Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Satış'

Dünyanın En iyi Satışcısına

13 Şubat 2008 Çarşamba 1 Yorum »

 

Benim Taner Özdeş ile tanışmam on yıl önce JCI (Dünya Genç Liderler ve Girişimciler Federasyonu) toplantısında gerçekleşti. Bu iz bırakan ve bir ömür boyu sürecek dostluğun başlangıcı olacak biraz komik ve tatlı bir karşılaşmaydı.

Ben o toplantıya gözlemci olarak gelmiş bir köşede etrafı izliyordum. Girişteki “Hoş geldiniz” masasındaki bir kavanoza gelen tüm konuklar birer kartvizitini bırakarak içeri doğru ilerliyordu. Doğrusu bu genç insanlar adeta ülkemizin beşeri hazinesi genç girişimcilerden oluşan nezih bir gruptu. Bende içimden “şu kartvizitlerin hepsi elimde olsa ne süper olurdu” diye geçirdim. Tam o sırada Taner’i gördüm. Gayet soğuk kanlı ve sakin kavanozu masanın üzerine boşalttı. Kartvizitleri iki gruba böldü. Bende o an içimden her halde dernekten bir yetkili diye düşündüm. Fakat tam o sırada Taner ilk grup kartviziti cebine diğerlerini kavanoza geri koydu. Şaşkın bir halde yanımdaki kişiye “bu kimdir ?” diye onu gösterdim. “Taner Özdeş” dedi. Hemen yanına gittim. Kendimi tanıttım ve ona “biliyor musun bende şimdi sizi izliyordum ve bende aynı şeyi düşünüyordum” dedim. Taner bir gülümsemeyle “ geç kaldın üzgünüm” dedi. Sonra Taner ile bir ömür boyu sürecek bir dostluğun ilk adımlarını attık.

Bugün büyük bir gururla söyleyebilirim ki kendisinin ilk kitabına ilham ve yardımcı olmanın gururu içindeyim. Daha sonra Taner’in eşi sevgili dostum Neylan’nın dayısı rahmetli Prof. Dr. Ergun Sabar’ın hayat hikayesinin yer aldığı “Hayatımı Masaya Yatırdım” kitabının yayınlanmasında aracı ve ilham oldum. Yani sadece dost değil ama ailenin bir parçası oldum. Şimdide Taner’in kitabının İngilizce yayını ve dünyada tanıtımı üzerine birlikte çalışacağız. Taner hep bir adım önde ve şüphesiz zamanın ilerisinde.

 
Taner ile hayat yolculuğumuz böyle başladı ve devam ediyor. O hep bir adım önde… birlikte güzel projelere imza atmaya devam ediyoruz. İnsanın bir kendini, sevdiğini ve bir de dostunu anlatması çok zordur. Bende size Taner’i anlatırken zorlanıyorum. Başarının bir tanımını yapmak gerekirse sanırım Taner’in yaşamı bu işte “bir başarı öyküsü”. Başarılı bir iş hayatı, aile hayatı, kariyer, sağlıklı yaşam ve dostları… işte Taner. Hayatı dolu yaşayan ve geri vermesini bilen duyarlı ve azimli bir dost. Taner’in kendisini tanıtırken “dünyanın en iyi satıcısı” demesi bazılarını düşündürebilir ancak unutmamak gerek ki “ insan ne düşünürse o dur” yani başarılı olmanın yanında başarılı olduğunuzu düşünmenizde gerekir. Mutluysanız bunu söyleyin eğer başarılı hissediyorsanız söyleyin “ben başarılıyım” deyin. İşte sevgili dostum Taner “ben başarılıyım” diyecek kadar cesur ve azimli. Bence sizler de başarılı olduğunuzda söyleyin “ben başarılıyım” işte “ben başarılıyım”. Başarıyı düşünün, başarın ve başarılı hissedin.  Başarıyı övmeye ve söylemeye alışalım. Teşekkürler Taner yarattığın fark ve farklı olduğun için… “Dünyanın en iyi satıcısı” dostum.
 
 Vedat AKMAN

Yazar- Akademisyen

Not : Sevgili Vedat’ın, "Satışın 10 Altın Kuralı" kitabımı yazmam konusunda bana cesaret ve ilham vermesi sebebiyle, hayatımda çok önemli bir yeri vardır. Bu yazıyı siteme koyma sebebim dostluğun, yardım etmenin, paylaşmanın , karşılıksız vermenin insan hayatında ne kadar önemli olduğunu siz değerli okuyucularımla paylaşmaktır.

 
 

Hayattan keyif alıyor musun?

10 Şubat 2008 Pazar 10 Yorum »

İnsanlari keşfetmenin en güzel yolu soru sormaktır. Ben çevremdeki her insana soru sormayı, onları keşfetmeyi, onlardan bir şeyler öğrenmeyi ve paylaşmayı seven bir insanim.
 

Bu akşam kanser olmuş ve bir sene sonra ölecek iki kanser hastasının mükemmel bir filmine gittim; Jack Nicholson baş rolde oynuyor .

