınız.
Eğer buralardaydınız ve bunları görmediyseniz duymadıysanız, o zaman ya sizlerin akademik unvanlarınız sahte, ya da bu devletin ve milletin imkanlarıyla okuduktan sonra tüm değerlerinizi inkar etmişsiniz.
Bunları duymayan siyasilere bu yazımda bir şey demiyorum, sadece Allah’a havale ediyorum…..DELİORMANLI…

ASRIN SOYKIRIMINI DÜŞÜNÜN…

 

 
        Devletler, siyasi menfaatler uğruna İsrail ve onun destekçisi ABD yi büyüttüler ve dünyanın başına bela ettiler. Baş belası zalimler de canlarının istediği zaman istedikleri yeri işgal etmekte, istediği yeri kana bulamakta, istediği zaman soykırım yapabilmektedirler. İsrail bir yerde son asrın soykırımını gerçekleştirirken aynı zamanda da ABD nin tetikçiliğini yapmaktadır.
Çünkü; ABD bırakın İsrail’in soykırımını kınamayı, destek bile çıkmaktadır. ABD den gelen resmi açıklamaya bakınız. neymiş efendim; “Filistin halkının geleceğinde rol oynamak istiyorsa Hamas terörist faaliyetlerini bitirmeli” imiş…
Kadın erkek, genç ihtiyar ve kundaktaki bebekleri bile acımadan katleden İsrail’in, yaptığı soykırım ile ilgili, Başbakan Olmert de yaptığı açıklamada; ”Filistin halkıyla değil Hamas ile savaşıyoruz” ifadesini kullanarak hayasızlıklarına hayasızlık, zalimliklerine zalimlik katmaya devam etmektedir.

Zalimler zalimliklerini her fırsatta yapacaktır, önemli olan mazlumların, haklıların, Hakk’ı savunanların özelikle de Müslüman’ın duracağı saftır. Sergileyeceği duruştur, tavırdır. Eğer bir avuç zalimin karşısında insanlıktan nasibi olanlar birlik olsalardı, yaşadığımız dünya bugün bu halde olmazdı. Sadece zalimler değil, zalimin zulmü karşısında suskunluk sergileyenler de er ve geç cezalarını ödeyeceklerdir. İlahi adalet elbet bir gün tecelli edecektir…

Hak dinden sapan, Allah’ın laneti ile lanetlenen Yahudi ve Hıristiyanların insanlığa dost olması asla mümkün değildir. Onlar fırsat bulduğu her an insanlığı katletmek için hesaptadırlar, tuzaktadırlar…
Yüce Kitabımız Kur’an bizleri onlara karşı çok net bir şekilde uyarmasına rağmen hoşgörü ve diyalog adına Allah’ın ayetleri ile oynanarak, dost olmaları imkansız olanlar bize dost muş gibi gösterilmeye çalışıldı. Medeniyetler ittifakı adı altında tezat organizasyonlarla Müslümanlar tuzağa düşürüldü. Neticede de gelinen nokta meydandadır…

Ne buyurmuştu yüce Allah(cc);
“Sen dinlerine uymadıkça ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar… Eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.” (Bakara/120)
“Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır.”
(Mâide /51)

Şimdi ey Müslümanlar imanınızı tekrar gözden geçirin…
Kim dost, kim düşmanmış; onu iyi belleyin…
Allah’ın düşmanlarıyla dost olanları, içimizdeki taşeronlarını, aymazlarını iyi tanıyın…
Asrın soykırımını da gece gündüz düşünüp, kendinizi derin bir muhasebeye çekiniz.
Kendinizi mazlum Filistinlinin yerine koyunuz. Paramparça olan bedenlerinin sizden birine, evladınıza, kardeşinize, eşinize, dostunuza ait olduğunu düşünün… Allah için yapın bu muhasebeyi…
Onlarla olamıyorsunuz, bari duacı olun, göz yaşı dökün, insan olmanın gururunu böylece yaşayın.
Allah’ın dostlarıyla dost, düşmanlarıyla düşman olunuz, ki felaha eresiniz…
Allah’ın laneti zalimlerin, rahmeti ise inanan mazlumların üzerine olsun. Amin.

