Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Bu formanın hakkını verin

25 Haziran 2008 Çarşamba Etiketler : liderlik inanç duygusal zeka yöneticilik vizyon futbol coach antranör fatih terim futbol türkiye
Günlerdir Türkiye’nin zaferi tartışılıyor. Bu bir mucize mi yoksa talih mi? Fatih Terim başarılı mı yoksa sadece şanslı mı? Fatih Terim’i diğerlerinden farklı kılan ne?
Bu konudaki gözlem ve görüşlerimi sizlerle paylaşmak isterim. Bu yazıyı etkilenmemek için Almanya maçından hemen önce yazdım.
 
Şans hazır olana gülermiş. Bugün her başarının sadece şansa ve talihe bağlı olması güç, hemde bu arka arkaya 3 kere olmuşsa.. Dünyanın en iyilerinin oynadığı bir yerde sadece şans ile yarı finale gelemezsiniz!
 
Bu düşüncenin (veya inancın) temelinde Türk insanının kendisine güvenmemesi yatıyor.
 
Bir köşe yazarı şöyle yazmış : “ Günümüzün yaşantısına bakınca bizdeki en büyük toplumsal fobinin başarısız olma korkusu olduğunu görüyorum. Çalışma yaşamında. Politikada ve bireysel rekabette bu böyle.”
 
Ben kariyerim boyunca hem yabancı şirketlerde, hem de Türk patron şirketlerinde çalıştım. Aralarında gördüğüm en büyük fark  yabancı şirketlerde kararların uzun vadeli vizyon, hedef/amaç doğrultusunda , duygulardan uzak verilmesidir : Plan ve bütçe vardır. Başarısız ve uyum sağlamayan insanları sırf sevdikleri için tutmazlar. Patronlar hergün karar değiştirmezler, adam kayırmazlar, önyargılı ve duygusal davranmazlar. Başarıların arkasında kararlı ve profesyonel düşünce yatmaktadır. Genel müdürler değişse bile uzun vadeli kararlar değişmez. Hedefler sürekli günün koşullarına göre revize edilir. Gerektiğinde zararı göze alarak belli çalışmalardan vazgeçilebilir. Hedefler 3,5, hatta 10 seneliktir. İnsana değer verilir ve yatırım yapılır. Geleceğin liderleri yıllar öncesinden belirlenir ve o kişilere ona göre yatırım yapılıp yetiştirilir.
 
Bugün Türkiye’nin başarısı o nedenle sadece bu şampiyonlukla sınırlı değilidir . Bu başarı ( veya bazılarına göre mucize/şans) uzun vadeli bir çalışmanın ve inancın bir sonucudur. Bu başarının mimarlarından biri de başarılı lider ve motivatör Fatih Terim ve sahadaki lider futbolculardır.
 
Robin Sharma’nın Liderlik Bilgeliği kitabında liderlik dersi olarak şunu söylüyor : “ İnsan genellikle büyük bir zafer kazanmadan hemen önce bir tür zorluk yaşar. Önemli olan odağını korumak ve inanmaya devam etmektir.” Gandhi’nin de başarısında da , halkına kendi gelecek vizyonuna doğru yol gösterme bilgeliğine sahip olması dışında aynı zamanda kendi kendine liderlik etme ve mükemmel vasıflarla yaşama cesaretini sahip oluşudur.”
 
Ben Fatih Terim’in başarısını bu sözcüklerle açıklamak istiyorum. Fatih iyi bir vizyoner ve liderdir. Sadece çalıştırdığı takımları ileri götürmemiş, kendi kariyeri boyunca hep inanılmazları başarma cesaretini göstermiştir. Bu benim düşüncem, katılmayabilirsiniz.
 
Aynı köşe yazarı şöyle devam ediyor : “ Fatih Terim toplumsal beklentileri nefsine yansıtabilen sıradışı bir kişilik. Kendisi Psikolojik gerçeği bilmese de ‘‘kasılmaları ’’ hep mesaj ağırlıklı. Hem zeki, hem de düşlediği zaferi önceden planlayabilen bir kişilik! Son saniyelere kadar ufak bir çözülme işareti dahi vermiyor. Jestlerine , mimiklerine ve bakışlarına yansıyan ‘‘Beni yenemez’’, ‘‘Benden daha güçlüsü yok’’, ‘‘Türkiye benim’’ huysuzluğu biraz da bundan!
 
