Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Satış'

Liderlik konusunda bilmeniz gerekenler

2 Mart 2008 Pazar 5 Yorum »

Geçenlerde bir akşam eşimin iş arkadaşı ile erkek arkadaşı Özgür bize yemeğe geldiler.

Özgür Bolat ,Türkiye’nin yüz akı gençlerinden biri. Antalya’nın Kepez’inden çıkıp Boğaziçi Üniversitesi’ni birincilikle bitiren, Harvard’da bursla master yapan ve yine birincilikle mezun olan, şimdi de Cambridge Üniversitesi’nde bursla doktorasını yapan ve geleceğini eğitime adayan bir gencimiz. Özgür aynı zamanda MİT’de misafir araştırmacı olarak liderlik üzerine proje hazırlıyor. Türkiye’ye geldiği zamanlarda da üstün zekalı çocuklara eğitim veriyor.

Doktorasını “liderlik” üzerine yapıyor. Benim de ilgi alanım olması sebebiyle aramızda hararetli bir sohbet geçti. Kendisinden bu konuda bir yazı rica ettim. Beni kırmadı. Aşağıda yazısını hiç bir müdahele etmeden sizlerle paylaşıyorum. Bu konuda bana gönderdiği yazıları da sizlerle paylaşmaya devam edecegim.
 
“Taner Bey ve sevgili eşi Neylan Hanım ile çok güzel bir akşam yemeği yedik ve 4 saat boyunca sohbet ettik. Düşünün tatlılara gece saat 12:00’de geçebildik. Yemekler çok güzeldi. Bu kadar güzel yemekler ve bu kadar sürükleyici bir sohbet! Daha ne istersiniz. Size önerim mutlaka bir yolunu bulun ve kendinizi davet ettirin. O geceden konuşulanları mutlaka not etmeliydim ama etmedim. Bazen çok güzel bir yere gidersiniz ama fotoğraf çekmekten o anın tadını çıkaramazsınız. Not almakta öyle bir şey olacaktı sanırım.
 
Biliyorsunuz dünya çok hızlı bir değişim geçiriyor. Şirketlerin ve bireylerin bu duruma çok hızlı uyum sağlaması gerekir. Bunun içinde her zamankinden daha çok liderliğe ihtiyacımiz var, ama araştırmalarımda ya da seminerlerde insanlar ile konuşunca görüyorum ki bütün şirket sorunlarının temelinde hep ayni mekanizmalar var. Bu mekanizmaları anlamak lider olmak isteyen her birey için çok önemlidir. Şimdi bu mekanizmaların iki tanesini sizlerle paylaşacağım:
 

1-      Tek boyutlu düşünce: Gelişime sebep olan her itici gücün karşısımda gelişimi engelleyen bir çekici güç vardır. Örneğin, çok çalışma, kaliteli işe sebep olur. Kaliteli iş yapınca insan motive olur ve daha cok çalışır. Daha çok çalışınca işler daha da kaliteli olur. İnsan daha da çok motive olur. Bu döngu birbirini destekler. (Ya da mutlu öğretmen mutlu öğrenciler yaratır. Ögrenciler mutlu olunca öğretmen daha da mutlu olur. Yine bir döngü). Ama çok çalışma birden durur ve yonetici şaşırır çünkü olayın arkasındaki çekici gücü göremez. Kaliteli iş aynı zamanda başka bir döngüye sebebiyet verir. Bir işi insan kaliteli yapınca ona daha çok iş verilir. Daha çok iş daha az zaman demektir. Daha az zaman da daha kalitesiz işe sebebiyet verir. Yani kaliteli işin arkasında aslında iki döngü vardır. Bu düşünce tarzını kendinize öğreterek çoğu sorunları çözebilirsiniz. 

