Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Bu formanın hakkını verin

25 Haziran 2008 Çarşamba Etiketler : liderlik inanç duygusal zeka yöneticilik vizyon futbol coach antranör fatih terim futbol türkiye
Günlerdir Türkiye’nin zaferi tartışılıyor. Bu bir mucize mi yoksa talih mi? Fatih Terim başarılı mı yoksa sadece şanslı mı? Fatih Terim’i diğerlerinden farklı kılan ne?
Bu konudaki gözlem ve görüşlerimi sizlerle paylaşmak isterim. Bu yazıyı etkilenmemek için Almanya maçından hemen önce yazdım.
 
Şans hazır olana gülermiş. Bugün her başarının sadece şansa ve talihe bağlı olması güç, hemde bu arka arkaya 3 kere olmuşsa.. Dünyanın en iyilerinin oynadığı bir yerde sadece şans ile yarı finale gelemezsiniz!
 
Bu düşüncenin (veya inancın) temelinde Türk insanının kendisine güvenmemesi yatıyor.
 
Bir köşe yazarı şöyle yazmış : “ Günümüzün yaşantısına bakınca bizdeki en büyük toplumsal fobinin başarısız olma korkusu olduğunu görüyorum. Çalışma yaşamında. Politikada ve bireysel rekabette bu böyle.”
 
Ben kariyerim boyunca hem yabancı şirketlerde, hem de Türk patron şirketlerinde çalıştım. Aralarında gördüğüm en büyük fark  yabancı şirketlerde kararların uzun vadeli vizyon, hedef/amaç doğrultusunda , duygulardan uzak verilmesidir : Plan ve bütçe vardır. Başarısız ve uyum sağlamayan insanları sırf sevdikleri için tutmazlar. Patronlar hergün karar değiştirmezler, adam kayırmazlar, önyargılı ve duygusal davranmazlar. Başarıların arkasında kararlı ve profesyonel düşünce yatmaktadır. Genel müdürler değişse bile uzun vadeli kararlar değişmez. Hedefler sürekli günün koşullarına göre revize edilir. Gerektiğinde zararı göze alarak belli çalışmalardan vazgeçilebilir. Hedefler 3,5, hatta 10 seneliktir. İnsana değer verilir ve yatırım yapılır. Geleceğin liderleri yıllar öncesinden belirlenir ve o kişilere ona göre yatırım yapılıp yetiştirilir.
 
Bugün Türkiye’nin başarısı o nedenle sadece bu şampiyonlukla sınırlı değilidir . Bu başarı ( veya bazılarına göre mucize/şans) uzun vadeli bir çalışmanın ve inancın bir sonucudur. Bu başarının mimarlarından biri de başarılı lider ve motivatör Fatih Terim ve sahadaki lider futbolculardır.
 
Robin Sharma’nın Liderlik Bilgeliği kitabında liderlik dersi olarak şunu söylüyor : “ İnsan genellikle büyük bir zafer kazanmadan hemen önce bir tür zorluk yaşar. Önemli olan odağını korumak ve inanmaya devam etmektir.” Gandhi’nin de başarısında da , halkına kendi gelecek vizyonuna doğru yol gösterme bilgeliğine sahip olması dışında aynı zamanda kendi kendine liderlik etme ve mükemmel vasıflarla yaşama cesaretini sahip oluşudur.”
 
Ben Fatih Terim’in başarısını bu sözcüklerle açıklamak istiyorum. Fatih iyi bir vizyoner ve liderdir. Sadece çalıştırdığı takımları ileri götürmemiş, kendi kariyeri boyunca hep inanılmazları başarma cesaretini göstermiştir. Bu benim düşüncem, katılmayabilirsiniz.
 
Aynı köşe yazarı şöyle devam ediyor : “ Fatih Terim toplumsal beklentileri nefsine yansıtabilen sıradışı bir kişilik. Kendisi Psikolojik gerçeği bilmese de ‘‘kasılmaları ’’ hep mesaj ağırlıklı. Hem zeki, hem de düşlediği zaferi önceden planlayabilen bir kişilik! Son saniyelere kadar ufak bir çözülme işareti dahi vermiyor. Jestlerine , mimiklerine ve bakışlarına yansıyan ‘‘Beni yenemez’’, ‘‘Benden daha güçlüsü yok’’, ‘‘Türkiye benim’’ huysuzluğu biraz da bundan!
 
Kendini ispat etmeye susamış toplumlarda bu tür önderlere yalnız siyaset sahnesinde değil her alanda ihtiyaç var. Artık onu sadece bir teknik adam olarak görmemeliyiz. O aynı zamanda bir imaj mimarıdır bundan sonra!
 
Türk takımları arasında yurtdışında başarı elde etmiş tek takımımız Galatsasaray’dır. Bunun arkasInda yine uzun yılların bir çalışması ve stratejisi vardır. Fenerbahçe’nin yurtiçinde onca başarısına rağmen yurtdışında aynı başarıyı yakalayamamasının temel sebebi bu inancın
olmamasıdır.
 
Futbolda doğru strateji kadar futbolcuların “zihin gücü” başarıları da en az yetenekleri kadar önemlidir. İnanç, motivasyon, ekip ruhu bunu ateşleyen duygulardır. Hıncal Uluç şöyle yazmış : “ Bitişe dakikalar kala 2-0 mağlupken, 119’uncu dakikada golü yemişken hala maç yeni başlıyor gibiysen, sende iyi şey var demektir. Fizik kondisyonun müthiştir. Moral kondisyon da fevkalade. Terim bu iki kondisyonun yaratıcısıdır.”
 
