Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

LİDER DEDİĞİN BÖYLE OLMALI…

21 Kasım 2008 Cuma | Kategori Siyaset 0

Tarihimizden bir örnek Rolling Eyes
Malum, Samsun’un şirin bir ilçesi olan Havza, Milli Mücadelede çok önemli bir yere sahiptir. Mücadelenin kararları burada alınmış ardından da adım adım uygulanmıştır.
İşte bu ilçede Atatürk bir Rus heyeti ile görüşmüştür. Daha mücadelenin ilk adımlarında, herhangi bir devlet iradesi de olmamasına rağmen Atatürk’ün Rus heyetine karşı ortaya koyduğu milli duruş gerçekten takdire şayandır.
Rus heyetinin başında bulunan Albay Budenni Mustafa Kemal’e teklifi şuydu:
“Generalim, bütün ihtiyacınızı tamamlamaya Rusya’nın hazır olduğunu size bildirmek görevini üzerime almış bulunmaktayım. Size top, tüfek, cephane, para verelim. Muktedir subaylar gönderelim. Yalnız bir şartımız var.”
Atatürk ne olduğunu sordu. Budenni de şartları şöyle sıraladı.
”Sovyetler Birliği’ne katılınız. Siz de federal cumhuriyetlerden biri olunuz, bu suretle kuzeyden güneye kadar, Murmansk’dan Süveyş’e kadar kapitalist devletlere karşı cephe kurulmuş olacaktır.”
Bu yardım isteğine karşılık Atatürk şu cevabı verdi: “Değerli subaylarımızın Sovyet yurdunda önemli görevleri vardır. Biz Türkler kendi yağımızla kavrulmayı tercih ederiz. Sovyetler topluluğunda bir Cumhuriyet olmaya gelince, Biz Türklerin milliyet anlayışına aykırıdır. Siz, gelin müşterek düşmana bizi eşit bir savaşçı olarak kabul edin. Bize bu kadarı yeter. Türkler batı emperyalistlerine karşı bir ölüm dirim savaşına girmişlerdir. Bu savaşı muhakkak kazanacaktır. Türkiye’de yapılacak olan devrimleri, Türkler kendileri yapmak kararındadırlar. Kızıl Ordunun yardımını hoş karşılayamazlar. Türk milleti mağrur ve hassastır. Her türlü mücadele gücünü kendi damarlarındaki kanda bulmaktadır.”
Böylece Atatürk Kızıl Ordunun Anadolu’ya girmesini önledi.

Günümüzden bir örnek
Prof. Dr. Haydar Baş, doktora ve ardından da profesörlük eserlerini ortaya koyduktan sonra, İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi’nden konferans vermesi için davet edilir.
Prof. Dr. Baş, konuşmasını Türkçe olarak sunmaya hazırlanırken, Sayın Baş’la beraber konferansa gelen tercüman, konuşmayı İngilizceye tercüme etmek için izin ister. Prof. Dr. Baş buna olumsuz yanıt verdikten sonra şunları söyler:
“Bizim fikirlerimizden istifade etmek için onlar bizi buraya davet etti. Eğer gerçekten bunu istiyorlarsa, onlar Türkçe bilen bir tercüman getirsinler”
Ardından da şu tarihi tespiti yapar:
“Bir lider, dilini, dinini, kültürünü, medeniyetini, parasını ihraç edebilendir” Saygılarımla…                                       Murat Çabas–DELİORMANLI..
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

”OBAMA BAŞKAN”UMARIM DÜNYA BARIŞINA KATKISI OLUR…

7 Kasım 2008 Cuma | Kategori Dünya 0

 

Virginia eyaletindeki sonuçların gelmesiyle daha California’da sandıklar bile açılmamışken sonuç ortaya çıktı. Demokrat Parti adayı Obama ABD’nin 44. Başkanı oldu.

 

Siyah Demokrat Senatör Barack Obama’nın Başkanlığı kazanması, ABD Başkanlık seçimleri tarihine yeni bir ezici zafer daha ekledi. Adayların başkanı seçecek toplam 538 ikinci seçmen, yani delege için yarıştığı seçimde, Obama şimdiye kadar 349 delege kazanmayı başardı. Sadece 3 eyalette seçim sonucu henüz kesinleşmemişken, Obama’nın rakibi Cumhuriyetçi aday John McCain’in kazandığı delege sayısı ise 147. Başkan seçilebilmek için 270 delege kazanmak gerekiyor. Son iki dönemin ABD Başkanı George W. Bush, 2000 yılındaki ilk seçiminde sadece başkan seçilmek için yeterli 270 delege, 2004’deki ikinci seçiminde ise 286 delege kazanmıştı.

Seçimlere rekor katılım
Amerikan başkanlık seçimine katılım oranı yüzde 66 civarında oldu. “RealClearPolitics” adlı bağımsız kuruluşun açıklamasına göre, rekor seviyedeki katılım sonucu Demokrat Barack Obama oyların yüzde 52’sini, Cumhuriyetçi rakibi John McCaine ise yüzde 47’sini aldı. 1960 yılında John F. Kennedy’nin kazandığı seçime katılım yüzde 63,1, 2004’te George Bush’un kazandığı seçime katılım oranı ise yüzde 55,3 olmuştu.

Şimdi ne olacak? 
ABD’de yapılan başkanlık seçimini Demokrat aday Barack Obama kazandı. Ancak seçim sistemi gereğince başkan ve başkan yardımcısı için asıl seçim 15 Aralıkta yapılacak. Aslında başkanı halkın doğrudan seçmediği sistem çerçevesinde yeni başkanı resmen 538 üyeli seçici kurul belirleyecek. Bundan sonra yeniden sayım ya da son itirazlar 9 Aralığa kadar yapılabilecek. Sisteme göre seçici kurul üyeleri 15 Aralıkta kendi eyaletlerinde toplanarak başkan ve başkan yardımcısı için oy kullanacak. Daha sonra 6 Ocakta Kongre toplanarak seçici kurulun verdiği oyları sayacak. Başkan ve başkan yardımcısının en az 270 seçici oyu alması gerekiyor.  Barack Obama şu anda 349 oya ulaşmış durumda. Kongrenin oy sayımından sonra yeni başkan 20 Ocakta yemin ederek resmen görevine başlayacak.

