Yeşilliğin en güzel noktaya geldiği mayıs ayında, kafam düşüncelerle dolu… Yürürken ağaçların ve çiçeklerin kokularını hissetmeye çalışıyorum trafik karmaşası içerisinde, baharı hissetmek istiyorum. Farklı bir bahardayım; çünkü gerçekten mutluluğa bir adım atmış, geleceğe yönelik hayallerimde doludizgin gidiyorum taviz vermeden, bu sene baharı doyasıya yaşamak istiyorum, çocuk gibi…
Her bahar mutluluk getirmiyor insana, en mutlu anında bile çöküşe girebiliyor ruhen. Tanımadığım insanların hayatları beni etkileyebiliyor beni bazen. Somut gerçeklerden soyut gerçeklere geçiyorum o an. Bütün insanların etkileşim içinde olduğunu düşünmek tüyler ürpertici. Belki gördüğüm değişik manalı yüz ifadeleri, belki de gördüğüm birkaç hareket etkiliyor beni… Otobüsle geçerken durağın yanında, genç bir insanın kalbini tutarak fenalaşması, yüzünün “acı çekiyorum” ifadesine dönmesi, yanındaki insanların korku ve endişe ile ona yardım etmeye çalışması, otobüs şoförünün durumu görmemesi ve vaktinde son durağa ulaşabilmek için durağı geçmesi, benim cam kenarında oturup bu birkaç saniyede olup biteni gözlemlemem, hepsi bir etkileşim içerisinde. Bakmak ile görmek arasındaki fark belki de bu etkileşim, farkındalığı ortaya çıkaran da bu sanırım. Benim bunlara sadece bakarak geçmemem, o an değişik hislerle farklı düşüncelere dalmam… Ne oldu o gence, onu bile bilmiyorum…
Ya ben? Kaçımız bilir öleceğimiz vakti? Bazı insanlar için belki de ölüm çok önemli değildir, ya gerçekten içi iman dolu insanlardır bunlar yahut hayalleri olmayan insanlardır. Ben Allah’a inancımı ölçemem, onu sadece Yaradan bilir; ama emin olduğum şu ki, gerçeğe dökmek istediğim hayallerim var, bu hayallerim için varım bu hayatta. İnsanlar bir amaçsız nasıl yaşar düşünemiyorum, kendime yaşama amaçları vermeseydim bende bu genç dediğim yaştan daha erken bir vakit bile yaşamıyor olabilirdim belki de… Ölüm korkutmuyor beni, herkesin varacağı son, yeni bir başlangıç… O gencin yerine kendimi koydum yolda ilerlerken otobüste, isteklerime tam anlamıyla ulaşamadan bu dünyadan göçsem, cennetin en güzel bahçesinde olsam da cehennemin en kuytu köşesinde olsam da acaba gerçekten içim huzurlu olur muydu? Emin olamıyorum, elbette öldükten sonra yaşamın derdine düşeceğimi sanmıyorum. Aklıma geldikçe sanırım üzülürdüm öteki yaşamımda, hayallerimi bırakıp gitmek, sevdiklerimi bırakıp gitmek, zamansızca…
Bilemiyorum, ölüm 21 yaşındaki bu gence ne kadar yakın, ne kadar uzak.
Baharın güzel havasını solurken ölümle yaşam arasında sorguluyorum kendimi böyle. Kafam çok dolu, gelecekle ilgili düşünceler bunlar, şimdiyi yakalamaya çalışırken geleceği de düşünmek gerçekten zor bir durum, gelecek için şimdiye bir şeyler sıkıştırmak, geleceğin temellerini her gün farklı bir şekilde atmaya devam etmek, ölüme bir adım daha yaklaşmak…
Gecenin karanlığı İstanbul’u sarmışken ben de aydınlatamıyorum kendimi, mevsim bahar da olsa… Karamsarlaşıyor ruhum dolunay ışığında, yıldızların göz kırpmaları ardında. Düşünceler arasında nefes alamıyorum bazen, sanki ruhum boğulacak, bedenim yaşarken bu dünyada onu kaybedecekmişim gibi düşünüyorum. Korkuyorum bazen aydınlıktan, karanlığa çekilmek istiyorum. Kimseler beni görmesin istiyorum, içinde yalnız kalmak isteyen insanları belki de şimdi anlıyorum… Anlamın anlamini kaybettiği bir dünyada yaşamaya çalışıyorum, kendime anlam katmaya çalışırken… Anlayışsızca yapılan her hareket, her söz, her bakış beni görmekten uzaklaştırıyor, sadece “Bak!” diyor hayata, “Bak ve geç… Görüp de ne yapacaksın? İstediklerin ile görmek istediklerin ne kadar farklı hala anlayamıyor musun?” diyor.
Ben yaşamak istiyorum, bazen içime kapanıp düşünmek deli gibi, bazen çiçek açmış bir ağaç gibi bahara tutunmak, hayatımı sürdürmek istiyorum; hayallerim ve sevdiklerimle… Bakmak yetmeyecek hayata, görmek isteyeceğim, sonucu ne olursa olsun. Bu yaşam benim, bu yaşam hayallerimin…
Taner Tözün
01.05.2008