BTP Genel Başkanı Prof. Dr.. Baş, Türkiye’nin yıllardan beri boğuştuğu terörün ve Aktütün karakoluna yapılan menfur saldırının üç–beş çapulcu işi olmadığına dikkat çekti.
BTP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada Prof. Baş, Aktütün’de şehit olan askerlerimize Yüce Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, yüreklerine ateş düşen kederli ailelerine ve Türk milletine başsağlığı diledi.
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş mesajında şunları kaydetti:
“Terör konusu, bir devlet ve millet meselesidir. İşin Türk ekonomisinin çöküşüne bakan yanı vardır. Devlet kurumları arasında ve devlet–millet bütünlüğündeki dalgalanmalara bakan tarafı vardır. Terör meselesinin, bölgemize yönelik BOP projesine ve Avrupa Birliği’ne körükörüne uyuma bakan tarafı vardır. Hepsi kadar önemlisi, ülkemiz ve bölgemiz üzerinde iştah kabartanların, Türkiye’mizi diledikleri istikamete sürükleme hesapları vardır. Terör belasının, bütün bu çeşitli yönlerini ele alarak köklü çözümler bulmak, bugün, dünkünden daha zaruri bir hal almıştır.”
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş “Terör konusunda da, Türkiye çözümsüz değildir; yeter ki milli bir devlet politikası, milli bir ekonomi politikası, milli bir Sosyal Devlet projeleri icraata konsun. BTP, bu hususta hazırlığı olan tek siyasi partidir. Yeter ki, gelişmeleri sağduyu ile, akl–ı selim ile ve basiretle ele alıp, birlik ve beraberliğimizi koruyalım” diye konuştu.
Prof. Baş, mesajını “Tarihte olduğu gibi bugün de milletimizin azim ve kararlılığı, başta terör olmak üzere her türlü siyasi ve ekonomik sıkıntıların üstesinden gelecek kudrettedir. Aktütün karakoluna yapılan menfur terör saldırısında şehit düşen evlatlarımıza Yüce allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, kederli ailelerine ve Yüce Türk milletine başsağlığı dilerim” sözleriyle noktaladı.
TERÖRÜN KARŞISINDA SADECE BTP DURABİLİR
Devamı için tıklayın »
20 Eylül 2008 Cumartesi | Kategori Siyaset
AKP hükümetinin her bakımdan “siyasi sicili” belli oldu. AKP’nin Türk milletinin hiçbir problemini çözecek bir kabiliyeti olmadığı ortaya çıktı.
Milletimizin yaşadığı son 6–7 yıllık ağır tecrübeden sonra AKP’nin vaziyetini herkes görmeye başladı. Köylü gördü, çiftçi gördü, işçi–memur gördü, esnaf ve işadamları gördü, sanayici ve tüccarlar gördü.
Millet topyekün kan ağlıyor…
AKP yandaşı birkaç rantiyeci dışında, herkes, yoklukla cebelleşiyor.
Fabrikalar kapanıyor, işçiler kapı dışarı ediliyor. Köylü ve çiftçi artık toprağını işlemiyor, ekmiyor, biçmiyor.
Toplumun dar gelirli yüzde 95’lik kesimi ya hacizlerle, ya iflasla yahut faiz ve kredi kartı batağında can çekişiyor.
Ramazan’ın başından beri Anadolu’yu ve Trakya’yı geziyoruz BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey ve kurmay kadrosuyla… Kahramanmaraş’tan Kilise, Gümüşhane’den Samsun’a, Ankara’dan Manisa’ya turluyoruz… Anadolu ve Trakya sanki bir büyük savaştan çıkmış gibi.
Ovalar, bağlar, bahçeler metruk vaziyette.
Güzelim şehirlerin, beldelerin üstüne “işsizlik kasveti” çökmüş karabasan gibi.
İnsanlar, elleri böğürlerinde, umutsuz umutsuz bekleşiyorlar, pineklemişler kahvehane veya kendi hanelerinin önlerinde.
İş bekliyorlar, aş bekliyorlar… Kısaca BTP Genel Başkanı Haydar Baş’ı bekliyorlar.
Bu sebeple birçok belediye başkanı, BTP’ye katılıyor… Birçoğu katılmak üzere hazırlık yapıyor.