Siyahlar ilk kez doruk noktada
Siyah Demokrat Senatör Barack Obama’nın ABD’nin ilk siyah Başkanı seçilmesi, siyah Amerikalıların tarihinde en önemli dönüm noktalarından biri, belki de en önemlisi oldu. Siyah Amerikalıların tarihinde bu aşamaya gelininceye kadar yaşanan önemli olayların bazıları ise şunlar:
1619 – İlk siyah köleler Virginia’ya getirildi.
1808 – Yabancı ülkelerden köle getirilmesi yasaklandı.
1863 – Başkan Abraham Lincoln, konfedere devletlerdeki bütün köleleri 1 Ocak 1863’ten itibaren özgür ilan eden Özgürlük Bildirgesi’ni yayımladı.
1868 – Anayasanın 14. ek maddesi, bütün Afro–Amerikalılara tam vatandaşlık hakkı tanıdı.
1870 – Siyah erkeklere oy kullanma hakkı verildi.
2008 – Obama ABD Başkanlığını kazanan ilk siyah oldu.

Kaynak:Yeni Mesaj
TUNALIM…

RAZGRAT RESİMLERİ(Bulgaristan)

20 Ekim 2008 Pazartesi | Kategori Tarih 0
FotoğrafımDeliormanlı 
BİGA, ÇANAKKALE, Turkey        
MERHABA SEVGİLİ DOSTLAR;Milli kimlik ve şuuruna sahip olamayan milletlerin yok olmaları, yahut başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamaları kaçınılmazdır. Bu itibarla; çocuklarımıza ve gençlerimize herşeyden önce öz benliğimizi ve de kimliğimizi öğretmemiz; vatanını, bayrağını, sancağını, dinini ve devletini canından aziz bilen bir MüslümanTürk genci modeli yetiştirmemiz şarttır. Cumhuriyetimizin kurucusu bakın Türk milletine ne diyor?“Çocuklarımıza vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun onlara esas olarak şunları öğreteceğiz; Milletine, Türkiye Devleti’ne, TBMM’ne, düşman olanlarla mücadele; bu mücadelenin sebep ve vasıtaları ile donatılmayan bir millet için yaşama hakkı yoktur.” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.

 

 
sevgi                                                                                      ”GERÇEK  SEVGİ,KALBİN  DERİNLİKLERİNDEN GELİR”

 

 Ata toprağım Razgrat resimleri


 

Deliorman’ın başkenti, Razgrad

 

Bugünkü durağımız Deliorman bölgesinin kalbi, pehlivanlar yatağı Razgrad. Traklar’ın, Roma ve Bizans medeniyetlerinin, Bulgar Devletleri’nin ve Osmanlı Hakimiyeti’nin izlerini taşıyan Razgrad, Deliorman’ın başkenti kabul edilir. Barındırdığı farklı etnik grupların çokluğuna rağmen birlik ve beraberliğin sembolü olan Razgrad, bütün vatandaşlarının hoşgörü içinde yaşadığı küçük bir şehir. Bağrında bulunan farklı dönemlere ait yaklaşık bin 200 taşınmaz kültür anıtıyla Razgrad, tarihi açıdan fevkalade zengindir. Kuzeydoğu Bulgaristan’da yer alan bu tarihî bölge, ülkenin yüzde 2,4 bölümünü teşkil eder. Ruse, Silistra, Şumen ve Tırgovişte Razgrad’a komşu illerdir. Razgrad ili şu yedi belediyeden oluşuyor: Razgrad, İsperih, Kubrat, Zavet, Tsar Kaloyan, Loznitsa ve Samuil. Burası ayrıca 6 kasaba ve 107 köyden oluşan toplam 113 yerleşim yerini kapsıyor. Su kaynakları açısından fakir olarak nitelendirilen Razgrad’ın, ekonomik açıdan bölgeyi kuzey ve güney diye ikiye bölen Beli Lom nehri büyük öneme sahip. Razgrad’tan uluslar arası E–70 Ruse–Varna otoyolu, II–49 Tutrakan–Kubrat–Ragrad–Tırgovişte otoyolu, II–23 Ruse–Kubrat–İsperih–Dulovo otoyolları geçiyor. Ayrıca Bulgaristan’da inşa edilen ilk demiryolu Ruse–Varna Razgrad’tan geçiyor ve Samuil tren istasyonuyla Silistra’yla bağlantıyı sağlıyor. İlk demiryolunun yapımına, padişah fermanıyla 21 Mayıs 1864 yılında başlanmış. O zamanın Ruse Valisi Arif Paşa tarafından temeli atılan demiryolu projesinin, Tuna Vilayeti Valisi Mithat Paşa tarafından da yapımı hızlandırılmış. Demiryoluna her iki taraftan da (Ruse–Varna) başlanmış ve 26 Ekim 1866′da Mithat Paşa tarafından açılmış. 224 km uzunluğundaki ilk demiryolu, birisi Razgrad’da olmak üzere sekiz istasyondan oluşuyor. Razgrad’ın kuruluş yılı tarihçiler tarafından kesin olarak saptanamasa da, eski çağlardan beri yerleşim yeri olarak kullanıldığı kesin. Burada milattan önce (M.Ö.) 120 bin yıllarından kalıntılar bulunmakta. Bunların arasında Sveştari’deki kadim Trak mezarlığı, Radingrad’taki Nekropol, Roma eski Trak köyü üzerine inşa edilen Abritus kasabası, Maktul İbrahim Paşa Camii, Roma dönemine ait ve 835 altın paradan oluşan Bulgaristan’da bulunmuş en büyük hazine yer alıyor.
Balkanlar’ın üçüncü büyük camisi

 