Bana göre bu senenin ilk mucizesi ( herkes öyle adlandırdığı için bu şekilde ifade ediyorum) Galatasaray’ın her şeye rağmen şampiyon olmasıdır.Üzerinde fazla konuşulmadı, hatta unutuldu. Olabilecek her türlü olumsuzluğa rağmen bu takım şampiyon olmuştur. Bununla ilgili Hasan Şaş’ın futbolculara maç öncesi yapmış olduğu konuşmayı (telkini) sizlerle tekrar paylaşmak istedim. Saha içindeki lider futbolcular diğer futbolcuları ateşlerler :

Haber şöyle : Galatasaray’ın tecrübeli futbolcusu Hasan Şaş sakatlığına rağmen takımı ayakta tutan isim olarak sivriliyor. Feldkamp’ın istifasından sonra Florya’da oluşan birlikteliğin temel taşı olan Hasan Şaş, Fenerbahçe maçı öncesinde yaptığı konuşmayla bazı takım arkadaşlarını ağlattı. Hakan Şükür ve Ümit Karan ile birlikte takımın kaptanlığını yapan Hasan, kasığından sakatlığı bulunmasına rağmen G.Birliği maçında oyuna girmiş, diğer 3 karşılaşmada da yedek kulübeden arkadaşlarına destek olmuştu. Bu futbolcu Türkiye’nin dünya şampiyonasıda üçüncülüğün elde edilmesinin arkasında olan birkaç futbolcudan biriydi. Aynı başarıyı Galatasaray’ın en zor günlerinde hem de yedek klübesinden bu sefer gerçekleştirdi. Arkadaşlarıyla ve gençlerle yaptığı konuşmalarda gerekse teknik heyete idmanlarda verdiği destekle gerçek bir kaptan gibi davranan Hasan, takım Fenerbahçe maçına çıkarken arkadaşlarını karşısına aldı ve şunları söyledi:

‘KEŞKE BEN DE ÇIKABİLSEM’
“BEYLER, biraz sonra son yılların en önemli maçına çıkıyorsunuz. Üzerinizde sarı-kırmızılı formalar var. Bu formalara iyi bakın. Onlar dünyanın en güzel renklerini üzerinde taşıyorlar. Bir yıldır onları ıslatıyoruz. Terimizi akıtıyoruz. Alın terimizle buralara geldik. Şimdi ucuna kadar geldiğimiz, emekler sarfettiğimiz şampiyonluğu almak için sahaya çıkacaksınız. Keşke ben de sizinle birlikte bu tünelde yukarı çıksam ve formamı ıslatsam. Bizi biz yapan Galatasaray formasına borcumuzu ödeyeceğiz. Şimdi buradaki herkes yukarı çıkacak ve kanının son damlasına kadar savaşacak.

‘SAVAŞMAYANI SOKMAM’
BUGÜN, bütün bir sezon bizi küçük görenlere, G.Saray’ı rakip saymayanlara, akıttığımız teri boşa çıkartmaya çalışanlara ders verme günüdür. Çıkıp aslanlar gibi oynayın. Kaybedebilirsiniz. Ama emin olun ki mücadele etmeyeni soyunma odasına almam. Formanın hakkını verirseniz, futbol da sizin hakkınızı verir. G.Saray’ın ne olduğunu bir kez daha gösterin. Tribünleri dolduran G.Saraylılar’ı mutlu edin. G.Saray’ı hakettiği gibi temsil edin. Kulübümüze sahip çıkma günüdür. Allah yardımcınız olsun.”

 
Golü atan Semih’in açıklamaları bütün yazdığımı doğruluyor :
“ Samimi olmak gerekirse, 119.dakikada golü yediğimiz zaman maçın bittiğini düşündüm. Ama santra yaptıktan ve hocamızın ileriye oynayın talimatını gördükten sonra her şeyin olacağına inandım.”
 
“Mucize ve şans diyenlere gülüyorum” diyor Fatih Terim.
Einstein şöyle demiş “ Dünyada iki tür insan vardır. Herşeyi mucize ve şans olarak görüp yaşayanlar veya hiçbir şeyin mucize eseri olmayacağına inanlar.” Fatih Terim ben ikincisiyim diyor.
 
Samuel Johnson şu güzel sözleriyle yazımı noktalamak istiyorum :
“ Yaşam , zorlukların üstesinden gelmek, bir başarı mertebesinden diğerine geçmek , yeni dileklerde bulunmak ve onların yerine geldiğini görmekten daha büyük bir sevinç vermez insana. Büyük ve takdire layık bir girişimi üstlenen insanın zahmetlerine önce umut, sonra da neşe destek olur.
 
Sevgilerimle
                                                                                                                     
 
 
 
 

Düşündüğünüz; hayal mi yoksa rüya mı?

19 Haziran 2008 Perşembe Etiketler : vizyon hedef satış düşünce duygusal zeka inanç hırs hayat kariyer
Bu sabah her zamanki gibi saat 7.30’da Hillside’da spor yapmaya başladım. Haftada bir veya iki kere 7.30 da spora giderim. Sonrasında kendimi o kadar mutlu ve zinde hissederim ki, buna değer derim. Zor olan başlamaktır. Başladıktan sonra spor yapmak her zaman kolaydır. Hayatta her şey öyle değil mi?
 
Düşünürüz, önce saçma buluruz. Düşünürüz, sonra kendimize güvenmeyiz. Düşünürüz, sonra olabilecek en karamsar insana sorarız, vazgeçeriz. Düşünürüz, korkarız. Bir türlü başlayamayız. Aslında başlasak gerisi gelecektir.
 