Filmin adı“ Şimdi Ya da Asla”

Filmin özeti : Yolları, bir hastane odasında aynı hastalığı paylaşmakla kesişen ikili, iki ortak noktaları daha olduğunu keşfeder: hayatlarının kalan kısmını yapmak istedikleri her şeyi yaparak geçirme arzusu ve kendileriyle barışma ihtiyacı. Hayatları boyunca yapmak istedikleri herşeyin bir listesini yapıp hastaneyi terkeden iki arkadaş, birlikte araba seyahatine çıkarlar ve bu süreçte dost olup, hayatı dolu dolu, hoşgörü ve mizahla yaşamayı öğrenirler.

Hastalardan biri milyarder bir iş adamı Jack Nicholson , diğeri ise orta halli ( ancak hayat konusunda çok bilgili bir kişi) siyahi artist  Morgan Freeman’dır. .. İkisi de milyarder iş adamın kendi hastanesinde tedavi görürler. Milyarder iş adamı, hastanenin feslesefinin ne olursa, kim olursa olsun her odada 2 kişi yatmalı prensibiyle, kendi hastanesinde olmasına rağmen, odayı tanımadığı orta halli bir siyahi ile paylaşmak zorunda kalır..

Bütün dünyayı birlikte gezerler. Orta hallinin mutlu bir ailesi varken (kıymetini Jack ile tanışana kadar anlamasada !), milyarder 3 kere boşanmış, yalnız bir adam. Orta halli bir gün şu soruyu sorar : Hayatından keyif/mutluluk aldın mı? İnsanlara keyif ve mutluluk verdin mi? Ne kadar güzel 2 soru.. Herkes kendisine sorması gerekir !

 

Hayatta en önemli değerler mizah gücü, hoşgörü, pozitif düşüncedir .. En önemli güç ise vermek ve paylaşmaktır. Geride kalanlara iyi bir şeyler bırakabilmek.

Küçükken annem bana sürekli bana şunları söylerdi : “ Dünyanın en güzel duygusu vermektir. Veren insan hep kazanır.” “ Vermek, almaktan daha değerli bir duygudur.” Haftada iki gün genelde gece yarısı şu anda yazdığım yazıları yazıyorum. Bilgimi ve tecrübemi paylaşma imkanım oluyor. Şu anda saat sabahın ikisi.. Bu yazılardan hiç bir maddi gelirim olmamasina rağmen,  inanın yazarken aldığım keyif ve mutluluğun parasal karşılığı yok..

 

15 senedir yöneticilik yapıyorum. Yeni nesil ve gelecek nesiller o kadar farklı ve bireysel yetişiyorki. Belli değerleri maalesef öğrenemiyorlar. Sürekli tüketerek veya teknoloji ile ekran başında bireysel ve sanal bir hayat yaşıyorlar. Çoğu güzel duyguyu tatmadan, maddi bir dünyada bireysel ve bencil yaşıyorlar. Toplumumuzun geleneksel değerlerini alamıyorlar (aileler ağır hayat koşulları sebebiyle, çocuklarıyla yeterince zaman geçiremiyorlar, belli değerleri veremiyorlar). Gençlerin sürekli kafaları karışık, hayattan ne istediklerini bilmeden, sahip olduklarından çok sahip olmadıklarını düşünerek kendilerini mutsuz ediyorlar..

Bugün tüm gün yine elemanlarımla yeni yıl maaşlarını tartışarak geçirdim. Genelde maaş zamlarında taleplerini kendi yaptıklarından çok, arkadaşının aldığı maaşla veya şirketimizdeki diğer elemanlarla mukayese ederek bana iletiyorlardı.. Yeni nesiller çok farklı … Hemen almak, yükselmek ve kendini sorgulamadan, sadece talep ediyorlar.

 

Bugün bir elemanım bana şunu sordu :

“ İnsanın mutluluğunda para ne kadar önemli? Bende, paranın mutlulukta ana neden olmadığını, yeterli seviyede para sahibi olmanın, insanın mutluluğu için yeterli olacağını söyledim”
Bu filmi yazmamın temel nedeni yeni nesillere faydalı olmak, yol göstermek.

 

Öğütlerim şunlar olacaktır :

  • Ne yaparsanız yapın, önce verin sonra talep edin..
  • Vermenin zenginlik olduğunu, almaktan daha önemli bir değer olduğunun bilincinde olun.
  • Çok paranın mutluluk getirmediğini, esas mutluluğun ve gücün içinizde olduğunu bilin.
  • Verdiğimiz sürece alacağınızı, paylaştıkça kendimizi daha çok seveceğinizin bilincinde olun.
  • İnsanın hayatta mutlu eden şeylerin, çok ufak ve basit şeylerden ibaret olduğunu, bu değerleri para ile satın alamıyacağınızı  bilin.

Filmde ölmeden önce yapılması gerekenlerin  listesinde en çok hoşuma giden 3 madde şunlardı :

“ Hiç tanımadığın bir insana karşılıksız yardım etmek”

“ Gözünden yaş gelene kadar gülmek “

“ Dünyanın en güzel kızını öpmek – uzun zamandır görmediği torununu öpüyor.”