Uğur Kepekçi–TUNALIM

ONLAR BİZDEN ÖZÜR DİLESİN…

1000 ? 1500 sene once çinliler bizi yenemeyeceklerini anlayınca içimize ajanlar göndermişler, en güzel prenseslerini Türk Kaanlarına hediye etmişler ve bizim yönümüzü doğudan batıya çevirmişler?
Bizim anadoluya ve batıya gelmemizde çinlilerin katkısı büyüktür.
Osmanlı ile başedemeyen Avrupa ve Rusya aynı taktiği benimsemiş ve 100-150 yıl süren bir çalışma ile Osmanlıyı ?hasta adam? a çevirmiş.
Fakat avrupalılar kendilerine bir tek çinlileri örnek almadılar o zaman. Örnek aldıkları ikinci bir şey vardı : afrikanin geniş çayırlarında ormanlar kralı aslani bile köşeye sıkıştıran SANSAR Sürüleri ?
Hasta adama sansar ların taktiği ile saldırdılar..
Rusyanın Karsda ne işi vardi? Ingiltere doğuda ne arıyordu? Fransa Antepe neden geldi? Hadi Yunanistani anliyorum, kendi topraklari biliyorlar, gerçi onlarda başkasından aldı? ama Italya ege de zeytin yemeyemi geldi? Kendileri yetmediler dünyanın öbür ucundan suçsuz günahsız insanları getirip cepheye sürdüler..
Ingiliz komutan 5 çayını istanbulda içme hayali kurarken kimler ölüyordu kimler sakatlanıyordu, hangi ananın hangi evladi hangi hırslar için canını veriyordu, çayındaki şeker kadar umursamadı..
Rusyanın kışkırtmasıyla 500 senelik komşularını, evlerindeki erkekleri askerdeyken, savunmasızken katleden ermeniler, ki o komşuların çoğu askere giderken ailesini bunlara emanet edip gitmiştir.. şimdi diyorlarki bizden ozur dileyin?
Sansarlar belki arslanlari korkutabilirler, avlarını çalabilirler, belkide öldürebilirler, ama bunların çok geç anladığı bir konu var TÜRK MİLLETİ başka bir şeydir? binlerce yıldır değişik ırktan insanlarla beraber yaşamış, tarihinde kadın ve çocuk katletmemiş, her zaman barışı seçen, insan sevgisi nedir bilen, büyük bir güçtür..

Mehmet Akif Ersoy un dediği gibi ;
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var…

Avrupada engizisyon mahkemeleri yahudileri öldürürken, rusyada ermeniler ezilirken, fransa sebebsiz yere almanyaya saldirirken butun o insanlari Türk milleti korumasi altına almıştır.
Tek bir defada ispanyadan 250.000 yahudiyi para odeyip kurtardik ve istanbulun en güzel semtlerinden birisine altın boynuzun kenarında Balata yerleştirdik. Tembel olmayin bunları araştırın.
Türk milleti boğazdaki kuşları korumak için vakıflar kurmuştur, sokak köpeklerini korumak için vakıflar kurmuştur..
Bülbülle bülbül oluruz.. sirtlanlaşanada tekmeyi basariz?
Yediğiniz tekmeyi soykırım olarak tanımlamayı bırakında gelin sizler ve destekçileriniz bizden özür dileyin?
Yada gidin çinlilerden özür isteyin, bizi anadoluya yönlendirdikleri için..

Türk milleti af dileyeni affeder.. inancı budur..

Bu yapilanlar ve kendilerine aydın diyenlerin incittiği şehitlerimizin ruhu için…

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber
Sana ağuşunu açmış duruyor PEYGAMBER ….

Mehmet Akif Ersoy dan …

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!…
-Boğamazsın ki!
-Hiçolmazsa yanımdan kovarım.

Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördümmü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…

Mehmet Akif Ersoy
Onlar bizden ozur dilesin… Hemde destekçileriyle beraber …
TUNALIM…
Alıntı: www.afdileyin.com

ANTEP HARBİNDE İŞBİRLİKÇİLER

Kurtuluş mücadelesinde Antep savunmasının çok büyük önemi vardır.
M. Kemal Atatürk’ün; "Ben Antepliler’in gözlerinden nasıl öpmem ki? Onlar yalnız Antep’i değil Türkiye’yi de kurtardılar" sözü, sağlanan bu başarının büyüklüğünü göstermektedir. Elde edilen her değerin kıymeti, o değerin elde edilmesi için ortaya konan gayretle doğru orantılıdır. O zaman kazanılan zaferlerin mutlaka arka planı, öncesi ve sonrasının bilinmesinde de çok büyük faydalar vardır. Bu sayede elde edilecek kazanımlar yeni nesiller arasında milli tarih bilincini artıracak, milletimizin aidiyet duygusu gelişecek, neticesinde de milletin ve devletin bekası sağlanmış olacaktır.