Deliorman bölgesi adını, eski çağlardan beri çok sık olan ormanlardan aldığı belirtiliyor. Bölgede yaşayan en eski insanların Traklar olduğu bilinmekte. Bölgede Traklar’a ait ortalam 100 mogila (Trak mezarlıkları) mevcut. Traklar’ın yaşam biçimiyle ilgili en detaylı bilgileri bunların arasından Radingrad ve Sveştari’de bulunanlar veriyor. Uzmanlara göre, Sveştari’deki Kadim Trak Mezarlığı M.Ö. 300 yılında inşa edilmiş. 1982 yılında Ginina mogila adı verilen yerde bulunmuş. Dört bölümden oluşan Kadim Trak Mezarlığı bir koridor ve üç odadan oluşmakta. Cenaze merasimleri ve kullanılan detaylar mogilada ünlü Trak hükümdarının gömüldüğü tahmin ediliyor. Kadim Trak Mezarlığı Bulgaristan’da UNESCO koruması altında olan 8 tarihi anıttan biridir. Bu tarihî yer, hafta sonları ortalama 300–400 kişi tarafından ziyaret edilmekte. Abritus Romalılara ait yerleşim yeri olak bilinen Abritus, eski Trak köyü kalıntıları üzerine inşa edilmiş, Razgrad’ın hemen yanında bulunuyor. Şu anda şehir müzesinde koruma altında olan 835 altın paradan oluşan (4 kg altın) Bulgaristan’da bulunmuş en büyük hazine, bu topraklardan çıkmış. 13. yüzyılda Hrısgrad olarak bilinen Bulgar köyü, günümüz Razgrad’ın temelini oluşturduğu tahmin edilmekte. Söz konusu toprakların Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle şehir Hezargrad, Hezergrad veya Hrazgrad olarak anılır olmuş. Maktul İbrahim Paşa Camii Osmanlılar’a ait ayakta kalmış en büyük sanat eseri hiç şüphesiz Maktul İbrahim Paşa Camii’dir. UNESCO kataloğunda kayıtlı olan cami, Balkanlar’da üçüncü büyüklüktedir. Kanuni Sultan Süleyman Han devrinin meşhur sadrazamı İbrahim Paşa hayratlarına dahildir. 1616 yılında inşa ettirilmiş klasik Türk mimarisinin en güzel eserlerinden birisidir. Cami herşeyden önce dış görünüşüyle dikkati çekiyor. Şu anda ibedete kapalı olan cami 30 yılı aşkın zamandır tamiri konusunda maalesef müşahhas bir adım atılmamış. Osmanlı döneminin burada miraslarından bir başkası da 1608–1609 yıllarında inşa edilen Ahmet Bey Camii’dir. Şehrin sembolü olan saat kulesi aynı döneme ait. Saat kulesi 1764 yılında usta Todor Tonçev tarafından yapılmış. Demir Baba Tekkesi Hasan Demir Baba Pehlivan bundan 500 yıl önce Deliorman’da yaşamış ve bir çok kerametler izhar etmiş. Demir Baba’nın adına yaptırılan tekke 19. yüzyılın başlarında Rusçuk Paşası Pehlivan Baba tarfından tamir edilmiş. Macar bilim adamı Feliks Kanits’e göre, Demir Baba türbesi 1490 yılında yapılmış. Tarihçi Babinger onun Ali Dede adında bir Horasanlı’nın oğlu olduğunu belirtiyor. Zamanla gelip Kemanlar (İsperih) bölgesinde Kuvançiler köyüne yerleşmiş. Dağlık ve ormanlık yerde yer alan tekke, Türk–İslam kültürünün tüm motiflerine sahip. Sağ tarafında adak kurbanı kesmek için özel yer dahi ayrılmış.Edebiyatçı ve pehlivan yatağı Deliorman

 

Razgrad edebiyat alanında büyük geleneğe sahip. Ahmet Şerif, Sabri Tata, Muharrem Tahsin, Şaban Mahmut, İsmail Çavuş, Ali Pir gibi isimler, Razgrad ilinin muhtelif köylerinde doğup yetişmişler. Razgrad aynı zamanda pehlivan yatağı olarak bilinir. ‘Zavutlu Kel Yahya, onun gibi gelmemiştir dünyaya’ deniliyor baş pehlivan duasında bile. Ne zaman kimlerle güreştiği bilinmeyen bu efsanevi pehlivandan sonra günümüze kadar Torlaklı Deli Hafız, Ezerçeli Ergeleci İbrahim, Karagöz köylü Hüseyin Mehmet, Osman Duralı gelmiştir. Hepsinin gücü, derecesi, şan ve şerefi başka, hepsi hürmete layık. Gerek klasik, gerek serbest güreşte, Tahran dünya güreşlerinde 8 yıl dünya pehlivanlarının şahı bilinen Hamit Kaplan’ı yenen Podayvalı Lütfi Ahmet yine bu toprakların evladıdır. Razgrad’ı dünyaya tanıtan başka bir isim ise Monreal’da Olimpiyat şampiyonu olan ‘Güreş profesör’ü küçük dev pehlivan Hasan İsaev’dir. Razgrad festivaller şehri Razgrad son yıllarda festivaller şehri olarak anılmaya başlandı. Bu yıl 3.’sü düzenlenen Yoğurt Panayırı’nın yanı sıra gelenek ve görenek, el işlemeleri gibi farklı panayırlara da ev sahipliği yapmakta. Ayrıca genç piyanistler için yarışma ve çeşitli sergiler geleneksel olarak düzenleniyor. Öte yandan Bulgaristan’da faaliyette olan Belentsi köyündeki tek yel değirmeni de Razgrad il sınırları içinde yer alıyor. Razgrad Türk Tiyatrosu ‘Nazım Hikmet’ Bulgaristan’da faaliyette olan iki Türk tiyatrosundan birisi Razgrad’ta hizmet vermekte. Razgrad Devlet Dram ve Müzik Tiyatrosu ‘Nazım Hikmet’ resmi olarak Ekim 2003 yılında açıldı. Türk tiyatrosu ilk temsili Deliorman Yolları’nı 23 Nisan 2004 yılında sundu. Öte yandan Bulgaristan’da kurulacak ilk Cem Kültür Evi temel atama töreni de 3 Temmuz 2004 tarihinde Razgrad’ta gerçekleşti. Ekonomik olarak önemli bir kavşakta yer alan Razgrad, Kuzeydoğu Bulgaristan’ın tam ortasında bulunması nedeniyle doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi birleştiriyor. Ticari yönden büyük bir potansiyele sahip bulunan Razgrad, stratejik öneme sahip firmaları sınırları içerisinde barındırıyor.Razgrad Valisi Behçet Süleyman ile röportajSayın Behçet Süleyman, Vali olarak Razgrad’ı nasıl tanıtırsınız?
– Razgrad, Bulgaristan geneline bakıldığında yüzölçümü ve nüfus olarak küçük illerden biridir. Yüzölçümü ortalama 2 bin 600 kilometrekareyle Bulgaristan’ın yüzde 2,4′ünü oluşturur. Nüfusu ortalama 150 bin kişidir. İl sınırları içinde belediyelerin sayısı Razgrad, İsperih, Kubrat, Zavet, Tsar Kaloyan, Loznitsa ve Samuil olmak üzere yedidir.