Kendini ispat etmeye susamış toplumlarda bu tür önderlere yalnız siyaset sahnesinde değil her alanda ihtiyaç var. Artık onu sadece bir teknik adam olarak görmemeliyiz. O aynı zamanda bir imaj mimarıdır bundan sonra!
 
Türk takımları arasında yurtdışında başarı elde etmiş tek takımımız Galatsasaray’dır. Bunun arkasInda yine uzun yılların bir çalışması ve stratejisi vardır. Fenerbahçe’nin yurtiçinde onca başarısına rağmen yurtdışında aynı başarıyı yakalayamamasının temel sebebi bu inancın
olmamasıdır.
 
Futbolda doğru strateji kadar futbolcuların “zihin gücü” başarıları da en az yetenekleri kadar önemlidir. İnanç, motivasyon, ekip ruhu bunu ateşleyen duygulardır. Hıncal Uluç şöyle yazmış : “ Bitişe dakikalar kala 2-0 mağlupken, 119’uncu dakikada golü yemişken hala maç yeni başlıyor gibiysen, sende iyi şey var demektir. Fizik kondisyonun müthiştir. Moral kondisyon da fevkalade. Terim bu iki kondisyonun yaratıcısıdır.”
 
Bana göre bu senenin ilk mucizesi ( herkes öyle adlandırdığı için bu şekilde ifade ediyorum) Galatasaray’ın her şeye rağmen şampiyon olmasıdır.Üzerinde fazla konuşulmadı, hatta unutuldu. Olabilecek her türlü olumsuzluğa rağmen bu takım şampiyon olmuştur. Bununla ilgili Hasan Şaş’ın futbolculara maç öncesi yapmış olduğu konuşmayı (telkini) sizlerle tekrar paylaşmak istedim. Saha içindeki lider futbolcular diğer futbolcuları ateşlerler :

Haber şöyle : Galatasaray’ın tecrübeli futbolcusu Hasan Şaş sakatlığına rağmen takımı ayakta tutan isim olarak sivriliyor. Feldkamp’ın istifasından sonra Florya’da oluşan birlikteliğin temel taşı olan Hasan Şaş, Fenerbahçe maçı öncesinde yaptığı konuşmayla bazı takım arkadaşlarını ağlattı. Hakan Şükür ve Ümit Karan ile birlikte takımın kaptanlığını yapan Hasan, kasığından sakatlığı bulunmasına rağmen G.Birliği maçında oyuna girmiş, diğer 3 karşılaşmada da yedek kulübeden arkadaşlarına destek olmuştu. Bu futbolcu Türkiye’nin dünya şampiyonasıda üçüncülüğün elde edilmesinin arkasında olan birkaç futbolcudan biriydi. Aynı başarıyı Galatasaray’ın en zor günlerinde hem de yedek klübesinden bu sefer gerçekleştirdi. Arkadaşlarıyla ve gençlerle yaptığı konuşmalarda gerekse teknik heyete idmanlarda verdiği destekle gerçek bir kaptan gibi davranan Hasan, takım Fenerbahçe maçına çıkarken arkadaşlarını karşısına aldı ve şunları söyledi:

‘KEŞKE BEN DE ÇIKABİLSEM’
“BEYLER, biraz sonra son yılların en önemli maçına çıkıyorsunuz. Üzerinizde sarı-kırmızılı formalar var. Bu formalara iyi bakın. Onlar dünyanın en güzel renklerini üzerinde taşıyorlar. Bir yıldır onları ıslatıyoruz. Terimizi akıtıyoruz. Alın terimizle buralara geldik. Şimdi ucuna kadar geldiğimiz, emekler sarfettiğimiz şampiyonluğu almak için sahaya çıkacaksınız. Keşke ben de sizinle birlikte bu tünelde yukarı çıksam ve formamı ıslatsam. Bizi biz yapan Galatasaray formasına borcumuzu ödeyeceğiz. Şimdi buradaki herkes yukarı çıkacak ve kanının son damlasına kadar savaşacak.