Bugün yaşamakta olduğumuz toprakların, yabancılar tarafından silahla değil ama, kültürel, ekonomik ve siyasal anlamda işgalinin eşiğine getirilmesindeki en büyük etken, tarihte yaşananların yeni nesiller tarafından bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Sözde Ermeni soykırım yaftası ile sürekli başımızı ağrıtmak isteyen şer güçler; Antep’te, Kilis’te, Maraş’ta aldıkları dersten uslanmamış olsa gerek ki, hala tarihi gerçekleri çarpıtmakla meşguller. Hem de sözüm ona içimizden birilerini kullanarak…

Önceki makalemizde de değindik; her ne kadar biz onlara iyi niyet gösterisinde bulunmuşsak da Ermeniler her fırsatta, düşmanlarımızla işbirliği yapmış, bizi arkadan vurmaya çalışmışlardır. Antep Harbi bunlardan en önemlileridir. Yaşanan olaylardan bir kesit aktarmaya çalışalım;

“İngiliz işgali ile beraber savaş sırasında Suriye ve Irak’a tehcir edilen Antep’li Ermenilerde kente geri gelmeye başladılar. Bunlara, Anadolu içlerinden özellikle Sivas’tan, Kayseri’den ve bir kısım bazı doğu illerinden Suriye’ye sürülmüş olup, asayiş sorunları dolayısıyla yurtlarına dönemeyen Ermenilerde katıldı. Yerli ve yabancı 50 000’e yakın Ellilik Ermeni dedikleri yabancılar, Türklere karşı müthiş bir kin ve düşmanlık besliyorlardı. Üstelik bu duygularını fütursuzca, sebepli sebepsiz her yerde açığa vurmaktan çekinmiyorlardı.” (Antep Harbi/Birol Güngör)

“İngilizler Ermenilerinde desteklerini alarak şehirde istedikleri uygulamayı yapıyor, istediğini tutukluyor, isteği işyerlerini kapatıyor, Antep’liye reva gördüğü bütün uygulamaları hak hukuk tanımadan yerine getiriyordu. Aslında; İngiliz Ermeni işbirliği sayesinde yapılan bu haksızlıklar aynı zamanda Antep’linin gönlünde direniş ateşinin de yavaş yavaş tutuşmasına vesile olmaktadır.” (Antep Harbi/Birol Güngör)

Ermeni işbirlikçiler, Antebi İngilizlerin Faransıza teslim etmesinden sonra da düşmanla birlikte hareket etmişlerdir.

”29 Ekim 1919 tarihinde İngiliz ordusunun Antep’te ki son bağlantı Subayı Binbaşı Melis, bir taraftan Antep’i boşaltırken, Fransız Birlikleri de Antep-Kilis yolu üzerinden kente giriyorlardı. Yöredeki bin yıllık Türk tarihinin belki de en karanlık dönemi başlıyordu. Ermeni çetelerinden devşirme Lejyon birlikleri ile takviyeli Fransızların kentte ortaya çıkması, Türklerde büyük bir korku ve tepkilere yol açarken, Ermeni toplumunda ise ölçüsüz sevinç gösterilerine neden oldu.”(Antep Harbi/Birol Güngör)

Her anı kahramanlıklarla dolu geçen 10 ay 8 günlük bir sürede Antephalkı; her türlü açlık ve yoksulluğa rağmen dillere destan bir mücadele vermiş, 6000 evladını bu uğurda feda etmiştir. Ve fakat verilen tüm mücadelelere rağmen 8 şubat 1919 tarihinde teslim olmak zorunda kalmıştır. Antep’in yeniden Türkiye sınırları içerisine alınması ise hukuken 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ile sağlanabilmiştir. Fiili gerçekleşme ise 25 Aralık 1921 tarihinde tamamlanmıştır.

GAZİANTEP’İN KURTULUŞ DESTANI

1914 yılında, Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman Gaziantep 83 bin nüfuslu bir Sancak merkezi idi. Birinci Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918′de imzalanan Mondros Mütarekesi ile birlikte Antepliler ilk defa işgalle tanıştılar. Mondros mütarekesiyle güç bulan itilaf devletleri paylaştıkları topraklara sahip olmak için harekete geçtiler. 17 Aralık 1918′de İngilizler Antep’e girdiler.

Bir yıl süren işgalde, Fransızların istekleri doğrultusunda İngilizler Antebi 29 Ekim 1919 da terk ettiler. Fransızlar, hemen 30 Ekim de Antebe intikal ettiler. Ancak düzenli orduları 3 Aralık 1920 tarihinden itibaren gelmeye başladı.