 

Hayatı doya doya yaşayın.. Hayattan keyif almak ve  gerçek mutluluğu tatmanın almaktan veya çok para sahibi olmaktan değil, insanlara yardım etmekten, mutlu etmekten, vermekten, paylaşmaktan kaynaklandığını unutmayın. Bu filmi muhakkak izleyin..

Sevgilerimle,

Esprinin satıştaki olumlu gücü

8 Şubat 2008 Cuma 1 Yorum »

Bugün önemli bir bankadan telefon aldim. Satışa gelen telefonlar bana bağlanmaz. Bağlanınca oldukça keyiflenirim. Satış benim için nefes almaktır . Telefondaki kişiyi tanimiyordum , ama yakin çalıştığımız bir bankadan arıyordu. Yeni temsilciliğini aldığımız bir ürünle ilgili teklif istiyordu.
Doğal olarak ilk başta ciddi bir görüşme oldu. Kendisine bilgi vermek için şirketten bir yetkili ile görüştürdüm. Daha sonra telefonu geri aldım. Telefonu vermiş olduğum elemanım, müşteriyle standart bilgi vermek dışında ilşki kurma yönünde bir adım atmamıştı. Halen müşteri ile yeterli güven ilişkisini kuramadiğimizi  biliyordum.
 
Telefonla bir kişide güven uyandirmak, yüz yüze görüşmeye göre çok daha zordur; ses tonunuz dışında müşteride güven uyandiracak bir araciniz yoktur.  
O nedenle ben esprinin ( doğru zamanda ve doğru şekilde yapılırsa) telefonda güven oluşturmada çok önemli bir yardim araci olduğunu düşünürüm.
 
Telefonu kapatmadan önce kendisinin bilgilerini ve email adresini sordum.
Email adresi ilgimi çekti. hakansu@.. Hemen firsati değerlendirip şunu kendisine dedim " aman dikkat edin emailiniz hillsidesu ile karismasin! . Bugün " Sevgililer günü sebebiyle hillside su ile ilgili o kadar çok mail aldimki. sizi uyarma ihtiyacim duydum" dedim.  
 
Risk her zaman espri yaptığınızda vardır. Bu nedenle buz kirayim derken, pot kirabilirsiniz. Ama , bunu samimi ve içten yaparsaniz, sonucun olumlu olma ihtimali daha yüksektir. Bana da aynen böyle oldu. Bir anda aramizdaki ilişki sicaklaştı ( ufak bir kahkalaşma) ve olumlu bir şekilde telefonu kapattim.
 
Tüm görüşme süresi 3 dakikayi geçmedi.
 
3 dakikada, karşınızda sizin hiç tanımayan bir kişide güven uyandirma imkaniniz çok sinirlidir. İlk görüşmede gülümsemek, güvenli bir beden dili sergilemek, müşteride güven uyandirminiza yardimci olur. Telefonda ise karşınıza çıkan fırsatları değerlendirmeniz lazim. Espri bunlardan biridir
veya ortak bir hobi konusunda konuşmak.. Satış süresi gün geçtikçe daha kısaliyor. Mizah ve keskin pratik zeka satışların olmazsa olmaz  noktalarından  biri haline geliyor..

 

Satış bir insan işidir. Bu konuda  kendinizi  ne kadar geliştirirseniz, o kadar daha başarılı olursunuz.

Mizah gücünüz her zaman kullanmaya çalışın.

İyi Satişlar
 
sevgilerimle,
 
 

Hayata karşı tutumumuz başarımızı belirler

3 Şubat 2008 Pazar Yorum yok »


Teknoloji Türkiye’de nasıl satın alınıyor?

1 Şubat 2008 Cuma Yorum yok »

Teknoloji ve yeni ekonomi konusunda yazı yazmam söylendiğinde, 15 senedir bu sektörde çalışan bir yetkili olarak gözlem ve tecrübelerimi sizlerle paylaşmanın ilk etapta daha doğru olacağını düşündüm. Dow Jones Telereate real-time (anlık) bilginin pazarlaması , Türkiye’nin ilk Kurumsal Internet Servis Sağlıyıcısı;  Fornet ve şimdide Ağ ve Bilgi güvenliğinde Infonet’te 8 seneyi aşkın süredir satış ve pazarlama alanında çalışmaktayım. Genelde firmaların ve kurumların teknoloji , yazılım , donanım veya güvenlik alımlarında ve yatırımlarında dikkatimi çeken ana noktalar şunlar olmuştur :
 
Pazarlaması kuvvetli firmalar tercih edilmekte :

 Yurtdışında ve dünyada belli pazara ulaşmış firmalar Türkiye’de firmalar tarafından tercih edilirken, firmaların adı satın alma kararlarında en önemli unsur olmakta, bu çoğu zaman firmanın gerçek beklentisi ve ihtiyacına yönelik olmamakta veya verilen paraların karşılığı alınmamaktadır. Teknolojide en önemli unsur, IT yöneticililerin ve kullanıcıların alınan teknolojiyi rahat kullanabilmeleri, sistemin genişleyebilmesi, mevcut altyapıyla entegre olması , hizmet ve servislerin sürekli ve hızlı verilmesi gerekirken, iyi pazarlama yöntemleri ve imajı güçlü firmalara gereğinden fazla veya gereksiz teknolojileri almalarına sebep oluyorlar.