‘SAVAŞMAYANI SOKMAM’
BUGÜN, bütün bir sezon bizi küçük görenlere, G.Saray’ı rakip saymayanlara, akıttığımız teri boşa çıkartmaya çalışanlara ders verme günüdür. Çıkıp aslanlar gibi oynayın. Kaybedebilirsiniz. Ama emin olun ki mücadele etmeyeni soyunma odasına almam. Formanın hakkını verirseniz, futbol da sizin hakkınızı verir. G.Saray’ın ne olduğunu bir kez daha gösterin. Tribünleri dolduran G.Saraylılar’ı mutlu edin. G.Saray’ı hakettiği gibi temsil edin. Kulübümüze sahip çıkma günüdür. Allah yardımcınız olsun.”

 
Golü atan Semih’in açıklamaları bütün yazdığımı doğruluyor :
“ Samimi olmak gerekirse, 119.dakikada golü yediğimiz zaman maçın bittiğini düşündüm. Ama santra yaptıktan ve hocamızın ileriye oynayın talimatını gördükten sonra her şeyin olacağına inandım.”
 
“Mucize ve şans diyenlere gülüyorum” diyor Fatih Terim.
Einstein şöyle demiş “ Dünyada iki tür insan vardır. Herşeyi mucize ve şans olarak görüp yaşayanlar veya hiçbir şeyin mucize eseri olmayacağına inanlar.” Fatih Terim ben ikincisiyim diyor.
 
Samuel Johnson şu güzel sözleriyle yazımı noktalamak istiyorum :
“ Yaşam , zorlukların üstesinden gelmek, bir başarı mertebesinden diğerine geçmek , yeni dileklerde bulunmak ve onların yerine geldiğini görmekten daha büyük bir sevinç vermez insana. Büyük ve takdire layık bir girişimi üstlenen insanın zahmetlerine önce umut, sonra da neşe destek olur.
 
Sevgilerimle
                                                                                                                     
 
 
 
 

Düşündüğünüz; hayal mi yoksa rüya mı?

19 Haziran 2008 Perşembe Etiketler : vizyon hedef satış düşünce duygusal zeka inanç hırs hayat kariyer
Bu sabah her zamanki gibi saat 7.30’da Hillside’da spor yapmaya başladım. Haftada bir veya iki kere 7.30 da spora giderim. Sonrasında kendimi o kadar mutlu ve zinde hissederim ki, buna değer derim. Zor olan başlamaktır. Başladıktan sonra spor yapmak her zaman kolaydır. Hayatta her şey öyle değil mi?
 
Düşünürüz, önce saçma buluruz. Düşünürüz, sonra kendimize güvenmeyiz. Düşünürüz, sonra olabilecek en karamsar insana sorarız, vazgeçeriz. Düşünürüz, korkarız. Bir türlü başlayamayız. Aslında başlasak gerisi gelecektir.
 
İnsanın düşündüğü ve inandığı her şeyi gerçekleştirecek potensiyele sahip olduğunu biliyoruz.
 
Babalar gününde babam benimle kendi hayalini paylaştı benimle. “Niye olmuyor” dedi. “Bende gerçekçi bir planın yok. Gerçekten inanmıyorsun ayrıca”dedim.  Babamın hayali senede 6 kere yurtdışına seyahat etmekmiş. Ama plan yok. Ama bütçe yok. Ama zaman yok.. Sonuç, güzel bir hayal .
 
Satışta da böyle değil mi ? Satışçılar bana geliyorlar ve yeterince ziyaret yapamıyoruz, diyorlar. Nedenini sorunca da yoğunuz  diyorlar. Neden? Cevap yok.. Planınız var mı? Yok. Önceliğiniz var mı? Yok. O zaman tabiiki yapamazsınız diyorum.
 
Satışta başarılı mı olmak istiyorsunuz ? Başarının sırrı : Zamanınızı iyi kullanın. Önceliklerinizi belirleyin. En önemlisi bir hayalin veya hedefin arkasından koşunki enerjiniz ve motivasyonunuz hiç bir zaman bitmesin.
 
Her sabah sokaklarda koşturan bir çok insan görürüm ve kendime şu soruyu sorarım: “ Bu insanların kaçı ne yaptığının veya ne istediğinin farkında ?”
 