2-      Sorumluluğun kayması: İnsanlar bir problem ile karşilaştığı zaman sorumluluk almazlar. Alanlar ise daha çok problemin sebebi ile uğrasmaktansa belirtiler ile uğraşır. Örneğin, sinüzitten dolayı başı ağrıyan adam, sinüzit ile değil baş ağrısıyla uğraşırsa asıl problem ile değil, belirti ile uğraşmış olur. Asıl problemi keşfetmek çok zordur. Örneğin, sosyalleşmek için alkol içen bir adamın tedavi yöntemi alkol içmesini engellemek değil, adamın sosyalleşmesini sağlamaktır. (Aslında yukarıda bahsettiğim döngü burada da vardır. Keşfedebildiniz mi?) Hindistan’da insanlar çok çocuk yapmaktadır. Aile planlaması işe yaramaz çünkü insanlar emeklilik sistemi olmadiğı için çocukları güvence olarak görmektedirler ve çok çocuk yaparlar. Kısaca, belirtiler ile değil, asıl sorunla ilgilenmek gerekir. Bunu da kendinize öğretebilirsiniz.
 
Bu mekanizmaları öğrenip kendi hayatınıza uyarlamanız çok önemli. Başarınızı artıracaktır. İnsan hayatına yön veren bu şekilde bir çok mekanizma vardır. Diğerlerini de ileride sizlere aktarmaktan zevk duyacağım.”
 
Özgür’e bu değerli bilgileri bizlerle paylaştığı için teşekkür ederim.

 

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com 

Networking konusunda bilmemiz gerekenler

29 Şubat 2008 Cuma 2 Yorum »


Satışçılarda Özgüven ne kadar önemli ?

26 Şubat 2008 Salı 1 Yorum »

Eğitim vermenin güzel yanı, eğitmenin de birlikte öğrenmesidir.Son zamanlarda birçok şirkete ( değişik sektörlerden) eğitim verme şansım oldu.  Bunlar arasında, SK-EUROPE.COM firmasından Eyüp Yeşilyurt’un eğitim sırasında bana anlattığı müşteri öyküsü çok ilgimi çekti.  Sizlerle paylaşmak istedim.

Buna benzer hikayelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.  Blog yazılarım son 5 ayda 175,000 kişi tarafından okunmuş. İlginize çok teşekkür ederim. Yorum yazanların sayısı maalesef bu okunma oranına göre çok çok az. Lütfen yazın, bilginizi ve tecrübenizi bizlerle paylaşın.

"Müşteri ziyareti yaptığım bir gün, müşterimin kapısını çaldım. Selam verdikten sonra kendimi tanıttım ve ne için orada bulunduğumu anlatmaya fırsat bulamadan iş yeri sahibi elinin dışıyla son derece kaba bir şekilde dışarı çıkmamı istedi.  Çık dışarı, çık dışarı, derken yüzüme bile bakmadı. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Benim için tam bir şoktu, hayatımda hiç bu kadar aşağılanmamıştım. Odayı terk ettim. Oradan ayrılmalı mıyım kalmalı mıyım diye kısa  bir bocalamadan sonra kalmaya karar verdim. O adama haddini bildirmeliydim.

Odada konuştuğu insanlarla sohbetinin bitmesini bekledim, yalnız kaldığını gördüğümde tekrar kapıyı çalıp içeri girdim. Beni gördüğüne şaşırdı, "sen gitmedin mi?" dedi, "müsait olmanızı bekledim "dedim ve ardından biraz önceki davranışınızın hiç hoş olmadığını bir insan olarak kimseye yakıştıramadığımı söyledim. Bunları konuşurken müşterimin acı çektiğini ve yavaş yavaş çözüldüğünü görüyordum. Müşterime ikinci bir şoku da şu sözlerim yaratmış oldu: “Benim bir insan olarak sizden beklediğim tek şey başınızı kaldırmanız ve gözlerime bakmanızdı, ondan sonra ister ürünü alın, isterseniz almayın doğrusu umurumda bile değil, bundan sonrada size ürün satmayı asla düşünmüyorum” dedim. Müşteri şoktan çıktıktan sonra kapıyı kapatmamı rica etti ve tam karşısındaki koltuğa buyur etti. Artık tam bir beyefendi idi. 

Yanlış anlaşıldığını ve bu durumdan çok üzüldüğünü belirtti. Özür diledi. İş dışında uzun bir sohbet yaptık. Sohbetimiz yemekle son buldu bende yumuşadım ve sözleşme imzaladık."