Çünkü projesi ve çözümü olan tek lider Prof. Dr. Baş… Tek parti BTP.
Sadece Türkiye değil; 4 tane uluslar arası Milli Ekonomi Modeli kongrelerinde şahit olduğumuz gibi, 45 ülkeden 350’yi aşkın bilim adamının ağzından tüm dünya,”Bizi ancak Prof. Dr. Baş’ın çözümleri ve modeli kurtarır” diye ilan ediyor. İlan etmekle kalmıyor, ABD’sinden Rusya’sına birçok devlet Prof. Dr. Baş’ın modelinin bazı temel esaslarını uygulamaya koyuyor.
15–20 sene önce Sosyalizm ölmüştü; şimdi de Kapitalizm ve Liberalizm’in kendi evinde öldüğüne şahit oluyoruz.
AKP’nin akıl aldığı Kapitalizmin beşiği ABD ekonomisi batıyor.
AKP’nin himmet beklediği Liberalizmin ocağı AB çöküyor, sallantıda…
AKP’nin körükörüne teslim olduğu IMF, bugüne kadar batıra geldiği 85 ülkeye yenilerinin eklenmesi ve kapitalizmin devlerinin çökmesi sebebiyle kaçacak delik arıyor.
AKP’nin akıl hocaları batıyor.
Sadece AKP’nin değil, kendi çözümleri olmadığı için AB ve IMF gibi ecnebilere paçalarını kaptıran MHP ve CHP’nin de akıl hocaları batıyor.
Bunlar, kelden derman bekliyorlar! Halbuki kelin dermanı olsa kendi başına sürer.
Bugüne kadar işbaşına gelenler ve AKP, çöken ecnebilerden akıl alırken; bu ecnebiler Prof. Dr. Baş’tan kurtuluşun yollarını soruyorlar, onun modelinden bölümler uyguluyorlar.
Türkiye ve dünya ekonomilerinde çözümün tek adresi vardır; o da Prof. Dr. Baş’tır.
AKP hükümeti bu gerçeği göremez; çünkü onların gözleri hakikate kapalı, gerçeklere sağır…
AKP’nin ayıkması mümkün değil… Bu sebeple iş, milletimize düşüyor.
Milletimiz bu Amerikancı, AB’ci ve IMF’cileri sandığa gömecek; bunları köyüne, kasabasına, hanesine dahi almayacak… Ardından işi, sahibine, yani 350’yı aşkın bilim adamının, “Bu model değil Türkiye’yi, dünyayı kurtarır” diye deklare ettiği Prof. Dr. Baş’a teslim edecek.
Akılın ve bilimin yolu budur.
Gerisi işsizlik, yokluk, kıtlık ve kaostur. Türkiye’nin böyle bir vaziyete tahammülü yoktur.
M.Emin Koç–TUNALIM…
31 Ağustos 2008 Pazar | Kategori Siyaset
Çok partili döneme geçtikten sonra, çok yönlü arayışlarımızda da artışlar oldu.
Son elli yılımıza bakalım ; genel olarak ömürümüz sağda ve solda arayışlarla geçti.
Merkez partilerden en uçtaki partilere kadar, baş vurmadık bir yöneliş, bir arayış bırakmadık.
İktidarları muhalefet, muhalefetleri iktidar yaptık.
Durum değişmedi.
İhtilaller yaptık, yeni anayasaları, yeni partileri dolayısı ile yeni iktidarları, yeni muhalefetleri devreye soktuk…
Yine arayışların arda arkası kesilmedi.
Genelbaşkana kızdık, partı yönetimini beğenmedik yeni veya başka genelbaşkanlar partiler aradık ama yine olmadı…
Kimimiz irtica dedik, laiklik dedik oy aldık ama bir arpa boyu yol alamadık.
Kimimiz de din dedik, ahlak dedik orda da birşey yapamadık.
Kimimiz de vatan dedik, millet dedik ama netice değişmedi.
Partiler kapatıldı, yasaklar getirildi yine beklenen olmadı. Neye inandığımızı neyi isteyip istemediğimizi ne anlayabildik ne de anlatabildik. Bütün bunların neticesinde bugünlere geldik.