Bu sabah Hillside da spor yaparken 23 yaşındaki spor eğitmenine  “merhaba” dedim. Yanıma geldi. “Nasılsın?” dedim. “İyiyim” dedi. Ama isteksiz bir iyi ! “Siz nasılsınız?” dedi. Ağzımdan “ Harika” çıktı.  Nasıl başarıyorsunuz böyle olmayı diye sordu. Bende hayatımı dolu dolu yaşadığımı, ne istediğimi bildiğimi, kendimi huzurlu ve mutlu hissettiğimi söyledim. O zaman siz artık kabullenmeyi seçtiniz dedi. Tam tersi dedim. Ben olgunlaştım dedim. Yaşım senin 2 katın, sende benim yaşımda kendini daha iyi hissedersin dedim.
 
Şu anda hayatta en  çok ne istediğini sordum. Bana motosiklet yarışlarına girmek istediğini söyledi. “Ne engelliyor?” dedim. “Param yok!” dedi. “Ne kadar paraya ihtiyacın var?” diye sordum. “Bilmiyorum” dedi. “Nasıl bilmezsin bu kadar istediğin bir şeyi” dedim- hatta kendisine içimden kızdım. “Motosikletin var mı?” dedim. “Yok” dedi.
 
“Bak “dedim. “Yapman gereken şu: öncelikle bir bütçe yap. Toplam ihtiyacın olan paranın yarısını Hillside’dan sana sponsor olmaları için iste. Kalan yarısını senin maaşından taksitlerle kessinler. Yarışı kazanırsan borcunu da hemen ödersin” dedim. Önce itiraz etti. Olmaz dedi. Bende ne kaybedersin dedim. Bu kadar istiyorsan iste.. Bu konuda gerçekten istersen, bu işi başarabilirsin dedim. Yüzü gülüyordu. Teşekkür etti ve yanımdan ayrıldı. Umarım hayalini gerçekleştirecek kadar kendine güvenir .
 
Bugün sorun şu.. İnsanlar birşeye inanmaktan korkuyorlar. Fikri kafalarında öldürüyorlar.
 
Kendilerine yeterince güvenmiyorlar. Kararlı değiller. İlk fırsatta vazgeçiyorlar.
Dünyanın en büyük başarısızlığını kitaplardan keşfettiğimde şaşırmıştım : “Vazgeçmek “ En büyük başarısını öğrendiğimde de daha çok hayrete düşmüştüm : “ Kararlı olmak” Ne kadar basit değil mi ! Ama normal insan başaramıyor. Normal bir satışcı başaramıyor..
İnanç yok ! Kararlılık yok !  
 
Yazımı şu güzel sözlerle bitirmek istiyorum : “ Eylem olmadan vizyon bir rüyadır. Vizyon olmadan eylem zaman geçirmektir. Eyleme sahip bir vizyon ise dünyayı değiştirmektir.” – Joel Berker
 
Lütfen kendinize inanın. Size inanan insanların desteğini alın ve asla hayalinizden vazgeçmeyin.
 
Umarım 23 yaşındaki bu genç kızın hayali gerçekleşir ve dünyaca ünlü motosiklet yarışçısı olur.
 
Sevgilerimle
 
 
 

İnanç mı yoksa Para mı?

9 Mayıs 2008 Cuma Etiketler : satış pazarlama kişisel gelişim liderlik vizyon bütünlük

Son günlerde insanları en çok motive eden şey nedir sorusunu cevabını düşünüyor ve bunun yanıtını bulmak için araştırıyor ve gözlemliyorum. Motivasyon içten mi gelir , yoksa dışarıdan mı?
 
Bu hafta “Asemble” firmasının organize ettiği mükemmel bir seminere katıldım. Bu yıl ikincisi düzenlenen Düş= Gerçek +Zaman isimli seminerinin konusu “Kuantum Liderlik”
 
Seminerde Amerika’nın en iyi psikoterapistlerinden Anthony Galie Kuantum tarafından hipnoz edildim. Hipnoz edilme fikri bana ilginç geldi. 250 kişi arasından sadece 5 kişi bu deneyime katılacaktı. Anthony, bunu söyledikten sonra hemen düşünce gücümü devreye soktum.
 
