Mart, 2008 Arşivi

Hocaya Takıl Cennete Git

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori : Mizah 5 Yorum

Camii hocası hanımlara vaaz veriyormuş.

Kadınlardan biri sormuş

-Hocam bir muhendisle beraber olursam onun cezası ne kadar

hoca - 3 sene demiş
- avukatla olursam?
- 5 sene
- doktorla olursam?
- 4 sene
- peki hocam hocayla olursam?

Hoca :
- seni gidi seniii .. sen cennete gitmek istiyorsun galiba.

Ünlülerin Doğduktan Sonraki ilk Cümleleri

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori : Mizah Yorum Yok

 ORHAN GENCEBAY : Bana kaderimin bir oyunumu bu?

Mustafa Sandal : Onun arabası vaarrr aynısından bende istiyorum

EMRAH :
1- Anam bunu km yaptı sana benim babam kim
2- annem yok benim
3- anne yoldan çıkma taammı
4- dr. amca niye sakalım yok benim

ŞAHİN ÖZER: Nan hemşireee seni meşhur edecem

ŞEBNEM ŞEFER : Valla bakireyim buda raporum

İBRAHİM TATLISES : Ben mağrada doğdum bura nere sokun beni geri

PELE:top içerde kaldı

NİHAT DOĞAN:delikanlıyım ben

REHA MUHTAR:
1-acı var mı anne??
2-her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa

ERBAKAN:bismilahirrahmanirrahim

KAYA ÇİLİNGİROĞLU: üff hemşireye bak bee

SAVAŞ AY:Annemin karnından bildiriyorum..

UĞUR DÜNDAR: Buralar hiç hijyenik değil.

GÜLŞEN: off off rehacım nerdesin

AJDAR: bana naneli çikita muz verin ıngaaaaa

AHMET ÇAKAR: doktor ne vuruyosun? deli misin? bakın delisin demedim deli misin dedim

HÜLYA AVŞAR : doğdum doğalı 5 dk oldu ama şu dünyaya hala benden daha güzel bebek gelmedi

ÇAĞLA ŞIKEL: mamamı yedim beşiğimde bekliyorum

SERAY SEVER:bakın ağlarken hiç detone olmuyorum

LATİF DOĞAN -:beni doğurtan ebe olsan küstüm

MÜSLÜM GÜRSES: biz babadan böyle gördük

Yorumsuz..

25 Mart 2008 Salı | Kategori : Haber 1 Yorum
Türk Telekom, Arap’ın.

Telsim İngiliz’in.

Kuşadası Limanı İsrailli’nin.

İzmir Limanı Hong Konglu’nun.. .

Araç muayene işi Alman’ın.

Başak Sigorta Fransız’ın.

Adabank Kuveytli’nin.

İETT Garajı Dubaili’nin.

Avea Lübnanlı’nın.

Petkim? Ermeni’nin. (Kazak’a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık..
Ermeni…)

Rakı , Amerikalı’nın.

Finansbank Yunanlı’nın…

Oyakbank Hollandalı’nın.

Denizbank Belçikalı’nın.

Türkiye Finans Kuveytli’nin.

TEB Fransız’ın.

Cbank İsrailli’nin.

MNG Bank Lübnanlı’nın.

Alternatif Bank Yunanlı’nın.

Dışbank Hollandalı’nın.

Şekerbank Kazak’ın.

Yapı Kredi’nin yarısı İtalyan’ın.

Turkcell’in yarısı Finli’nin Rus’un.

Beymen’in yarısı Amerikalı’nın.

Enerjisa’nın yarısı Avusturyalı’nı n.

Garanti’nin yarısı Amerikalı’nın.

Eczacıbaşı İlaç, Çek’in.

İzocam, Fransız’ın.

TGRT(Fox) Amerikalı’nın.

Demirdöküm Alman’ın.

Döktaş Fransız’ın.

Süper FM Kanadalı’nın.

Hepsi TÜRKtü.
Sadece 4.5 yıl önce.
Çok önemli….ASIL DEGERİ 9 (DOKUZ) TRiLYON DOLAR DiKKAT 9 MiLYAR VEYA
9 MiLYON DEGiL 9 TRiLYON DOLAR… ABD SADECE 40 KIRK MiLYON DOLARA
KAPATACAK.YAZIKLAR OLSUN….KAPTIRANA, VERENE SUSUP SEYREDENE…

Borla çalışan araba üretildi, Türkiye kiskacta. Arabayi bor madeniyle
calistiracak patentli 600 proje oldugu ortaya cikti.Turkiye, dünya
rezervinin yüzde 70`ine sahip ve uluslararasi teroristler Türkiye
uyanmadan bu kaynagi ele gecirmeyi planliyor.Bu maili çoklu yollayarak
en azindan bir toplum bilinci oluŞmasina yardim edebiliriz…ya da
direkt silin..