 
Fiyat ve tanıdık satın almada en önemli unsur :

Güvenlik ürünlerinde , donanım ve yazılımlarda maalesef büyük baskılar ve yetkileri/bilgileri yeterli olmayan bilgi işlem yetkilileri tanıdık veya fiyatı düşük diye yanlış ve gelecekte kullanılması mümkün olmayan ürün ve yazılımları satın almaktadır. Bugün teknolojide en önemli unsur, ürünü pazarlayan firmanın ne kadar araştırma ve geliştirmeye para ayırdığı, yerel eğitim ve servis verecek personelinin ( sertifikalı) niteliği ve sayısı, Türkiye’deki pazarlayan firmanın tecrübesi, servis ağı ve konudaki uzmanlığı çok önemlidir. Bu tür kararlar teknoloji kadar iş süreçlerini de etkilemesi açısından firmalar için kritiktir.

 
IT yatırımlarında üst yönetiminin ilgisizliği :

Bugün belli başlı projeler hariç firmalarda Genel müdür veya Genel müdür yardımcıları teknoloji projelerini tamamen bu konuda yeterli deneyimi olmayan IT personeline emanet etmişler ve ancak parasal hususlarda son kararı vermektedirler. IT yatırımları ( özelikle ; özel ağların kurulması, Intranet ve Extranetlerin oluşturulması, güvenlik politikaları ve ürünlerinin satın alınması) firmanın gelecekteki iş modellerini, müşterileri, partnerleri ve tedarikçileriyle iletişim ilişkilerini belirleyecektir. Bu tür yatırımlar, araştırma, planlama , modelleme ve uygulama gerekmektedir. Üst taraftan desteklenmeyen ve önemsenmeyen teknolojik yatırımlar uzun vadede firmaya fayda sağlamayacağı gibi gereksiz işletme sermayesi kaybına yol açacaktır. Bir keresinde bir müşterime yaptığım ziyarette binlerce dolara mal olan güvenlik duvarı (firewall’un) aylar sonrasında halen ambalajında durduğunu gördüğümde hayretler içinde kalmıştım. Son seyahatimde tüm yabancı hava limanlarında bilet kesen makinaların aynısını Türkiye’de de gördüğümde çok sevinmiştim, ama görevli bileti elle kestiğinde bozuk mu diye sorduğumda , hayır çalışıyor ama kullanmaya gerek yok cevabını aldığımda hayretler içinde kaldım.

Araştırma ve geliştirmeye önem verilmiyor :

Firmalar satın alırken belli firmaların etkisinde kalarak teknolojiyi yeterince takip etmemektedir. IT müdürlerinin veya personelinin yetersiz sayı ve bilgiye sahip olmaları, kendilerine yeterince yatırım yapılmamaları ve sıkça değişmeleri sebebiyle, yapılan yatırımlar yarım kalmakta veya kullanılmamaktadır. Teknoloji ve güvenlik, sürekli gelişen ve takip edilmesi ve denetlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle mevcut personel teknolojiyi takip edecek niteliklere sahip olmalı, İngilizce bilmeli, alınan ürünlerin sertifika programlarına katılmalı ve teknoloji fuar ve seminerlere katılarak kendilerini sürekli geliştirmeli, bu konudaki dergileri, yayınları , ve bu konuda Internetten yayın yapan sitelere üye olmalıdırlar. Bugün bilgisizlik veya karmaşık yapısı sebebiyle güçlü işletim sistemleri ve makinalar kullanıcıların bilgisizliği yüzünden alınamamaktadır.

Donanıma veya yazılıma verilen önem eşit olmamaktadır :

Bazı firmalar donanıma yüz binlerce dolar harcarken bu konuda aynı yatırımı bütçe yetersizliği veya planlama eksikliği nedeniyle yazılıma yapamamaktadır, veya çok pahalı güvenlik yazılımlarını OEM makinalara veya kopya lisanlara kurmaktadırlar. Firmalarda iş fırsatlarını yaratacak, hızlı iletişim ve servis vermek için hem yazılımın hemde donanımının eşit ve uzun vadeli planlanarak alınmalıdır.  

Çözüm nedir ?

Dünyada IT teknolojileri hızla gelişmektedir. Türkiye donanım ve yazılım konusunda Türkiye’deki potensiyeli gören yüzlerce yabancı firmanın istilasına uğramıştır. Bu firmaların çoğunun hizmet vermeye yeterli mühendis, servis ağı ve yedek parçası yoktur. Ayrıca, bu firmalara Türkiye’de mallarını yurtdışının çok üzerinde fiyatlara satmaktadır. Bu konuda Türkiye kamu ve özel sektörde ciddi IT eleman açığı dışında, IT personeli yurtdışındaki gibi iş ve firmanın önemli karar süreçlerinde yer alamamaktadır. Banka ve çok uluslu şirketler haricinde, çoğunluğu aile veya KOBİ şirketlerinden oluşan Türk şirketleri bu konuda yeterli eleman bulunduramamakta, mevcut elemanlarda bankalardaki ve yabancı şirketlerdeki talep fazlalığından dolayı yüksek ücretler talep etmektedir. Bu konuda çözüm Türkiye’nin diğer gelişmekte olan ülkeler gibi bu konuda eleman açığını kapatmak için gerekli eğitim açığının kapatılması , teşvik ve yatırım planlamasının yapılmasıdır. Şirketler bu konuda “ outsourcing” modeli ile konularında uzman şirketlerden hizmet almalılar, güvenlik konusunda uzman kuruluşlardan periyodik olarak altyapı ve sistemlerini test ettirmelidir. Üst yönetimin IT konularında gerekli ilgi ve alakayı göstermeli, mümkünse bu konuda üst düzey yönetici atamalıdır. 

