Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

22 Haziran 2008 Pazar
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : sabah taner tözün karanlık ölüm huzur yaşam sahte sahne

Güneş doğuyor, sabah kim bilir kaç şu an… Zaman kavramını kaybedeli uzun süre oldu, güneşi görmeyeli de… Gökyüzünün karanlığını yarmaya başlayan bir kızıllık, karşımdaki denizin kokusu, öten kırlangıçlar; yeni bir sabaha gözümü açıyorum bunlarla… Gözümü açtığım ve geçen bir sürü anlamsız sabahın bıraktığı tatla beraber, yaşamanın zevkinden uzak, robot hayatların sürdüğü günlere ilerlemenin düşüncesiyle gözümü açtığım yeni bir sabah, artık aydınlanıyor ortalık ama içim karanlık… Sonsuz geceler gibi…

 

Aydınlığa hasret kalan bir yürek var içimde, konuşmak isteyen ama düğümlenen bir dil, gülmek isteyen göz bebeklerim var. Aydınlık içimden dışıma yansıdı belki; saçlarımın ucunda, tamamında gümüş parlaklığında bir aydınlık, gözyaşının aktığı her üzüntü, yutkunduğum her kelime, içimdeki aydınlığı kararttı ve dışa bırakmaya başladı. Zıt kavramlar dünyada nasıl yaşarsa ruhumda da böyle var işte. Aydınlığımdaki hisler artık karanlıkta var olacak, karanlığın dipsiz kuyularında boğulana kadar gözlerimden yaş akacak, sabahı değil geceyi kollayacağım bir hevesle… Yalanlar dolu yaşanmışların aydınlıkta artık bir işi yok artık, beklenecek bir şey kalmışsa bu hayatta o da son nefes belki de… İnanmak, bel bağlamak, neye? Sahte yaşamlara, sahte dokunuşlara, sahte sabahlara, neye inanabilir artık insan bu yalan rüzgârında…

 

Güneş yükseliyor yavaş yavaş, gözlerim nemli. İçim kutuplarda buz kesmiş kayalar gibi titrerken, yaşadıklarım güneşin kalbi ruhumu yakıyor… İçimdeki karanlıkta soğuğu ve sıcağı aynı anda hissediyorum, mutluluk ve acıyı hisseder gibi… Ruhumun hissettiklerini canlı olabilecek bir varlık yoktur hissedebilecek. Sözde insanlar, sözde hayatlar varken bu dünyada, yaşam bile sözde artık… Özünde yaşadığım günler geride kaldı, sözde hâlâ varım… Seviyorum karanlığı, yaşadıklarım onun içinde artık, istesem de göremiyorum, sadece hissediyorum içimde. Yaşıyorum sözde, yaşıyorum. Güneş her sabah yükselirken ben daha karanlığa gömülüyorum. Gözlerimi kaçırıyorum insanlardan, yalanlardan; çünkü baktığımda görebildiğim tek şey sahtelik, nerede gerçeklik bilmiyorum. Yıllarca arayıp bulabildiğim tek gerçekçi şey içimdeki karanlık, gördüğüm tek gerçek şey yokluk…

 

Anlamsız girdiğim bir sabah daha geçiyor. Bir sahne üzerinde yaşadığım kaçıncı perde bir oyun bu, bir türlü sahneye koyamadığım bir hayat, hâlâ provalardayım sanki… Rolümü bitirip perdenin kapanmasını bekliyorum… Olmak ya da olmamak, bunu mu mesele ettim yıllarca, hem varım hem yokum işte, insanlar için varım kendim için yokum belki de… Sahnede yalnızım, ne arkadaşlarım ne seyircilerim var, tek perdelik tek insanlık bir oyun benim hayatım. İçimde kapanan perde gibi, sahnenin de kapanacak perdesi bir gün…

 

Yürüyerek dindiriyorum kendimi bu sabah da, uzaklaşıyorum sahilden, denizden, güneşten, sabahtan… Atamıyorum kendimi içimdeki karanlığa, uzaklaşabildiğim sadece sahtelikler gene, karanlık bastırana dek yok olacağım ortalardan. Huzur bulabildiğim tek yer geceler…

 

Dünyam dönmüyor artık, ruhum geceye kilitlendi, içimdeki dünyam güneş yokken durdu.