İnsanın düşündüğü ve inandığı her şeyi gerçekleştirecek potensiyele sahip olduğunu biliyoruz.
 
Babalar gününde babam benimle kendi hayalini paylaştı benimle. “Niye olmuyor” dedi. “Bende gerçekçi bir planın yok. Gerçekten inanmıyorsun ayrıca”dedim.  Babamın hayali senede 6 kere yurtdışına seyahat etmekmiş. Ama plan yok. Ama bütçe yok. Ama zaman yok.. Sonuç, güzel bir hayal .
 
Satışta da böyle değil mi ? Satışçılar bana geliyorlar ve yeterince ziyaret yapamıyoruz, diyorlar. Nedenini sorunca da yoğunuz  diyorlar. Neden? Cevap yok.. Planınız var mı? Yok. Önceliğiniz var mı? Yok. O zaman tabiiki yapamazsınız diyorum.
 
Satışta başarılı mı olmak istiyorsunuz ? Başarının sırrı : Zamanınızı iyi kullanın. Önceliklerinizi belirleyin. En önemlisi bir hayalin veya hedefin arkasından koşunki enerjiniz ve motivasyonunuz hiç bir zaman bitmesin.
 
Her sabah sokaklarda koşturan bir çok insan görürüm ve kendime şu soruyu sorarım: “ Bu insanların kaçı ne yaptığının veya ne istediğinin farkında ?”
 
Bu sabah Hillside da spor yaparken 23 yaşındaki spor eğitmenine  “merhaba” dedim. Yanıma geldi. “Nasılsın?” dedim. “İyiyim” dedi. Ama isteksiz bir iyi ! “Siz nasılsınız?” dedi. Ağzımdan “ Harika” çıktı.  Nasıl başarıyorsunuz böyle olmayı diye sordu. Bende hayatımı dolu dolu yaşadığımı, ne istediğimi bildiğimi, kendimi huzurlu ve mutlu hissettiğimi söyledim. O zaman siz artık kabullenmeyi seçtiniz dedi. Tam tersi dedim. Ben olgunlaştım dedim. Yaşım senin 2 katın, sende benim yaşımda kendini daha iyi hissedersin dedim.
 
Şu anda hayatta en  çok ne istediğini sordum. Bana motosiklet yarışlarına girmek istediğini söyledi. “Ne engelliyor?” dedim. “Param yok!” dedi. “Ne kadar paraya ihtiyacın var?” diye sordum. “Bilmiyorum” dedi. “Nasıl bilmezsin bu kadar istediğin bir şeyi” dedim- hatta kendisine içimden kızdım. “Motosikletin var mı?” dedim. “Yok” dedi.
 
“Bak “dedim. “Yapman gereken şu: öncelikle bir bütçe yap. Toplam ihtiyacın olan paranın yarısını Hillside’dan sana sponsor olmaları için iste. Kalan yarısını senin maaşından taksitlerle kessinler. Yarışı kazanırsan borcunu da hemen ödersin” dedim. Önce itiraz etti. Olmaz dedi. Bende ne kaybedersin dedim. Bu kadar istiyorsan iste.. Bu konuda gerçekten istersen, bu işi başarabilirsin dedim. Yüzü gülüyordu. Teşekkür etti ve yanımdan ayrıldı. Umarım hayalini gerçekleştirecek kadar kendine güvenir .
 
Bugün sorun şu.. İnsanlar birşeye inanmaktan korkuyorlar. Fikri kafalarında öldürüyorlar.
 
Kendilerine yeterince güvenmiyorlar. Kararlı değiller. İlk fırsatta vazgeçiyorlar.
Dünyanın en büyük başarısızlığını kitaplardan keşfettiğimde şaşırmıştım : “Vazgeçmek “ En büyük başarısını öğrendiğimde de daha çok hayrete düşmüştüm : “ Kararlı olmak” Ne kadar basit değil mi ! Ama normal insan başaramıyor. Normal bir satışcı başaramıyor..
İnanç yok ! Kararlılık yok !  
 
Yazımı şu güzel sözlerle bitirmek istiyorum : “ Eylem olmadan vizyon bir rüyadır. Vizyon olmadan eylem zaman geçirmektir. Eyleme sahip bir vizyon ise dünyayı değiştirmektir.” – Joel Berker
 
Lütfen kendinize inanın. Size inanan insanların desteğini alın ve asla hayalinizden vazgeçmeyin.
 
Umarım 23 yaşındaki bu genç kızın hayali gerçekleşir ve dünyaca ünlü motosiklet yarışçısı olur.
 
Sevgilerimle
 
 
 

2 Başarılı İş Kadını ile tanışmam; birinci hikayem

4 Haziran 2008 Çarşamba Etiketler : kariyer satış gelişim duygusal zeka liderlik pazarlama
Bu yazıyı Antalya’daki Hillside Su otel odamın balkonundan muhteşem manzaranın ilhamı ile yazıyorum. Yazı yazmanın şarkı bestelemekten ve resim yapmaktan farkı yoktur. Ruhen ve fiziken hazır olmanız, ilham almanız gerekir. Ben yazmaya hazır olduğumda konunun dışında hiç bir şeyi düşünmem, sadece yazarım. Hillside Su’nun büyülü ortamında insan 3 gün gibi kısa bir sürede kendini yenileme imkanını buluyor. Hillside Su ile ilgili duygu ve düşüncelerimi önümüzdeki haftalardaki yazılarımda yer vereceğim.
 