İşgale katılan Fransız askerleri arasında bölgeden daha önce göç etmiş Ermeniler de vardı. Fransızlarla işbirliği yapan Ermeniler Anteplilere aklılara durgunluk verecek zulüm ve işkence yaptılar. Antep’i yaktılar, yıktılar ve 1920 yılının girişiyle savaş başlamış oldu.

Milletimize soykırım yaftasını yakıştırmaya çalışanların, pamuk kafalıların(!) Antep savunmasında Anteplilerin uğradıkları zulüm ve işkenceleri yakından incelemeleri neticesinde ulaşacakları sonuç “ asıl soykırımcıların Ermeniler” olduklarının gerçeğidir.

İşgal ve zulüm o kadar şiddetle devam etmekteydi ki; 11 ay gibi bir zaman diliminde açlık hüküm sürmüş ve cephanesiz kalınmıştı.

Fransız ve Ermeni çetelerinin hesap etmedikleri bir şey vardı o da; “Aziz Milletimizin en önemli karakterinin bağımsızlık” olduğudur. Antep savunmasında kadın erkek, yaşlı genç ve hatta çocuk denecek yaşta gazi evlatları mücadele vermiş, sonunda kurtuluşa ermişlerdir.

Şehir yakılmış yıkılmış 6000 vatan evladı şehit olmuş ama neticede düşman, tarih boyu unutamayacağı bir ders almıştır.

Bağımsızlık mücadelesi veren ulusların, özellikle de ekonomik, kültürel ve siyasal kıskaca alınan Türk ulusunun; Antep savunmasından alacağı çok dersler vardır. İşgalden kurtulmanın en büyük unsuru “kuvvayi milliye” hareketinin nasıl gerçekleştiğini, milletimizin en zor şartlar altında bile nasıl kahramanlıklar ortaya koydukları, mutlaka yeni nesillere öğretilmesi gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki üzerinde yaşadığımız vatan toprakları kolay kazanılmamıştır. Ülke topraklarının kazanılmasında, hemen her yörede “kuvvayi milliye” neferlerinin ayak izlerine ve kararlı mücadelelerine tarih tanıklık etmektedir.

Toprak parçalarımız; Fransız çetesinin anasının peçesine uzanan ele tahammül edemeyen Şehit Kâmillerin, işgalcilere aman vermeyen Karayılanların, nice adsız kahramanların, vatanını canından aziz bilen mübarek şehit ve gazilerin ortaya koydukları destansı mücadelesi neticesinde “vatan” haline gelmiştir.

Vatan mücadelesinde adlı-atsız birçok kahramanımızın yanında Şehit Şahinbey’in ortaya koyduğu kahramanlıkların ayrı bir önemi vardır. Özellikle Onun Fransız komutanına yazdığı mektup çok önemlidir. Bu mektup aziz milletimizin genel karakterini ortaya koymaktadır. Antepli Şahin Beyin Fransız Garnizonu Komutanlığına yazdığı mektup, tarihimizin şeref belgeleri arasındadır:

“Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde bir damla Türk kanı karışıktır. Her bucağında bir atanın mezarı vardır. Adı belli olmayan zamanlardan beri Türkler bu topraklarda yaşamaktadır. Türk bu topraklara bu topraklar da Türk’e ısındı, kaynadı.
Sade siz değil, bütün dünya bir araya gelse bizi bu topraklardan ayıramaz.
Sonra siz hiç ömrünüzde; “Türk esir yaşamaz” diye duymadınız mı? Namus ve hürriyet için ölüme atılmak ise bize ağustos sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir.
Sizler canı kıymetli insanlarsınız.
Çatmayın bize.
Bir an evvel topraklarımızdan savuşup gidin. Yoksa kıyarız canınıza.”
21 Şubat 1920 / Antepli Şahin” (Antep savunması)

Dün bu ruhu taşıyan Antepliler, bugün de aynı ruhu taşımaktadır.
Milletimize ve devletimize göz diken; dünün ve bugünün şer çetelerine ve Ermeni işbirlikçilerine duyurulur(!)