Razgrad etnik tolerans için örnek bir şehir. Bu açıdan diğer şehirler Razgrad’tan ne öğrenebilir?
– Etnik tolerans, etnik hoşgörü için örnek verilecekse Razgrad il olarak, belediyelerle birlikte gerçekten isabetli bir ornek olacaktır. Son sayıma göre (Mart 2001) Razgrad ilinde etnik nüfus şöyledir: –Türkler: 69 bin 738 kişi – Bulgarlar: 68 bin 361 kişi – Romanlar: 7 bin 883 kişi – Diğer: 4 bin 129 kişi – Kendilerini hiç bir etnik gruptan saymayan: 3 bin 45 kişi. Görüldüğü gibi çok farklı etnik gruplardan oluşan Razgrad, hiç bir zaman bölünmeler yaşamamıştır. Razgrad halkı her zaman barış ve anlayış içinde yaşamıştır. Belediyelerin altısında DPS, birinde de BSP iktidarda olmasına rağmen hedef her zaman varolan balansı ve iyi ilişkileri değişik etnik gruplar arasında korumaktır.

Bölgede yaşayan yoğun Türk nüfusunun Türk şehirleriyle ilişkilerde ne gibi katkısı olabilir?
– Bulgaristan’da yaşayan Türk kökenli vatandaşlar köprü vazifesi görebilir, şehirler ve belediyeler bazında olduğu gibi aynı zamanda işadamları ve ciddi yatırımlar için de böyledir. İlçemizdeki bir çok belediyenin Türkiye’deki belediyelerle kardeşlik ilişkisi vardır: (Razgrad–Avcılar, Samuil–Gebze, Kubrat–Görüklü, Loznitsa–Küçükçekmece). Diğer belediyeler de bu tür ilişkiye girme gayretindedir. Hedef, çıkarların her iki taraf için de karşılıklı olmasıdır.

Razgrad ilinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
– Razgrad’ın geleceği sahip olduğu potansiyeli değerlendirmesine bağlıdır. Bu potansiyel tarım ve hayvancılık alanlarındadır.

 Alıntı:www.bgmuhacirlari.com




DELİORMANLI…

PERDE ARKASINI GÖRMEZLİKTEN GELEREK TERÖR ÖNLENMEZ

10 Ekim 2008 Cuma | Kategori Siyaset 0


BTP Genel Başkanı Prof. Dr.. Baş, Türkiye’nin yıllardan beri boğuştuğu terörün ve Aktütün karakoluna yapılan menfur saldırının üç–beş çapulcu işi olmadığına dikkat çekti.

BTP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada Prof. Baş, Aktütün’de şehit olan askerlerimize Yüce Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, yüreklerine ateş düşen kederli ailelerine ve Türk milletine başsağlığı diledi.

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş mesajında şunları kaydetti:

“Terör konusu, bir devlet ve millet meselesidir. İşin Türk ekonomisinin çöküşüne bakan yanı vardır. Devlet kurumları arasında ve devlet–millet bütünlüğündeki dalgalanmalara bakan tarafı vardır. Terör meselesinin, bölgemize yönelik BOP projesine ve Avrupa Birliği’ne körükörüne uyuma bakan tarafı vardır. Hepsi kadar önemlisi, ülkemiz ve bölgemiz üzerinde iştah kabartanların, Türkiye’mizi diledikleri istikamete sürükleme hesapları vardır. Terör belasının, bütün bu çeşitli yönlerini ele alarak köklü çözümler bulmak, bugün, dünkünden daha zaruri bir hal almıştır.”

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş “Terör konusunda da, Türkiye çözümsüz değildir; yeter ki milli bir devlet politikası, milli bir ekonomi politikası, milli bir Sosyal Devlet projeleri icraata konsun. BTP, bu hususta hazırlığı olan tek siyasi partidir. Yeter ki, gelişmeleri sağduyu ile, akl–ı selim ile ve basiretle ele alıp, birlik ve beraberliğimizi koruyalım” diye konuştu.

Prof. Baş, mesajını “Tarihte olduğu gibi bugün de milletimizin azim ve kararlılığı, başta terör olmak üzere her türlü siyasi ve ekonomik sıkıntıların üstesinden gelecek kudrettedir. Aktütün karakoluna yapılan menfur terör saldırısında şehit düşen evlatlarımıza Yüce allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, kederli ailelerine ve Yüce Türk milletine başsağlığı dilerim” sözleriyle noktaladı.

TERÖRÜN KARŞISINDA SADECE BTP DURABİLİR

Devamı için tıklayın »