TMMOB
ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
İSTANBUL ŞUBESİ

Aşkın gözü kördür..

25 Mart 2008 Salı | Kategori : Aşk 1 Yorum
Uzun zaman önce, dünya yaratılmadan, insanlar dünyaya ayak basmadan önce, iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolanıyorlarmış.

Bir gün, toplanmışlar ve her zamankinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken; Saflık ortaya bir fikir atmış;

"Neden saklambaç oynamıyoruz?"

Ve hepsi bu fikri beğenmiş, hemen çılgın Çılgınlık, bağırmış:

"Ben ebe olmak ve saymak istiyorum, Ben ebe olmak istiyorum!" ve başka hiç kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış, 1, 2, 3 ….Ve Çılgınlık saydıkça, iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar ;

Şefkat Ay’ın boynuzuna asilmiş; İhanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış; Tutku dünyanın merkezine gitmiş; Para hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış. ..Ve Çılgınlık saymaya devam etmiş, 79, 80, 81, 82…..

Aşkın dışında, bütün iyi huylar ve kotu huylar o ana kadar zaten saklanmış, Ask, kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.. Bu bizi şaşırtmamalı çünkü hepimiz Aşkı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz. ..Ve Çılgınlık 95, 96, 97… ye gelmiş ve 100′e vardığı anda, Ask sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.

Ve Çılgınlık bağırmış "Onum, arkam, sağım solum sobe, geliyorum!" ve arkasını döndüğünde, ilk önce Tembelliği görmüş, o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkat’e ayin boynuzunda görmüş ve İhaneti çöplerin arasında, Sevgiyi bulutların arasında, Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde, hepsini birer birer bulmuş, sadece biri hariç. Ve Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış, en son saklı kişiyi bulamamış,

derken Haset, Ask bulunamadığı için haset duyarak, Çılgınlığın kulağına fısıldamış;

"Askı bulamıyorsun çünkü o güllerin arasında saklanıyor."

Ve Çılgınlık çatal seklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış, saplamış, saplamış, ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, Ask elleriyle yüzünü kapayarak ortaya cıkmış, parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuş, gözlerinden. Çılgınlık Aşkı bulmak için heyecandan Aşkın gözlerini çatal sopa ile kor etmiş…

"Ne yaptım ben? Ne yaptım ben? Diye bağırmış. "Seni kor ettim. Nasıl onarabilirim?"

Ve Ask cevap vermiş;

"Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim kılavuzum olabilirsin."

Ve o günden beri, Aşkın gözü kordur ve o günden beri Çılgınlık da her zaman onun yanındadır.

Aynadaki Adam!

25 Mart 2008 Salı | Kategori : Mizah Yorum Yok

Temel aynalı sigaralığından bir tane sigara çıkarmış, o anda gözü aynaya takılmış;

- ula dursun demiş,
- Ha bu aynadaki adam baa tanıdık geliy demiş.

Dursun aynayı temelden almış, şöyle bir bakmış,
- ula salak demiş
- tabi tanıdık gelir bu benim …………

Kum Tanesinin Aşkı

25 Mart 2008 Salı | Kategori : Aşk Yorum Yok

Günün birinde bir çölde iki kum tanesi karşılaşmış ve birbirlerini çok sevmişler uzun bir süre çok yakın olmuşlar. Birbirlerini yanlarında, canlarında olarak sevmeyi öğrenmişler. Derken bir rüzgar çıkmış kum tanelerinden biri yerinde kalırken diğeri biraz uzağa savrulmuş. Çok uzak değillermiş ama yinede göremiyorlarmış birbirlerini. Sevgileri hiç azalmamış yine sevmeye devam etmişler. Birbirlerine ulaştırabildikleri sesleriyle, haberleriyle yaşıyorlarmış ve artık görmeden seslerinde sevmeyi öğrenmişler.