Eyüp,  bu güzel hikayeyi bizlerle paylaştığın için çok teşekkürler…Kendinle gurur duyabilirsin:)

Eyüp’ün bu yazısıyla ilgili ben de birkaç noktayı dile getirmek istiyorum: Satışçılar her zaman müşterilere nazik ve hoşgörülü olmalı, ancak gerektiği noktada da tavrını koymalıdır. Satış, hem alıcı hem de satışçı için kazanç-kazanç ise burada alıcının satışçıya göre bir üstünlüğünün olmaması lazım. Satışçılar, kendilerine, firmalarına ve sattıkları ürüne inandıkları sürece, satış yapmalarının ana sebebinin müşterilere yardım etmek olduğuna inanmalı, müşterilerinin yanında aynı Seyhan’ın yaptığı gibi kendilerine güvenmeli ve kendilerini ezdirmemelidirler.

İki önemli kural : 1) Herkese satmak zorunda değilsiniz 2) Herkesle iş yapmak zorunda değilsiniz.

Satıştan keyif almaya bakın, çünkü ben öyle yapıyorum.

Bol satışlar

Sevgilerimle

Satış Nasıl Algılanıyor Araştırması sonuçlandı

25 Şubat 2008 Pazartesi 1 Yorum »

“SATIŞ NASIL ALGILANIYOR?” ARAŞTIRMASI sonuçlarını sizlerle paylaşmak isterim. Bu çalışmanın satış sektöründeki herkese faydası olacağını ümit ediyorum :
 

Müşteri odaklı şirketler uzun vadede her zaman kazanır !

22 Şubat 2008 Cuma 1 Yorum »

Başarılı satışçılar her zaman uzun vadeye oynarlar - bu kısa vadeli bir satışı kaçırmak anlamına gelse de. Ağızdan ağıza pazarlamanın önemini anlatmama gerek yok! Potansiyel müşteriye yaptığınız bir iyilik, dürüstlük ve içten yardım, size uzun vadede her zaman geri döner.
 
Bu yazıyı yazmamın nedeni son bir haftada başıma gelmiş 3 güzel öykünün olması, ve bu konuyu size anlatmam için iyi bir fırsat olduğunu düşünmem.
 
Tenis oynamayı severim. Tenisi, Boğaziçi Mezunlar Derneğinde ( kısaca BÜMED) veya Hillside Etiler’de oynarım. Geçen gün tenis raketimin telleri koptu. Ertesi hafta seyahate gitmem gerekiyordu. BÜMED’in tenis hocası Nevzat hocaya raketimi çektireyim dedim. Kendisi hem tenis hocası, hem de güvenilir bir kişidir. Güvenilir olabilirsiniz, ama yetkinlik de önemlidir. Neyse, Nevzat hocaya sadece 1 raketimi bıraktım. Ben hep 2 raket taşırım, birisi patlarsa yedek olsun diye. İkinci raketi seyahat öncesi bırakırım, yapılanı alırım diye düşündüm. Seyahat sonrasında kendisini aradım ve raketim hazır mı diye sordum. Bana “Taner, senin raketin telleri aşınmamış, o nedenle çekmedim. Şu anda gerekli görmedim, bu sene bir süre idare eder “ dedi. 50 YTL ücreti reddetmişti. Kendisini çok takdir ettim. Sizce ben bir dahaki sefere yine Nevzat hoca’ya mı raketimin tellerini çektireceğim? Kendisini tavsiye edecek miyim?
 
Şu sıralar giyim mağazalarında % 70’e varan indirimler var. Geçen gün şeytan dürttü. İGS Rumeli Mağazasına girdim (eşim buna çok kızıyor, ama kendimi tutamıyorum), belki güzel trikolar bulurum diye. Bir süre gezindikten sonra kendime uygun bir gömlek ve bir triko buldum. Tam mağazadan çıkarken en sevdiğim mavi renkte bir triko kazak gözüme çarptı. Mağazadaki satış danışmanına bana hangi bedenin  uygun olduğunu sordum. “ Medium – orta” dedi. Beğendiğim kazak ise “Large-Büyük beden” idi.  İçim rahat etmedi. İçimden ben bunu bir giyeyim, belki olur dedim. Hemen denedim. Bana kalsa olmuştu. Satış Danışmanı “ Bu size uygun değil, üzerinizde büyük duruyor. Bu kazağın özelliği, üzerinize dar olarak sarmasıdır” dedi. Kazağın değeri 89 YTL’ydi ( % 70 indirimle). Bunu reddetmişti! Sonuç olarak almaktan vazgeçtim. Bu danışmanı gerçekten takdir ettim. İşini iyi yapıyordu. Amacı müşteriye en doğruyu, en iyiyi sunmaktı. İsmini almadığım için yazamıyorum. Bence ismini de bana tanıtsaydı, çok daha akılda kalıcı olurdu. Bu da satışta önemli ikinci bir nokta. Kendimizi tanıtmak ve müşterinin adını öğrenmek!
 
