Aşk Kategorisindeki bloglar

90/10 Sirrini kesfedin. Bu hayatinizi degistirecek.

12 Mayıs 2008 Pazartesi | Kategori : Aşk Yorum Yok

90/10 Sirrini kesfedin. Bu hayatinizi degistirecek.

Bir ornek verelim:


Ailenizle kahvalti yapiyorsunuz. Kiziniz, kahve fincanina carpiyor ve bir fincan kahve gomleginizin uzerine dokuluyor. Biraz once olan olay uzerinde hic bir kontrolunuz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranisiniza gore belirlenecek. Lanet ediyorsunuz. Kahveyi uzerinize doktugu icin kaba bir sekilde kizinizi azarliyorsunuz. Kiziniz uzuluyor ve aglamaya basliyor. Kizinizi azarladiktan sonra esinize donuyor ve kahve fincanini masanin kenarina cok yakin koydugu icin elestiriyorsunuz. Bunu kisa bir sozlu tartisma takip ediyor. Ofkeyle ust kata cikiyor ve gomleginizi degistiriyorsunuz. Asagiya indiginizde kizinizi, aglamaktan dolayi kahvaltisini bitirememis ve okul icin hazirlanamamis bir halde buluyorsunuz. Kiziniz otobusu kaciriyor. Esinizin ise gitmek icin hemen cikmasi gerekiyor.

Hemen aceleyle arabaniza kosuyorsunuz ve kizinizi okula birakmak uzere hareket ediyorsunuz. Gec kaldiginiz icin, saatte 50 km hiz sinirlamasi olmasina ragmen, saatte 70 km hizla gidiyorsunuz. 15 dakikalik gecikmeden ve hiz sinirini astiginiz icin odediginiz 160.000.000 TL’lik trafik cezasindan sonra okula ulasiyorsunuz. Kiziniz size "Hoscakal" demeden binaya kosuyor. Isyerinize 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve evrak cantasini evde unuttugunuzu anliyorsunuz. Gununuz korkunc bir sekilde basladi! Devam ettikce, kotulesiyor, daha da kotulesiyor saniyorsunuz. Eve gitmeyi dort gozle bekliyorsunuz. Eve ulastiginizda esiniz ve kizinizla olan iliskilerinizde araya sIkistiginizi saniyorsunuz.


Neden?
Sabahleyin nasil tepki verdiginize bagli olarak! Neden kotu bir gun gecirdiniz?
A) Kahve sebep oldu.
B) Kiziniz sebep oldu.
C) Polis sebep oldu.
D) Siz sebep odlunuz.


Cevap "D"  şıkkı.

Kahvenin dokulmesinde sizin bir kontrolunuz yoktu.
Sizin gununuzun kotu gecmesine o 5 saniye icindeki davranislariniz sebep oldu. Olabilecek ve olmasi gereken ise soyleydi. Uzerinize kahve sicradi. Kiziniz aglamak uzere. Siz nazikce "tamam tatlim, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek " diyorsunuz. Havluyu kaptiginiz gibi ust kata cikiyorsunuz. Gomleginizi degistirip, evrak cantasini aldiktan sonra asagiya iniyorsunuz ve ayni anda pencereden kizinizin otobuse bindigini goruyorsunuz. Kiziniz geri donup el salliyor. Siz ve esiniz ise gitmek icin birlikte cikmadan once opusuyorsunuz. 5 dakika once ise geliyorsunuz ve calisma arkadaslariniza neseli bir sekilde selam veriyorsunuz. Patronunuz ne kadar guzel bir gunde oldugunuz hakkinda konusuyor. Farka bakin! Iki farkli senaryo. Ikisi de ayni basladi. Ikisi de farkli bitti.

Neden?

90/10 sirri inanilmazdir! Cok azimiz bunun farkindadir.
Sonuc? Pek cok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve bas agrisindan aci cekmektedir. Bu sir nedir? Hayatin % 10′u, sizin basiniza gelenlerden olusur. Hayatin diger % 90′ina ise, sizin bu basiniza gelenlere nasil davrandiginizla karar verilir.


Insanlar anlamsiz seyler soyler ve yaparlar. Insanlar hasta olurlar. Arabalar bozulurlar. Ucaklar gec kalir ve butun planlarimizi alt ust ederler. Trafikte bir surucu canimizi sIkabilir v.s. Bu % 10′luk kisim tamamen bizim kontrolumuz disinda gerceklesir. Diger % 90′lik kisim farklidir. Diger % 90′lik kismi siz belirlersiniz. Nasil? Olaylara yaklasiminizla! Nasil tepki verdiginize bagli olarak. Gercekten olanlarin % 10′unda hic bir kontrolunuz yok. 