Düşünce gücüm bana her zaman  şunu söyler “Evrene istediğin şeyi çok istediğine dair kuvettli bir mesaj ilet”. İster inanın ister inanmayın ama salonda ilk seçilen kişi bendim. Tabii ki seçmek için ufak bir deneme yaptı. Denemeyi yapanlar arasından en uygun olanları seçti.
 
Ayırca belirtmek isterimki; Bu ilginç bulduğum deneyi 13 Mayıs’taki “Limit Sizsiniz” seminerimde katılanlara tatbik edeceğim. Kayıt yaptırma imkanına sahipsiniz.. http://www.tanerozdes.com/Limit-Sizsiniz-Semineri_s7.aspx
 
Hipnozun sonunda şunu anladım. Dünyada en büyük güç, düşünce gücü. İnsan, beyninin sadece yüzde 10’unu kullandığını düşünürseniz bu gücü ne kapasitede kullanacağımız bize kalmış. Potansiyeli siz düşünün. Bunun binlerce örneğini sporda yaşıyoruz. Mucizeler gerçekleşiyor…
Peki bu noktada aklıma gelen soru ; Para mı daha büyük güç, yoksa İnanç mı ?
 
Liderlik zirvesinde ilgimi en çeken soru şuydu : “ Günde 24 saat, her gün yapmak isteyeceğiniz iş ne olabilir? Hem de size hiç bir ücret ödenmeyeceğini düşünürseniz” Aslında bunun başka soru şekli “hayatta en çok ne yapmak sizi mutlu eder?”. Para tabii ki belli bir ölçüde bizler için motivasyon aracıdır ama sadece belli bir ölçüde,fazlası motive etmez,ama İnançlarımız bizi motive eder.
 
Dünyada yapmak istediğimizi yapmamamızın en büyük 3 nedeni var - Stepheno D’Anna (Tanrıların Okulunun yazarı ) şöyle diyor: Korku, Şüphe,Kaygı ve Olumsuz düşüncelerimiz..
 
Bunlardan kurtulursanız hayatın gerçek anlamını ve mutluluğunu elde edersiniz.
Bunların yıkmanın en büyük sırrı ise arkasından koşacağınız bir düşe, hayale sahip olmak”
 
Hipnoz edilerek uyutulmuş, birçok şeyi kontrolümün dışında 250 kişinin önünde yapmıştım. Gösteri bittiği zaman, birçok kişi yanıma geldi. Bir çok kişi bana soru yöneltti; “Nasıl oldu? “ “ Para mı aldın?” “ Senin gibi güçlü biri nasıl hipnoz olabilir?”  “Olamaz, inanmıyorum, imkansız !”
Bu sorulardan sonra ben bile  kendimden şüphe etmeye başladım.
 
Bu sorulara ise yanıtım çok basitti; sadece Anhony’ye güvendim, inandım ve bu deneyimi yaşamak istedim. Emimim diğer 5 kişiden daha az kontrolümü kaybettim. Ama uyudum, hatta uyurken kahkahalar ile güldüm, kolumu 10 dakika hareketsiz havada kitledim. Bunların hepsini bilinç dışı yaptım.
 
Düşüncenin gücü, enerjinin gücü. Bunları sürekli okuyorum. Ama yaşamak ayrı bir şey.
 
Konferansın adı Düş = Gerçek + Zaman. Stepheno diyor ki “ Düş ile gerçek arasındaki tek fark zamandır. Yani zamanla düşlerimiz gerçek oluyor. Hayatımda geldiğim bir çok noktada istek,çaba, inanç, kararlılık, çok istemenin gücünü gördüm. Bazı noktalarda korkularım oldu. Halen de zaman zaman var. Bunların bana zararı oldu mu derseniz tabiki oldu. Çünkü bunlar hayatımı kısıtlamama sebep oluyorlar. Bana göre en büyük başarısızlık veya pişmanlık; başlamamak, denenememek, başında vazgeçmektir. Bu nedenler gerçek başarısızlıktır.Aslında ben hayatta başarısızlık diye bir kavrama inanmıyorum. Aynı şekilde hedef olmadan ulaşılmış bir başarı, bana göre başarı değildir.
 