 

Yaşadığım sabahlarda duyduğum tek his özlem, o da karanlığa…

 

Bitsin artık bu sabah da…

 

 

Taner Tözün

22.06.08



19 Haziran 2008 Perşembe
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : taner tözün unutulamayan ve affedilemeyen karanlık gece ölüm

Karanlık çöküyor şehrin üzerine; nemli bir hava, hissedilmeyen bir rüzgâr… Şehrin sesi yankılanıyor sokaklarda; insanların ayak sesleri ve konuşmaları, sokak lambalarının titrek lamba sesleri, araçlar ve diğerleri. Kaldırımda bir çöp parçasına vura vura yürürken ben, karanlık çöküyor şehrin üzerine, her zaman olduğu gibi…

 

Boş bir banka oturuyorum, ellerim ceplerimde. İnsanlardan dolayı yorgunum, hayat, şelaleden akan bir su parçası gibi beni yere atmaya çalışırken ben akıntıya karşı gelmeye çalışıyorum. Asla unutmamak, asla affetmemek, hayatı yenmenin yolu bu sanırım. İnsanlar geçiyor her tarafımdan, endişe dolu yüzler görüyorum, mutluluğun ardına saklanmış hayat kaygısı belli ediyor kendini en parlak kahkahada bile. Kendimi görüyorum hepsinde…

 

Siyahları giymiş gecenin karanlığına uyum sağlamaya çalışırken hayatımın yasını tutuyorum bir yandan, renklerim kaybolalı uzun süre oldu, duygularımı kaybettiğim gibi… Aklımı kaybettim belki de, sadece karanlığın gösterdiği sese yöneliyorum, karanlığa koşuyorum ellerim yanlara açık şekilde, bir uçurumdan bırakıyorum ruhumu aydınlıktan kaçarcasına… Düşünceler okyanusunda, karabasan gibi saldıran köpekbalıklarının çemberinde kalmış yardım bekliyorum, kimlerden? Gördüğüm, bıktığım insanlardan mı, görmediğim, hissetmediğim meleklerden mi? Sahte hayatın cancanlı göz kamaştırıcı paketlerine kanmışız doğuştan, ne varsa kabul etmişiz çoktan. Hayat diye beklediğim şey bu muydu acaba var olurken? Bir gramofondan çıkan taşlı plak müziği gibi geçiyor hayat benim için, bizim için…

 

Yaşlar akıyor gözlerimden gecenin karanlığında, belki de bütün insanlar adına döküyorum o yaşları, bilemiyorum… İnsanlar bakıyor bana, oturduğum bankın yanından geçerken. Kalkıyorum, yürüyorum belirsizliğime tekrardan. Yaşamımın hesabını kim verecek, olanlardan dolayı suçlu olanlar nasıl cezalandırılacak, nasıl unutulabilinir ki olanlar, nasıl affedilir, benim olan yaşam nasıl elimden alınabilir, korkuyorum. Kaldırımlar kara bir delik gibi içine çekiyor her adımımı attığımda, bu düşünceleri beynime dolduruyor. Artık yer kalmadı içimde bunları tutabilecek, dar geliyor ruhum bu bedene…

 

Gecenin karanlığı, benim karanlığım, içimin aynası bir gece…

 

Yıldızlarımı kaybedeli uzun süre oldu, ay doğmayalı aylar geçti. Artık gece hep karanlık bana, hep yakın kardeş gibi, aldığım nefes gibi… Vereceğim son nefeste karanlıkta olacak, gözümü kapadığımda insanlar gene sahte bir hayatın içinde kendilerini kaybedecekler… Bu sefer başka bir ben çıkacak içlerinden, gene gece olacak… Kaybettiğim renkleri, parlak yıldızlarımı orada bulacağım ben…

 

Karanlık benim öteki adım, unutulmayanlar ve affedilemeyenler karanlığın içinde saklı…

 

 

Taner Tözün

19.06.08



29 Mayıs 2008 Perşembe
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : bitmeyen film taner tözün acı ve mutluluk hayat yaşam ölüm
Rüzgârın ağaçları savurduğu bir şafak söküyor, tüm kızıllığı ruhumda hissediyorum, rüzgârın gün boyu böyle sürmesini istiyorum, sıcağı da soğuğu da ayrı seviyorum, neden birbirine zıt şeylerin zevki aynı anda yaşanamıyor ki?…

Devamı için tıklayın »



1 Mayıs 2008 Perşembe
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : hayat yaşam anlam ölüm taner tözün

     Yeşilliğin en güzel noktaya geldiği mayıs ayında, kafam düşüncelerle dolu… Yürürken ağaçların ve çiçeklerin kokularını hissetmeye çalışıyorum trafik karmaşası içerisinde, baharı hissetmek istiyorum. Farklı bir bahardayım; çünkü gerçekten mutluluğa bir adım atmış, geleceğe yönelik hayallerimde doludizgin gidiyorum taviz vermeden, bu sene baharı doyasıya yaşamak istiyorum, çocuk gibi…