Diger % 90′i ise, sizin tepkinizle

Sen kalbinle sev kalbinle sevil yeter..

7 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori : Aşk Yorum Yok

Aynada yansıyan güzelliğe aldanma sakın, gün olur o gider kalbin kalır geride her nesilde seni anlatan ruhun kalır en temiz en saf güzelliğiyle aldanma güzelsin diyenlere, seni güzelliğinle övüp geçenlere kanma sakın saçın ağarıp, yüzün kırışınca sor bakalım ne diyecekler. Kimler beğenecek seni ve yeniden başlayacaklar övmeye. Kalbine aşık olup pervane olan yüzüne hayran kalıp senle yanın mı …

Günler haindir sormadan geçer akar su misali. Sözler aynı kalır gözlerin kaldığı yerde. Ve kalbin en saf en temiz haliyle durur dokunulmamış bir gül gibi narin ve zarif. Besle besleye bildiğince aldanma güzelliğine her şey kalbinde olsun. Sevgide saygıda en önemlisi hoş görülü olmalı yüreğin o zaman en güzel en tatlı ve anlamlı sen olu verirsin. Her dilde anlatılır. Her kelimede geçersin. Ebedi güzelliğin olur sözlerin kalpten ve samimi olursa. Dostun olur sırdaşın olur. En önemlisi sen olur sen göçsen de zamansız akan ömürde.

Güzellik kalır aynalarda sen kalbinle anılırsın her köşe başında. Her satırda… Güzelliğin dillere destan olur sonsuza kadar yaşarsın gönüllerde. Kalbinle sev kalbinle say yeter.
İki günlük kalmazsın dillerde, gönüllerde yaşar dilden dile anlatılırsın.

Güzellik dediğin her kulda var ama yürek güzelliği denilince düşünür insan acep kim daha güzel diye. Dış görüntü güzelliği geçer zaman geçtikçe, iç güzelliğin kalır sermaye. Her derdini anlatır kalbin güzelliğini de anlatır dert duraklarında ve en karanlık köşelerde senin çıkarır içinden her efkar ışık diye, sen kalbinle sev kalbinle sevil yeter…

Aşk Hikayesi Bir kelime

7 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori : Aşk Yorum Yok
“Bir kelimeye ihtiyacım var” dedi içeri giren adam. Uzun zamandır kapısını çalan birinin olmamasının heyecanıyla yerinden fırladı genç kız. Yeni boyandığı belli olan parlak dudaklarını ısırmaya başladı. Adamın yüzüne baktı ipucu almak için. Adam tepkisizdi. Hiçbir ifade yakalayamayınca “Nasıl bir şey istiyorsunuz?” diye sordu. Adam ileriye doğru bir kaç adım attı, bir yandan da süslü harflerle dolu raflara bakıyordu.
“Kararsızım” dedi.
Genç kız tezgahın altındaki çekmeceyi çekti. Gıcırdayan çekmeden özenle bir kelime çıkarıp tezgahın üzerine koydu. Adam tezganın üzerindeki tozlu kelimeye baktı; “Sessizlik”
“Tam size uygun” dedi genç kız. Kararsızlık anlarının en iyi ilacı bu. En azından şimdilik.”
Adam başını öne eğip ellerini ceplerine koydu. Arkasını dönüp bir kaç adım attı. Genç kız yanlış bir şey söylemiş olmanın tedirginliyle seslendi;
“Bekleyin lütfen. Elimde daha güzel kelimeler de var”
Adam arkasını döndü.
“Gerek yok” dedi pervasızca “Ben çoktan aradığımı buldum”

Yaşanmış Aşk Hikayeleri

7 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori : Aşk Yorum Yok
umarım beğenirsiniz arkadaşlar
9.SINIF:

Şuan dersteyiz. Yanımda dünyanın tatlısı bir kız oturuyor. Yüzüne bakmaya kıyamıyorum. Onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor. O benim en yakın arkadaşım. Beni sadece arkadaşı olarak görüyor. Nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum…

10.SINIF:

Evdeyim arayıp erkek arkadaşıyla tartıştığını ve bana ihtiyacı olduğunu söyledi. Sonra bize geldi. Bana sıkı sarılıp ağladı. Şuan uyuyor. Saçlarını okşayıp o gül yüzünü doya doya seyrettim. Ben onu o kadar çok severken o beni sadece arkadaşı olarak görüyor. Nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum…