Bir gün biri diğerine "sevdamız sonsuza erişmesi için aynı anda bir dilek dileyelim" demiş. Ikisi de aynı anda bir dilekte bulunmuşlar ve tam o sırada bir fırtına çıkmış. Bu kavuşmamız, sevdamızın sonsuza dek sürmesi olabilir diye ikisi de kendilerini fırtınaya bırakmışlar. Gözlerini kapayıp fırtına dindiğinde sevdalarının yanı başında olmuş olmayı arzulamışlar. Fırtına o kadar kuvvetliymiş ki o güne kadar yıllarca yerlerinden kıpırdamayan kumlar bile başka yerlere savruluyorlarmış.

Fırtına günlerce sürmüş kum taneleri de oradan oraya savrulup durmuşlar. Ikisini de bir sabırsızlık sarmış. Fırtına durmuyor aksine artıyormuş. Fırtına dinmek bilmedikçe onlarda sabırla sevmeği öğrenmişler. Günler geçmiş sonunda fırtına durmuş gözlerini açtıklarında ikisi de başka alemlerde bulmuşlar kendilerini. Bu fırtınanın onları birleştireceğine o kadar inanmışlar ki birbirlerini yanlarında bulamayınca yüreklerinde derin bir acı hissetmişler ve acıyla sevmeği öğrenmişler. Kendilerine birazcık geldiklerinde ikisi de bu fırtınayla başka başka yerlere savrulduklarını anlamışlar. Biran ölmek istemişler ama sonra
birbirlerini hiç görmeden,mesafelere, engellere rağmen sevmeği öğrenmişler. "Eskisi gibi bağırsakta sesimiz ulaşmaz ki birbirimize" demişler. Ikisi de yeni yerlerinde kimseyle konuşmamışlar ve yıllarca hep susmuşlar. Hep yeni bir fırtına ümidiyle birbirlerine ihanet etmeden beklemişler. Böylece umutla sevmeyi öğrenmişler. Yıllar geçmiş ama sevgileri hiç geçmemiş. Birbirlerinden hep umutlu olarak yaşamışlar. Bir gün ikisi de birbirlerinden habersiz aynı anda gözlerini kapamışlar ve kavuşmak için yeniden fırtına çıkmasını dilemişler. Beklemişler beklemişler ama fırtına bir türlü çıkmamış. Kendilerini tüm enlikleriyle fırtınaya bırakmak için oldukları yerde dönmüş durmuşlar ama hepsi nafile küçük
bir rüzgar bile çıkmamış. Sonunda durmuşlar ve gözlerini açmışlar.

Sevdiklerinin, sevdalarının, yıllarca beklediklerinin tam karşısında durduklarını görmüşler ve hemen ikisi de yıllar önce diledikleri dileği anımsamışlar. Dilek şöyleymiş "Allah’ım bizi birbirimize her şeyiyle sevmeği öğrendiğimizde kavuştur. Öğle kavuştur ki sevdamız sonsuza erişsin." Sonunda anlamışlar ki birbirlerinden çok uzaklarda geçirdiklerini sandıkları yılları aslında birbir yanı başlarında geçirmişler. Dileklerinin kabul olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmişler
çünkü onlar sevmeği her şeyiyle öğrenmeği dilemişler.

Dilekleri kabul olmuş umutla, sabırla, acıyla, yakında, uzakta.. her şeyiyle sevmeği öğrenip birbirlerine kavuşmuşlar. Sevmeği bildikten sonra mesafeler, acılar, yıllar, aylar…asla sevdayı söndürmez ama sevmeği bilmedikten sonra yanı başında ki sevdiğini bile yıllarca göremeyebilir insan…

Bermuda Şeytan Üçgeni muamması hakkında

25 Mart 2008 Salı | Kategori : Doğa Yorum Yok
Başkalarının gözleri önünde yok oldular. Medyaya malzeme oldular ama esrarları hala çözülemedi.

Kenya’daki Rudolf Gölü’nün ortasında "Envitened Adası" bulunuyor. Yerel kabile "Dönüşü Olmayan Ada" diyor. Yerel halk bu adada yaşamıyor. Cünkü inançlarına göre ada, lanetli bir yer.

İngiliz araştırmacı bilim kadını Vivian Fush 1935′te adayı incelemek üzere Kenya’ya gitti. Ekibinden iki kişi Martin Sheflis ve Bill Dayson adaya gittiler. 15 gün sonra hala dönmemiş olan iki araştımacıyı bulmak için adaya hareket eden bir kurtarma ekibi, iki araştırmacıdan tek bir iz bile bulamadan döndü.