Bu hafta iki özel kişilikle tanışma imkanım oldu; ikisi de başarılı birer iş kadını ve tesadüfler bizi tanıştırdı. Prp Multimedya ortağı Berrin Güzel ve Housecafe ortaklarından Canan Baltacıoğlu.  Bu iki başarılı iş kadını ile sadece birer saat sohbet etme imkanım oldu. İkisi de beni çok etkilediler. Bugün basında birçok güçlü, başarılı diye adı geçen iş kadınları arasında adlarını görememiştim, ama kendilerini tesadüfler eseri keşfetme imkanım oldu. Yeni bir insanla tanışmak, sohbet etmek, onu keşfetmek bana huzur, mutluluk ve keyif verir. Kader bazen belli insanları hayatınıza sokar. Gerisi size kalmıştır!
 
Bu yazının çok uzun ve haksızlık olmaması için iki bölümde yazmaya karar verdim. O kadar yazacak şey var ki, ama ben aklımda kalanları ve beni etkileyen şeyleri sizlerle paylaşacağım.
 
Berrin Hanım, Prp Multimedya ( www.prp.com.tr) firmasının ortağı. Şirketi eşiyle birlikte kurmuş. Berrin Hanım Pazarlama dünyası ile ortak düzenlemiş olduğumuz “Satış Algısı” anketinde kura ile benimle yemek yeme hakkı kazanmıştı. Tamamen tesadüf eseri! İkimizin de yoğun temposu sebebiyle iki ay sonunda kendisi ile öğlen yemeği konusunda anlaştık.
 
Bir insan hakkında ilk 30 saniye içinde edindiğiniz izlenim, kolay kolay değişmez. Berrin Hanım pozitif, mutlu, kendisi ile barışık bir iş kadınıydı. Kendisi bir süre profesyonel çalıştıktan sonra, daha önce edinmiş olduğu tecrübelere dayanarak, eşi ile birlikte multimedya şirketi kurmaya karar veriyorlar. Yaptıkları işler arasında en ilgimi çeken bir çok CEO için prezantasyon hazırlamaları oldu. Bana saydığı isimleri paylaşamam ama Türkiye’nin önde gelen iş adamları olduğunu söyleyebilirim. Ne müthiş bir fikir dedim! Şirketlere ve CEO’lara Multimedya  (powerpoint bu hizmetlerden sadece birisi) prezantasyonu hazırlamak için bir şirket kuruyorsunuz. Ama ne kadar doğru. Bugün giyinmek için bir imaj danışmanı ile alışverişe giden iş adamları varsa, powerpoint gibi teknoloji bilinmesi gereken bir konuda danışmanlık alınması da aynı derecede doğal, hatta zekice bir fikir.
 
Yemek boyunca 10 yıllık arkadaş gibi birbirimizle deneyimlerimizi paylaştık. Kendisinden etkilenmiştim. Müthiş mütevazi, samimi, pozitif ve içten bir dille konuşuyordu.  
 
Tesadüf değil mi? Berrin Hanım ile tanışmadan bir gün önce Eduplus’in Genel Müdürü Çağlayan’dan bir telefon gelmişti. Satış zirvesinde bir panele katılmamı istiyorlardı. Hazırlanmam için sadece 1,5 gün zaman vardı. Nasıl da yoğundum. Ama yine de hemen kabul ettim. Panelde genelde sunum hazırlanmaz, sadece konuşulur. Ama benim hazırlık için süremin kısa olması sebebiyle istediğim şekilde bir konuşma yapmam için yeterli sürem yoktu. Berrin Hanım’a çok güvenmiştim. Yemekten sonra kendisini hemen aradım ve çok önemli bir sunumum olduğunu, kendisinin bana yardımcı olup olamayacağını sordum. Ayrıca 250 kişiye şirketi konusunda bilgi vereceğime, kendisi içinde güzel bir tanıtım fırsatı olacağına da ikna ettim. Kabul etti. Ama bu prezantasyonu hazırlaması için sadece 4 saat süresi vardı. Kim yapardı böyle bir iyilik? Hem de riskli idi!
 
Sunumumun içeriğini hemen gönderdim. Kendisinden iki saat gibi kısa sürede bir taslak geldi. Çok heyecanlıydım. Kendisine o kadar güvenmiştim ki. Bu sunumu başarılı ile yapacaktım. İçeriğim oldukça iyiydi. 8 dakika sürede insanları etkilemem gerekiyordu. Başarılı bir sunumun insanlar üzerinde ne kadar önemli olduğunu biliyordum. Sunduğunuz içerikten daha bile önemli olabilir.
 
En sonunda gelen emaili açtım. Tam anlamıyla en sevdiğim sözcük ağzımdan döküldü : “Vay!” dedim. Berrin Hanım’ı niye daha önce tanımadığıma üzüldüm. Aslında bugün sunum, prezantasyon yapan her yöneticinin muhakkak böyle bir danışmanlık alması gerekir. Bunun ayıbı olamaz. O kadar fark vardı ki.
 
Bana gönderdiği imajların ücretli olduğunu ve bana çok özel olarak cüzi bir ücret ödemem gerektiğini söyledi. İmajları bir daha kullanmam diye düşündüm. Ama o kadar muhteşem bir bütünlük vardı ki. Tamam, satın alıyorum, dedim. İçime müthiş bir huzur geldi ve ertesi gün yapacağım sunum konusunda kendimi güvende hissettim. İstemeyerek de yer alacağım bu panelde, şimdi bu kararı aldığım için kendimi kutladım. Artık hazırdım. Kendime güvenim gelmişti.
 