11.SINIF MEZUNİYET BALOSU:

Onunla çocukluktan beri arkadaşız. 8. sınıftayken birbirimize söz vermiştik lise sonda mezuniyet balosuna gidecek eşimiz olmazsa beraber gidecektik. Beni aradı ve erkek arkadaşının hastalanıp gelemeyeceğini söyledi ve beraber gide bilir miyiz diye sordu. Kabul ettim onu evinden aldım. Balodaki en güzel kız oydu. Bembeyaz elbisesiyle tıpkı bir melek gibiydi… Gece boyu dans ettik. Kollarımdayken hep aynı şeyi düşündüm onu çok seviyordum. Gece sonunda onu evine bıraktım. Beni yanağımdan öpüp en iyi arkadaşı olduğumu söyledi. Onu gerçekten çok seviyordum ama o beni arkadaşı olarak görüyordu. Ona onu sevdiğimi nasıl söylerim. Nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum…

Aradan yıllar geçti. Şimdi canımdan çok sevdiğim meleğimi toprağa veriyorum. Özel eşyalarının arasından kara kaplı bir defter çıkmış bana verdiler. Okuyup okumamakta kararsızdım. Açtım. Bu bir günlüktü ve bir sayfasında şöyle yazıyordu…

“Şuan dersteyiz ve yanımda dünya yakışıklısı biri oturuyor. Onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor. Beni arkadaşı olarak görüyor. Erkek arkadaşım olduğu yalanını söyleyerek ve sürekli onunla ilgili yalanlar uydurarak yanında olabiliyorum. Onu canımdan çok seviyorum. Bana bir kerecik SENİ SEVİYORUM deseydi dünyalar benim olurdu…”

Ben bu satırları okurken meleğimi çoktan gömdüler. Hıçkırıklarımı tutamıyorum gözlerimi mezarından alamıyorum. Merak etme biriciğim ben de ben de SENİ ÇOK SEVİYORUM

 

Alıntıdır.

Aşkın gözü kördür..

25 Mart 2008 Salı | Kategori : Aşk 1 Yorum
Uzun zaman önce, dünya yaratılmadan, insanlar dünyaya ayak basmadan önce, iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolanıyorlarmış.

Bir gün, toplanmışlar ve her zamankinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken; Saflık ortaya bir fikir atmış;

"Neden saklambaç oynamıyoruz?"

Ve hepsi bu fikri beğenmiş, hemen çılgın Çılgınlık, bağırmış:

"Ben ebe olmak ve saymak istiyorum, Ben ebe olmak istiyorum!" ve başka hiç kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış, 1, 2, 3 ….Ve Çılgınlık saydıkça, iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar ;

Şefkat Ay’ın boynuzuna asilmiş; İhanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış; Tutku dünyanın merkezine gitmiş; Para hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış. ..Ve Çılgınlık saymaya devam etmiş, 79, 80, 81, 82…..

Aşkın dışında, bütün iyi huylar ve kotu huylar o ana kadar zaten saklanmış, Ask, kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.. Bu bizi şaşırtmamalı çünkü hepimiz Aşkı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz. ..Ve Çılgınlık 95, 96, 97… ye gelmiş ve 100′e vardığı anda, Ask sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.

Ve Çılgınlık bağırmış "Onum, arkam, sağım solum sobe, geliyorum!" ve arkasını döndüğünde, ilk önce Tembelliği görmüş, o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkat’e ayin boynuzunda görmüş ve İhaneti çöplerin arasında, Sevgiyi bulutların arasında, Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde, hepsini birer birer bulmuş, sadece biri hariç. Ve Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış, en son saklı kişiyi bulamamış,

derken Haset, Ask bulunamadığı için haset duyarak, Çılgınlığın kulağına fısıldamış;

"Askı bulamıyorsun çünkü o güllerin arasında saklanıyor."

Ve Çılgınlık çatal seklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış, saplamış, saplamış, ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, Ask elleriyle yüzünü kapayarak ortaya cıkmış, parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuş, gözlerinden. Çılgınlık Aşkı bulmak için heyecandan Aşkın gözlerini çatal sopa ile kor etmiş…

"Ne yaptım ben? Ne yaptım ben? Diye bağırmış. "Seni kor ettim. Nasıl onarabilirim?"

Ve Ask cevap vermiş;

"Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim kılavuzum olabilirsin."

Ve o günden beri, Aşkın gözü kordur ve o günden beri Çılgınlık da her zaman onun yanındadır.