Uğur Kepekçi–DELİORMANLI…
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

TARİHTE ERMENİ KATLİAMLARI

BU SAFHAYA (özüre) YAVAŞ YAVAŞ GELİNDİ… SONRASIDA VAR UYANIN…

HRİSTİYAN BATI ”SOYKIRIM YOK” DEMEYİ BİLE SUÇ KABUL EDERKEN, DİNDAR C.BAŞKANIMIZ BİZDEN; İHANET İFTİRA VE HAKARETİ ve İDDİALARI ”OLGUNLUKLA” KARŞILAMAMIZI İMA ETMEKTE

DİNDAR OLDUĞUNU AFİŞE EDEN AMA KÖKENİN KONUŞULMASINDAN NEDENSE RAHATSIZ OLAN
Gül yeşil ışık yakmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül önceki gün yaptığı açıklamada, Türkiye’de her türlü görüşün açıkça tartışılabilmesinin “devlet politikası” olduğunu belirterek, “Özür Diliyoruz” kampanyasına itirazının olmadığını ima etmişti. Başbakan Erdoğan ise girimi mantıksız bulduğunu belirtmişti. Erdoğan şunları kaydetmişti: Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki özür diliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir sorunu yok.

Almanya´da Türklerin düzenlediği bir toplantıda Prof. Dr. Hasan Köni, "Ermeni meselesi" başlıklı bir konuşma yapmış ve şöyle demişti:
"Tehcir sırasında, yerinden olmamak için ´convert´olan yani Müslümanlığa dönen Ermeniler de var. Bunların kim olduğunu bilemiyoruz. Sayıları 300-400 bin kişi. Ayrıca dönmüş Museviler ve dönmüş Rumlar da var. Bunları maalesef Türkiye Cumhuriyeti kendi vatandaşlarını rahatsız etmemek için açıklamıyor. Belki de devletin içinde de yüksek rütbeye gelmiş Ermeni kökenli dönmüş insanlarımız var."

***

Hrant Dink, bir Ermenistan gezisinde oradaki muhataplarına "Siz 1.5 milyon kişiden bahsediyorsunuz. Oysa ayni dönemde yaklaşık 500 bin Ermeni, din değiştirip Türk olmuştu. Bunları neden dikkate almıyorsunuz?" diye sormuştu. Muhatabı da "Bu konunun gündeme gelmesi, davamıza zarar verir" cevabını vermişti.
Dink, bir yazısında Atatürk´ün manevi kızı Sabiha Gökçen´in yetim Ermenilerden olduğunu ve bu konuda elinde belgeler bulunduğunu yazmış ve kıyamet kopmuştu. Peki bu bilgiye ulaşan Dink, başka hangi bilgi ve belgelere ulaşmıştı. Acaba, Türkiye´de etkin noktalarda bulunan kaç kripto Ermeni vardı? Ve Hırant Dink´in öldürülmesinde, bu açıklamaların rolü var mıdır? Ayrıca, Hırant Dink´in bilgisayarının hard diski şu anda kimin elindedir?
K:Arslan BULUT


Türk’e ihya ettirilen, dönemin ihanet karargahı, simge Akdamar kilisesi..


Asala tarafından şehit edilen vatandaşlarımızdan bazıları..


90 lı yıllar hocalı katliamı.. Gözümüzün önünde yapıldı………..


Bosna - srebrenitsa daki soykırım sonrası açılan toplu mezarlar,
pAPANIN ve VATİKANIN BURNUNUN DİBİNDE HATTA GÖZETİMİNDE


..ve bir 29 Ekim Günü Teslimiyet imzası.. AB…

BU OLAYLARI BİZ 1999 YILINDAN BERİ ANLATMAYA ÇALIŞTIK

HAYDAR BAŞ 99 YILINDAN BU GÜNE " DİNİ ve MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZE YÖNELİK TEHTİDLER "