Ertesi gün 250 kişinin önünde panelde sunumumu yaptıktan sonra konuşmamı şöyle sonlandırdım. “ Günümüzde fark yaratmak için her zaman büyük fikirlere ve buluşlara ihtiyacınız olmayabilir, bugün Prp firması gibi sadece CEO’lar için powerpoint prezantasyon hazırlamak için bile kendinizi bir iş kurabilirsiniz.  Önemli olan basit ve bir ihtiyacı karşılaması.” Alkışlar işimi iyi yaptığımı teyit ediyordu. Çok mutlu olmuştum.
 
Ertesi günü “ Limit Sizsiniz” seminerimde yine bu sunumdan bahsettim. Yaratıcılığın ne kadar önemli olduğunu, insanın bir konuya odaklandığında nasıl müthiş sonuçlar elde ettiğinden bahsettim. Herkes o kadar merak etti ki, sunumun konuyla hiçbir alakası olmamasına rağmen gelen ısrarlar sonucunda katılımcılara göstermek zorunda kaldım.
 
Hikayenin güzel kısmı, ertesi gün Berrin Hanım’ı gün teşekkür etmek için aradım.

Kendisi de bana geçen gün seminerime katılan bir arkadaşının tanıdığının eğitimim sırasında kendi şirketinden bahsettiğimi anlatmış. Şu sözleri arkadaşı hayretle söylemiş : “Berrin, sen CEO’lara prezantasyon gerçekten hazırlıyor musun? Hiç bilmiyordum.”.  

Pazarlama ve satış ta benim uzmanlık konum 

Berrin Hanım ile tanışmak büyük bir keyif ve benim için bir şanstı. Bundan sonra önemli sunumlarımı sizce ben kime hazırlatacağım?
 
Satış ve pazarlamada basit mesajlar, fikirler ve yenilikler her zaman sizleri başarıya götürecektir. Yeter ki gerçek ihtiyacı bulun!
 
İkinci tanışmam, House Cafe ortaklarından Canan Baltacıoğlu ile ilgili hikayem bir sonraki yazımda yer vereceğim.
 
Sevgilerimle,

Şirketimi nasıl altüst edebilirsin

5 Mayıs 2008 Pazartesi Etiketler : başarının sırrı kariyer insan kaynaklari kişisel gelişim viyon kariyer güven motivasyon yönetim duygusal zeka
Bugün hayatımın en duygusal anlarından birini yaşadım. Avusturya Lisesi’nden mezun oluşumun 25.yili kutlamaları vardı. Eşim ve çocuklarımla 27 Nisan Pazar günü yıllar önce okumuş olduğum okulumu tekrar ziyaret ettim. 25inci, 40ıncı ve 50inci yıl mezunları her yıl biraraya gelerek okuldan diploma alırlar. Törenden iki saat önce her zamanki gibi spor salonuna gitmiştim. Spor yaparken aklıma birçok düşünce geldi. “Taner” dedim “sen bir konuşma yapmak zorundasın.” Konuşmanın başlıklarını spordan sonra ufak bir kağıda yazdım. Okula vardığımda halen kararsızdım. Konuşma yapmalı mıydım? Sınıf başkanımımız Murat Yasa çok güzel bir konuşma yaptı. Bundan sonra tek tek isimler söyleniyor ve sahneye davet ediliyorduk. Sıra bana geldiğinde sahneye çıkdığımda, karar vermiştim. Okul Müdürü’nden izin istedim ve ufak bir teşekkür konuşması yaptım.
 
Çocuklarım bu konuşmayı yaptığım sırada annelerinin gözünün dolduğunu bana söylediler. Eşim böyle anlarda hep ağlardı. Ben ağlamanın zayıflık göstergesi olduğunu düşündüğüm için eşimin ağlamasını her zaman kıskanmışımdır. Duyguları doya doya yaşamak. Ben o kadar kontrolü bırakamıyordum. Kendime göre duygusaldım. Ama eşim benden kesinlikle farklıydı !
 
Bu hafta sonu bir kitap satın aldım. Ölmeden önce keşfetmeniz gereke 5 sır. İlgimi çekmişti. Kitapta en önemli iki noktanın altı çizliyordu. Mutlu olmak ve hayatının anlamını bulmak insanların hayattaki en büyük iki hedefiydi. Ben her ikisinide sürekli yaşıyordum. Hayatımda sürekli mutluydum. Hayatın anlamı ise bana göre sevgiydi. Bunu da bana annem öğretmişti.
 
Her ne kadar okuduğum yüzlerce kitap bana aynı şeyi söyledi ise de arkadaşlarım beni hep yüzümdeki o gülümseme ile hatırlıyorlardı. Taner, sen hep gülümsersin. Yüzünden gülümseme hiç eksilmez derlerdi. 
 
Okuldan mezun olalı 25 yıl zaman geçmişti. Yazıyı yazdığım bu akşam, o kadar eğlendimki. Doya doya dans etmiştim, hep birlikte şarkı söylemiştik. Sevdiğim takım Galatasaray Fenerbahçe’yi yenmişti. 25. yılı Reina’da kutladık. Klübün sahibi Galatasaraylı olması sebebiyle bütün gece Galatarasaray şarkıları çaldı. Dans edip,doyasıya eğlendik. Bu yakın dostlarımla tam 25 yıl görüşmemiştik, ama samimiyetimizden, doğallığımızdan hiç bir şey kaybetmemiştik. Benim için 25 sene sonrasında hiç değişmeyen kişilerin başında geldiğim sürekli söylendi. Bunun sırrı neydi ? İyi yaşamam, mükemmel bir eşe ve çocuklara sahip olmam, mükemmel bir anne ve babaya sahip olmam, şanslı olmam mı ? Hepsi olabilirdi.. Ben size sırrımı söyleyim. Dünyada birçok kitap yazılıyor, hepsi milyonlarsa kopya satıyor. Size sırlarını anlatıyorlar. Ben size sırrı mı söyleyim mi?  
 