Türkiye çağı ancak bilgi teknolojilerinde yapacağı yatırım ile ülkemizdeki güçlü olan potensiyeli değerlendirmesi ve yurtdışına açılması yanında , teknoloji ve talep yetersizliği nedeniyle artan işsizlere iş sahası yaratabilme olanağına kavuşacaktır.
 
Sevgilerimle,
www.tanerozdes.com

Satış Neden Kaybedilir?

26 Ocak 2008 Cumartesi 2 Yorum »

Kendimi hep iyi bir satışçı olarak düşünmüşümdür. Bunun en büyük nedeni satış mesleğini ve insanları çok sevmem. İkinci büyük nedeni, bu meslek sizi sürekli gelişime zorlar ve sizi olgunlaştırır. Geçen gün Internette başarılarına tanık olduğum farketing.com yaratıcısı benim hakkımda yazı yazmiş. Çok hoşuma gitti ; http://www.farketing.com/fikirler/2008/01/taner-zde-bir-s.html.. Benim güçlü yanlarımı çok güzel gözlemlemiş. Gerçekten bu meslekten aldığım keyfi beraber olduğum herkese bulaştırmaya çalışıyorum.
 
Satışta hep kazanmak yoktur. Zaten Satış mesleğini bir çoğumuzun tercih etmemesinin en önemli sebebi : “reddedilmektir.” Satışta reddedilmek işin bir parçasıdır. Reddedilmeyi kişisel alırsak, bu meslekte bırakın kariyer yapmayı, uzun vadede alkolik bile olabiliriz.
Bu da mesleğin zor kısmı .
 
O zaman benim gibi 25 senelik tecrübeli bir satışçı reddedilemeye veya işi kaybetmeye nasıl bakar ?
 
Verdiğim bir eğitim esnasında katılımcıların şu sorusuyla karşılaştım : “ Taner bey, sizin satamayacağınız bir şey var mıdır bu dünyada ?” Bilmiyorum benden ne cevap bekliyordu. Cevabım kısa ve özdü : “ İnanmadığım hiç bir şeyi satamam, zaten satmak istemem , diğer yandan inandığım şey ne olursa olsun, hangi sektör olursa olsun satarım .” O sektörde muhakkak kısa zamanda en iyi satışçılar arasına girebilirim, en ufak bir kuşkum yok. Çünkü ben kalpten satarım !“ dedim. Bu benim bakış açım.
 
Ben reddedilmeyi veya iş kaybetmeyi 3’e ayırırım :
 
-          Müşteri ile kimyamın tutmaması, yani benden hoşlanmaması konusunda fazla yapabileceğim bir şey yok. İnsanlar bilinçaltımız, tavrımız, fiziğimiz, giyinişimiz, firmamız, beden dilimiz, özgüvenimiz, egomuz, agresif algılanışımız ve benzeri sebeplerle, ilk görüşte bizden hoşlanmaya bilirler. Bu oran çok doğaldır, yüksek olmadıkça. Ancak sürekli bu şekilde reddediliyorsanız, kendinizi sorgulayın. Ayrıca, bunu kısa zamanda fark edin ki  ve boşuna zaman kaybetmeyin.
 
-          Müşteride yeterince uyum sağlamadan (rapport) , değer yaratmadan, güven uyandırmadan satış kapatmaya çalışmak, fayda yerine ürün satmak, işi gereğinden fazla sıkı takip etmek, müşteriye süreli baskı yapmak. Bu konuda kendinizi geliştirebilirsiniz. 25 senede kendimi en çok bu yönde geliştirmeye özen gösterdim. Hatalarımdan ders almaya çalıştım. Halen bazen iş kaybettiğimde kendime nedenini sorarım. Yeter ki birisi bana hatamı söylesin.
 
-          Rakiplerinizin müşteri ile yakın ilişkide olması ( akraba, yakın arkadaş, tanıdık vb) veya rakiplerinizin müşteriye maddi menfaat veya çıkar sağlaması. Bu konuda da birinci maddede olduğu gibi, yapacak hiç bir şeyiniz yok. Fazla baskı yapar veya sorgularsanız, bu size ilerde pahalıya patlar. Bundan 3 yıl önce buna benzer bir anım var. İşi kaybedeceğimi anlayınca, komşum olan bankanın Genel Müdürü olan arkadaşımı aramaya karar verdim. Kendisine IT bölümünün hatalı bir karar aldığını, bunu tekrar gözden geçirmelerini söyledim. Gerçekten de arkadaşımın talimatı ile tekrar araştırma yapıldı, ama sonuç değişmedi. Ben ne elde ettim. O banka benle artik iş yapmıyor !
 