" ERMENİ SOYKIRIM İDDALARINI RET VE ULUSAL BAĞIMSIZLIK MİTİNGLERİ "
   ”ALÇAKLARI KIRPIP KIRPIP AYDIN YAPMIŞLAR”
      Hoca Nasreddin’in fıkrasından ayın kırpılarak yıldız yapıldığını öğrenmiştik ama günün birinde alçaklardan aydın olabileceğini hiç düşünmemiştik.
Bir uğursuz, bir şom ağızlı terzi rastgele kesmiş ve alçaklardan güya aydın çıkarmış.
Halbuki adı üstünde alçak, çukur, ışıktan nasiplenemeyen ve aydınlığa kavuşamayan demektir.
Bir grup aydın Ermenilerden özür dileme kampanyası başlatmışmış.
Kampanyayı başlatan isimlere yaklaşıyor bir de fark ediyorsunuz ki alçakların önde gidenleri.
Bir kere alçaklara aydın demek hem aydınlığa hakarettir hem de ülkenin gerçek aydınlarına hakarettir.
Kendi etnik kökeni ne olursa olsun, içinde yaşadığı topluma, ekmeğini yediği devlete ihanet edenlere dünyanın hiçbir yerinde aydın demezler, hain derler, işbirlikçi derler, çanak yalayıcı derler…
Küresel tefecilerin, haçlı emperyalizmin dört koldan saldırıya geçtiği, Türk’ün kurtuluş savaşında yediği tokadın intikamını almak için yeniden “haçlı seferi” ilan ettiği bir dönemde onların ekmeğine yağ sürecek, işlerini kolaylaştıracak davranışlarda bulunanlara, kale kapsını içerden açanlara tarihin her devrinde olduğu gibi bugün de sadece hain ve iş birlikçi denir.
Hain ve iş birlikçilerin matematiksel değerleri de rakamın solundaki sıfırlarla eş değerdedir.
Meselenin fikir özgürlüğü ile, demokratik tartışma ortamı ile falan bir alakası yoktur. Kimse kimseyi kandırmasın.
Onurlu–şerefli bir torun, dedesinin arkasından, salam–sümük küfredilmesi,heybe heybe iftira atılması karşısında; “bu bir demokratik tartışma ortamıdır” deyip susmaz,susamaz.
Dedesinin hatırasına sahip çıkamayan, dedesinin tertemiz izzet ve şerefinin lekelenme gayretleri karşısında suskun kalan torun, kendi torunlarının geleceğini de karartan sefil bir adam durumundadır.
Dedesine iftira atanlara “buyurun meydan sizindir” diyenler, gelecekte de bütün meydanları iftiracıların hizmetine sunacaklar demektir.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
“Hepimiz Ermeniyiz” diyerek kitleleri sokağa dökenlerin gazetelerindeki baş yazarlar–boş yazarlar bugün bu alçakça kampanyanın öncülüğünü yapıyorlar.
Sizce bu bir tesadüf müdür?
Herkes aklını başına almalı ve net tavrını ortaya koymalıdır.
Paspas gazetelerine aboneliğini sürdüren hacım da artık ya dedesinden ya da alçaklardan yana tavrını belirlemelidir.
Bir adam, bir kurum, bir basın–yayın grubu hem haçlılara, Soroslara hem de vatana–millete hizmet edemez, birine hizmet ediyorsa diğerine ihanet ediyor demektir.
Alçakları kırpmış kırpmış yıldız yapmışlar.
Yerseniz…. Aziz Karaca…
DELİORMANLI…

EKONOMİYİ BİLEN LİDER LAZIM..

 

Sizce Türkiye’nin en temel sorunu nedir?
Terör mü?
Dışa bağımlılık mı?
Kıbrıs mı?
BOP mu?
Dinler arası diyalog ve misyonerlik mi?
Bence bunların hepsi sorun ama hiçbiri temel sorun değil.
Kanımca ekonomi en köklü sorunumuzdur.
Küresel kriz baş göstermeden önce de böyleydi.
Bundan dolayıdır ki, Türk milleti kararını çok yerinde belirlemeli.
Nedir o karar?
Türkiye’yi kimin yöneteceği kararı…
Bu karar o kadar önemlidir ki, uçurumun kenarında bulunan ülkemizin uçurumdan düşüp düşmeyeceğini bu karar belirleyecektir.
Atatürk’ten sonra dışarıdan ve içeriden işbirlikçilerin tüm uğraşılarına rağmen korunabilmiş üniter yapımızın paramparça edilip edilmeyeceğini de bu karar belirleyecektir.
Türk milleti bu kararı dosdoğru veremezse daha pek çok ağır faturayı ödemek zorunda kalacaktır.
Bu noktada hepimizin akıldan çıkarmaması gereken bir gerçek var.
Aradığımız liderde bulunması gereken en önemli özellik ekonomiyi gerçekten çok iyi biliyor olmasıdır.
Ama bilinmesi gereken ekonomiden kastım insanlığı bir krizden çıkamadan öteki krize mahkûm eden Kapitalist ekonomi elbette değildir.
Zaten Kapitalizm insanlığı memnun edebilmiş olsaydı ABD halkı bile bu sistemden yaka silkmezdi değil mi?
Bu bağlamda Türkiye’yi yönetecek olan lider, hem Kapitalizmin mahkûm ettiği çıkmazlardan kurtulmamız için bize yol gösterebilmeli hem de bir daha Kapitalizm gibi insanlık dışı bir sisteme veya onun benzerlerine mecbur kalmamak için bu milletin önüne yepyeni bir iktisadi anlayış koymalıdır.
Bu noktadan baktığımızda Türk milletinin ihtiyacı olan lider, Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal, Zeki Sezer, Erbakan, Numan Kurtulmuş, Devlet Bahçeli, Muhsin Yazıcıoğlu veya ötekileri değildir.
Bu liderlerin pek çok ortak yönü olduğunun yanında en önemli ortak yönleri ekonominin e’sinden bile anlamamalarıdır.
Ekonomiden anlamadıklarının en büyük delili bunlar arasından hasbelkader hükümet ya da hükümet ortağı olmuş olanların dönemine bakıldığında IMF’nin akıl hocaları olduğu görülmesidir.
Türkiye’ye gerekli olan ekonomi ilmiyle donanmış olan tek lider, –dünyanın farklı farklı ülkelerinden yüzlerce bilim adamının onayıyla– Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet–Milli Devlet tezlerinin sahibi BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’tır.
Prof. Baş’ın burada saymaya kalksak bitiremeyeceğimiz özelliklerinden belki de en önemlisi ekonominin üstadı olmasıdır. Zaten Türk milletine de bu gereklidir. Ekonominin kitabını yazmıştır, desek yanlış söylemiş olmayız.
O zaman ekonomiyi bilen bilim adamı kimliğine sahip BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türk milletinin önünde kurtuluş için yegâne seçenek olarak durmaktadır.
İnşallah milletimiz bu fırsatı kaçırmaz…