Benim sırrım çok basit, kendimi sevmem ! O kadar basit ..
 
Bu akşam bir çok dostumla konuştum. Hepsi kendilerine göre sırlarını benle paylaşıyorlardı. Hepsi benim için gerçek bir dosttu. Her zaman söylerim, hayatta lise dostluğunun yerini hiç bir şey alamaz diye.
 
Bu akşamdan aklımda kalan en önemli söyleşi buydu !
 
Önemli bir şirketin patronu olan arkadaşım bana bir hikaye anlattı. Dünyanın önde gelen bir şirketin patronu işe alma sırasında işe alacağı elemanlara şu soruyu soruyormuş : “ How can you fuck up my company?” (Benim şirketimi nasıl altüst edersin?”)
 
Dünya değişiyor. Çalışanların beklentilerini karşılamak zor. Çok kuralcı olmak çalışanları mutsuz ediyor. Elemanların yaratıcı olmasını istiyorsanız, bırakın yaratsınlar. Bu soru beni derinden etkiledi.
 
Sorunun cevabını doğru bilen kişi  şirketin standartlarının üzerinde bilgiye sahip olmalı. Aksi takdirde şirketin altında ezilir ve sıradan bir kişi olur. Bu sorunun cevabını bilen kişi şirketi ileri taşır.
 
Günümüzde sıra dışı olmak gerekiyor. Sıradan kişiler şirketi ileri taşıyamıyor. Ben hep sıra dışı biri oldum. Hep eleştirildim ama sevildim. Sıradışı olmak gibi amacım yoktu. Tek amacım vardı, mutlu olmak, doğal olmak ve yüzümden gülümsemin eksilmemesi.
 
Patronlar sıradan düşünen insanları  istemiyorlar. Şirketlerini ileri taşıyan kişeleri arıyorlar. Ne kadar garip de olsa . Mutteşem bir soru “ How can you fuck up my company? “ Cevabınız yoksa. Böyle bir şirket bulana kadar yeni işinizi seçmeyin !
 
Sevgilerimle,

Satışta başarı için IQ mu , yoksa EQ’ya mi ihtiyacımız var?

13 Ocak 2008 Pazar Etiketler : satış pazarlama kişisel gelişim duygusal zeka

 

Satışta temel olarak iki tane ana kavram bulunuyor. Bir tanesi ikna etme kabiliyeti , diğeri de soru sorma yeteneği. Doğru soruları sorabilmeniz için öncelikle zekaya ihtiyacınız vardır. Çünkü soru sormak, problem çözmek gibi yeteneklerin hepsi IQ kapsamına giriyor. Bu tamamen bir zeka meselesi. Dolayısıyla bu tarafta IQ ‘nuzu kullanarak bu yeteneklerinizi ortaya çıkartırken , diğer yandan ikna ve iletişim kurmak için de duygusal zekanız olan EQ’nuzu devreye sokuyorsunuz.

Ne kadar zeki olursanız olun, karşı tarafta güven duygusu uyandırmadığınız zaman hiç kimse sizi dinlemez.Yeterince sabırlı davranmazsanız da müşteriyi ürkütebilirsiniz.Yeterince coşkulu, enerji sahibi değilseniz gerekli anlarda motivasyonu sağlayamazsınız. Eğer satışçı dürüstlük kavramına inanmıyorsa, karşı taraf üzerinde olumsuz etkiler bırakır. Genel olarak baktığınızda zaman dürüstlük, coşku,yaratıcılık, etkilik dinlemek , empati gibi temel duygusal kavramların hemen hemen hepsi EQ bünyesine giriyor. Bunlara sahip olmayan bir satışçının çok yüksek IQ ‘ ya sahip olsa bile başarılı olma şansı yoktur. Bu halde bütün mühendislerin satışçı olması gerekirdi. Niye mühendisler satışçı olamıyor? Bunun en temel nedeni hepsinin IQ çok yüksek; fakat EQ seviyelerinin düşük olmasından kaynaklanıyor.
 
Duygusal zeka çok yüksek , zeka ise çok düşük seviyede olduğu zaman bir sorun var demektir. Kişinin kesinlikle belirli bir eğitim seviyesine sahip olmak gerekiyor.