Reddedilmek satışın doğasında var. Yeter ki bunları kişisel eleştiri olarak değil, gelişim fırsatı olarak görelim. Aynı itirazların bizim satıştaki dostlarımız olduğunu bilerek satış kapatmamız gibi.
 
Bol satışlar
 
Sevgilerimle,
www.tanerozdes.com   

Satışın 10 Altın Kuralı nedir?

24 Ocak 2008 Perşembe 5 Yorum »

Satışın 10 Altın Kuralı kitabımı halen okumadıysanız , Satışın 10 Altın Kuralı‘nı burada sizlerle  paylaşmak isterim.

Geçen gün yakın bir arkadaşımla sohbet ediyordum. Kendisi Amerika’nın en prestijli okulu  olan a Harvard Business School’da "Liderlik" konusunda doktorasını yapıyor. Bana şunu anlattı : " İnsanlar hayatlarının merkezine ne koyarlarsa sadece onu düşünürler, çünkü hayatlarında en önemli şey budur . Örneğin::  " kariyer" , " para" "şöhret" "aile" "güç" vb.. Bunları kaybettikleri zaman hayat larında boşluk, ümitsizlik hissederler. Ancak bunun yerine hayatımızın merkezine "kendi değerlerimizi"   koyarsak o zaman bunları hiç bir zaman kaybetmeyiz..

Ben iş , sosyal veya özel hayatımda ne yaparsam yapayım, bunların altında bana yol gösteren veya yoldan çıkmamı engelleyen 10 Başarılı Prensibim (İnancım)  vardır.. Bunları uygulamak zorunda değilsiniz . Önerim kendi 10 Altın Kuralınızı belirlemeniz. Kendinizi ne zaman kötü hissederseniz, hemen bu kuralları hatırlayın ve uygulayın.
   10 Altın Kuralım : 
  1. Kendinizi sevin ve güvenin
  2. Sağlıklı yaşayın, iyi beslenin
  3. Pozitif olun, bol bol gülümseyin
  4. Ailenize ve yakın dostlarınıza zaman ayırın
  5. Zamanı iyi değerlendirin
  6. İyi giyinin, kendinize özen gösterin, kişisel imaj oluşturun
  7. Seyahat edin, yeni insanlarla tanışmaya gayret edin
  8. Kendinizi geliştirin
  9. Hedeflerinizi belirleyin, kendinize inanın ve kararlı olun
  10. İnsanları sevin, değer verin ve yardımcı olun
 Emerson’un Başarı konusundaki muhteşem sözleriyle yazımı bitirmek isterim :
BAŞARI:
           
“Çok ve sık gülmek; çocukların sevgisini ve akıllı insanların saygısını kazanmak; içtenlikli eleştirilerin kıymetini anlamak ve kötü arkadaşların yoldan çıkarma girişimlerine dayanabilmek, güzeli anlamak; başkalarında iyiyi bulmak; sağlıklı bir çocukla, güzel bir bahçe ya da saygın bir sosyal durumla biraz daha iyi bir dünya bırakabilmek; hatta bir tek kişi bile olsa birilerinin size yaşadığınız için daha rahat nefes aldığını öğrenmektir.
 
                                                                                  - Ralph Waldo Emerson
 Sevgilerimle,
 

Müthiş Sır

21 Ocak 2008 Pazartesi 1 Yorum »

 Bugün Mike Hernacki’nin "Müthiş Sır" kitabını aldım. Kitap sadece 60 sayfa. Gerçekten ilgimi çekti !

Nasıl başarılı olunur? Bu konuyu sürekli araştırıyorum.. Neden bazı insanlar daha başarılı olurken, diğerleri olamıyor. Bunun sırrı nedir? Aynı kitapta, Amerika’da 1 milyon $ ve üzeri yıllık geliri olan insan sayısının nüfusa oranı sadece yüzde 2 idi. Bu oran dünyanın birçok ülkesinde yüzde 1-2 arasında değişiyor. Dünyada bir çok nasıl zengin olunur konusunda yazılmış on binlerce kitap var. Bunları okuyarak zengin olmayı düşünüyorsunuz, hayal görüyorsunuz !

Cuma günleri genelde şirketlere eğitim veriyorum. Başarılı satışçı nedir diye her defasında soruyorum . Cevaplar aşağı yukarı hep aynı :

"Tecrübe, ürün bilgisi, iyi bir okuldan mezun olma, dürüstlük , iyi dinleyici olmak, imaj, karizma  vb.."

Bunların hepsi gerekli , ancak 2 şey sizde yoksa çok iyi satışçılar ( çok para kazanan ) arasına giremezsiniz ;

İstekli olmalısınız- ne gerekiyorsa yapacak kadar istekli. Böylelikle mucizelerinizi hayatınıza çekebilirsiniz .

İkincisi ise, kesin ve net  hedeflere sahip olmak. Başarılı satışçıların yaptığı tek şey zihinlerindeki resmi hatırlamak  (amaçları) ve ona konsatre olmaktır. 

