Özgüven Nasıl Kazanılır
18 Aralık, 2008 Perşembe Etiketler : Özgüven eq başarı duygusal zeka duyguları yönetmek özgüven satış kişisel gelişim | İhbar Et
Özgüven nedir? Cesaret mi? Kendimizi tanımak, sevmek, güvenmek veya yeteneklerimize kesin inanç mıdır? Yoksa Dayanıklılık mı? Hayata herşeye rağmen pozitif bakabilmek, insanları sevmek ve güvenmek mi? Özgüven duygusunda bunların hepsinden biraz vardır.
Duygusal Zeka konusunun sosyal, akademik ve iş yaşamında ne kadar önemli olduğunu daha önceki yazılarımda sizlerle paylaşmıştım. Duygusal Zeka’da özgüven ve kendini tanımak en önemli faktörler olarak karşımıza çıkıyor. Özgüven, 0-3 yaşlarında çocuğun anne ve babası ile arasındaki iletişim, yetiştirme biçimi, sevgi ve güven duygularını tanıması ile şekilleniyor. Bu konunun doğruluğu konusunda birçok yerden teyit aldığımda, bu fikrin düşünüldüğünde mantıklı olduğunu, ama insanın yaşamında istediği ve inandığı zaman başaramayacağı fikriyle tamamen zıt oluşu kafamı karıştırdı. Her türlü olumsuzluğa rağmen kişinin özgüvenini geliştirebileceğine inanan birisi olarak bu konudaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Şu sözler ne kadar doğru: "İnsan servetini kaybederse birşey kaybeder, arkadaşını kaybederse çok şey kaybeder, özgüvenini kaybederse herşeyini kaybeder."
İnsan’ın hayattaki başarının yüzde seksenbeşini sahip olduğu özgüven seviyesi belirler.
İnsan gerçekten karmaşık bir varlık; genlerimiz, fiziksel özelliklerimiz, annemiz, babamız, arkadaşlarımız, akrabalarımız, öğretmenlerimiz, çevremiz bizim üzerimizde olumlu veya olumsuz birçok etkiye sahiptirler. Diğer yandan; insan çok güçlü bir varlıktır, kendisine güvenirse, inanırsa, coşku duyarsa başaramayacağı hiçbir şey yoktur. O zaman başarmamız, mutlu olmamız, hayattan zevk almamız tamamen kendi elimizde, bu seçenekler ve fırsatlar her gün önümüzden geçiyor, yapmamız gereken kararlı, hedefli olmak, çok çalışmak ve sebat etmektir. Olumlu ve güçlü yanlarımızı keşfetmeli, bu beceri ve yeteneklerimizi geliştirmeliyiz.
Ülkemizdeki çarpık düzen, insana değer verilmemesi, bilgisiz ve eğitimsiz aileler, yanlış eğitim sistemi ve içine kapanık ve kıskanç toplum yapısı, her bireyin önüne bir engel olarak çıkıyor. Diğer toplumlarda kurallara uygun rekabet, işbirliği, takım oyunu ufak yaşlardan beri çocuklara öğretilirken, biz çocuklarımıza bu konuda çok az şey verebiliyoruz. Rekabetin sağlıklı birşey ve daha çok çalışma demek olduğunu, işbirliğinin uzun vadede daha çok kazanç anlamına geldiğini, takım olarak elde edilen başarıların bireysel başarıdan daha keyifli ve mutluluk verici olduğunu öğretemiyoruz. Şüphecilik, ketumluk, güven eksikliği ufak yaşlardan itibaren bizlere aşılanıyor, güvensiz bireyler olarak yetişiyoruz. Hiçbir şey yapmayarak, az konuşarak, az espri yaparak daha başarılı ve saygın insan olarak algılanacağımız bizlere öğretiliyor ve öyle davranmamız teşvik ediliyor. Duygularımızı, coşkumuzu spontan ve uygun biçimlerde ortaya koyamıyoruz, kendimizi ifade etmeyi bilmiyoruz.
Özgüven, psikolojik, duygusal bir gerekliliktir. Kendini belli bir ölçüde değerli bulmayan insanın temel ihtiyaçlarının çoğu karşılanmadığında sıkıntı çeker. İnsanın en büyük özelliği kendinin farkında olmasıdır. İnsan bir kimlik oluşturur ve bu kimliğe değer kazandırır. Bu kimliği sevip sevmediğimize karar verme gücüne sahibiz, özgüven sorunu bu yargı gücü ile ilgilidir, yeteneklerimizle ilgisi yoktur. Kendinizi reddediyorsanız, sizi ayakta tutan ruhsal yapınız bundan zarar görecektir. Sosyal, akademik ya da mesleki alanlarda daha az risk alırsınız. İnsanlarla karşılaşmaktan, bir iş görüşmesi yapmaktan ya da başarısızlık olasılığı bulunan herhangi bir durumun üzerine gitmekten daha çok çekinirsiniz.
Kendinizi daha çok yargılamamak ve reddetmemek ya da çevrenin size bunu yapmasından kaçınmak için çevrenize koruyucu duvarlar örer, savunmalar geliştirirsiniz. Kendinize öfke ya da suçlama duyabilir, mükemmel olma çabasına düşebilirsiniz. Dırdırcı olabilir, bahaneler öne sürebilir, alkole veya uyuşturucuya başvurabilirsiniz.
