Duygularımızı yönetmek, hayatı yönetmektir
13 Kasım, 2008 Perşembe Etiketler : eq başarı duygusal zeka duyguları yönetmek | İhbar Et
Bu hafta çok yoğun geçti. Bütün hafta ne kadar negatif iş varsa yapmam gerekti . En önemlisi ise döviz kurlarının artması ile iş dünyası durma noktasına geldi. İnsanların keyfi kaçtı, gelecek korkusu sardı. Tüketim azaldı, insanların içinden hiçbir şey yapmak gelmiyordu.
Hayat devam ediyordu. Kendimi ödüllendirmek istediğimde masaj yaptırmak ve sinemaya gitmek en sevdiğim iki aktivitedir. Amaç kendime dönmek, duygularımı hissetmek ve insan olduğumu hatırlamaktır. Biz makina değiliz, para hayatımızın tek gayesi olamaz.
Cuma akşamı saat altıda yılın bitmesine iki ay kalması sebebiyle satış ekibini hem motive etmek hem de yıl sonu hedeflerimizi konuşmak için toplantıya çağırdım. Herkeste bir bezginlik, inançsızlık vardı. Piyasaların durumu birçok projenin ertelenmesine sebep olmuştu. Bu hesapta olmayan bir krizdi! Duymak istediğim rakamlar yerine sadece bahaneler bana söyleniyordu. “Yapamıyoruz çünkü……” İşin kötüsü bunu söylerken çekinme, sıkılma yoktu. “Biz yapacağız” der gibi. Rahat bir tavırda “ Biz yapamayacağız” demeleri benim garibime gitmişti. Hatta üzüldüm. Satışın Ana Kuralı “pes etmemek”dir. Amaç farklı yollar düşünmek ve denemek.
Bu hafta ayrıca yabancı misafirim ile günde ortalama dört ziyaret yaparak müşteri ve çözüm ortaklarını ziyaret ettik. Şunu fark ettim ; 25 sene çalışma hayatından sonra 45 yaşıma rağmen inanın (ilk günkü gibi) bu gençlerden çok daha fazla heyecan, istek ve hırsa sahiptim. Gerçekten bunun nedenini bilsem, dünyanın en mutlu insanı olacağım. Neden ? Biz farklı mı bir nesiliz? Yoksa, yeni nesili mi anlayamıyoruz?
Toplantı sonunda “hedefi yapmam için ne yapmam lazım” sorusunu kendilerine sormalarını söyledim. “Hedefi yapamazsanız bile en azından bir plan ve amacınız olsun” dedim. “Önemli olan elinizden geleninin en iyisini yapmanız.”
Ofisten çıkarken aslında buruk duygular içinde ayrıldım. Rakamları yapamayabiliriz, ama istek, hırs, azmimizi her zaman devam ettirebiliriz. Önemli olan bu duyguları kaybetmemek. Duygularımızı doğru yönetebilirsek, mucizeler yaratabiliriz.
Akşam City’s de eşimle Diana Lane ve Richard Gere’in son filmi “Sevgi Fırtınası”na gidecektik. Filmden herkes övgü ile bahsediyordu.
Bazılarımız roman okuyarak, bazılarımız sinemaya giderek günlük hayatımızdan uzaklaşarak duygu diyarlarında geziniriz. Roman veya film kahramanının yerine geçerek kısa sürede olsa günün telaş, endişelerinden uzaklaşarak güzel duygular yaşarız. Ben film seyretmeyi çok severim, özelikle bana ilham veriyorsa. Duygularımı doya doya yaşama imkanı verir bana.
Sevgi Fırtınası duygu yüklü günlük aile, evlililik, anne-baba çocuk ilişkilerine değinen mükemmel bir aşk filmi. Filmde beni en çok etkileyen sahne Diana Lane’nın kızına gerçek aşkı anlatması ve sende bunu yaşamalısın demesi. Ne olursa olsun bunu gerçekleştirene kadar bekle. Bu seni kendinden daha büyük bir şeyin parçası olmanı, her şeyi yapabilirim cesaretine ulaşmanı sağlar demesi.
Başroldeki Richard Gere “hayattadaki en büyük idealim, iyi bir eş, iyi bir baba olamasamda mükemmel bir doktor olmaktı” diyor. Bu sözler beni derinden düşündürdü. Bugün insanın başarısı aslında bunların hepsini başardığında gerçekleşiyor. Korktuğu başına geliyor ve son hastasının ölümüne engel olamıyor. Nedeni milyonda bir karşılaşılan bir durum olsa da hastasının ölümü ile sonuçlanıyor. Sonrasında suçluluk duyguları içinde, ölen kadının eşinin kendisini dava etmesine rağmen talebi üzerine 3,500 km araba kullanarak eşi ile buluşmaya gidiyor. Bu arada evini satıyor. Kasabanın hemen dışında muhteşem bir kumsal evde (otel amaçlı kullanılıyor) kendisine yer ayırtıyor. Kaldığı bu motel Diana Lane’nin arkadaşının yeri. Diana Lane arkadaşının yerine yardımcı olmak için orada kalıyor. Tesadüfler bu iki insanı bir araya getiriyor. Richard Gere ilk ziyaretinde adama ulaşamıyor, oğlunun sert tepkisi ile karşılaşıyor. Sonrasında eşini kaybeden kişi kendisini ziyaret ediyor. Adamı anlamak yerine kendini savunuyor. Sonrasında (Diananın ihtarı ile) hatasını anlayıp adamı tekrar ziyaret edip adamın tüm hikayesini samimice dinliyor, olayın ne kadar önemli ve trajik olduğunu anlıyor. O sahne gözümden gitmiyor. Adamın gözlerinin içine bakarak göz yaşları içinde “Üzgünüm” “ Gerçekten çok üzgünüm” diyor..
Aslında insanların duyguları o kadar hassas ve ince bir çizgide ki. Gerçekten anlamamız için hissederek dinlememiz, empati göstermemiz gerekiyor. Ön yargılarımızdan kurtularak, yargılamadan ve kendimizi savunmadan karşımızdaki kişiyi dinlememiz ilişkilerde mucizeler yaratabilir..
Filmin sonunda eşlerinden ayrılmaları sebebiyle çocukları tarafından eleştirilen bu iki sevgili bu ilişki sonucunda çocukları ile ilişkilerini düzeltiyorlar. Filmin sonunu anlatmayayım ki gidin.
Günümüzde insanlar birşeyler başarmak, fark yaratmak, sevilmek, takdir edilmek istiyorlar. Temelde değerli olduklarını hissetmek istiyorlar.
Ama bilmeleri gereken en önemleri umutuyorlar : Almak için vermenin gerektiğini, sevilmek için sevmenin gerektiğini, anlaşılmak için karşımızdaki kişiyi öncelikle anlamamız gerektiğini, mutlu olmak için kendimizi sevmemiz ve anlamamız gerektiğini, başarılı olmanın mesleki bir başarı olmadığını, gerçek başarı ve mutluluğun insanın ne istediğini bilmesi, amacının olması ve ancak bunu elde ettiğinde elde edebileceğini, elimizdekinin kıymetini bilmediğimiz sürece ne yaparsak yapalım huzurlu ve mutlu olamayacağımızı.
Filmi gözleriniz dolmadan izlemeniz mümkün değil. Bu film, bütün haftanın yorgunluğundan sonra, kendimi gerçekten iyi hissetmemi sağladı. Herkese bu filmi seyretmesini şiddetle tavsiye ederim.
Sevgilerimle,