Yerel halk, Fush’a bu adada yaşayn insanların da aynen bu şekilde, bir gün aniden ana karaya gelmediklerini, adaya gidenlerin ise tamamen terk edilmiş bir "hayalet köy"le karşılaştıklarını anlattılar. Adanın esrarı ise bugüne kadar çözülemedi.

Amerikan "History of Scientist" dergisinde de 30 Temmuz 1969′da Ontario’nun Picton kasabasında meydana gelen ve halen esrarını koruyan olaya geniş yer verildi. 30 Temmuz 1969′da, 13 yaşında bir çocuğun, güpegündüz, arkadaşlarıyla meydanda top oynarken, arkadaşlarının ve komşularının gözleri önünde yok olduğu anlatılıyor. Çocuk 2 gün sonra meydana yakın bir yerde yeniden ortaya çıktı. Tüm incelemelere rağmen çocuk, bu 2 gün içinde ne olduğunu hiç hatırlayamadı.

Halen esrarını koruyan benzer bir olay ise "Betty ve Barney Hill Olayı". ABD’nin New Hampsire bölgesinde Whitfield kasabasında yaşayan çift, Eylül 1961′de, tatilden evlerine arabalarıyla dönerken, yolda yok oldular. Çift, arabayla bir kasabayı geçer geçmez parlak bir ışık gördüklerini hatırlıyorlar. Ancak yok oldukları yerden 20 kilometre uzakta 2 gün sonra ortaya çıktıklarında, bu 2 gün içinde ne olduğunu, ne yaptıklarını hiç hatırlamıyorlar. Üstelik onların arkalarında seyraden 2 araç, Hill çiftinin araçlarıyla birlikte bir anda yok olduklarını doğruladılar.

Hill çiftini ve yok olduklarını gördüklerini söyleyenleri inceleyen doktorlar, psikiyatri uzmanları ve hatta konuştukları astrofizikçiler bile tamamen sağlıklı olduklarını belgelediler. Ama olay esrarını hala koruyor.

Moskovalı Oksana Volkova’nın hikayesi de günlerce Rus medyasını meşgul etmişti. Bir kış günü akşam saat 18.00 sularında markete gitmek üzere evinden çıkan Oksana’nın, alacakaranlıkta da olsa, sokakta bulunan 10 kadar kişinin gözleri önünde yok olduğu anlatılıyor. Oksana, üç gün sonra kendisini evinden 100 kilometre uzakta bulduğunu söylüyor. Ama oraya nasıl vardığını, üç gün boyunca ne yaptığını bilmiyor. Beyin MR’ı çekildi, testlerden geçirildi, hipnozla konuşturuldu ama başından geçenler aydınlatılamadı.

Başkalarının gözleri önünde yok olan inasanlarla ilgili anlatılanlar, genellikle kuşkuyla karşılanır. Aynen Bermuda Üçgeni hakkında anlatılanlar gibi. Ama "Şeytan Üçgeni" olarak da bilinen "Bermuda Üçgeni"nde yok olan Amerikan savaş uçakları ve gemilerin izine bugün hala rastlanamadı. Bir açıklama da getirilemedi. Uçakların, gemilerin yok oluşunu bazı bilim adamları "oarada bir zaman kırılmasının ya da bir zaman fayının oluştuğu ve o anda orada bulunanların başka boyuta geçtikleri" şekilnde. Ne var ki bu tez da kanıtlanamıyor.

Ancak son zamanlarda Rus ve İsveçli bilim adamlarının ortaklaşa yürüttükleri çalışmaları, "kuantum nakli" alanında ilginç sonuçlar verdi. "Kuantum nakli" ile biyolojik bir obje hakkındaki enformasyonun her mesafeye ani transferinin mümkün olduğunu keşfettiler. Deneyler sırasında fareler kullanıldı. Elde edilen sonuçlar hakkında sadece küçük bilgiler sızdı.

kellerin inandığı yalanlar

24 Mart 2008 Pazartesi | Kategori : Mizah 1 Yorum

1- Bana yakışıyor.
2- Erkeklik hormonu testeron fazla salgılanınca saçlar dökülürmüş. Yani fazla erkekler kel olurmuş. Ne kadar kellik o kadar erkeklik.