Özgüvenimizi nasıl kontrol edebiliriz, düşüncelerimizi kontrol ederek, olumsuz koşullarla mücadele ederek, hızla değişime uyum göstererek, dünyayı algılamamızı, yorumlamamızı ve düşüncelerimizi pozitif hale getirerek, özeleştiri yaparak. Bugün okuldan yeni mezun üniversite mezunları, en iyi okullardan mezun olmalarına rağmen, kendilerini ifade etmekten çok uzaktırlar. Burada en büyük etken kendilerine gereken özgüveni duymamalarıdır.
Başarısızlık, hata korkusu, reddedilme, alay konusu olma vb. nedenlerle çoğu zaman hiçbir şey yapmamayı tercih ederiz veya üretmek yerine çevremizi sürekli suçlayarak, suçu başkalarına atarak veya bilgim yok, yoğunum diyerek birçok savunma mekanizması geliştirmemiz bize öğretilmiştir. Şirketlerde öğretilmiş çaresizlikle birçok kişi yeterli beceri ve yeteneğe sahip olmasına rağmen hiçbir şey yapmamayı tercih eder hale gelir. Özgüven eksikliğinin diğer bir kaynağı da insanlarla ilişkilerimizin niteliğidir.
Yapmamız gereken herşeyi sorgulamamızdır (düşünerek eylemde bulunmak); fikrimizi ve düşüncelerimizi karşımızdaki kişileri yargılamadan, suçlamadan ifade ederek, her türlü zorlukla mücadele edebilme yeteneğimizi arttırarak ve doğru olduğuna inandığımız konularda fikrimizin arkasında durabilme cesaretini göstererek bunu başarabiliriz.
Bunları başarmamız için öncelikle kendimizi tanımalıyız ve sevmeliyiz (olumlu benlik saygısı); güçlü ve zayıf yanlarımızın farkında olarak, duygularımızı, tepkilerimizi, korkularımızı keşfetmeliyiz. Bugün gerçekten başarmak istiyorsak, risk almalıyız, inisiyatif kullanmalıyız, sınırsızca düşünme ve hayal etme konusunda kendimizi geliştirmeli, yeniliklere ve değişime açık olmalıyız. Özgüveni arttırmanın diğer bir yolu ise eylemde bulunmak ve korkularımızla yüzleşmektir.
Ben her zaman şu iki soruyu kendime sorarak birçok şeyi başarmışımdır:
- Elimden gelen herşeyi yaptım mı?
- Bunu yaparsam ne kaybederim, ne kazanırım?
Bu sorular beni cesaretlendiriyor, özgüvenimi arttırıyor ve pozitif bir bakış açısı yakalamamı sağlıyor. Size de tavsiye ederim.
Hiçbir insan kusursuz veya mükemmel değildir, ama mükemmel veya popüler kişiler olumlu özelliklerini ve içlerindeki gücü keşfetmiş, bunu sosyal ve iş hayatlarında en iyi şekilde kullanma becerisini gösteren kişilerdir. Duygularınızı gösterebilmek, diğer insanlara karşı anlayışlı olmak ve güvenmek kendimize duyduğumuz özgüvenin göstergesidir.
Kendimizi tanımak, eleştirmek, sevmek, sahip olduğumuz iyi şeylerin ve özelliklerin farkına varmak, bundan mutluluk duymak, şükretmek, her hata yaptığımızda başarıya bir adım daha yaklaştığımızı düşünmek, hayata pozitif bakmayı alışkanlık haline getirmek özgüvenimizi arttırmanın en kolay ve uygulanabilir kurallarıdır.
Günümüzün en popüler meslekleri arasında sayılan NLP eğitmenliği, akıl hocalığı (mentoring), yaşam koçluğu yapan kişilerle yapmış olduğum görüşmelerde, bu kişilerin ne mesleklerinde zirve yapmış kişiler ne de mükemmel bireyler olmadıklarını farkettim. Akıl hocalığı, model olmanın özel bir biçimidir ve yeterlikleri teşvik etmeye istekli ve yeterli olan deneyimli bir kişiyle, öğrenmeye istekli olan diğer bir kişi arasındaki transaksiyonel bir ilişkiyi içerir. Akıl hocalarının profesyoneller olması gerekmemektedir (Rolf ve Johnson)
Bu benim, insanın çevresiyle ve kendisi ile baş edebilme yeteneğinin yaşamda ne kadar önemli olduğunu bir kere daha anlamamı sağlamıştır.
Yazımı Ralph Waldo Emerson’un Başarıyı tanımlayan sözleriyle tamamlamak istiyorum :
"Başarı, çok ve sık gülmek; çocukların sevgisini ve akıllı insanların saygısını kazanmak; içtenlikli eleştirilerin kıymetini anlamak ve kötü arkadaşların yoldan çıkarma girişimlerine dayanabilmek; güzeli anlamak, başkalarında en iyiyi bulmak; sağlıklı bir çocukla, güzel bir bahçe ya da saygın bir sosyal durumla biraz daha iyi bir dünya bırakabilmek; hatta bir tek kişi bile olsa, birilerinin siz yaşadığınız için daha rahat nefes aldığını öğrenmektir."
Dilediğiniz ve istediğiniz bir yaşam sürdürmeniz dileklerimle,
Sevgiyle kalın,

süper olmuş eline sağlık çok beğendim