KELDEN MERHEM BEKLENMEZ…

20 Eylül 2008 Cumartesi | Kategori Siyaset 1

      AKP hükümetinin her bakımdan “siyasi sicili” belli oldu. AKP’nin Türk milletinin hiçbir problemini çözecek bir kabiliyeti olmadığı ortaya çıktı.
Milletimizin yaşadığı son 6–7 yıllık ağır tecrübeden sonra AKP’nin vaziyetini herkes görmeye başladı. Köylü gördü, çiftçi gördü, işçi–memur gördü, esnaf ve işadamları gördü, sanayici ve tüccarlar gördü.
Millet topyekün kan ağlıyor…
AKP yandaşı birkaç rantiyeci dışında, herkes, yoklukla cebelleşiyor.
Fabrikalar kapanıyor, işçiler kapı dışarı ediliyor. Köylü ve çiftçi artık toprağını işlemiyor, ekmiyor, biçmiyor.
Toplumun dar gelirli yüzde 95’lik kesimi ya hacizlerle, ya iflasla yahut faiz ve kredi kartı batağında can çekişiyor.
Ramazan’ın başından beri Anadolu’yu ve Trakya’yı geziyoruz BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey ve kurmay kadrosuyla…  Kahramanmaraş’tan Kilise, Gümüşhane’den Samsun’a, Ankara’dan Manisa’ya turluyoruz… Anadolu ve Trakya sanki bir büyük savaştan çıkmış gibi.
Ovalar, bağlar, bahçeler metruk vaziyette.
Güzelim şehirlerin, beldelerin üstüne “işsizlik kasveti” çökmüş karabasan gibi.
İnsanlar, elleri böğürlerinde, umutsuz umutsuz bekleşiyorlar, pineklemişler  kahvehane veya kendi hanelerinin önlerinde.
İş bekliyorlar, aş bekliyorlar… Kısaca BTP Genel Başkanı Haydar Baş’ı bekliyorlar.
Bu sebeple birçok belediye başkanı, BTP’ye katılıyor… Birçoğu katılmak üzere hazırlık yapıyor.
Çünkü projesi ve çözümü olan tek lider Prof. Dr. Baş… Tek parti BTP.
Sadece Türkiye değil;  4 tane uluslar arası Milli Ekonomi Modeli kongrelerinde şahit olduğumuz gibi, 45 ülkeden 350’yi aşkın bilim adamının ağzından tüm dünya,”Bizi ancak Prof. Dr. Baş’ın çözümleri ve modeli kurtarır” diye ilan ediyor. İlan etmekle kalmıyor, ABD’sinden Rusya’sına birçok devlet Prof. Dr. Baş’ın modelinin bazı temel esaslarını uygulamaya koyuyor.
15–20 sene önce Sosyalizm ölmüştü; şimdi de Kapitalizm ve Liberalizm’in kendi evinde öldüğüne şahit oluyoruz.
AKP’nin akıl aldığı Kapitalizmin beşiği ABD ekonomisi batıyor.
AKP’nin himmet beklediği Liberalizmin ocağı AB çöküyor, sallantıda…
AKP’nin körükörüne teslim olduğu IMF, bugüne kadar batıra geldiği 85 ülkeye yenilerinin eklenmesi ve kapitalizmin devlerinin çökmesi sebebiyle kaçacak delik arıyor.
AKP’nin akıl hocaları batıyor.
Sadece AKP’nin değil, kendi çözümleri olmadığı için AB ve IMF gibi ecnebilere paçalarını kaptıran MHP ve CHP’nin de akıl hocaları batıyor.
Bunlar, kelden derman bekliyorlar! Halbuki kelin dermanı olsa kendi başına sürer.
Bugüne kadar işbaşına gelenler ve AKP, çöken ecnebilerden akıl alırken; bu ecnebiler Prof. Dr. Baş’tan kurtuluşun yollarını soruyorlar, onun modelinden bölümler uyguluyorlar.
Türkiye ve dünya ekonomilerinde çözümün tek adresi vardır; o da Prof. Dr. Baş’tır.
AKP hükümeti bu gerçeği göremez; çünkü onların gözleri hakikate kapalı, gerçeklere sağır…
AKP’nin ayıkması mümkün değil…  Bu sebeple iş, milletimize düşüyor.
Milletimiz bu Amerikancı, AB’ci ve IMF’cileri sandığa gömecek; bunları köyüne, kasabasına, hanesine dahi almayacak…  Ardından işi, sahibine, yani 350’yı aşkın bilim adamının, “Bu model değil Türkiye’yi, dünyayı kurtarır” diye deklare ettiği Prof. Dr. Baş’a teslim edecek.
Akılın ve bilimin yolu budur.
Gerisi işsizlik, yokluk, kıtlık ve kaostur. Türkiye’nin böyle bir vaziyete tahammülü yoktur.

M.Emin Koç–TUNALIM…

BEYHUDE ARAYIŞLAR!..VE….

31 Ağustos 2008 Pazar | Kategori Siyaset 0

 

Çok partili döneme geçtikten sonra, çok yönlü arayışlarımızda da artışlar oldu.
Son elli yılımıza bakalım ; genel olarak ömürümüz sağda ve solda arayışlarla geçti.
Merkez partilerden en uçtaki partilere kadar, baş vurmadık bir yöneliş, bir arayış bırakmadık.
İktidarları muhalefet, muhalefetleri iktidar yaptık.
Durum değişmedi.
İhtilaller yaptık, yeni anayasaları, yeni partileri dolayısı ile yeni iktidarları, yeni muhalefetleri devreye soktuk…
Yine arayışların arda arkası kesilmedi.
Genelbaşkana kızdık, partı yönetimini beğenmedik yeni veya başka genelbaşkanlar partiler aradık ama yine olmadı…
Kimimiz irtica dedik, laiklik dedik oy aldık ama bir arpa boyu yol alamadık.
Kimimiz de din dedik, ahlak dedik orda da birşey yapamadık.
Kimimiz de vatan dedik, millet dedik ama netice değişmedi.
Partiler kapatıldı, yasaklar getirildi yine beklenen olmadı. Neye inandığımızı neyi isteyip istemediğimizi ne anlayabildik ne de anlatabildik. Bütün bunların neticesinde bugünlere geldik.
Bugünkü durum da ortada sınırlarımız tehdit altında etrafımız ataş çemberi ile örülüyor. Ekonomide açlık, yoksulluk ülke nufüsunun % 80’ini tehdit ediyor.
Tüketim olmadığı için üretim, üretim olmadığı için de Milli Gelir can çekişiyor.
Borç üstüne borç politikaları ile devletin ve milletin geleceği ipotek altına sokuluyor. Bağımsızlık dersen Avrupa Birliğine devredilmiş. Ülke madenleri ve toprakları yabancılara peşkeş çekiliyor…
Daha neler neler!
Kurumlar arası çekişmeler zıtlaşmalar ve kavgalar. Seçilmişler, atanmışlar… Kamusal alanlar.
Elli sene öncesine dönüp baktığımızda çözüme kavuşturulmuş bir mesele olmadığı gibi her kesimin kendisine göre problem olarak ortaya attığı bütün meseleler iyice karışmış, kemikleşmiş ve birtakım cephelerin meydana gelmesine sebep olmuş.
Yeni arayışlar, yeni mutabakatlar, yeni uzlaşmalar da hali ile devam ediyor.
Bu kadar arayıştan ve ardından bir umut gibi milletin peşine takılıp gittiği bu kadar buluşlardan bir netice alamadığımız halde aynı adreste ve aynı yolda yeni arayışların akibetini şimdiden görmek ve bütün bunların maalesef “beyhude arayışlar” olduğunu anlamak gerekmez mi?
Yani bu elli yıllık tecrübe ile söylemek gerekirse derde deva olmadıktan sonra birilerinin sağcı, solcu, milliyetçi, muhafazakar, demokrat, liberal, ulusalcı, devletçi ya da halkçı olması ne yazar ve ne mana ifade eder.
Eğer bu birileri dış politikasını ABD’ye iç politikasını da AB’ye bağımlı kılacaksa –ki hep böyle olmuştur– bu birileri ABD’nin ve AB’nin sağcısı, solcusu, milyetçisi, muhafazakarı, vb. olmayacak mı?
O halde arayışa evet ama mutlak manada doğru arayışa evet demek gerekmez mi?
Ve sadece ülkemiz için değil! Bölgemiz için de, dünyamız için de doğru arayışlara yönelmeden tabir caiz ise “Cehennem ortasında bir gül bahçesi mümkün mü?”
Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet – Milli Devlet” tezi bütün bunların çözüm yollarını bir bir önümüze seriyor.
Ve insandan yola çıkarak bütün insanlığa çözüm üretiyor. Herşey o kadar açık ve net ki…
İşte size ve yeni arayışların peşinde olanlara samimi ve gerçekçi olmak şartı ile bütün arayışlara mutlak manada doğru bir  adres.