Bugünkü durum da ortada sınırlarımız tehdit altında etrafımız ataş çemberi ile örülüyor. Ekonomide açlık, yoksulluk ülke nufüsunun % 80’ini tehdit ediyor.
Tüketim olmadığı için üretim, üretim olmadığı için de Milli Gelir can çekişiyor.
Borç üstüne borç politikaları ile devletin ve milletin geleceği ipotek altına sokuluyor. Bağımsızlık dersen Avrupa Birliğine devredilmiş. Ülke madenleri ve toprakları yabancılara peşkeş çekiliyor…
Daha neler neler!
Kurumlar arası çekişmeler zıtlaşmalar ve kavgalar. Seçilmişler, atanmışlar… Kamusal alanlar.
Elli sene öncesine dönüp baktığımızda çözüme kavuşturulmuş bir mesele olmadığı gibi her kesimin kendisine göre problem olarak ortaya attığı bütün meseleler iyice karışmış, kemikleşmiş ve birtakım cephelerin meydana gelmesine sebep olmuş.
Yeni arayışlar, yeni mutabakatlar, yeni uzlaşmalar da hali ile devam ediyor.
Bu kadar arayıştan ve ardından bir umut gibi milletin peşine takılıp gittiği bu kadar buluşlardan bir netice alamadığımız halde aynı adreste ve aynı yolda yeni arayışların akibetini şimdiden görmek ve bütün bunların maalesef “beyhude arayışlar” olduğunu anlamak gerekmez mi?
Yani bu elli yıllık tecrübe ile söylemek gerekirse derde deva olmadıktan sonra birilerinin sağcı, solcu, milliyetçi, muhafazakar, demokrat, liberal, ulusalcı, devletçi ya da halkçı olması ne yazar ve ne mana ifade eder.
Eğer bu birileri dış politikasını ABD’ye iç politikasını da AB’ye bağımlı kılacaksa –ki hep böyle olmuştur– bu birileri ABD’nin ve AB’nin sağcısı, solcusu, milyetçisi, muhafazakarı, vb. olmayacak mı?
O halde arayışa evet ama mutlak manada doğru arayışa evet demek gerekmez mi?
Ve sadece ülkemiz için değil! Bölgemiz için de, dünyamız için de doğru arayışlara yönelmeden tabir caiz ise “Cehennem ortasında bir gül bahçesi mümkün mü?”
Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet – Milli Devlet” tezi bütün bunların çözüm yollarını bir bir önümüze seriyor.
Ve insandan yola çıkarak bütün insanlığa çözüm üretiyor. Herşey o kadar açık ve net ki…
İşte size ve yeni arayışların peşinde olanlara samimi ve gerçekçi olmak şartı ile bütün arayışlara mutlak manada doğru bir adres.
DELİORMANLI…
24 Ağustos 2008 Pazar | Kategori Haber

Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz.
MTA verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye‘nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28′inci, maden çeşitliliği itibariyle 10′uncu sırada yer alıyor. Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda bulunuyor.
Türkiye‘de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’sinin varlığı Türkiye‘de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor.
Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4′ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5′i, kömür rezervlerinin yüzde 1′i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8′i Türkiye‘de bulunuyor.
Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72′ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.
ALTIN POTANSİYELİ
Türkiye‘nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10′u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.
Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye‘de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye‘de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.
JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ
Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7′inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye‘nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5′inci konumda.
KÖMÜR
Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.
YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER
Türkiye‘de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide ham madde olarak tüketilirken, yılda Türkiye‘ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.
Endüstriyel ham madde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin yüzde 2,5′ine sahip. Bazı endüstriyel ham madde mineralleri açısından ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye‘de maden ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80′ini) endüstriyel ham maddeler oluşturuyor. Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400 milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.
DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ
Türkiye‘nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor, linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit, kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı, yer alıyor.
Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.
2010 MADEN İHRACAT HEDEFİ 10 MİLYAR DOLAR
Türkiye‘nin 2004 yılında yaklaşık 1,3 milyar dolar olan maden ürünleri ihracatı, 2005 yılında 1,5 milyar dolara çıktı. 2006 yılında yaklaşık 2 milyar dolara ulaşan maden ihracatı, geçen sene 2 milyar 715 milyon dolara yükseldi. Bu yılın ilk 6 aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 34 arttı.