Belli bir bakış açısıyla olayları algılaması, yorumlaması, çözüm getirmesi, sorun çözmesi ve karşı taraftaki kişiye soru sorarak , müşterinin ihtiyacını bulabilmesi gerekiyor.Bütün bunları yapabilmek için de belirli bir zeka seviyesine sahip olmak lazım. Çok düşük IQ , çok düşük EQ da bir yerde sorun başlatıyor. Her ikisi de birbirine yakın seviyede olmalılar. Çok yüksek bir EQ ve orta karar bir IQ ile idare edilebilir.Ama tam tersi olamaz.Bu gün neden herkesin satışçı olmadığına bakalım. Çoğu zaman insanların ilişki ve iletişim konusunda çekingen davranmaları , utangaç olmaları , kendilerini çok fazla zorlamak istememelerinden kaynaklanıyor.Bunun da temel nedeni duygusal zeka. Bir satışçıyı satışçı yapan onun sahip olduğu hedeflerdir. Eğer gerçek bir satışçıysanız mutlaka hedefleriniz var demektir. Maddi, manevi ya da bir başarı hedefiniz vardır. Satışçılar hep hayallerinin peşinde koşarlar ve buna erişebilmek için de gerekli çabayı ve isteği gösterirler. Aslında baktığımız zaman hedef de EQ’ nun bir parçasıdır. Duygusal zekanın iki temeli vardır. Hayatınızın amacı nedir, hayatınızı sorgulayabiliyor musunuz, hayattan gerçekten ne istediğinizi biliyor musunuz, niçin dünyada varsınız…İşte bunların temelinde hep duygusal zeka vardır. Karşınızdaki satışçı sizde güven duygusu uyandırdığı zaman , ‘’ Neden bende güven duygusu yarattı?’’ diye düşünülmezdi eskiden.

Dünyada bugün çeşitli araştırmalar yapılıyor artık, ‘’ Bazı insanlar çok güven veriyor, bazıları ise neden hiç veremiyor.’’ diye. Bütün bu araştırmaların temel olarak ortaya koyduğu nokta , güven duyulan insanın yanında çok rahat tavırlar sergilendiği. Güven duyduğumuz satışçının karşısında rahat konuşmak, problem çözmek, vakit geçirmek hemen hemen bütün müşterilerin hoşuna gidiyor. Güven duygusu uyandırabilen satışçıların beslendikleri en önemli kaynak, öncelikle kendilerine duydukları güven . Bunun arkasından şirketlerine ve satışını gerçekleştridikleri ürüne olan inançları geliyor. Bütün bu olumlu duygular, görüşme sırasında bir şekilde karşıdaki kişiyi geçiyor ve güven duygusu uyandırıyor.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

Duygusal Zeka ve Beden Dili ile Sosyal Yaşam ve İş Hayatında Başarı Semineri

19 Kasım 2007 Pazartesi Etiketler : duygusal zeka eğitim kariyer kişisel gelişim

BİLİM MERKEZİ’NDE SEMİNER!
Duygusal Zeka ve Beden Dili ile Sosyal Yaşam ve İş Hayatında Başarı Semineri
Duygusal Zeka ve Beden Dili eğitimi günümüzde yoğun yaşam koşulları ve hayat temposunda kişilerin daha sağlıklı ve mutlu olmaları ve hayattan zevk almaları konusunda farkındalık yaratmayı, kişileri düşündürmeyi amaçlamaktadır. İş ve sosyal yaşamda IQ’ nun kişinin başarısındaki payı sadece %10’dur. Geri kalan %90 tamamen duygularımızı nasıl yönettiğimizle ve diğer insanlarla ne kadar sağlıklı ilişki kurduğumuzla ilgilidir. İşte bu seminerde IQ ile günümüz sosyal ve iş hayatında başarı için tek başına yeterli olunamayacağı, insan başarısının temelinde bilgelik, sevgi ve hizmet vermenin yattığı vurgulanmaktadır. Günümüzden örnekler vermek suretiyle seminere katılan kişilerin konu hakkında bilinçlendirilmesi ve kendilerini daha iyi tanımaları konusunda motive edilmesi hedeflenmektedir.
Kimler Katılmalı:
- iş hayatında çalışan kişiler  - satış temsilcileri - müşteri hizmetlerinde çalışan personel – yöneticiler - öğrenciler

Konu Başlıkları:
Duygusal Zeka & Beden Dili & Etkili Dinleme teknikleri
Eğitim ile Hedeflenenler
Kişisel farkındalık, EQ’nun iş ve sosyal yaşamda IQ ‘dan daha önemli olduğunu vurgulamak, kişinin kendisi hakkında düşünmesinin teşvik edilmesi, korkularla baş etme yöntemleri, bilinçaltı nedir? nasıl faydaya dönüştürülebilir? beden dili okuma teknikleri , insan algılama teknikleri, empati, etkili dinlemenin iletişim ve ilişkilerdeki önemi vurgulanmaktadır. Seminer sonunda sertifika verilecektir.
Seminer Tarihi: 28 Kasım 2007 Çarşamba  Seminer Saati: 19.30
Seminer Yeri: Şişli Belediyesi Bilim Merkezi (Adres; Öğretmen Haşim Çeken Caddesi Fulya – İstanbul)
Seminer Ücreti: 50 YTL  (Seminerden elde edilecek gelir Türkiye Bilim Merkezleri Vakfı’na bağışlanacaktır.)
Seminer Eğitmeni: Taner ÖZDEŞ / Taner Özdeş, “Satışın 10 Altın Kuralı” kitabının yazarı, eğitmen ve danışmandır.Detaylı eğitmen CV’si için www.tanerozdes.com adresini ziyaret ediniz. Hayatınızın akışını değiştirecek bu semineri kaçırmamanızı tavsiye ederiz.
Rezervasyon için: T. 0212 266 00 46/ F. 0212 266 00 46/134  info@bilimmerkezi.org.tr   www.bilimmerkezi.org.tr