DELİORMANLI…

TÜRK MİLLETİ SERVET ÜZERİNDE YAŞIYOR..

24 Ağustos 2008 Pazar | Kategori Haber 0

 

Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz.

MTA verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye‘nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28′inci, maden çeşitliliği itibariyle 10′uncu sırada yer alıyor. Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda bulunuyor.

Türkiye‘de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’sinin varlığı Türkiye‘de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor.

Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4′ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5′i, kömür rezervlerinin yüzde 1′i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8′i Türkiye‘de bulunuyor.

Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72′ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.

ALTIN POTANSİYELİ

Türkiye‘nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10′u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.

Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye‘de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye‘de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.

JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ

Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7′inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye‘nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5′inci konumda.

KÖMÜR

Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.

YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER

Türkiye‘de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide ham madde olarak tüketilirken, yılda Türkiye‘ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.

Endüstriyel ham madde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin yüzde 2,5′ine sahip. Bazı endüstriyel ham madde mineralleri açısından ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye‘de maden ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80′ini) endüstriyel ham maddeler oluşturuyor. Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400 milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.

DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ

Türkiye‘nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor, linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit, kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı, yer alıyor.

Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.

2010 MADEN İHRACAT HEDEFİ 10 MİLYAR DOLAR

Türkiye‘nin 2004 yılında yaklaşık 1,3 milyar dolar olan maden ürünleri ihracatı, 2005 yılında 1,5 milyar dolara çıktı. 2006 yılında yaklaşık 2 milyar dolara ulaşan maden ihracatı, geçen sene 2 milyar 715 milyon dolara yükseldi. Bu yılın ilk 6 aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 34 arttı.

Maden ihracatında doğal taşlar 1 milyar 250 milyon dolar ile ilk sırada yer alıyor. Doğal taşlar ürün grubunu 544,3 milyon dolar ile metalik madenler, 491 milyon dolar ile endüstriyel ham maddeler takip ediyor.

Maden ihracatında bor, krom, selestit, manyezit, barit, mermer, ponza, feldspat gibi madenlerin ilk sırada yer aldığını ifade eden yetkililer, Türkiye‘de yılda yaklaşık 60 milyon ton kadar üretilen kömürün ise büyük çoğunluğunun termik santrallerde olmak üzere yurt içinde tüketildiğini belirttiler.

Madencilikle yeniden yapılanma ve planlama dönemine geçildiğine dikkat çeken yetkililer, 2010 yılında da maden ihracatının 10 Milyar dolar olarak hedeflendiğini kaydettiler. Diğer önemli maden rezervleri şöyle:

-Çinko-kurşun: Türkiye‘nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.

-Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.

-Krom cevheri:Türkiye‘nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.ü

-Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72’sini elinde bulunduruyor.

-Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.

-Bakır:Türkiye‘de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.

-Trona:Türkiye‘nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.

-Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye‘nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.

-Mermer ve doğal taşlar: Türkiye‘nin 80 bölgesinde 150′den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye‘nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.

-Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye‘de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.

-Çimento ve diğer yapı malzemeleri:İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.

-Bentonit: Türkiye‘de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.

-Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.

(AA) Alıntı:Sabah gaz.TUNALIM…

BTP NİN TARİHİ MİSYONU

9 Ağustos 2008 Cumartesi | Kategori Siyaset 1

 

Gerek Türkiye gerekse de dünya ekonomisi en sıkıntılı dönemini yaşamaktadır. Para sihirbazı diye nam salan, küresel para oyunlarına yön veren,
Ünlü dolar milyarderi George Soros, ABD’nin en büyük konut finansman şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac ile ilgili yaşanan kriz hakkında; "Bu vaka sonuncu değil. Yıl boyunca süren küresel mali piyasalardaki sıkıntı, hayatımdaki en ciddi mali krizi gösterdi"

”Sanırım dolar savunmasız, çünkü ekonomi durgunluğa gidiyor ve yetkililerin faaliyetleri borçların birikmesine yol açıyor.”dedi. Kredi krizinin sadece mali piyasalarda değil, ABD ekonomisinde artan bir etkisi olduğuna işaret eden Sorus, ”Gerçek ekonominin etkilenmeyeceği bir krizin olabileceğini düşünmek boş bir rüya” dedi.

Demek ki iflas etmiş ekonominin, tıkanan piyasanın problemlerinin çözüm adresi olarak gösterilen AB ve ABD yanlı siyasette çökmüştür. Böylece batıdan umut bekleyenler için de suyun ucu görünmüştür. Şimdi milletimizin yapması gereken; yıllarını AB ve ABD kapılarında bekleyerek heba edenlerden hesap sormaktır. Yaşanan her kriz, yaşanan her problem milletimizin bağrından çıkan, derdi vatan ve millet olan Sayın Prof. Dr. Haydar Baş’ı haklı çıkarmaktadır. O, vatan sathını karış karış dolaşarak köy kent demeden, yaşlı genç, kadın erkek demeden bıkmadan usanmadan milletimizi gelecek tehlikelere karşı uyarmıştı. Özellikle de ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli ile dünyada yaşanacak ekonomik sıkıntıları yüksek öngörüsü sayesinde önceden sezmiş ve çarelerini sunmuştu.