Maden ihracatında doğal taşlar 1 milyar 250 milyon dolar ile ilk sırada yer alıyor. Doğal taşlar ürün grubunu 544,3 milyon dolar ile metalik madenler, 491 milyon dolar ile endüstriyel ham maddeler takip ediyor.
Maden ihracatında bor, krom, selestit, manyezit, barit, mermer, ponza, feldspat gibi madenlerin ilk sırada yer aldığını ifade eden yetkililer, Türkiye‘de yılda yaklaşık 60 milyon ton kadar üretilen kömürün ise büyük çoğunluğunun termik santrallerde olmak üzere yurt içinde tüketildiğini belirttiler.
Madencilikle yeniden yapılanma ve planlama dönemine geçildiğine dikkat çeken yetkililer, 2010 yılında da maden ihracatının 10 Milyar dolar olarak hedeflendiğini kaydettiler. Diğer önemli maden rezervleri şöyle:
-Çinko-kurşun: Türkiye‘nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.
-Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.
-Krom cevheri:Türkiye‘nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.ü
-Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72’sini elinde bulunduruyor.
-Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.
-Bakır:Türkiye‘de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.
-Trona:Türkiye‘nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.
-Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye‘nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.
-Mermer ve doğal taşlar: Türkiye‘nin 80 bölgesinde 150′den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye‘nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.
-Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye‘de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.
-Çimento ve diğer yapı malzemeleri:İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.
-Bentonit: Türkiye‘de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.
-Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.
(AA) Alıntı:Sabah gaz.TUNALIM…
9 Ağustos 2008 Cumartesi | Kategori Siyaset
Gerek Türkiye gerekse de dünya ekonomisi en sıkıntılı dönemini yaşamaktadır. Para sihirbazı diye nam salan, küresel para oyunlarına yön veren,
Ünlü dolar milyarderi George Soros, ABD’nin en büyük konut finansman şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac ile ilgili yaşanan kriz hakkında; "Bu vaka sonuncu değil. Yıl boyunca süren küresel mali piyasalardaki sıkıntı, hayatımdaki en ciddi mali krizi gösterdi"
”Sanırım dolar savunmasız, çünkü ekonomi durgunluğa gidiyor ve yetkililerin faaliyetleri borçların birikmesine yol açıyor.”dedi. Kredi krizinin sadece mali piyasalarda değil, ABD ekonomisinde artan bir etkisi olduğuna işaret eden Sorus, ”Gerçek ekonominin etkilenmeyeceği bir krizin olabileceğini düşünmek boş bir rüya” dedi.
Demek ki iflas etmiş ekonominin, tıkanan piyasanın problemlerinin çözüm adresi olarak gösterilen AB ve ABD yanlı siyasette çökmüştür. Böylece batıdan umut bekleyenler için de suyun ucu görünmüştür. Şimdi milletimizin yapması gereken; yıllarını AB ve ABD kapılarında bekleyerek heba edenlerden hesap sormaktır. Yaşanan her kriz, yaşanan her problem milletimizin bağrından çıkan, derdi vatan ve millet olan Sayın Prof. Dr. Haydar Baş’ı haklı çıkarmaktadır. O, vatan sathını karış karış dolaşarak köy kent demeden, yaşlı genç, kadın erkek demeden bıkmadan usanmadan milletimizi gelecek tehlikelere karşı uyarmıştı. Özellikle de ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli ile dünyada yaşanacak ekonomik sıkıntıları yüksek öngörüsü sayesinde önceden sezmiş ve çarelerini sunmuştu.
Sayın Baş Milli Ekonomi Modelinde tüketim eksenli bir çözümden bahsetmiştir. Dünyada uygulanmakta olan önceki ekonomi modellerinin aksine iktisadın tarifinden tutun, paraya getirdiği farklı tariften, piyasada bulunması gereken para miktarını formülize eden emisyon hacmine varıncaya kadar farklı yorum ve çözümler sunmuştur. Çözüm önerilerini “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” adlı iki kitap ve dört uluslararası kongre ile dünyaya duyurmuş, dünyaca ünlü iktisat adamları, sosyal bilimciler Sayın Baş’ın tezi önünde hayranlıklarını dile getiren tebliğler sunmuş, şimdi kendi memleketlerinde gönüllü fikir elçiliği yapmaktadırlar. Şimdi Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli kitabından para hakkındaki tarihi tespitlerini aktaralım;
“Milli Ekonomi Modeli, insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi ve ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olması, iç ve dış harcamalarının borçlanmadan temin edebilmesinin adı ve formülüdür.
