Masailer, Geçmişten Günümüze Doğu Afrika’nın Kültür Mirası




























90/10 Sirrini kesfedin. Bu hayatinizi degistirecek.
Bir ornek verelim:
Ailenizle kahvalti yapiyorsunuz. Kiziniz, kahve fincanina carpiyor ve bir fincan kahve gomleginizin uzerine dokuluyor. Biraz once olan olay uzerinde hic bir kontrolunuz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranisiniza gore belirlenecek. Lanet ediyorsunuz. Kahveyi uzerinize doktugu icin kaba bir sekilde kizinizi azarliyorsunuz. Kiziniz uzuluyor ve aglamaya basliyor. Kizinizi azarladiktan sonra esinize donuyor ve kahve fincanini masanin kenarina cok yakin koydugu icin elestiriyorsunuz. Bunu kisa bir sozlu tartisma takip ediyor. Ofkeyle ust kata cikiyor ve gomleginizi degistiriyorsunuz. Asagiya indiginizde kizinizi, aglamaktan dolayi kahvaltisini bitirememis ve okul icin hazirlanamamis bir halde buluyorsunuz. Kiziniz otobusu kaciriyor. Esinizin ise gitmek icin hemen cikmasi gerekiyor.
Hemen aceleyle arabaniza kosuyorsunuz ve kizinizi okula birakmak uzere hareket ediyorsunuz. Gec kaldiginiz icin, saatte 50 km hiz sinirlamasi olmasina ragmen, saatte 70 km hizla gidiyorsunuz. 15 dakikalik gecikmeden ve hiz sinirini astiginiz icin odediginiz 160.000.000 TL’lik trafik cezasindan sonra okula ulasiyorsunuz. Kiziniz size "Hoscakal" demeden binaya kosuyor. Isyerinize 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve evrak cantasini evde unuttugunuzu anliyorsunuz. Gununuz korkunc bir sekilde basladi! Devam ettikce, kotulesiyor, daha da kotulesiyor saniyorsunuz. Eve gitmeyi dort gozle bekliyorsunuz. Eve ulastiginizda esiniz ve kizinizla olan iliskilerinizde araya sIkistiginizi saniyorsunuz.
Neden?
Sabahleyin nasil tepki verdiginize bagli olarak! Neden kotu bir gun gecirdiniz?
A) Kahve sebep oldu.
B) Kiziniz sebep oldu.
C) Polis sebep oldu.
D) Siz sebep odlunuz.
Cevap "D" şıkkı.
Kahvenin dokulmesinde sizin bir kontrolunuz yoktu.
Sizin gununuzun kotu gecmesine o 5 saniye icindeki davranislariniz sebep oldu. Olabilecek ve olmasi gereken ise soyleydi. Uzerinize kahve sicradi. Kiziniz aglamak uzere. Siz nazikce "tamam tatlim, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek " diyorsunuz. Havluyu kaptiginiz gibi ust kata cikiyorsunuz. Gomleginizi degistirip, evrak cantasini aldiktan sonra asagiya iniyorsunuz ve ayni anda pencereden kizinizin otobuse bindigini goruyorsunuz. Kiziniz geri donup el salliyor. Siz ve esiniz ise gitmek icin birlikte cikmadan once opusuyorsunuz. 5 dakika once ise geliyorsunuz ve calisma arkadaslariniza neseli bir sekilde selam veriyorsunuz. Patronunuz ne kadar guzel bir gunde oldugunuz hakkinda konusuyor. Farka bakin! Iki farkli senaryo. Ikisi de ayni basladi. Ikisi de farkli bitti.
Neden?
90/10 sirri inanilmazdir! Cok azimiz bunun farkindadir.
Sonuc? Pek cok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve bas agrisindan aci cekmektedir. Bu sir nedir? Hayatin % 10′u, sizin basiniza gelenlerden olusur. Hayatin diger % 90′ina ise, sizin bu basiniza gelenlere nasil davrandiginizla karar verilir.