Triko ve gömleği alıp çıktım. Ertesi gün trikoyu giydim, ama triko kenardan defolu çıktı. Çok da sevmiştim. Diğer yandan şimdi sorun yaşayacağım, bana “bu bizden kaynaklanmıyor “diyecekler, diye düşündüm. İş çıkışı hemen İGS dükkanına uğradım. Trikoyu gösterdim. Aynı satış danışmanı beni tanıdı. Hoş geldiniz, dedi. İsmimi bilmediği için ismimle hitap etmedi ( etse mükemmel olurdu !) . Benden kaynaklanıp kaynaklanmadığını sorgulamadan, hemen değiştirdi. İtiraz etmediler. Bu deneyim beni ikinci defa çok memnun etti. Uzun vadeli müşterileri olmuştum.
 
Son öyküm, geçen gün D&R’dan aldığım bir film DVD ile ilgili. Aldığım DVD bozuk çıkmıştı. Tam 3 ay önce almıştım. Ama zaman bulamadığım için seyredememiştim. Hemen yakınımızdaki D&R Nişantaşı dükkanına götürdüm. Satıcı bana fişim olup olmadığını sordu. Bende çok önceden satın almam sebebiyle saklamadığımı söyledim. Buna rağmen beni uyardı, ama aynısı ile bu seferlik değiştireceğini söyledi. Mağazadan mutlu bir şekilde ayrılırken D&R ‘dan alışveriş yapmanın ne kadar isabetli olduğunu düşündüm.
 
Kurumları başarılı, rekabetçi yapan çalışanlarıdır. İster marka olun, ister çok pahalı hizmet veren bir kuruluş olun, elemanlarınız kısa vadeli düşünerek satış yapıyorlarsa, satış sonrasında personel müşteriye gereken değeri vermiyorsa, kurumunuzun ömrü kısa vadeli olacaktır.
 
Olası müşterinin veya müşterilerinizin çıkarlarına öncelik verin. Uzun vadede bunu yaptığınıza hiçbir zaman pişman olmayacaksınız.
 
Sevgilerimle,
 
 
 

Pazar gününüzü verimli değerlendirmenin yolları

17 Şubat 2008 Pazar 1 Yorum »


Dünyanın En iyi Satışcısına

13 Şubat 2008 Çarşamba 1 Yorum »

 

Benim Taner Özdeş ile tanışmam on yıl önce JCI (Dünya Genç Liderler ve Girişimciler Federasyonu) toplantısında gerçekleşti. Bu iz bırakan ve bir ömür boyu sürecek dostluğun başlangıcı olacak biraz komik ve tatlı bir karşılaşmaydı.

Ben o toplantıya gözlemci olarak gelmiş bir köşede etrafı izliyordum. Girişteki “Hoş geldiniz” masasındaki bir kavanoza gelen tüm konuklar birer kartvizitini bırakarak içeri doğru ilerliyordu. Doğrusu bu genç insanlar adeta ülkemizin beşeri hazinesi genç girişimcilerden oluşan nezih bir gruptu. Bende içimden “şu kartvizitlerin hepsi elimde olsa ne süper olurdu” diye geçirdim. Tam o sırada Taner’i gördüm. Gayet soğuk kanlı ve sakin kavanozu masanın üzerine boşalttı. Kartvizitleri iki gruba böldü. Bende o an içimden her halde dernekten bir yetkili diye düşündüm. Fakat tam o sırada Taner ilk grup kartviziti cebine diğerlerini kavanoza geri koydu. Şaşkın bir halde yanımdaki kişiye “bu kimdir ?” diye onu gösterdim. “Taner Özdeş” dedi. Hemen yanına gittim. Kendimi tanıttım ve ona “biliyor musun bende şimdi sizi izliyordum ve bende aynı şeyi düşünüyordum” dedim. Taner bir gülümsemeyle “ geç kaldın üzgünüm” dedi. Sonra Taner ile bir ömür boyu sürecek bir dostluğun ilk adımlarını attık.