Çözümlerimize Milli Ekonomi Modeli’nde getirilen “Para tarifi” ile başlayalım.
Kapitalist anlayışa göre para, sadece mübadele ve tasarruf aracıdır. Bu anlayışta paranın “tahrik unsuru olması” ve “emek ve üretimin karşılığı olması” özelliği yok sayılmaktadır.
Para hakkında bilgi sahibi olmak için onun hangi fonksiyonları yerine getirdiğinin bilmek gerekir.
Milli Ekonomi Modeline göre paranın 4 temel özelliği vardır.
1- PARANIN TAHRİK UNSURU OLMASI :
Modelimizde para, emeği tahrik ederek mal ve hizmet üretimini sağlayan bir araçtır.
Yani para, diğer iktisat ekollerinin iddia ettiği gibi ekonomiler üzerinde “etkisiz eleman” değildir. Bilakis, işlemci olarak, üretim ve tüketimle ilgili niyetlerin açığa ve ortaya çıkmasına vesile olmaktadır. Bu özellik yalnızca Milli Ekonomi Modeli ile iktisat literatürüne girmiştir.
2- EMEĞİN VE ÜRETİMİN KARŞILIĞI OLMASI :
Günlük hayatta para olmadığında gıda, giyim, barınma, güvenlik gibi temel ihtiyaçlar karşılanamayacağı gibi; yeraltı ve yerüstü kaynaklarını çıkaracak emek de devreye konamaz.
Para, harekete geçirdiği emeğin ürettiği mal ve hizmetin karşılığıdır. Üretimi devreye koyacak paranın başlangıçta karşılığı olmayabilir. Ama üretimle beraber para, kendi karşılığını hatta daha fazlasını oluşturma kabiliyetindedir. Zati değeri olmayan paranın maliyeti, üretim faktörlerini devreye koyarak elde edilecek mal ve hizmetin değerinden çok daha az olacaktır.
Paranın bu vasfı da yalnızca Milli Ekonomi Modeli ile ortaya çıkmıştır.
Milli Ekonomi anlayışında piyasalarda dolaşan para maliyetsiz olduğu için, emeği tahrik edecek ve üretim faktörlerini devreye koyacak para da maliyetsizdir. Başlangıçta zati değeri olmayan para, emeği tahrik etmek ve devreye koymak suretiyle, mal ve hizmet üretimini sağlayarak kendine karşılık bulur.
Emeğin ve üretimin karşılığı olarak devreye girecek olan para, atıl duran insanların emeğini harekete geçirir. Nitekim mesela, yol yapımı için gerekli olan malzemeler dağlardan temin edilerek, yollar insanların hizmetine sunulabilir. Bu sayede hem insanların emeği değerlendirilecek, hem de yol yapılarak ekonomik bir değer oluşturulacaktır.
3- PARANIN DEĞİŞİM (MÜBADELE) ARACI OLMASI:
Piyasada bulunan her türlü mal ve hizmet, para ödenerek satın alınır. Bu, paranın mübadele özelliğidir. Değişimin tam olarak yapılabilmesi için piyasada yeterli miktarda paranın bulunması gerekmektedir.
Liberal ekonomilerde tedavüldeki bu para maliyetlidir. Maliyetli para üretimde kısıntıya neden olur. Talep daralması da görülür.
Liberal anlayışta temel yöntem olan paranın faizle piyasadan çekilmesi, mübadelenin sağlıklı yapılmasını engeller. Paraya olan ihtiyacın emisyonla piyasalara iadesi engellenerek piyasalara para satanların önü açılmış olur. Neticede toplum, tüketim kabiliyetini kaybeder ve en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz olur.
Artan dünya nüfusunun tüketim yapamaması, üretim miktarının yetersizliğinden değil, insanların o tüketimi yapacak paradan mahrum olmalarından kaynaklanmaktadır.