Kum Tanesinin Aşkı

25 Mart 2008 Salı | Kategori : Aşk Yorum Yok

Günün birinde bir çölde iki kum tanesi karşılaşmış ve birbirlerini çok sevmişler uzun bir süre çok yakın olmuşlar. Birbirlerini yanlarında, canlarında olarak sevmeyi öğrenmişler. Derken bir rüzgar çıkmış kum tanelerinden biri yerinde kalırken diğeri biraz uzağa savrulmuş. Çok uzak değillermiş ama yinede göremiyorlarmış birbirlerini. Sevgileri hiç azalmamış yine sevmeye devam etmişler. Birbirlerine ulaştırabildikleri sesleriyle, haberleriyle yaşıyorlarmış ve artık görmeden seslerinde sevmeyi öğrenmişler.

Bir gün biri diğerine "sevdamız sonsuza erişmesi için aynı anda bir dilek dileyelim" demiş. Ikisi de aynı anda bir dilekte bulunmuşlar ve tam o sırada bir fırtına çıkmış. Bu kavuşmamız, sevdamızın sonsuza dek sürmesi olabilir diye ikisi de kendilerini fırtınaya bırakmışlar. Gözlerini kapayıp fırtına dindiğinde sevdalarının yanı başında olmuş olmayı arzulamışlar. Fırtına o kadar kuvvetliymiş ki o güne kadar yıllarca yerlerinden kıpırdamayan kumlar bile başka yerlere savruluyorlarmış.

Fırtına günlerce sürmüş kum taneleri de oradan oraya savrulup durmuşlar. Ikisini de bir sabırsızlık sarmış. Fırtına durmuyor aksine artıyormuş. Fırtına dinmek bilmedikçe onlarda sabırla sevmeği öğrenmişler. Günler geçmiş sonunda fırtına durmuş gözlerini açtıklarında ikisi de başka alemlerde bulmuşlar kendilerini. Bu fırtınanın onları birleştireceğine o kadar inanmışlar ki birbirlerini yanlarında bulamayınca yüreklerinde derin bir acı hissetmişler ve acıyla sevmeği öğrenmişler. Kendilerine birazcık geldiklerinde ikisi de bu fırtınayla başka başka yerlere savrulduklarını anlamışlar. Biran ölmek istemişler ama sonra
birbirlerini hiç görmeden,mesafelere, engellere rağmen sevmeği öğrenmişler. "Eskisi gibi bağırsakta sesimiz ulaşmaz ki birbirimize" demişler. Ikisi de yeni yerlerinde kimseyle konuşmamışlar ve yıllarca hep susmuşlar. Hep yeni bir fırtına ümidiyle birbirlerine ihanet etmeden beklemişler. Böylece umutla sevmeyi öğrenmişler. Yıllar geçmiş ama sevgileri hiç geçmemiş. Birbirlerinden hep umutlu olarak yaşamışlar. Bir gün ikisi de birbirlerinden habersiz aynı anda gözlerini kapamışlar ve kavuşmak için yeniden fırtına çıkmasını dilemişler. Beklemişler beklemişler ama fırtına bir türlü çıkmamış. Kendilerini tüm enlikleriyle fırtınaya bırakmak için oldukları yerde dönmüş durmuşlar ama hepsi nafile küçük
bir rüzgar bile çıkmamış. Sonunda durmuşlar ve gözlerini açmışlar.

Sevdiklerinin, sevdalarının, yıllarca beklediklerinin tam karşısında durduklarını görmüşler ve hemen ikisi de yıllar önce diledikleri dileği anımsamışlar. Dilek şöyleymiş "Allah’ım bizi birbirimize her şeyiyle sevmeği öğrendiğimizde kavuştur. Öğle kavuştur ki sevdamız sonsuza erişsin." Sonunda anlamışlar ki birbirlerinden çok uzaklarda geçirdiklerini sandıkları yılları aslında birbir yanı başlarında geçirmişler. Dileklerinin kabul olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmişler
çünkü onlar sevmeği her şeyiyle öğrenmeği dilemişler.

Dilekleri kabul olmuş umutla, sabırla, acıyla, yakında, uzakta.. her şeyiyle sevmeği öğrenip birbirlerine kavuşmuşlar. Sevmeği bildikten sonra mesafeler, acılar, yıllar, aylar…asla sevdayı söndürmez ama sevmeği bilmedikten sonra yanı başında ki sevdiğini bile yıllarca göremeyebilir insan…

Delilik bu bendeki…

17 Mart 2008 Pazartesi | Kategori : Aşk 1 Yorum

Masallar diyarından geldim dedim…
"Kanatların nerde?"
Kırıldılar kırdılar dedim…
"Peki o karalar ne? omuzlarından gözüken"
Mutlu sonla bitemedik dedim…
Kara bi’ sevdanın laneti dedim…
Sustun!!!