   Her bahar mutluluk getirmiyor insana, en mutlu anında bile çöküşe girebiliyor ruhen. Tanımadığım insanların hayatları beni etkileyebiliyor beni bazen. Somut gerçeklerden soyut gerçeklere geçiyorum o an. Bütün insanların etkileşim içinde olduğunu düşünmek tüyler ürpertici. Belki gördüğüm değişik manalı yüz ifadeleri,  belki de gördüğüm birkaç hareket etkiliyor beni… Otobüsle geçerken durağın yanında, genç bir insanın kalbini tutarak fenalaşması, yüzünün “acı çekiyorum” ifadesine dönmesi, yanındaki insanların korku ve endişe ile ona yardım etmeye çalışması, otobüs şoförünün durumu görmemesi ve vaktinde son durağa ulaşabilmek için durağı geçmesi, benim cam kenarında oturup bu birkaç saniyede olup biteni gözlemlemem, hepsi bir etkileşim içerisinde. Bakmak ile görmek arasındaki fark belki de bu etkileşim, farkındalığı ortaya çıkaran da bu sanırım. Benim bunlara sadece bakarak geçmemem, o an değişik hislerle farklı düşüncelere dalmam… Ne oldu o gence, onu bile bilmiyorum…

   Ya ben? Kaçımız bilir öleceğimiz vakti? Bazı insanlar için belki de ölüm çok önemli değildir, ya gerçekten içi iman dolu insanlardır bunlar yahut hayalleri olmayan insanlardır. Ben Allah’a inancımı ölçemem, onu sadece Yaradan bilir; ama emin olduğum şu ki, gerçeğe dökmek istediğim hayallerim var, bu hayallerim için varım bu hayatta. İnsanlar bir amaçsız nasıl yaşar düşünemiyorum, kendime yaşama amaçları vermeseydim bende bu genç dediğim yaştan daha erken bir vakit bile yaşamıyor olabilirdim belki de… Ölüm korkutmuyor beni, herkesin varacağı son, yeni bir başlangıç… O gencin yerine kendimi koydum yolda ilerlerken otobüste, isteklerime tam anlamıyla ulaşamadan bu dünyadan göçsem, cennetin en güzel bahçesinde olsam da cehennemin en kuytu köşesinde olsam da acaba gerçekten içim huzurlu olur muydu? Emin olamıyorum, elbette öldükten sonra yaşamın derdine düşeceğimi sanmıyorum. Aklıma geldikçe sanırım üzülürdüm öteki yaşamımda, hayallerimi bırakıp gitmek, sevdiklerimi bırakıp gitmek, zamansızca…

   Bilemiyorum, ölüm 21 yaşındaki bu gence ne kadar yakın, ne kadar uzak.

   Baharın güzel havasını solurken ölümle yaşam arasında sorguluyorum kendimi böyle. Kafam çok dolu, gelecekle ilgili düşünceler bunlar, şimdiyi yakalamaya çalışırken geleceği de düşünmek gerçekten zor bir durum, gelecek için şimdiye bir şeyler sıkıştırmak, geleceğin temellerini her gün farklı bir şekilde atmaya devam etmek, ölüme bir adım daha yaklaşmak…

   Gecenin karanlığı İstanbul’u sarmışken ben de aydınlatamıyorum kendimi, mevsim bahar da olsa… Karamsarlaşıyor ruhum dolunay ışığında, yıldızların göz kırpmaları ardında. Düşünceler arasında nefes alamıyorum bazen, sanki ruhum boğulacak, bedenim yaşarken bu dünyada onu kaybedecekmişim gibi düşünüyorum. Korkuyorum bazen aydınlıktan, karanlığa çekilmek istiyorum. Kimseler beni görmesin istiyorum, içinde yalnız kalmak isteyen insanları belki de şimdi anlıyorum… Anlamın anlamini kaybettiği bir dünyada yaşamaya çalışıyorum, kendime anlam katmaya çalışırken… Anlayışsızca yapılan her hareket, her söz, her bakış beni görmekten uzaklaştırıyor, sadece “Bak!” diyor hayata, “Bak ve geç… Görüp de ne yapacaksın? İstediklerin ile görmek istediklerin ne kadar farklı hala anlayamıyor musun?” diyor.
   
   Ben yaşamak istiyorum, bazen içime kapanıp düşünmek deli gibi, bazen çiçek açmış bir ağaç gibi bahara tutunmak, hayatımı sürdürmek istiyorum; hayallerim ve sevdiklerimle… Bakmak yetmeyecek hayata, görmek isteyeceğim, sonucu ne olursa olsun. Bu yaşam benim, bu yaşam hayallerimin…

   Taner Tözün
   01.05.2008



Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...