Ekonomi Modeli’nde mübadele için piyasada olması gereken para maliyetsizdir. Bu sayede paranın piyasalarda dönmesi, serbestçe dolaşımı, reel ekonomiye katkısı sağlanmaktadır. Mübadelenin yaygın şekilde yapılmasını sağlayan Milli Ekonomi Modeli, üretilen mal ve hizmetin değerinde mübadele yapılabilmesi için arz ve talebin dengede olmasını şart koşar.
Milli Ekonomi Modeli’nde denge, belirli bir matematik ölçüsü içerisinde, arz ve talebin bazen ayrı ayrı, bazen de aynı anda emisyonla desteklenmesiyle sağlanır. Bu yaklaşım ileride ele alacağımız sürekli büyümenin de formülüdür.
4- PARANIN TASARRUF ÖZELLİĞİ :
Liberal ekonomilerde paranın tasarruf edilmesindeki amaç faizle para kazanmaktır.
Dolayısıyla Liberal anlayışın değer saklama aracı olarak paraya yüklediği fonksiyonlar:
a- Paranın üretimden çıkıp, reel ekonominin dışına kaymasına,
b- Paranın tekelleşmesine,
c- Dünyada üretilen mal ve hizmetin global güçlerin eline verilmesine,
d- Üretim maliyetlerinin artmasına,
e- Talebin daralmasına,
f- İşçi ücretlerinin ve verimliliğin düşmesine neden olur.
Milli Ekonomi Modeli’nde piyasadaki para maliyetsiz olduğu için değer saklama aracı olarak para,
a- Mal ve hizmet üretimi,
b- Günlük tüketim ihtiyacının karşılanması,
c- Düğün, seyahat, hastalık gibi ileriye dönük ihtiyacın karşılanması için tasarruf edilir.
Tasarruf aracı olarak paraya yüklenen fonksiyon
a- Paranın serbest dolaşımına,
b- Üretim ve talebin artmasına,
c- Gelir dağılımının düzelmesine neden olur.
Şimdiye kadar yanlış uygulanan para politikaları ile, kişilerin tüketim kabiliyeti engellendiği gibi kaynakların da yeterince kullanılması imkansız hale getirilmiştir.
Modelimizde, bugün hızla gelişen ekonomilerde nedeni anlaşılamayan DURAĞAN DÖNEMDEN ÇIKIŞ VE BÜYÜMEDE SÜREKLİLİĞİN SAĞLANMASI temin edilirken, bir yandan da halledilmesi imkânsız gibi görünen İŞSİZLİK problemine çare olunmaktadır.
Bunun yolu olarak Sosyal Devlet anlayışı içinde ele alınan; ülke kaynaklarının, emisyonla desteklenmiş faizsiz krediler ve devlet – millet ortaklığı ile kurulacak üretim tesisleri yoluyla harekete geçirilmesi, üretim ve tüketimin beraber desteklendiği bir üretim seferberliği başlatılmasıdır.
Milli Ekonomi Modeli, üretimde devlet desteğinin sağlanması ile maliyetlerin aşağı çekilmesi, vergisiz bir ekonomi, faizsiz bir ekonomi, keyfi fiyatlandırmaya devlet tarafından engel olunması yaklaşımları ile de ENFLASYON sıkıntısını halletmektedir.
Bu bağlamda Milli Ekonomi Modeli, Kapitalist sistemin günümüze kadar çözemediği ve artık krizleriyle kabul ettiği GELİR DAĞILIMINDA DENGE, SÜREKLİ BÜYÜMENİN YAKALANMASI, TAM İSTİHDAMIN SÜREKLİ SAĞLANMASI meselelerini de tarihe gömmektedir.
Tezimizde devletin önemli bir vazifesi de, millete ait olan yeraltı ve yerüstü kaynaklarının milletin kullanımına açılmasının sağlanmasıdır. Bu sayede millete ait olan kaynakların yine millet tarafından işletilmesi ve kullanılması sağlanırken, bir taraftan da kaynakların doğru olarak işletilmesi ile üretim seferberliğinin hayata geçirilmesine katkıda bulunulacaktır.
Mesela, ülkenin herhangi bir yerinde bulunan petrol madeni bu ülkenin tamamına aittir. Ve milletin tamamına fayda verecek şekilde devlet tarafından işletilmelidir. Bu model devlet-millet ortaklığıdır. Kurulacak şirketin bir kısmının hissesi vatandaşlara ait olmalı, diğer kısmının gelirini ise devletin kamu harcamaları için ayrılmalıdır.