İsteklilik kelimesinin sözlük anlamı şöyle tarif ediliyor : " Mümkün olan her talebe yargılamadan, kuşku duymadan, reddetmeden açık olan bir zihin halidir".

Sonuç olarak istekli olmak zihinsel bir durumdur. Bunu ancak biz istersek yaratabiliriz.

 Kendimden örnek verecek olursam. 2007 sonuna 2 ay kala hedefimizden bir hayli uzaktık. Şirkette patron dahil kimse hedefimizi tutturacağımıza inanmıyordu. Ben ise hem inanıyordum, hem de bu hedefin tutturulması konusunda istekli ve kararlıydım. Ne mi yaptım?

Öncelikle yapmak zorunda olduğumuz hedefin öncelikle resmini beynime yerleştirdim. Her akşam şirket veritabanında 31 Aralık günü bu hedefi sanki yapmış gibi hayal ettim ve beynimde resmini gördüm. Bunu her gece yatmadan önce düşündüm ve hayal ettim.

Bunun dışında şirket çalışanlarına bu hedefi tutturacağımıza inandığımı ve kendilerine bunun yapılmasının mümkün olduğunu yazdım. Hergün yapılan satış rakamlarını satış ekiplerine gönderdim. Yılın bitmesine 3 hafta kalmıştı, hedeften 1 milyon$ uzaktık. Akşam bilgisayarıma oturdum ve elemanlarıma email attım : " Herkese gayreti için çok teşekkür ederim, hedefimizi yapmaya çok az kaldı.. Sizlerden ricam 31 Aralık akşamı ailemle ve çoçuklarımla şirket veritabanina bağlandığım zaman, bana lütfen hedefimizi ekranda görmenin keyfini yaşatın. Sizlere güveniyorum."

28 Aralık akşamı ben izine ayrıldım, şirketten ayrılırken bilgisayarımda şirket hedefinin yapıldığını görüyordum. Bir mucize gerçekleşmişti.

İstekli olursanız ve hedefinizi yapacağınıza inanırsanız, mucizeler gerçekleşir. "Müthiş Sır " kitabını muhakkak okuyun.

Bu Cumartesi günü yakın arkadaşlarımız bizdeydi. Arkadaşlarımdan biri bana dedi ki " Geçen gün patronum bana 10 sene önce hedeflerini not ettiği defterini gösterdi. Defteri elime aldığımda tarih bugünden tam 10 sene önceye gidiyordu. Tek tek şirketin bugünkü durumuna gelmesi için hedefler tek tek yazılmıştı. En ilginç tarafı, hedeflerden biri benim şirkete transferimin gerçekleştirilmesi maddesiydi ! O zamanlar yabancı bir şirkette çalışıyordum ve maaşım çok yüksekti. Ama patronum şirketin ihracatta iyi noktalara gelmesi için, bunu göze almıştı."

Başarı; ancak inanırsak, gerçekten istersek ve hedeflerimiz konusunda sonuna kadar kararlı olursak geliyor.

Sevgilerimle

www.tanerozdes.com

 

 

 

 

 

 

 

2008 Satış planlarınızı yaptınız mı?

17 Ocak 2008 Perşembe Yorum yok »

 2007 yılı kısa bir süre önce bitti. 2008 yılına girdiniz. İyi bir satışçının yapması gereken  öncelikli 2 şey vardır :

1- 2007 yılını değerlendirmek,

2- 2008 yılını planlamak ve yeni hedefler belirlemek

( hedefler ne az , ne de çok olmalı - hedef nasıl belirlenir bunu ayrı bir yazımda değerlendirmeyi düşünüyorum)

Kendinize şu soruları sorun :

2007 yılına yeni başlamış olsaydım neyi daha iyi yapabilirdim?

2008 yılında hedefimi tuturmamın önünde en büyük engeller nedir?

2008′i planlarken, her satışçı yıllık hedefini öncelikle aylara bölmeli, her aya yapabileceğini düşündüğü rakamları yazmalı. Hedefler her 3 ayın sonunda değerlendirilir ve yıllık bütçe buna göre revize edilir.

Amerika’da satışçılar 2 nedenle işten atılırlar :

1- Hedeflerini tuturamadıkları için - % 75 oranının altı başarısız olarak adlandırılır,

2- Hedeflerinin çok üzerinde satış yaptıkları için,. İkiside şirket açısından başarısızlıktır, çünkü satışçı ne yaptığının veya ne yapacağının farkında değildir.

Doğru tahmin yapmak, satışçının kalitesini belirler. Ülkemizde tahmin yapmak satışcılara hep ters gelir; ya ciddiye almazlar veya yanlış yapmaktan korkarlar.

Şirketler bütçe ile yönetilir. Bütçelerin gelir kısmı satışçıların verdikleri tahmini satış rakamları ile belirlenir. Bu rakamlar doğru değilse, şirket zor durumda kalır. Tüm satın almalar, stoklar, işe alımlar, yeni yatırımlar hepsi satışçıların o önemsemedikleri veya hafife aldıkları tahmin raporları ile belirlenir.

Satışta başarı, planlama ve stratejiden geçer. Planlarımızı ve hedeflerimizi ne kadar önce ve doğru koyarsak, o kadar başarılı oluruz!