3- Tarihe bir bakın, bütün büyük adamlar keldir.
4- Bütün saç kozmetikleri para tuzağı.
5- İstesem saç ektiririm ama insanın doğal hali daha güzel.
6- Zeki ve Marjinal kadınlar kelleri seksi buluyor.
7- Kelliğimle dalga geçilmesine kızmıyorum çünkü o benim kusurum değil, karizmamın bir parçası.
8- Benim saç kurutma derdim yok neyseki. Şükrediyorum halime.
9- Benim babamın kirpi gibi saçlari vardı.
10- Çekicilik beyinden gelir, üzerindeki kıllardan değil.
11- Sen kafanı kazıtsan sana yakışmaz. Kafa derin benim ki kadar düzgün ve benim ki gibi yüz fizyonomisine uygun olmalı.
12- Tarihte Japon dövüşcüleri kafalarını kazıtıp daha erkek görünürlermiş.
13- Antropolojide zekaya delalet eden kıvrımlı beyine sahip kafatasları deri yüzeyi, genelde fazla saça müsait olmamaktadır.
14- Bir adamın kafasında ya kıl yada akıl olur…
15- Maden olan yerde ot bitmez

Türkiyem :)

24 Mart 2008 Pazartesi | Kategori : Mizah 3 Yorum

 Tek abdestle bes vakit namaz kilmak için iki büklüm kivranan kisi tabii ki Türk’tür.

* Desenlerini çok begenerek aldigi yeni bir mobilyanin üstünü baska bir örtü örterek kullanan kisi Türk’tür.

* Çayi, çay tabagina döküp içen bir Türk degil midir?

* Geçirdigi bir trafik kazasindan sonra kanlar içinde çikip, çarpilmis arabasina üzülen kisi Türk’tür.

* Tüp kaçiriyor mu, kaçirmiyor mu diye kibrit yakip kontrol eden Türk’ten baskasi olabilir mi?

* Yemekte eti biçakla degil, çatalin yaniyla kesmeye çalisan bir kisi görürseniz gözlerinden öpün, o bir Türk’tür.

* Kirmizi isikta durdugunuz için size ancak bir Türk bagirabilir.

* Otoyolda, otomobilin gaz pedalina tugla koyup, yorulmadan kullanma fikri bir Türk’ündür.

* Ancak bir Türk, Cola’yi çalkalayip fiskirtarak asitsiz içmeyi akil edebilir.

* Elektonik hesap makinesini, uzaktan kumandasini naylona sarmis, üzerine de ambalaj lastigi geçirmis birini görürseniz hemen boynuna sarilin. Türk’tür o.

* On yillik bir otomobilin koltuk ambalaj naylonlarini çikarmadan kullanma becerisini ancak Türkler gösterebilir.

* işinde iyi olan birisini överken hakaretle iltifat eden bir Türk’ten başkası olamaz. (şerefsizin oğlu ne iş yapmış be kardeşim, helal olsun)

* Ancak bir Türk aracın sinyal lambaları dururken kolunu çıkararak "dönüyorum" hareketi yapabilir.

* Yemeğin etini en sona bırakan kişi tabi ki Türk’tür.

* Ancak bir Türk trafık ışıkları kırmızıdan yeşile döndügünde önündeki herkesi salak sanarak kornaya basabilir.

* Dingildeyen bir masanın ayağına kağıt şıkıştırma fikri bir Türk’ündür.

* Dişlerinin arasindan "viij viij" diye ses çıkaran birini görürseniz selam verebilirsiniz çünkü o kesinlikle Türk’tür.

* Tv’de film seyrederken filmin oyuncularıyla muhatap olan (dur oraya gitme öldürecekler seni) Türk sinema severlerdir.

* Ancak bir Türk kulağını kalem ya da örgü şişiyle karıştırabilir.

* Arabasına öküz, köpek, horoz sesli korna taktırma fikrinin patenti bir Türk’e aittir.

* Gazete kağıdını en iyi sekilde kullanan Türk’tür(Cam silme bezi, külah, mendil, sofra bezi)

* Ancak bir Türk kadını, denize dikkat çekmemek için elbiseleriyle girip, bütün dikkatleri üzerine çekebilir.

* Plastik yogurt kabını saksı yapan elbette ki Türk’tür.

* Arabasının arkasına yazı yazan bir Türk değil de nedir? (Rahmetli de sollardı,)

* Uçakta bulunan tanıdıklarına uçak havalandıktan sonra görmeyecegini bildigi halde el sallayan birini görürseniz hemen boynuna sarılın çünkü o Türk’tür.