Soruların ardı arkası gelmedi bir daha.Konuşmaya mecalim de kalmadı zaten.
Tek kelime dökülmese de dilimden,beni anladığını okuyabiliyorum gözlerinden…

Biliyorum…
Gözlerinde herşeyin açık seçik yazdığı benim aslında da
Dedim ya;
Artık konuşmuyorum…

"Hiç birinin son cümlesi kötü bitmezmiş…"

Bitti işte!
Hem de daha gel(e)meden son cümleye
Başlı başına,
Enine boyuna..
Nerden bakarsan bak bu sevdaya
Yitikmiş
Hem de boydan boya…

Korkularım vardı sana dair
Ve masallara…
Kabusları,yalanları,aldanışları saymıyorum bile
Yine de…
Masal gibi sevdim,
Öyle sevdim seni
Seni…
Delilik bu bendeki…

çiçeklerin dili

17 Mart 2008 Pazartesi | Kategori : Aşk 3 Yorum

Akasya (Pembe veya kırmızı): Seni beğeniyorum
Akasya (Beyaz): Bizimki temiz bir sevgi, belki biraz arkadaşça
Akasya (Sarı): Platonik aşk
Fulya: Sevgilim geri dön
Ardıç: Seni koruyacağım
Ayçiçeği: Sana tapıyorum
Badem: Aşkımızın sürmesini ümit ediyorum
Çan: Aşkımıza sadakatle bağlıyım
Çingülü: Zarif ve çok güzelsin
Çuha: Çok güzelsin
Gardenya: Gerçek aşkımsın
Gül (Pembe): Arkadaşımsın
Gül (Kırmızı): Seni seviyorum
Gül (Sarı): Kıskançlık
Gül (Beyaz):Senin değerini hakediyorum
Hanımeli: Sana olan bağlılığım sonsuza kadar sürecek.
Hercai Menekşe: Hep Aklımdasın
İspanyol Yasemini: Bence sen çok seksi, şehvetlisin
Kaktüs: Aşkımız için zorluklara katlanmalıyız
Kamelya: Kusursuz bir aşıksın
Karanfil (koyu kırmızı): Kalbimi kırdın
Karanfil (pembe): Seni unutmayacağım
Karanfil (Kırçıllı): Üzgünüm, ama bitmek zorunda
Karanfil (Sarı): Beni hayal kırıklığına uğrattın
Lale (Kırmızı): Aşkımı itiraf etmek istiyorum
Lale (Alacalı): Gözlerin çok güzel
Leylak (Mor): Sana ilk görüşte aşık oldum
Menekşe (Mavi): Sana sadık kalacağım
Menekşe (Mor): Düşüncelerimi zapt ettin
Melekotu: İlham kaynağımsın Mimoza: Fazla alıngansın
Orkide: Aşkım, sen çok özelsin
Papatya (Bahçe): Fikirlerini paylaşıyorum
Petunya: Umudunu yitirme Portakal: Ben de seni seviyorum
Sardunya: İçin rahat olsun, her zaman yanındayım
Sarmaşık: Aşkıma sadığım
Sedir Yaprağı: Senin için yaşıyorum
Süsen Çiçeği: Sana bir haberim var
Şeftali: Seninim
Yasemin: Güzel ve çekicisin
Zambak: Seni neşeli buluyorum

Aşk Kalplerde Saklıdır

17 Mart 2008 Pazartesi | Kategori : Aşk 2 Yorum

Bir masal gibi geçti çocukluğum. Mutlu ve bir o kadar çabuk… Olabildiğince neşeli günler yakaladım o zamanlarda. Çocukluğumu doyasıya yaşadım en güzel oyunlarla. Tatlı ve sevecendi her şey bana göre. Ailem ve arkadaşlarım benim en güzel dünyamdı onlar. Bir gün bir aile daha yerleşti bizim karşı binamıza. Daha da sevinmiştim yeni bir arkadaşım olacak diye. Çünkü duymuştum ki bir çocukları varmış onlarında. Gün oldu o da çıktı dışarıya. Biz oynarken yanımızdan geldi geçti dosdoğru yoluna devam etti. Yüzü gülmüyordu. Oyunumuz bittikten sonra kızlarla sohbete daldık yine. Yeni gelen çocuk hakkında konuştuk çoğunlukta. Her kız değişik bir şeyinden bahsediyor onun. Birisi kumral saçından, diğeri koyu kahve gözlerinden… Ama kimse anlaşılan onunla konuşmamış ki nasıl bir karaktere sahip olduğunu söylemediler bile. Onları dikkatle dinledim ve eve gidince farkettim ki bu çocuğu gerçekten çok merak ediyormuşum. Onunla konuşmak için ne yapmam gerekir diye düşündüm. Neşeli ve bir o kadar sıcakkanlı biri olmama rağmen yine de bir utangaçlık söz konusu oldu bir anda. İlk önceleri buna bir anlam veremedim açıkcası. Bir kaç yıl gerekmiş bunun için…