Bugün büyük bir gururla söyleyebilirim ki kendisinin ilk kitabına ilham ve yardımcı olmanın gururu içindeyim. Daha sonra Taner’in eşi sevgili dostum Neylan’nın dayısı rahmetli Prof. Dr. Ergun Sabar’ın hayat hikayesinin yer aldığı “Hayatımı Masaya Yatırdım” kitabının yayınlanmasında aracı ve ilham oldum. Yani sadece dost değil ama ailenin bir parçası oldum. Şimdide Taner’in kitabının İngilizce yayını ve dünyada tanıtımı üzerine birlikte çalışacağız. Taner hep bir adım önde ve şüphesiz zamanın ilerisinde.

 
Taner ile hayat yolculuğumuz böyle başladı ve devam ediyor. O hep bir adım önde… birlikte güzel projelere imza atmaya devam ediyoruz. İnsanın bir kendini, sevdiğini ve bir de dostunu anlatması çok zordur. Bende size Taner’i anlatırken zorlanıyorum. Başarının bir tanımını yapmak gerekirse sanırım Taner’in yaşamı bu işte “bir başarı öyküsü”. Başarılı bir iş hayatı, aile hayatı, kariyer, sağlıklı yaşam ve dostları… işte Taner. Hayatı dolu yaşayan ve geri vermesini bilen duyarlı ve azimli bir dost. Taner’in kendisini tanıtırken “dünyanın en iyi satıcısı” demesi bazılarını düşündürebilir ancak unutmamak gerek ki “ insan ne düşünürse o dur” yani başarılı olmanın yanında başarılı olduğunuzu düşünmenizde gerekir. Mutluysanız bunu söyleyin eğer başarılı hissediyorsanız söyleyin “ben başarılıyım” deyin. İşte sevgili dostum Taner “ben başarılıyım” diyecek kadar cesur ve azimli. Bence sizler de başarılı olduğunuzda söyleyin “ben başarılıyım” işte “ben başarılıyım”. Başarıyı düşünün, başarın ve başarılı hissedin.  Başarıyı övmeye ve söylemeye alışalım. Teşekkürler Taner yarattığın fark ve farklı olduğun için… “Dünyanın en iyi satıcısı” dostum.
 
 Vedat AKMAN

Yazar- Akademisyen

Not : Sevgili Vedat’ın, "Satışın 10 Altın Kuralı" kitabımı yazmam konusunda bana cesaret ve ilham vermesi sebebiyle, hayatımda çok önemli bir yeri vardır. Bu yazıyı siteme koyma sebebim dostluğun, yardım etmenin, paylaşmanın , karşılıksız vermenin insan hayatında ne kadar önemli olduğunu siz değerli okuyucularımla paylaşmaktır.

 
 

Hayattan keyif alıyor musun?

10 Şubat 2008 Pazar 10 Yorum »

İnsanlari keşfetmenin en güzel yolu soru sormaktır. Ben çevremdeki her insana soru sormayı, onları keşfetmeyi, onlardan bir şeyler öğrenmeyi ve paylaşmayı seven bir insanim.
 

Bu akşam kanser olmuş ve bir sene sonra ölecek iki kanser hastasının mükemmel bir filmine gittim; Jack Nicholson baş rolde oynuyor .

Filmin adı“ Şimdi Ya da Asla”

Filmin özeti : Yolları, bir hastane odasında aynı hastalığı paylaşmakla kesişen ikili, iki ortak noktaları daha olduğunu keşfeder: hayatlarının kalan kısmını yapmak istedikleri her şeyi yaparak geçirme arzusu ve kendileriyle barışma ihtiyacı. Hayatları boyunca yapmak istedikleri herşeyin bir listesini yapıp hastaneyi terkeden iki arkadaş, birlikte araba seyahatine çıkarlar ve bu süreçte dost olup, hayatı dolu dolu, hoşgörü ve mizahla yaşamayı öğrenirler.