Sayın Baş Milli Ekonomi Modelinde tüketim eksenli bir çözümden bahsetmiştir. Dünyada uygulanmakta olan önceki ekonomi modellerinin aksine iktisadın tarifinden tutun, paraya getirdiği farklı tariften, piyasada bulunması gereken para miktarını formülize eden emisyon hacmine varıncaya kadar farklı yorum ve çözümler sunmuştur. Çözüm önerilerini “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” adlı iki kitap ve dört uluslararası kongre ile dünyaya duyurmuş, dünyaca ünlü iktisat adamları, sosyal bilimciler Sayın Baş’ın tezi önünde hayranlıklarını dile getiren tebliğler sunmuş, şimdi kendi memleketlerinde gönüllü fikir elçiliği yapmaktadırlar. Şimdi Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli kitabından para hakkındaki tarihi tespitlerini aktaralım;

“Milli Ekonomi Modeli, insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi ve ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olması, iç ve dış harcamalarının borçlanmadan temin edebilmesinin adı ve formülüdür.
Çözümlerimize Milli Ekonomi Modeli’nde getirilen “Para tarifi” ile başlayalım.
Kapitalist anlayışa göre para, sadece mübadele ve tasarruf aracıdır. Bu anlayışta paranın “tahrik unsuru olması” ve “emek ve üretimin karşılığı olması” özelliği yok sayılmaktadır.
Para hakkında bilgi sahibi olmak için onun hangi fonksiyonları yerine getirdiğinin bilmek gerekir.
Milli Ekonomi Modeline göre paranın 4 temel özelliği vardır.
1- PARANIN TAHRİK UNSURU OLMASI :
Modelimizde para, emeği tahrik ederek mal ve hizmet üretimini sağlayan bir araçtır.
Yani para, diğer iktisat ekollerinin iddia ettiği gibi ekonomiler üzerinde “etkisiz eleman” değildir. Bilakis, işlemci olarak, üretim ve tüketimle ilgili niyetlerin açığa ve ortaya çıkmasına vesile olmaktadır. Bu özellik yalnızca Milli Ekonomi Modeli ile iktisat literatürüne girmiştir.

2- EMEĞİN VE ÜRETİMİN KARŞILIĞI OLMASI :
Günlük hayatta para olmadığında gıda, giyim, barınma, güvenlik gibi temel ihtiyaçlar karşılanamayacağı gibi; yeraltı ve yerüstü kaynaklarını çıkaracak emek de devreye konamaz.
Para, harekete geçirdiği emeğin ürettiği mal ve hizmetin karşılığıdır. Üretimi devreye koyacak paranın başlangıçta karşılığı olmayabilir. Ama üretimle beraber para, kendi karşılığını hatta daha fazlasını oluşturma kabiliyetindedir. Zati değeri olmayan paranın maliyeti, üretim faktörlerini devreye koyarak elde edilecek mal ve hizmetin değerinden çok daha az olacaktır.
Paranın bu vasfı da yalnızca Milli Ekonomi Modeli ile ortaya çıkmıştır.
Milli Ekonomi anlayışında piyasalarda dolaşan para maliyetsiz olduğu için, emeği tahrik edecek ve üretim faktörlerini devreye koyacak para da maliyetsizdir. Başlangıçta zati değeri olmayan para, emeği tahrik etmek ve devreye koymak suretiyle, mal ve hizmet üretimini sağlayarak kendine karşılık bulur.
Emeğin ve üretimin karşılığı olarak devreye girecek olan para, atıl duran insanların emeğini harekete geçirir. Nitekim mesela, yol yapımı için gerekli olan malzemeler dağlardan temin edilerek, yollar insanların hizmetine sunulabilir. Bu sayede hem insanların emeği değerlendirilecek, hem de yol yapılarak ekonomik bir değer oluşturulacaktır.

3- PARANIN DEĞİŞİM (MÜBADELE) ARACI OLMASI:
Piyasada bulunan her türlü mal ve hizmet, para ödenerek satın alınır. Bu, paranın mübadele özelliğidir. Değişimin tam olarak yapılabilmesi için piyasada yeterli miktarda paranın bulunması gerekmektedir.
Liberal ekonomilerde tedavüldeki bu para maliyetlidir. Maliyetli para üretimde kısıntıya neden olur. Talep daralması da görülür.
Liberal anlayışta temel yöntem olan paranın faizle piyasadan çekilmesi, mübadelenin sağlıklı yapılmasını engeller. Paraya olan ihtiyacın emisyonla piyasalara iadesi engellenerek piyasalara para satanların önü açılmış olur. Neticede toplum, tüketim kabiliyetini kaybeder ve en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz olur.
Artan dünya nüfusunun tüketim yapamaması, üretim miktarının yetersizliğinden değil, insanların o tüketimi yapacak paradan mahrum olmalarından kaynaklanmaktadır.
Ekonomi Modeli’nde mübadele için piyasada olması gereken para maliyetsizdir. Bu sayede paranın piyasalarda dönmesi, serbestçe dolaşımı, reel ekonomiye katkısı sağlanmaktadır. Mübadelenin yaygın şekilde yapılmasını sağlayan Milli Ekonomi Modeli, üretilen mal ve hizmetin değerinde mübadele yapılabilmesi için arz ve talebin dengede olmasını şart koşar.
Milli Ekonomi Modeli’nde denge, belirli bir matematik ölçüsü içerisinde, arz ve talebin bazen ayrı ayrı, bazen de aynı anda emisyonla desteklenmesiyle sağlanır. Bu yaklaşım ileride ele alacağımız sürekli büyümenin de formülüdür.

4- PARANIN TASARRUF ÖZELLİĞİ :
Liberal ekonomilerde paranın tasarruf edilmesindeki amaç faizle para kazanmaktır.
Dolayısıyla Liberal anlayışın değer saklama aracı olarak paraya yüklediği fonksiyonlar:
a- Paranın üretimden çıkıp, reel ekonominin dışına kaymasına,
b- Paranın tekelleşmesine,
c- Dünyada üretilen mal ve hizmetin global güçlerin eline verilmesine,
d- Üretim maliyetlerinin artmasına,
e- Talebin daralmasına,
f- İşçi ücretlerinin ve verimliliğin düşmesine neden olur.
Milli Ekonomi Modeli’nde piyasadaki para maliyetsiz olduğu için değer saklama aracı olarak para,
a- Mal ve hizmet üretimi,
b- Günlük tüketim ihtiyacının karşılanması,
c- Düğün, seyahat, hastalık gibi ileriye dönük ihtiyacın karşılanması için tasarruf edilir.
Tasarruf aracı olarak paraya yüklenen fonksiyon
a- Paranın serbest dolaşımına,
b- Üretim ve talebin artmasına,
c- Gelir dağılımının düzelmesine neden olur.
Şimdiye kadar yanlış uygulanan para politikaları ile, kişilerin tüketim kabiliyeti engellendiği gibi kaynakların da yeterince kullanılması imkansız hale getirilmiştir.

Modelimizde, bugün hızla gelişen ekonomilerde nedeni anlaşılamayan DURAĞAN DÖNEMDEN ÇIKIŞ VE BÜYÜMEDE SÜREKLİLİĞİN SAĞLANMASI temin edilirken, bir yandan da halledilmesi imkânsız gibi görünen İŞSİZLİK problemine çare olunmaktadır.