A. TANER ÖZDEŞ – JCI Certified National Trainer
1963’te doğan Taner Özdeş 1983’te Avusturya Lisesi’nden, 1986’da ABD’deki University of Miami’den Pazarlama bölümünden mezun oldu. İlk görevine 1986 yılında İktisat Bankası’nda yatırım ve pazarlama analisti olarak başladı. Özdeş, 1989 – 1990 arasında Lever’da marka müdürlüğü, 1990 – 1991 yıllarında Pars/Mc Cann Erickson’da senior müşteri temsilciliği görevlerinde bulundu.
Özdeş, 1991 Mayıs’ından 1997 Ocak’ına kadar Dow Jones Telerate’te satış müdürü olarak çalıştı. Şubat 1997 – Ağustos 2000 arasındaysa Fornet’te satış ve pazarlama müdürlüğü yaptı. 1 Eylül 2000’den beri ağ ve bilgi güvenliği alanında dünyanın en iyi ve en yeni ürün ve çözümlerini Türk kullanıcıların hizmetine sunmak ilkesiyle yola çıkan InfoNet’in Genel müdürlüğünü yürütüyor.
Kariyeri boyunca birçok satış temsilcisi yetiştirmiş olan Özdeş Genç Müteşebbisler Jaycees Derneği (JCI) Türkiye ve Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED) ve Rotary Klübü vasıtasıyla 3000’e yakın kişiye “Yeni Yüzyilda Satiş Psikolojisi ve Teknikleri konusunda eğitim verdi. 2004 yilinda JCI Certified Local Trainer, ve 2005 yilinda JCI Cerrtified National Sertifikasina hak kazanmıştır. Eğitim ve danışmanlık verdiği kuruluşlar ; Hillside Su Otel , Sante Kozmetik, Onep, Mopak, TTL Tütün, Hillside City Club Etiler,
Alkent 2000. Ayrıca, birçok Üniversite ve MBA programında Satış, Pazarlama, Müşteri Psikolojisi ve Duygusal Zeka konusunda seminer vermektedir. Istanbul Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 200’e yakın Emniyet mensubuna gönüllü olarak Duygusal Zeka ve Beden Dili eğitimi verdi.
Yönetim, pazarlama ve satış odaklı çok sayıda eğitim program ve seminerine katılan Özdeş Almanca ve İngilizce biliyor. Tenis, yüzme, kayak yapan, seyahat etmekten, kitap okumaktan hoşlanan ve yoğun bir şekilde sosyal kulüp faaliyetlerinde bulunan Özdeş Junior Chamber International’ın ve Genç Yönetici ve İş Adamları (GYİAD) derneklerinin aktif bir üyesi.
Bilim MerkeziVakfı Yönetim Kurulu üyesidir.
Kendisi 1999 yılında Türkiye’deki en iyi JCI üyesi seçildi. Aynı derneğin Kurumsal İlişkiler Ulusal Direktörlüğü’nü 1998-2002 tarihlerinde yürütmüş olan Özdeş katıldığı seminerlerle kendini sürekli geliştirmeye çalışıyor. 2005 yılında www.tanerozdes.com sitesini açmıştır.
Kariyer.net, yenirbiris.com , Maxihaber.net, turklider.org ‘da aylık makaleleri yayınlanmaktadır. Ocak 2007 de, “ Satışın 10 Altın Kuralı “ adlı ilk kitabı piyasaya çıktı.

Satışda kararı etkileyen unsur duygu mu yoksa mantık mı?

1 Kasım 2007 Perşembe Etiketler : satış duygusal zeka kişisel gelişim

 Satış duygusal bir karardır. Mantık satın alma kararından sonra devreye girer. Duygu nedir? Bilinçaltı, önsezi , içgüdü … bunlar sürekli bize mesajlar verirler.. Bizde egomuzla bu mesajları bastırmaya çalışırız.. Çoğu zaman ilk kararımız doğru karardır! Bunu fark ettiğimizde iş işten geçmiştir..

Bu akşam uzun zamandır görmediğim çocukluk arkadaşıma rastladım. Eski dostlar farklı oluyor. .Duygusal zeka konusunda eğitim verdiğimi duyunca, bana başından geçen bir hikayeyi anlattı :

Evini  yaptırmak için bir mimar arıyormuş. En sonunda genç bir mimar bulmuş. Coçuk tatlı dilli, yetenekli ve işini çok iyi biliyormuş. Çok güzel çizimler yapmış.. Yakın dost da olmuşlar. En sonunda iş fiyata gelince beklentisinin çok üzerinde bir fiyat ile karşılaşmış. Aslında düş kırıklığına uğramış. Bu yetenekli genç mimar fiyat konusunda kesinlikle taviz vermemiş.

Bunun üzerine arkadaşım mecburen başka mimar aramaya başlamış.

Sonunda okuldan bir arkadaşını bulmuş. Fiyat farkı sadece $ 6.000′mış,  ama duygusal anlamda bu kararı verdiği için mutsuz olmuş. İçinden bir ses hep öbür mimarı aramasını söylemiş. Egosu aramamasını söylemiş.  Yeni bulduğu mimar izinleri halen alamaması sebebiyle inşaatta geçikmeler olmuş. Bu akşama kadarda izinler alınmamış. Pişman olmuş.

"Kararım mantıksal bir karardı, ama duygusal olarak pişman oldum"dedi bana samimice.

Lafın kısası, mantığımız ve duygularımız her zaman bizi farklı yönde karar almaya yöneltir.. Çoğu zaman duygularımız doğruyu söyler.. Müşteriler duygusal anlamda tatmin olmadıkları sürece, o satış başarılı bir satış sayılmaz. Müşteri satışı muhtemelen tekrarlamaz.

Sizce satış duygusal mı, yoksa mantıksal bir karar mıdır? Bu konuda başınızdan geçen hikaye veya olayı benimle paylaşırsanız sevinirim.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

 

 

Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.