Hastalardan biri milyarder bir iş adamı Jack Nicholson , diğeri ise orta halli ( ancak hayat konusunda çok bilgili bir kişi) siyahi artist  Morgan Freeman’dır. .. İkisi de milyarder iş adamın kendi hastanesinde tedavi görürler. Milyarder iş adamı, hastanenin feslesefinin ne olursa, kim olursa olsun her odada 2 kişi yatmalı prensibiyle, kendi hastanesinde olmasına rağmen, odayı tanımadığı orta halli bir siyahi ile paylaşmak zorunda kalır..

Bütün dünyayı birlikte gezerler. Orta hallinin mutlu bir ailesi varken (kıymetini Jack ile tanışana kadar anlamasada !), milyarder 3 kere boşanmış, yalnız bir adam. Orta halli bir gün şu soruyu sorar : Hayatından keyif/mutluluk aldın mı? İnsanlara keyif ve mutluluk verdin mi? Ne kadar güzel 2 soru.. Herkes kendisine sorması gerekir !

 

Hayatta en önemli değerler mizah gücü, hoşgörü, pozitif düşüncedir .. En önemli güç ise vermek ve paylaşmaktır. Geride kalanlara iyi bir şeyler bırakabilmek.

Küçükken annem bana sürekli bana şunları söylerdi : “ Dünyanın en güzel duygusu vermektir. Veren insan hep kazanır.” “ Vermek, almaktan daha değerli bir duygudur.” Haftada iki gün genelde gece yarısı şu anda yazdığım yazıları yazıyorum. Bilgimi ve tecrübemi paylaşma imkanım oluyor. Şu anda saat sabahın ikisi.. Bu yazılardan hiç bir maddi gelirim olmamasina rağmen,  inanın yazarken aldığım keyif ve mutluluğun parasal karşılığı yok..

 

15 senedir yöneticilik yapıyorum. Yeni nesil ve gelecek nesiller o kadar farklı ve bireysel yetişiyorki. Belli değerleri maalesef öğrenemiyorlar. Sürekli tüketerek veya teknoloji ile ekran başında bireysel ve sanal bir hayat yaşıyorlar. Çoğu güzel duyguyu tatmadan, maddi bir dünyada bireysel ve bencil yaşıyorlar. Toplumumuzun geleneksel değerlerini alamıyorlar (aileler ağır hayat koşulları sebebiyle, çocuklarıyla yeterince zaman geçiremiyorlar, belli değerleri veremiyorlar). Gençlerin sürekli kafaları karışık, hayattan ne istediklerini bilmeden, sahip olduklarından çok sahip olmadıklarını düşünerek kendilerini mutsuz ediyorlar..

Bugün tüm gün yine elemanlarımla yeni yıl maaşlarını tartışarak geçirdim. Genelde maaş zamlarında taleplerini kendi yaptıklarından çok, arkadaşının aldığı maaşla veya şirketimizdeki diğer elemanlarla mukayese ederek bana iletiyorlardı.. Yeni nesiller çok farklı … Hemen almak, yükselmek ve kendini sorgulamadan, sadece talep ediyorlar.

 

Bugün bir elemanım bana şunu sordu :

“ İnsanın mutluluğunda para ne kadar önemli? Bende, paranın mutlulukta ana neden olmadığını, yeterli seviyede para sahibi olmanın, insanın mutluluğu için yeterli olacağını söyledim”
Bu filmi yazmamın temel nedeni yeni nesillere faydalı olmak, yol göstermek.

 

Öğütlerim şunlar olacaktır :

  • Ne yaparsanız yapın, önce verin sonra talep edin..
  • Vermenin zenginlik olduğunu, almaktan daha önemli bir değer olduğunun bilincinde olun.
  • Çok paranın mutluluk getirmediğini, esas mutluluğun ve gücün içinizde olduğunu bilin.
  • Verdiğimiz sürece alacağınızı, paylaştıkça kendimizi daha çok seveceğinizin bilincinde olun.
  • İnsanın hayatta mutlu eden şeylerin, çok ufak ve basit şeylerden ibaret olduğunu, bu değerleri para ile satın alamıyacağınızı  bilin.