“Dice Kayek” markasının yaratıcıları çocukluktan tanıdığım Ayşe ve Ece Ege’nin hikayelerini dinlerken başarının aslında bir adım ileride olduğunu ve bu iki kardeşin başarılarının sırlarının sadece kendilerine olan inançları olduğunu konuşmalarından anladım. Şans var mı? Var. Ama “şans hazır olana güler” diye bir söz var. Ayşe ve Ece’nin paraya ihtiyaçları yoktu. Herkes gibi evlenip sade bir hayat yaşayabilirlerdi. Ama tutkuları ve kendilerine inançları vardı. Ece Ege ile olan sohbetimi yakında zevkle okuyacağınızı ümit ediyorum. İnanın bu tür insanlarla tanışmak bana hayatın anlamını bulmamı sağlıyor.
 
Ben niye varım bu dünyada sorusunu cevabını düşündünüz mü? Düşünmediyseniz yoksa o zaman en kısa zamanda cevabını bulun. İnanın bunun cevabı çok para olamaz!
 
En son konuşmacı olan Continental Hava Yollarını batmaktan kurtaran muhteşem şirketin CEO’su Gordon Bethune’nin konuşmasını heyecanla beklemiştim. Kendisinin en önemli sözü halen aklımda “Başarı nereye gittiğini bilmektir, bilmiyorsan, seni her yol sonunda oraya çıkaracaktır”
 
Doğru karar verme yeteneği iyi bir liderin en önemli vasfıdır diyordu. Paranın insanı motive etmeyeceğini ve yanında çalışanlara değer vererek, başarılı oldukları takdirde neler elde edeceklerini anlatarak, geliri paylaşarak nasıl havayollarını kurtardığını anlattı. Önemli olan sorunlara yaklaşımınız, başarınızı belirler dedi .Dinleyiciler ise her zaman ki gibi sihirli bir formül bekliyorlardı. “Başarınızın sırrı nedir? İyi bir lider nasıl olmalı? ve buna benzer sorular…
 
Bugün gençler 6 ayda müdür olmak istiyorlar. Başarının ilişkilerle olduğunu düşünüyorlar. Ama maalesef ilişkiler sadece sizi kapıdan içeri sokar, orada kalmanızı sağlamaz.
 
İnanç, tutku, çalışkanlık, bunlar varsa başarı her zaman sizin olacaktır. Bunun kısa yolu ve formülü maalesef yok. En büyük başarıya ulaşmak mı istiyorsunuz, o zaman başarısızlık oranınızı ikiye katlayın!
 
Limit Sizsiniz seminerlerimde görüşmek üzere..
 
Sevgilerimle,
 
 
 
 

Yeni Yüzyılda liderlik üzerine

25 Nisan 2008 Cuma Etiketler : kariyer insan kaynaklari kişisel gelişim viyon kariyer güven motivasyon satış liderlik vizyon takım
Bu yazıyı şu anda uçakta yazıyorum. Uçakta yapacak çok şey vardır – bu zamanı değerlendirebilir ya da istirahat edersiniz, seçim sizin! Bana göre en önemlisi kendinizle olma lüksünüz vardır.  Kimse sizi rahatsız edemez. Dünyanın en kıymetli ve en lüks şeyine sahip olursunuz “düşünmeye ”.
 
Robins Sharma’nın “Mükemmelliğin Rehberi” kitabında uçakta ne kadar huzurlu olduğunu ve kendisi açısından en verimli zamanını bu uçuşlar esnasında geçirdiğini anlatıyordu. Bende çok zahmetli ve yorucu olmasına uçak seyahatlerini rağmen severim. Gündelik hayatımdan zaman ayıramadığım bir çok şeyi bana yapma fırsatı verir.Kendimle baş başa kalma, okuma, yazma, maillerimi temizleme gibi. Tabiî ki zamanınızı planlı kullanma beceriniz varsa, aksi takdirde zaman çok çabuk geçer hiç bir şey yapmadan uçaktan inersiniz, gerçek hayat gibi..
 
