Güneş doğuyor, sabah kim bilir kaç şu an… Zaman kavramını kaybedeli uzun süre oldu, güneşi görmeyeli de… Gökyüzünün karanlığını yarmaya başlayan bir kızıllık, karşımdaki denizin kokusu, öten kırlangıçlar; yeni bir sabaha gözümü açıyorum bunlarla… Gözümü açtığım ve geçen bir sürü anlamsız sabahın bıraktığı tatla beraber, yaşamanın zevkinden uzak, robot hayatların sürdüğü günlere ilerlemenin düşüncesiyle gözümü açtığım yeni bir sabah, artık aydınlanıyor ortalık ama içim karanlık… Sonsuz geceler gibi…
Aydınlığa hasret kalan bir yürek var içimde, konuşmak isteyen ama düğümlenen bir dil, gülmek isteyen göz bebeklerim var. Aydınlık içimden dışıma yansıdı belki; saçlarımın ucunda, tamamında gümüş parlaklığında bir aydınlık, gözyaşının aktığı her üzüntü, yutkunduğum her kelime, içimdeki aydınlığı kararttı ve dışa bırakmaya başladı. Zıt kavramlar dünyada nasıl yaşarsa ruhumda da böyle var işte. Aydınlığımdaki hisler artık karanlıkta var olacak, karanlığın dipsiz kuyularında boğulana kadar gözlerimden yaş akacak, sabahı değil geceyi kollayacağım bir hevesle… Yalanlar dolu yaşanmışların aydınlıkta artık bir işi yok artık, beklenecek bir şey kalmışsa bu hayatta o da son nefes belki de… İnanmak, bel bağlamak, neye? Sahte yaşamlara, sahte dokunuşlara, sahte sabahlara, neye inanabilir artık insan bu yalan rüzgârında…
Güneş yükseliyor yavaş yavaş, gözlerim nemli. İçim kutuplarda buz kesmiş kayalar gibi titrerken, yaşadıklarım güneşin kalbi ruhumu yakıyor… İçimdeki karanlıkta soğuğu ve sıcağı aynı anda hissediyorum, mutluluk ve acıyı hisseder gibi… Ruhumun hissettiklerini canlı olabilecek bir varlık yoktur hissedebilecek. Sözde insanlar, sözde hayatlar varken bu dünyada, yaşam bile sözde artık… Özünde yaşadığım günler geride kaldı, sözde hâlâ varım… Seviyorum karanlığı, yaşadıklarım onun içinde artık, istesem de göremiyorum, sadece hissediyorum içimde. Yaşıyorum sözde, yaşıyorum. Güneş her sabah yükselirken ben daha karanlığa gömülüyorum. Gözlerimi kaçırıyorum insanlardan, yalanlardan; çünkü baktığımda görebildiğim tek şey sahtelik, nerede gerçeklik bilmiyorum. Yıllarca arayıp bulabildiğim tek gerçekçi şey içimdeki karanlık, gördüğüm tek gerçek şey yokluk…
Anlamsız girdiğim bir sabah daha geçiyor. Bir sahne üzerinde yaşadığım kaçıncı perde bir oyun bu, bir türlü sahneye koyamadığım bir hayat, hâlâ provalardayım sanki… Rolümü bitirip perdenin kapanmasını bekliyorum… Olmak ya da olmamak, bunu mu mesele ettim yıllarca, hem varım hem yokum işte, insanlar için varım kendim için yokum belki de… Sahnede yalnızım, ne arkadaşlarım ne seyircilerim var, tek perdelik tek insanlık bir oyun benim hayatım. İçimde kapanan perde gibi, sahnenin de kapanacak perdesi bir gün…
Yürüyerek dindiriyorum kendimi bu sabah da, uzaklaşıyorum sahilden, denizden, güneşten, sabahtan… Atamıyorum kendimi içimdeki karanlığa, uzaklaşabildiğim sadece sahtelikler gene, karanlık bastırana dek yok olacağım ortalardan. Huzur bulabildiğim tek yer geceler…
Dünyam dönmüyor artık, ruhum geceye kilitlendi, içimdeki dünyam güneş yokken durdu.
Yaşadığım sabahlarda duyduğum tek his özlem, o da karanlığa…
Bitsin artık bu sabah da…
Taner Tözün
22.06.08
24 Haziran, 2008 Salı
Şu yazdıklarını bir bir yaşadı yüreğim,bilirim bedenin çektiği eziyetleri,karanlığın nasılda dost olduğunu gördü bu gönül ama hayat böyle devam etmemeli,bir çıkış yolu bulmalı
her şey yalan değil aslında,yada biz öyle inanmalıyız, yoksa geçiyor ömür köreliyor duygular.
Güzel bir yazıydı arkadaşım,dilerim hayat istediğin gibi şekillenir.
Hoşçakal.
3 Temmuz, 2008 Perşembe
Sen nasılsan dünya da öyledir.İyi de kötü de hep seninle beraberdir.Sen ne yana gidersen dünya da o yana gider.Ve sen ne istersen dünya sana onu verir.Hoşça kal kafası karışık dostum.