Orhan Dede–TUNALIM..

MÜJDELER OLSUN; KRİZ İNİŞE GEÇMİŞ(!)

 

Çalsın davullar çalsın zurnalar, bugün bayram günüdür(!) Uzun bir süredir krizle boğuşan vatandaşa umut veren ve ekonomik krize son noktayı koyan Başbakan R.T. Erdoğan; “Kriz tepe noktasına ulaştı ve inişe geçmiştir” dedi. Bu haber gerçekten de çok önemli bir haberdir, neredeyse umutlarımız tükenmek üzereydi…

Fakat bu sevincimizi bozan ikinci açıklama, krizi iliklerine kadar yaşayan sanayicilerin başından geliyor. Yeniden kalbimize şüphe düşüyor…
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın krizin tepe noktasına ulaştığı yönündeki yorumlarının çok iddialı olduğunu belirterek, "Bu bir temenni ise bütün kalbimle katılıyorum. İnşallah tepe noktasına ulaşmıştır. Bu bir öngörü ve bir görüşse katılmakta tereddüt ederim" dedi.

İktidar sahiplerinin; vatandaşın yaşadığı gündelik hayattaki her türlü olumsuzluğuna rağmen, çözüm için ciddi adımlar atmadıkları halde, gelecek için umut vaat edici sözler sarf etmesi, meselenin hayallere bile sığmayacak bir kısır döngüye girmiş olduğunu göstermektedir. Çünkü asıl olan; ne yazılı beyanlar, ne sözlü beyanlardır. Esas olan yaşanan sosyal hayatın kendisidir.
Esas olan vatandaşın halidir…
Tüketici ve üretici vatandaşlar her gün kan kaybetmekte, yaklaşan Kurban Bayramına rağmen çarşı pazar bomboş, geçen seneye göre kurban kesebilecek vatandaş sayısında çok ciddi azalmalar var, borç sarmalı iyice artmakta, işsizler çığ gibi büyümekte, işindeki tecrübesi ne kadar olursa olsun hemen her işçinin her an işten çıkarılması söz konusu…

Sokaklara çıkın, caddelere bakın, insanların yüzünü seyredin, herkes mutsuz.
Yaşanan sosyal hayatta kriz giderek tırmanırken; bu kadar olumsuzluk meydandayken, Başbakan’dan; “kriz inişe geçti” mesajı gelmektedir…
İşte kafaların karıştığı, akılların durduğu nokta burasıdır. Yapılmak istenen nedir, mızrak çuvalda ne kadar gizlenecek…

Biz burada kriz tellallığı yapmıyoruz. Dünyanın içinde bulunduğu sıkıntıları yakından takip etmekteyiz. Toplumun bir ferdi olarak da sıkıntıyı bizzat yaşamaktayız. Bizler, sadece durum tespitinin doğru yapılmasının gerekliliğini savunuyoruz. Durum tespiti yaparken ne kadar gerçekçi olunursa,  çözüm için de o kadar gerçekçi adımlar atılır. Tedavinin cevap verebilmesi için teşhis çok önemlidir. Yanlış teşhis, yada saklanan teşhis, hastalığı artırır. Durumu kurtarmak için gerçek dışı beyanlar, krizin zararlarını daha da derinleştirir.