Insanlar anlamsiz seyler soyler ve yaparlar. Insanlar hasta olurlar. Arabalar bozulurlar. Ucaklar gec kalir ve butun planlarimizi alt ust ederler. Trafikte bir surucu canimizi sIkabilir v.s. Bu % 10′luk kisim tamamen bizim kontrolumuz disinda gerceklesir. Diger % 90′lik kisim farklidir. Diger % 90′lik kismi siz belirlersiniz. Nasil? Olaylara yaklasiminizla! Nasil tepki verdiginize bagli olarak. Gercekten olanlarin % 10′unda hic bir kontrolunuz yok.
Diger % 90′i ise, sizin tepkinizle
Mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü’dür. Anneler Günü evrensel bir gündür. Dünyada milyonlarca ana bugün çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılır.
Anneler Günü ülkemizde 1955 yılından bu yana kutlanıyor. Türk Kadınlar Birliği ülkemizde her yıl çocukları için büyük fedakarlığa katlanan annelerden birini yılın annesi seçer. Yılın annesinin kişiliğinde tüm annelere iyi dilekler sunulur.
Amerika’nın Filedelfiya eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesi öldü. Annesini çok seven Jarvis’in üzüntüsü aylarca sürdü. Hayatla kimsesi kalmayan Jarvis ölüm olayına bir türlü alışamadı. Yaşama küstü. Canlılığını, yaşama sevincini yitirdi. Yemedi, içmedi bir ara ölmeyi bile düşündü. Jarvis’in bu durumunu yakından izleyen komşusu Jarvis’le arkadaş oldu. Bir gün yaşlı komşu söyleşi sırasında Jarvis’e «İnsanlar doğar, yaşar, ölür. Bu bir doğa kanunudur.» dedi.
Bu iki cümle, Jarvis’i çok etkiledi. Ölümün de doğmak, yaşamak gibi bir doğa olayı olduğunu düşündü. Ancak bu doğruyu bulmak Jarvis’in annesine olan sevgisini azaltmadı.
Aradan geçen süre içinde ölüm sözcüğünün soğukluğu gitti. Yerine anne sevgisinin sıcaklığı geldi. Artık Jarvis annesini gözyaşları ile değil, severek anmaya başladı. Acıları azaldı. İçinde arı, duru bir sevgi oluştu.
Aradan bir yıl geçti. Bu süre içinde Jarvis, hemen her gün annesinin mezarına çiçekler götürdü. Jarvis’in annesinin ölüm yıldönümünde bütün arkadaşları eve geldi. O gün Jarvis arkadaşlarına :
— Geçen bir yıl içinde çektiğim acılar bana şunu öğretti «Dünyada anne sevgisinin yerini dolduracak hiçbir sevgi yoktur. Yılın bir gününü annelere ayıralım. O günü annelerimizle ilgili anılarla dolduralım. Böylece annelerimize olan sevgi borcumuzu ödeyelim.» dedi.
Arkadaşları Jarvis’in önerisini çok beğendiler. Birlikte hemen kentin Belediye Başkanına gittiler. Başkan onları dinledi. Öneriyi içtenlikle benimsedi. Daha sonra bu öneri gazetelere, yazarlara anlatıldı. Jarvis ve arkadaşlarının çalışmaları kısa sürede sonuç verdi. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.
Anneler günü ilk kez 1908 yılında kutlandı. Daha sonra bütün uygar ülkelerde kutlanmaya başlandı. Her yıl mayıs ayının ikinci pazar günü gazetelerde annelerle ilgili yazılar, anılar, şiirler yayınlanır. Radyo ve televizyonda ana sevgisini konu eden konuşmalar yapılır. Türk Kadınlar Birliği’nin şubesi olan illerde yılın anneleri seçilir. Okullarımızda ayrıca Anneler Günü nedeniyle toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda okunan şiirler, söylenen türküler, şarkılar, annelere armağan edilir. Filimler gösterilir. Sergiler düzenlenir.
Anneler Gününde annemize bir demet kır çiçeği armağan ederek, bir güzel sözcükle yanağından öperek onu çok mutlu ederiz.