Milletin bu işletmelere ortak olması da emisyonun genişletilmesi yoluyla verilecek faizsiz kredilerle temin edilecektir.
Bu mesele, Türkiye’miz açısından ele alındığında ayrı bir önemi haizdir. Zira yaklaşık olarak 3 katrilyon dolarlık bir maden rezervine sahip olan Türkiye’ de yeraltı kaynaklarımız çıkarılan kanunlar ile yabancı şirketlere adeta peşkeş çekilmektedir. Sonunda “hazine üzerinde oturan dilenci”ye dönüştürülen Türkiye’de, kaynaklarımızı devrettiğimiz yabancılardan faizle para alır hale geldik. Bu bizim paramızı yine bize satmaktan başka bir şey değildir.
BTP SLOGANLARI: –1 Ya Haydar Baş başa, ya perişan yaşa!
–2 Ya İş Aş Haydar Baş, ya işsiz aç dolaş!
–3 Ya Milli Ekonomi Modeli, ya Titanik Gemisine binmeli!
–4 Ya Vatandaşlık Maaşı, ya musalla taşı!
–5 Ya Bağımsız Türkiye, ya elveda ülkeye!
Uğur Kepekçi-DELİORMANLI…
27 Temmuz 2008 Pazar | Kategori Siyaset
22 Temmuz 2008 Salı | Kategori Siyaset
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Millet hodri meydan desin, ben bugün Türkiye’yi kainat devleti yapmaya hazırım. O kadar sürünmeye gerek yok” şeklinde konuştu.
Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, kendisinin başkasının düşüncelerini alarak konuşan bir ilim adamı ve siyasetçi olmadığının altını çizerek, “Ben kendi örfümden, adetimden, medeniyetimden ve hatta inancımdan yola çıkarak bir medeniyetin Türk medeniyeti olduğunu iddia ediyorum. Ve en üstün medeniyet budur diyorum” dedi.
Millet istesin, yeter
Türk milletinin ‘hodri meydan’ demesi halinde kendisinin dünyanın kabul edip uyguladığı Milli Ekonomi Modeli ve ‘Milli Devlet, Sosyal Devlet’ tezleri ve programlarıyla hazır olduğunun altını çizen Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “O kadar sürünmeye gerek yok. Ama milletim istemedi, vallahi, Allah Cenneti de yarattı, Cehennemi de yarattı. İsteyen paşa gönlüyle oraya da gider, isteyen oraya gider. Bize düşen apaçık onun hakikatlerini tebliğdir. O neyse bu da budur. Ama yine aziz milletime, lütfen ayıkalım, bu işe sarılalım ve bu işleri bitirelim artık, bu çileden, bu badireden kurtulalım diyorum.”
Artık kendimizi korumanın zamanı geldi
Prof. Dr. Haydar Baş, şu mesajları verdi: “Bir dönem geldi filancıyı koruyalım, onun için seferber olduk. Bir dönem geldi şunu koruyalım, onun için seferber olduk. Şimdi önümüze bu geldi… Yahu bırakın bunları. Bunlar korunmaya ihtiyacı olan adamlar değil. Bunları koruyanlar koruyor. Seni mi temsil ettiği için korumaya çalışıyorlar? Bu sefer de ailemizi, çevremizi, milletimizi, devletimizi, ordumuzu, adaletimizi koruyalım. Bu sefer bunu yapalım. Yapmayalım mı?
Bunu yapalım bakın dünya nasıl cennete dönüyor. Ben ne derdim, ‘Bağımsız Türkiye Partisi iktidar olduğu gün güneş farklı doğacak’. Yeminle konuşuyorum böyle olacak. Hiç kimse kuşku duymasın.”
|
DELİORMANLI…BTP SLOGANLARI: –1 Ya Haydar Baş başa, ya perişan yaşa!
–2 Ya İş Aş Haydar Baş, ya işsiz aç dolaş!
–3 Ya Milli Ekonomi Modeli, ya Titanik Gemisine binmeli!
–4 Ya Vatandaşlık Maaşı, ya musalla taşı!
–5 Ya Bağımsız Türkiye, ya elveda ülkeye!
Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...
|