Bunun yolu olarak Sosyal Devlet anlayışı içinde ele alınan; ülke kaynaklarının, emisyonla desteklenmiş faizsiz krediler ve devlet – millet ortaklığı ile kurulacak üretim tesisleri yoluyla harekete geçirilmesi, üretim ve tüketimin beraber desteklendiği bir üretim seferberliği başlatılmasıdır.

Milli Ekonomi Modeli, üretimde devlet desteğinin sağlanması ile maliyetlerin aşağı çekilmesi, vergisiz bir ekonomi, faizsiz bir ekonomi, keyfi fiyatlandırmaya devlet tarafından engel olunması yaklaşımları ile de ENFLASYON sıkıntısını halletmektedir.

Bu bağlamda Milli Ekonomi Modeli, Kapitalist sistemin günümüze kadar çözemediği ve artık krizleriyle kabul ettiği GELİR DAĞILIMINDA DENGE, SÜREKLİ BÜYÜMENİN YAKALANMASI, TAM İSTİHDAMIN SÜREKLİ SAĞLANMASI meselelerini de tarihe gömmektedir.

Tezimizde devletin önemli bir vazifesi de, millete ait olan yeraltı ve yerüstü kaynaklarının milletin kullanımına açılmasının sağlanmasıdır. Bu sayede millete ait olan kaynakların yine millet tarafından işletilmesi ve kullanılması sağlanırken, bir taraftan da kaynakların doğru olarak işletilmesi ile üretim seferberliğinin hayata geçirilmesine katkıda bulunulacaktır.

Mesela, ülkenin herhangi bir yerinde bulunan petrol madeni bu ülkenin tamamına aittir. Ve milletin tamamına fayda verecek şekilde devlet tarafından işletilmelidir. Bu model devlet-millet ortaklığıdır. Kurulacak şirketin bir kısmının hissesi vatandaşlara ait olmalı, diğer kısmının gelirini ise devletin kamu harcamaları için ayrılmalıdır.

Milletin bu işletmelere ortak olması da emisyonun genişletilmesi yoluyla verilecek faizsiz kredilerle temin edilecektir.
Bu mesele, Türkiye’miz açısından ele alındığında ayrı bir önemi haizdir. Zira yaklaşık olarak 3 katrilyon dolarlık bir maden rezervine sahip olan Türkiye’ de yeraltı kaynaklarımız çıkarılan kanunlar ile yabancı şirketlere adeta peşkeş çekilmektedir. Sonunda “hazine üzerinde oturan dilenci”ye dönüştürülen Türkiye’de, kaynaklarımızı devrettiğimiz yabancılardan faizle para alır hale geldik. Bu bizim paramızı yine bize satmaktan başka bir şey değildir.
BTP SLOGANLARI:                                                                                                                                                                             –1 Ya Haydar Baş başa, ya perişan yaşa!
–2 Ya İş Aş Haydar Baş, ya işsiz aç dolaş!
–3 Ya Milli Ekonomi Modeli, ya Titanik Gemisine binmeli!
–4 Ya Vatandaşlık Maaşı, ya musalla taşı!
–5 Ya Bağımsız Türkiye, ya elveda ülkeye!

Uğur Kepekçi-DELİORMANLI…

BU BORC TURKiYE’Yi BATIRIR

27 Temmuz 2008 Pazar | Kategori Siyaset 0

 

BTP LİDERİ:TÜRKİYE’Yİ DÜZLÜĞE ÇIKARMAYA HAZIRIM…

22 Temmuz 2008 Salı | Kategori Siyaset 1

 

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Millet hodri meydan desin, ben bugün Türkiye’yi kainat devleti yapmaya hazırım. O kadar sürünmeye gerek yok” şeklinde konuştu.

 
Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, kendisinin başkasının düşüncelerini alarak konuşan bir ilim adamı ve siyasetçi olmadığının altını çizerek, “Ben kendi örfümden, adetimden, medeniyetimden ve hatta inancımdan yola çıkarak bir medeniyetin Türk medeniyeti olduğunu iddia ediyorum. Ve en üstün medeniyet budur diyorum” dedi.

Millet istesin, yeter
Türk milletinin ‘hodri meydan’ demesi halinde kendisinin dünyanın kabul edip uyguladığı Milli Ekonomi Modeli ve ‘Milli Devlet, Sosyal Devlet’ tezleri ve programlarıyla hazır olduğunun altını çizen Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “O kadar sürünmeye gerek yok. Ama milletim istemedi, vallahi, Allah Cenneti de yarattı, Cehennemi de yarattı. İsteyen paşa gönlüyle oraya da gider, isteyen oraya gider. Bize düşen apaçık onun hakikatlerini tebliğdir. O neyse bu da budur. Ama yine aziz milletime, lütfen ayıkalım, bu işe sarılalım ve bu işleri bitirelim artık, bu çileden, bu badireden kurtulalım diyorum.”

Artık kendimizi korumanın zamanı geldi
Prof. Dr. Haydar Baş, şu mesajları verdi: “Bir dönem geldi filancıyı koruyalım, onun için seferber olduk. Bir dönem geldi şunu koruyalım, onun için seferber olduk. Şimdi önümüze bu geldi… Yahu bırakın bunları. Bunlar korunmaya ihtiyacı olan adamlar değil. Bunları koruyanlar koruyor. Seni mi temsil ettiği için korumaya çalışıyorlar? Bu sefer de ailemizi, çevremizi, milletimizi, devletimizi, ordumuzu, adaletimizi koruyalım. Bu sefer bunu yapalım. Yapmayalım mı?
Bunu yapalım bakın dünya nasıl cennete dönüyor. Ben ne derdim, ‘Bağımsız Türkiye Partisi iktidar olduğu gün güneş farklı doğacak’. Yeminle konuşuyorum böyle olacak. Hiç kimse kuşku duymasın.”

DELİORMANLI…BTP SLOGANLARI:                                                                                                                                                                                    –1 Ya Haydar Baş başa, ya perişan yaşa!
–2 Ya İş Aş Haydar Baş, ya işsiz aç dolaş!
–3 Ya Milli Ekonomi Modeli, ya Titanik Gemisine binmeli!
–4 Ya Vatandaşlık Maaşı, ya musalla taşı!
–5 Ya Bağımsız Türkiye, ya elveda ülkeye!

dsadas