Bu makaleyi yazarken, televizyonda haberleri takip etmeye çalışıyorum. TÜSİAD Başkanı Arzuman, “yaşanan krizin aşılması için piyasa canlandırılmalı” diyor. “tüketicinin desteklenmesi” fikrini beyan ediyor. Bu tespiti ve çözüm yollarını Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, senelerdir söyleye söyleye bi-hal oldu. Krizden canı yananlar artık gerçeği görmeye başladılar ama ne çare, yine çözüm yok. Yani çözümün adresi yine saklanıyor. “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projeleri göz ardı edilmeye çalışılıyor. Bu inat nereye kadar varacak. Gerçeği saklama gayretleri ne zamana kadar devam edecek….
Olan; güzel ülkemin ve güzel milletimin ziyan olan bugünlerine, yarınlarına oluyor..

Uğur Kepekçi-(Deliormanlı)

LİDER DEDİĞİN BÖYLE OLMALI…

Tarihimizden bir örnek Rolling Eyes
Malum, Samsun’un şirin bir ilçesi olan Havza, Milli Mücadelede çok önemli bir yere sahiptir. Mücadelenin kararları burada alınmış ardından da adım adım uygulanmıştır.
İşte bu ilçede Atatürk bir Rus heyeti ile görüşmüştür. Daha mücadelenin ilk adımlarında, herhangi bir devlet iradesi de olmamasına rağmen Atatürk’ün Rus heyetine karşı ortaya koyduğu milli duruş gerçekten takdire şayandır.
Rus heyetinin başında bulunan Albay Budenni Mustafa Kemal’e teklifi şuydu:
“Generalim, bütün ihtiyacınızı tamamlamaya Rusya’nın hazır olduğunu size bildirmek görevini üzerime almış bulunmaktayım. Size top, tüfek, cephane, para verelim. Muktedir subaylar gönderelim. Yalnız bir şartımız var.”
Atatürk ne olduğunu sordu. Budenni de şartları şöyle sıraladı.
”Sovyetler Birliği’ne katılınız. Siz de federal cumhuriyetlerden biri olunuz, bu suretle kuzeyden güneye kadar, Murmansk’dan Süveyş’e kadar kapitalist devletlere karşı cephe kurulmuş olacaktır.”
Bu yardım isteğine karşılık Atatürk şu cevabı verdi: “Değerli subaylarımızın Sovyet yurdunda önemli görevleri vardır. Biz Türkler kendi yağımızla kavrulmayı tercih ederiz. Sovyetler topluluğunda bir Cumhuriyet olmaya gelince, Biz Türklerin milliyet anlayışına aykırıdır. Siz, gelin müşterek düşmana bizi eşit bir savaşçı olarak kabul edin. Bize bu kadarı yeter. Türkler batı emperyalistlerine karşı bir ölüm dirim savaşına girmişlerdir. Bu savaşı muhakkak kazanacaktır. Türkiye’de yapılacak olan devrimleri, Türkler kendileri yapmak kararındadırlar. Kızıl Ordunun yardımını hoş karşılayamazlar. Türk milleti mağrur ve hassastır. Her türlü mücadele gücünü kendi damarlarındaki kanda bulmaktadır.”
Böylece Atatürk Kızıl Ordunun Anadolu’ya girmesini önledi.

Günümüzden bir örnek
Prof. Dr. Haydar Baş, doktora ve ardından da profesörlük eserlerini ortaya koyduktan sonra, İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi’nden konferans vermesi için davet edilir.
Prof. Dr. Baş, konuşmasını Türkçe olarak sunmaya hazırlanırken, Sayın Baş’la beraber konferansa gelen tercüman, konuşmayı İngilizceye tercüme etmek için izin ister. Prof. Dr. Baş buna olumsuz yanıt verdikten sonra şunları söyler:
“Bizim fikirlerimizden istifade etmek için onlar bizi buraya davet etti. Eğer gerçekten bunu istiyorlarsa, onlar Türkçe bilen bir tercüman getirsinler”
Ardından da şu tarihi tespiti yapar:
“Bir lider, dilini, dinini, kültürünü, medeniyetini, parasını ihraç edebilendir” Saygılarımla…                                       Murat Çabas–DELİORMANLI..
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..