* Çignedigi sakızı daha sonra çiğnemek üzere kafasındaki tülbente yapıstıran bir Türk kadınından baskası değildir

üniversiteli Bir Kizin Babasina Yaptiği şaka

21 Mart 2008 Cuma | Kategori : Mizah 2 Yorum

İstanbul’da üniversitede okuyan genç kız Ankara’daki babasına telefon etmiş:

-"Baba,merhaba. Ben Lale…."
-"Ooooo. Güzel kızım benim. N’abersin bakalım?..”
-"Hiç sorma babacığım. Hiç keyfim yok valla…"
-"Hayırdır? Bi sorun mu var?…
Kız ağlamaya baslar; babası ise üzüntü ve meraktan kafayı yemektedir:
-"N’ooldu kızım? Anlatsana…"
-"Murat evi terk etti. Boşanmak istiyormuş…"
-"Ne evi lan? Ne boşanması? Sen ne zaman evlendin de boşanıyorsun?…"
-"Hani senin hiç hoşlanmadığın yapacak bi şey yok.”
-“Versin mahkemeye, hemen boşanın…"
-"Boşanalım ama benden 10 milyar istiyor. Eğer vermezsem, iyi zamanlarımızda çektiği çıplak fotoğraflarımı Internet’ten herkese yollayacakmış…."
-"Püüh. Rezil… Çıplak fotoğraf çektirdin, öyle mi?"
-"Ama babacığım. O benim kocamdı. Ne biliyim böyle bir puştluk yapacağını."
-"Peki. Olan olmuş artık. Yarin havale ederim parayı…Öğleden sonra Bankaya gidip çekersin; sonra da alıp yakarsın o kahrolası fotoğrafları…"
-"Sağol baba. Eeee. şey…Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacım var…"
Adam artık iyice fenalaşır. Boğuk bir sesle konuşur:
-"Kürtaj mi? Bir de hamile mi kaldın o çocuktan sen?…"
-"Aslında ondan değil… Zenci bi çocuk vardı…Zaten o yüzden ayrılıyoruz ya…."
Adam bayılmak üzeredir. Nabzı yükselir, tansiyonu düşer, artık inleyerek konuşmaktadır:
-" Biz seni oraya okumaya yollamıştık. Sen ne haltlar çevirmişsin. Allah’ım. Nedir bu basımıza gelenler…Okulu bitirir bitirmez Ankara’ya dönüyorsun, yoksa kırarım bacaklarını…" -"İstersen hemen dönebilirim babacığım. Ben geçen yıl okuldan atıldım çünkü…"
Adam masanın üzerindeki soğuk su dolu sürahiyi başından aşağıya devirir ve ancak bu şekilde konuşmasını sürdürebilir:
-"Okuldan mi atıldın? Hani birlikte avukatlık yapacaktık, zilli?…Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacağımı bilirim. Evden dışarıya adim attırmayacağım sana. İlk isteyenle de evlendireceğim…."
-"O is zor be baba. Biliyorsun, moda oldu, artık evlenmeden önce esler birbirlerinden sağlık raporu istiyorlar… Pek iyi bi rapor sunacağımı zannetmiyorum ben…"
-"Allahım, çıldıracağım… Bir de cinsel hastalıklar haaa…..Kesin o zencidendir…"
-"Çok pis arkadaşları vardı. Bilmem artık hangisinden kapmışımdır…"
Güm diye bir ses duyulur. Adam kısa bir süre için kendinden geçmiştir; ancak hemen kendisini toparlayıp tekrar telefonu alır.
-"Hemen bu aksam dayını yolluyorum oraya. Seni alıp gelecek. Adresini ver bakiyim…"
-" Mahmut pasa Karakolu’ndayım… Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yanında…"
-"Karakol mu?…Bir de karakola mi düştün layyynnn? Ne yaptın?…."
-"Dün kafam çok bozuktu, çok içmişim. Araba kiralayıp dolaşmaya çıktım. O kafayla Arnavutköy’de kokoreççi dükkanına girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralık araba firmasına biraz para vermek gerekir sanırım…"
Adam artık iyice fenalaşmıştır. Hatta fenalaşmak ne kelime; adeta kahrolmuştur. Telefonda kısa bir sessizlik olur. Kız tekrar konuşmaya baslar:
-"Babacığım. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir sakaydı. Ben sadece sınıfta kaldığımı söylemek için aramıştım…"
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykırır:
-"Canin sağ olsun be güzelim, bosveeerrr. Okul da neymiş? Hiç mühim değil, tatlı canin sağolsun senin..