Henüz daha ortaokul sona gidiyordum. Okul oldukça neşeliydi gerçekten. En tatlı ve en masum anılarımı da orada yaşadım. Bizim mahalleye taşınan o çocukta bizim karşı sınıfımıza gitmeye başladı. İlk önce evimin sonra da sınıfın karşısındaydı artık. Bir yol bulup konuşmak istiyordum. Ama nasıl olacak? Hiç bir fikrim yoktu. Bir kaç gün böyle sorularla geçti günlerim. Sonra ki günlerden bir gün onun sınıfı ve bizim sınıfımız birlikte yarış yapmaya karar vermiş. Yarış ise voleybol ve futboldan oluşan 2 etapta gerçekleşecekti. O gün çok heyecanlanmıştım. O ve ben karşı karşıyayım ama bu defa farkı konuşma ihtimalimin yüksek olmasıydı. Yarış günü geldiğince belirlenen takımlar voleybol sahasına çıktı. Şans bu olmalıydı ki o da voleybol takımındaydı ve bende! Gerçekten mutluydum. Ama düşünmediğim bir şey vardı o karşımdayken nasıl oynayabileceğim. Durup dururken böyle saçma bir soru nerden takılmıştı aklıma hiç bilmiyorum. O sadece bir arkadaş değil miydi benim için. Sadece ulaşmak için utandığım bir arkadaş. Bu kadar mıydı diye düşünmeme fırsat kalmadan oyun bir anda başladı ve bizde koşuşturmaya başladık elbette. Oyun çekişmeli ve bir o kadar güzel geçiyordu. İki takımda eşitti. Ve onunla ikimizde oyunun sonuna kadar takımdan ayrılmadık. Son dakikalar ve şanslar önümüzdeydi. Oyunun ateşine o kadar kaptırmışım ki son vuruşu yaparken onunla yüzyüze geldiğimi son anda farkettim. Bir an için iyi ki son anda farkettim diye düşündüm. Çünkü önceden farketseydim o son sayıyı biz değil onlar kazanacak ve bizim takımda benim yüzümden yenilecekti. Bu düşüncemin sebebi ise ona baktığım anda gerçekten tuhaf bir şey hissetmemden kaynaklanıyordu. Oyundan sonra herkes birbirini tebrik etmişti ve onunla el sıkışırken çok mutlu olduğumu hissettim. O anda beni tebrik ederken gülümsüyordu yüzü ve bu çok güzeldi. Gülümseyişi harikaydı. O gün onunla beraber eve gittik. Yol boyunca o gün ki yarışlardan bahsettik ve bolcana gülüştük. O günün en güzel yanı onun gülümseyişlerini görmekti benim için. Ondan sonraki günler her sabah onunla okula gittim. Onunla beraber giderken okul yolu o kadar çabuk biterdi ki anlam veremezdim buna. Yıllar hızla geçiyordu ve biz çok iyi iki arkadaş olmuştuk. Arkadaş evet hala arkadaş diye isimlendiriyordum bu yakınlığa. Bilmiyordum çünkü içimde gizlenen duyguyu ta ki o güne kadar.

Lise sonu okuyorduk ve oldukça heyecanlıydık çünkü üniversitenin yolları yakındı artık. Günler bu heyecanla geçerken bir gün sınıfa yeni bir öğrenci transfer oldu. Çok güzel genç bir kızdı transfer olan öğrenci. Sınıfta ki bütün erkekler onun peşinde koşmaya başladı. Oysa benim en iyi erkek arkadaşım ona bakmadı bile. Günlerden bir gün bu kız bizim yanımıza geldi ve bizimle konuşmaya başladı. Arkadaşımın yanına oturdu ve birden elindeki kalemi aldı. O anda içimi bir korku sardı. Kalbim acıdı. Anlam veremedim o anda. Sonra biraz daha konuştuktan sonra yanımızdan ayrıldı. O gün eve dönerken kız bizimle vedalaştı ve elimizi sıktı. Onun elini sıkarken yine kendimi kötü hissettim. Önceden bir kız onun elini sıksa veya yanlışlıkla dokunsa alınmazdım. Düşündüm bunu gecelerce… Lise sonun son günleriydi herkesi bir vedalaşma telaşı ve ayrılık hüznü almıştı. Bende üzülüyor bir yandan da seviniyordum. Hem üniversiteli olacaktım hem de… Hem de neydi?