Siz siz olun bugünden planlarınızı yapın.. Yıl sonu geldiğinde hedeflerinizi doğru tutturduğunuzda bu gurur sizin olsun.

Hepinize başarılı bir 2008 satış  yılı dilerim..

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

 

 

 

 

 

 

Satışta başarı için IQ mu , yoksa EQ’ya mi ihtiyacımız var?

13 Ocak 2008 Pazar 2 Yorum »

 

Satışta temel olarak iki tane ana kavram bulunuyor. Bir tanesi ikna etme kabiliyeti , diğeri de soru sorma yeteneği. Doğru soruları sorabilmeniz için öncelikle zekaya ihtiyacınız vardır. Çünkü soru sormak, problem çözmek gibi yeteneklerin hepsi IQ kapsamına giriyor. Bu tamamen bir zeka meselesi. Dolayısıyla bu tarafta IQ ‘nuzu kullanarak bu yeteneklerinizi ortaya çıkartırken , diğer yandan ikna ve iletişim kurmak için de duygusal zekanız olan EQ’nuzu devreye sokuyorsunuz.

Ne kadar zeki olursanız olun, karşı tarafta güven duygusu uyandırmadığınız zaman hiç kimse sizi dinlemez.Yeterince sabırlı davranmazsanız da müşteriyi ürkütebilirsiniz.Yeterince coşkulu, enerji sahibi değilseniz gerekli anlarda motivasyonu sağlayamazsınız. Eğer satışçı dürüstlük kavramına inanmıyorsa, karşı taraf üzerinde olumsuz etkiler bırakır. Genel olarak baktığınızda zaman dürüstlük, coşku,yaratıcılık, etkilik dinlemek , empati gibi temel duygusal kavramların hemen hemen hepsi EQ bünyesine giriyor. Bunlara sahip olmayan bir satışçının çok yüksek IQ ‘ ya sahip olsa bile başarılı olma şansı yoktur. Bu halde bütün mühendislerin satışçı olması gerekirdi. Niye mühendisler satışçı olamıyor? Bunun en temel nedeni hepsinin IQ çok yüksek; fakat EQ seviyelerinin düşük olmasından kaynaklanıyor.
 
Duygusal zeka çok yüksek , zeka ise çok düşük seviyede olduğu zaman bir sorun var demektir. Kişinin kesinlikle belirli bir eğitim seviyesine sahip olmak gerekiyor.

Belli bir bakış açısıyla olayları algılaması, yorumlaması, çözüm getirmesi, sorun çözmesi ve karşı taraftaki kişiye soru sorarak , müşterinin ihtiyacını bulabilmesi gerekiyor.Bütün bunları yapabilmek için de belirli bir zeka seviyesine sahip olmak lazım. Çok düşük IQ , çok düşük EQ da bir yerde sorun başlatıyor. Her ikisi de birbirine yakın seviyede olmalılar. Çok yüksek bir EQ ve orta karar bir IQ ile idare edilebilir.Ama tam tersi olamaz.Bu gün neden herkesin satışçı olmadığına bakalım. Çoğu zaman insanların ilişki ve iletişim konusunda çekingen davranmaları , utangaç olmaları , kendilerini çok fazla zorlamak istememelerinden kaynaklanıyor.Bunun da temel nedeni duygusal zeka. Bir satışçıyı satışçı yapan onun sahip olduğu hedeflerdir. Eğer gerçek bir satışçıysanız mutlaka hedefleriniz var demektir. Maddi, manevi ya da bir başarı hedefiniz vardır. Satışçılar hep hayallerinin peşinde koşarlar ve buna erişebilmek için de gerekli çabayı ve isteği gösterirler. Aslında baktığımız zaman hedef de EQ’ nun bir parçasıdır. Duygusal zekanın iki temeli vardır. Hayatınızın amacı nedir, hayatınızı sorgulayabiliyor musunuz, hayattan gerçekten ne istediğinizi biliyor musunuz, niçin dünyada varsınız…İşte bunların temelinde hep duygusal zeka vardır. Karşınızdaki satışçı sizde güven duygusu uyandırdığı zaman , ‘’ Neden bende güven duygusu yarattı?’’ diye düşünülmezdi eskiden.

Dünyada bugün çeşitli araştırmalar yapılıyor artık, ‘’ Bazı insanlar çok güven veriyor, bazıları ise neden hiç veremiyor.’’ diye. Bütün bu araştırmaların temel olarak ortaya koyduğu nokta , güven duyulan insanın yanında çok rahat tavırlar sergilendiği. Güven duyduğumuz satışçının karşısında rahat konuşmak, problem çözmek, vakit geçirmek hemen hemen bütün müşterilerin hoşuna gidiyor. Güven duygusu uyandırabilen satışçıların beslendikleri en önemli kaynak, öncelikle kendilerine duydukları güven . Bunun arkasından şirketlerine ve satışını gerçekleştridikleri ürüne olan inançları geliyor. Bütün bu olumlu duygular, görüşme sırasında bir şekilde karşıdaki kişiyi geçiyor ve güven duygusu uyandırıyor.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.