Aynada yansıyan güzelliğe aldanma sakın, gün olur o gider kalbin kalır geride her nesilde seni anlatan ruhun kalır en temiz en saf güzelliğiyle aldanma güzelsin diyenlere, seni güzelliğinle övüp geçenlere kanma sakın saçın ağarıp, yüzün kırışınca sor bakalım ne diyecekler. Kimler beğenecek seni ve yeniden başlayacaklar övmeye. Kalbine aşık olup pervane olan yüzüne hayran kalıp senle yanın mı …
Günler haindir sormadan geçer akar su misali. Sözler aynı kalır gözlerin kaldığı yerde. Ve kalbin en saf en temiz haliyle durur dokunulmamış bir gül gibi narin ve zarif. Besle besleye bildiğince aldanma güzelliğine her şey kalbinde olsun. Sevgide saygıda en önemlisi hoş görülü olmalı yüreğin o zaman en güzel en tatlı ve anlamlı sen olu verirsin. Her dilde anlatılır. Her kelimede geçersin. Ebedi güzelliğin olur sözlerin kalpten ve samimi olursa. Dostun olur sırdaşın olur. En önemlisi sen olur sen göçsen de zamansız akan ömürde.
Güzellik kalır aynalarda sen kalbinle anılırsın her köşe başında. Her satırda… Güzelliğin dillere destan olur sonsuza kadar yaşarsın gönüllerde. Kalbinle sev kalbinle say yeter.
İki günlük kalmazsın dillerde, gönüllerde yaşar dilden dile anlatılırsın.
Güzellik dediğin her kulda var ama yürek güzelliği denilince düşünür insan acep kim daha güzel diye. Dış görüntü güzelliği geçer zaman geçtikçe, iç güzelliğin kalır sermaye. Her derdini anlatır kalbin güzelliğini de anlatır dert duraklarında ve en karanlık köşelerde senin çıkarır içinden her efkar ışık diye, sen kalbinle sev kalbinle sevil yeter…
Şuan dersteyiz. Yanımda dünyanın tatlısı bir kız oturuyor. Yüzüne bakmaya kıyamıyorum. Onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor. O benim en yakın arkadaşım. Beni sadece arkadaşı olarak görüyor. Nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum…
Evdeyim arayıp erkek arkadaşıyla tartıştığını ve bana ihtiyacı olduğunu söyledi. Sonra bize geldi. Bana sıkı sarılıp ağladı. Şuan uyuyor. Saçlarını okşayıp o gül yüzünü doya doya seyrettim. Ben onu o kadar çok severken o beni sadece arkadaşı olarak görüyor. Nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum…
Onunla çocukluktan beri arkadaşız. 8. sınıftayken birbirimize söz vermiştik lise sonda mezuniyet balosuna gidecek eşimiz olmazsa beraber gidecektik. Beni aradı ve erkek arkadaşının hastalanıp gelemeyeceğini söyledi ve beraber gide bilir miyiz diye sordu. Kabul ettim onu evinden aldım. Balodaki en güzel kız oydu. Bembeyaz elbisesiyle tıpkı bir melek gibiydi… Gece boyu dans ettik. Kollarımdayken hep aynı şeyi düşündüm onu çok seviyordum. Gece sonunda onu evine bıraktım. Beni yanağımdan öpüp en iyi arkadaşı olduğumu söyledi. Onu gerçekten çok seviyordum ama o beni arkadaşı olarak görüyordu. Ona onu sevdiğimi nasıl söylerim. Nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum…
Aradan yıllar geçti. Şimdi canımdan çok sevdiğim meleğimi toprağa veriyorum. Özel eşyalarının arasından kara kaplı bir defter çıkmış bana verdiler. Okuyup okumamakta kararsızdım. Açtım. Bu bir günlüktü ve bir sayfasında şöyle yazıyordu…
“Şuan dersteyiz ve yanımda dünya yakışıklısı biri oturuyor. Onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor. Beni arkadaşı olarak görüyor. Erkek arkadaşım olduğu yalanını söyleyerek ve sürekli onunla ilgili yalanlar uydurarak yanında olabiliyorum. Onu canımdan çok seviyorum. Bana bir kerecik SENİ SEVİYORUM deseydi dünyalar benim olurdu…”
Ben bu satırları okurken meleğimi çoktan gömdüler. Hıçkırıklarımı tutamıyorum gözlerimi mezarından alamıyorum. Merak etme biriciğim ben de ben de SENİ ÇOK SEVİYORUM…
Alıntıdır.