Lise bitmişti sonunda ve biz artık üniversiteli iki gençtik. Aynı okul ama farklı dallarında okuyorduk. Üniversite hayatı normal öğrencilik hayatından daha deli doluydu. Daha geniş bir çevremiz olmuştu. Onun da benim gibi çevresi genişlemiş ve daha az beraber olmaya başlamıştık. Daha sonraları onu daha az görmenin bana daha fazla acı verdiğini anladım. Okula beraber gittiğimiz bir gün, kız arkadaşlarından bir kaçı yanına gelerek onunla konuşmaya başladılar. O an ne kadar gülümsesem de içimde tarifi olmayan bir hüzün vardı. Yıllardır içimde ki bu tuhaf duyguyu anlamaya çalışmıştım. Sonunda farkına varmıştım. Bir kaç yıl kadar geç olsa da… Onu seviyordum ama bir arkadaştan da öte bir sevgili olarak seviyordum. İlk konuştuğumuz da ki duyguların anlamını anlıyordum artık. Lisede ki o kızın ona dokununca neden içimin acıdığını ve onu göremeyince ne kadar üzüldüğümü anlıyordum. Bunu anladıktan sonra onunla daha fazla zaman geçirmek için elimden geleni yapmaya çalıştım.

Sabah, öğlen, akşam hep onunla zamanımı geçirmek için uğraştım. O da bundan keyif alıyordu çünkü ne desem kabul ediyor hatta bana, o çenebaz arkadaşlarından uzak tuttuğu için teşekkür ediyordu. Günler olabildiğinden güzel geçiyordu. Eskisi gibiydik, çocukluk yıllarında ki masum gülüşlerin olduğu anları yaşıyorduk yine. Sadece bir şey farklıydı. İçimdeki gülümsemenin aşk olduğunu sadece ben biliyordum. Bunu ona söylemeye çekindim. Gözlerine bakarken bile utandım vazgeçtim. Defalarca, defalarca ve dafalarca… Sandım ki tek ben seviyordum onu… Çünkü bana bir tek kelime bile etmiyordu aşka dair. Üzüntü kaplıyordu geceleri içimi. Ona aşkımı söylememek bir yana, onun beni sevmediği düşüncesi gerçekten kötü etkiledi. Aşkımı içimde saklamak ve ne olursa olsun daima onun gülen yüzünü görmek istiyordum. Bir kaç yıl daha böyle geçti.

Bir gün tedavisi olmayan bir hastalığa yakalandığını öğrendim. Kendimi bir anda uçurumun kenarındaymış gibi hissettim. Her şeyin bir sonu olduğunu biliyordum ama o daha çok gençti ve bir daha gülümseyişini göremeden ben de bir dünya da yaşayan bir ölü olacaktım ondan sonra. Keşke diyordum o yaşasa ben ölsem. Bir yolu olsa keşke… Yoktu hiç bir yolu yoktu. Tedavisi olmadığı için ve hastalığın artık son haddine geldiği için sayılı günleri kalmıştı. İlk önce okuldan ayrıldı ve ailesiyle zaman geçirmeye başladı. Daha sonraları iyicene eve kapandı. Dermanı yoktu gezmeye. Bense o senemi dondurup zamanımın hepsini onunla geçirmeye başladım. Her gün gülüyorduk. Her gün, her gün…

Günlerden bir gün ve ben ağlıyordum. Yalnız ben değil herkes. Bir tek o değil… Zaten hep onun gülmesini istiyordum. Bir kez bile ağlamasını değil. Yakışmıyordu ona ağlamak yakıştıramıyordum. Onsuzken onun odasına bile girmekte zorlanıyordum. Bir kaç gün geçmişti onun gittiğinden beri. Ve odası aynı kalmıştı. Belli ki annesinin yüreği el vermemişti odasına girmeye. Etrafı sessizce dolandım. Bakındım resimlerimize. Gülen resimlerimize. Tanıştığımızdan sonra ne kadar da çok resim çektirmişiz hiç farketmemişim. Birbirimize hediye ettiğimiz kitaplara daldı gözüm. Tutamadım gene gözyaşlarımı ve ağlamaya başladım. Yatağına doğru gittim ve yastığını aldım sıkıca sarıldım. O kokuyordu… Ne kadar çok seviyormuşum oysa onu. Ne kadar zormuş bu ayrılık.