Filmde ölmeden önce yapılması gerekenlerin  listesinde en çok hoşuma giden 3 madde şunlardı :

“ Hiç tanımadığın bir insana karşılıksız yardım etmek”

“ Gözünden yaş gelene kadar gülmek “

“ Dünyanın en güzel kızını öpmek – uzun zamandır görmediği torununu öpüyor.”

 

Hayatı doya doya yaşayın.. Hayattan keyif almak ve  gerçek mutluluğu tatmanın almaktan veya çok para sahibi olmaktan değil, insanlara yardım etmekten, mutlu etmekten, vermekten, paylaşmaktan kaynaklandığını unutmayın. Bu filmi muhakkak izleyin..

Sevgilerimle,

Esprinin satıştaki olumlu gücü

8 Şubat 2008 Cuma 1 Yorum »

Bugün önemli bir bankadan telefon aldim. Satışa gelen telefonlar bana bağlanmaz. Bağlanınca oldukça keyiflenirim. Satış benim için nefes almaktır . Telefondaki kişiyi tanimiyordum , ama yakin çalıştığımız bir bankadan arıyordu. Yeni temsilciliğini aldığımız bir ürünle ilgili teklif istiyordu.
Doğal olarak ilk başta ciddi bir görüşme oldu. Kendisine bilgi vermek için şirketten bir yetkili ile görüştürdüm. Daha sonra telefonu geri aldım. Telefonu vermiş olduğum elemanım, müşteriyle standart bilgi vermek dışında ilşki kurma yönünde bir adım atmamıştı. Halen müşteri ile yeterli güven ilişkisini kuramadiğimizi  biliyordum.
 
Telefonla bir kişide güven uyandirmak, yüz yüze görüşmeye göre çok daha zordur; ses tonunuz dışında müşteride güven uyandiracak bir araciniz yoktur.  
O nedenle ben esprinin ( doğru zamanda ve doğru şekilde yapılırsa) telefonda güven oluşturmada çok önemli bir yardim araci olduğunu düşünürüm.
 
Telefonu kapatmadan önce kendisinin bilgilerini ve email adresini sordum.
Email adresi ilgimi çekti. hakansu@.. Hemen firsati değerlendirip şunu kendisine dedim " aman dikkat edin emailiniz hillsidesu ile karismasin! . Bugün " Sevgililer günü sebebiyle hillside su ile ilgili o kadar çok mail aldimki. sizi uyarma ihtiyacim duydum" dedim.  
 
Risk her zaman espri yaptığınızda vardır. Bu nedenle buz kirayim derken, pot kirabilirsiniz. Ama , bunu samimi ve içten yaparsaniz, sonucun olumlu olma ihtimali daha yüksektir. Bana da aynen böyle oldu. Bir anda aramizdaki ilişki sicaklaştı ( ufak bir kahkalaşma) ve olumlu bir şekilde telefonu kapattim.
 
Tüm görüşme süresi 3 dakikayi geçmedi.
 
3 dakikada, karşınızda sizin hiç tanımayan bir kişide güven uyandirma imkaniniz çok sinirlidir. İlk görüşmede gülümsemek, güvenli bir beden dili sergilemek, müşteride güven uyandirminiza yardimci olur. Telefonda ise karşınıza çıkan fırsatları değerlendirmeniz lazim. Espri bunlardan biridir
veya ortak bir hobi konusunda konuşmak.. Satış süresi gün geçtikçe daha kısaliyor. Mizah ve keskin pratik zeka satışların olmazsa olmaz  noktalarından  biri haline geliyor..

 

Satış bir insan işidir. Bu konuda  kendinizi  ne kadar geliştirirseniz, o kadar daha başarılı olursunuz.

Mizah gücünüz her zaman kullanmaya çalışın.

İyi Satişlar
 
sevgilerimle,
 
 

Hayata karşı tutumumuz başarımızı belirler

3 Şubat 2008 Pazar Yorum yok »


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.