Yastığının içinde bir hışırtı duydum. Yastığın bezini alarak içine baktım. İçinden bir mektup çıktı. Oysa annesi her iki günde bir değiştirirdi çarşaflarını. Belli ki onu bu iki gün içinde gizlice koymuştu. İçimde bir hüzün ve tuhaf bir merakla aldım mektubu. Üstünde benim adıma olduğu yazılıydı. Daha da bir garip oldum. Ellerim titreyerek açtım zarfı ve yavaşça okumaya çalıştım. Çalıştım çünkü gözyaşlarım gözlerime perde indirmişti adeta. İlk tanıştığımız günden beri olan eğlenceli anıların hepsini yazmıştı. Okurken bir yandan da gülümsüyordum. Anıların o hoş tadı gülümsetiyordu beni. Ortaokul sonra lise ve üniversite hayatında ki en önemli yanlarını yazarak bana anlatmaya çalışmış. Mektubun sonlarına doğru kendimi şaşkınlıktan alamadım. Beni o ilk tanışmamızdan beri sevdiğini ve yıllar boyunca bu sevginin artarak büyüdüğünü söylüyordu. İnanmak istiyordum ama inanamıyordum. Neden bana söylemedi diye içimden geçiriyordum o anda. Mektuba devam edince anladım neden olduğunu… Bu hastalığın çocukluktan beri olduğunu ve yaşamının sonuna kadar da sadece bir umutla devam edeceğini yazmıştı. Bir umut sadece… Tedavisi yoktu ve hayat devam ediyordu. Gün gelince sağlığı ona nerede dur diyorsa orada hayatı bitecekti. Ve bu yüzden bana asla sevdiğini söylemediğini de yazmıştı. Bundan dolayı nasıl acı çektiğini de satırlarında şöyle belirtmişti:

"Üniversite hayatımın en güzel günlerini seninle geçirmek istiyordum ama hastalığın son zamanları olduğunu öğrendim ve senden uzaklaşmaya çalıştım. Ben uzaklaşsam da sen benden uzaklaşamıyordun. Beni sevdiğini biliyordum ama yapamazdım… Ölüyordum günden güne… Anladım senden uzakta olamayacağımı ve her günü seninle geçirdim. İnsan ölümün kıyısında yalnız sevdiğiyle olunca umut ediyormuş hayat adına. Umudum sendin, yalnız benim için umut denen şey geçerliliğini yitirmişti. Ölüyorum sevdiğim… Bir kez olsun gözlerine bakıp Seni Seviyorum diyemeden… Benden sonra da o güzel gülümseyişini eksik etme. Seni Seviyorum ve sonsuza dek seveceğim."

Son mısralar da artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Sonra zarfın içinde bir de resim olduğunu farkettim. Benim gülümseyen bir resmimi koymuştu zarfın içine. Resmin arkasında ise Seni Seviyorum yazılıydı.

Onunla en güzel gülümseyişleri görüp en unutulmaz anıları yaşamışız. Yıllarca aşkı kalplerde yaşayıp gözlerde okumuşuz. Birbirimize sevgi sözcüklerini söyleyemeden ise ayrılığa düşmüşüz. Bunların en acısı ise o olmadan bu dünyada yaşamakmış.

İki Sevgili arasındaki Romantik diyalog

11 Mart 2008 Salı | Kategori : Aşk 2 Yorum

Bir genç kız delikanlıya sorar:"Bendenhoslanıyor musun?" Çocuk hayır diye cevap verir. Kız sorar: "Beni sevimli buluyor musun?
Çocuk hayır diye cevap verir.
Kız sorar: "Kalbinde yerim var mi?"
Çocuk hayır diye cevap verir
Kız sorar:"Peki gidersem benim için ağlar misin?"
Çocuk hayır diye cevap verir.
Kız üzgün gitmek üzere arkasını döner.
Çocuk onu kollarına, alır ve: "Ben senden hoslanmıorum, seni seviyorum. Seni sevimli değil bas döndürücü buluyorum. Kalbimde sana yer yok, benimkalbim sensin ve senin arkandan ağlamam, senin için olurum der.