Hafta sonu Bilkent Üniversitesi’nin düzenlediği  MEC Business seminerlerine konuşmacı olarak davet edildim. 100 küsur Bilkent Üniversitesi öğrencisiyle birlikte olmak bana hem haz verdi, hem çok güzel bir deneyim yaşadım. Haftasonumu gençlerle olmak, onlara bir şeyler öğretmek, tecrübemi paylaşmak amacıyla feda etmeye karar verdim. Büyük Abant Oteli’nde yapılan toplantı için 2 günde 600 km araba kullandım. Ama değdi. Bir çok değerli görüş, deneyim, fikir, bakış açısı dinleme şansım oldu. En ilgimi çeken House Cafe’nin ortaklarının , Ferit ve Canan Balatacıoğlu’nun konuşmasıydı. 30 milyon dolara ulaşan cirosu, 9 tane şubesi ile hızlı ve emin adımlarla büyüyen bu zincirin sahiplerini dinlemek bana çok şey öğretti. House Cafe ortaklarından Canan Hanımla özel bir söyleşi yapacağım ve bloğumda sizlerle paylaşacağım.
 
Tüm konuşmacılarda gördüğün en önemli özellikler: özgüvenleri, işlerinden keyif almaları, hafta sonu olmasına rağmen hiç bir talepde bulunmadan kilometrelerce araba kullanmak suretiyle gençlere örnek olmak için istek duymaları, bir şeyler öğretmek arzularıydı. Bence liderlik içten gelen bir güdüdür. İnsanlar lider yapılmaz, lider olurlar. Bir insanı iyi bir yönetici yapabilirsiniz, ama kendisi istemedikçe,
iyi bir lider yapamazsınız.
 
Bilkent Üniversitesi’ne hiç gitme fırsatım olmadı, sadece Ankara’nın önde gelen işletme okullarından biri olduğunu biliyordum (öğrenciler bana Avrupa’nın önde gelen işletme üniversiteleri ararsında olduğundan bahsettiler. Bu konuda elinizde somut bilgi varsa, benimle paylaşırsanız sevinirim). 
 
Sabah saat 10:00’daki seminerime öğrenciler sadece üç saatlik uykuyla katılmışlardı. Bizim zamanımızda böyle eğitim, seminer vb öğretici şeyler yoktu. Internet olmadığı gibi, kişisel gelişim kitaplarının sayısı bile oldukça azdı. İş adamları tecrübelerini sır gibi saklarlardı. Şimdi bilgi ve tecrübeye Internet, TV , CD, DVD, kitap ve dergiler sayesinde hemen ulaşabiliyorsunuz. Bilgi güçtür. Ama başarılı olmanız için yeterli değildir.
 
Bana göre çağımızda başarılı olmanın yolu iki şeyden geçiyor : cesaret (risk alma) , yaratıcılık (herkesten farklı bakı, görüş ve hissetme). Bunları sergilemek için liderlik becerisine sahip olmalısınız. Seminerde gençlere verdiğim mesaj : “sorgulayın, düşünün ve başarılı olmak için, iki kat daha başarısız olmayı göze alın” dedim. 
 
Bunun dışında kendilerine etkili ve aktif dinlemenin öneminden, sözsüz iletişim ve beden dili okumanın günlük iletişimimizde ne kadar etkili bir güç olduğundan bahsettim.
 
Eğitim bittiğinde Bilkent Üniversitesi’nden iki hoca yanıma gelip bilgimi paylaştığım için teşekkür ettiler. Aynı konuda konuşma yapmam için beni Bilkent Üniversitesi’ne davet edeceklerini söylediler. Anlattığım şeylerin, günümüzde son derece önemli ve öğrencilerin bu konuda erken yaşta bilgilendirilmelerinin ne kadar önemli olduğunu vurguladılar. Bende zevkle yapacağımı söyledim.
 
Günümüzde gençlere her şey öğretiliyor, ama liderlik becerileri öğretilmiyor.
Sınırsızca yaratıcı düşünmek, sorgulamak, risk almak, başarısız olmanın önemi konusunda dersler üniversitelerde maalesef verilmiyor. Bu boşluğu biz gönüllü iş adamları dolduruyoruz. En büyük erdem bu dünyadan giderken geride bir şeyler bırakmaktır.
 
O yüzden ben bıkmadan yazıyorum, seminer ve eğitim veriyorum. Bu beni mutlu ediyor, kendimi değerli hissetmemi sağlıyor. Elde edeceğiniz mutluluk, inanın paradan daha kıymetlidir. Para ile satın da alamazsınız.
 
Seminer sonunda “Satışın 10 Altın Kuralı” kitabıma büyük ilgi vardı. Öğrencilerin üçte biri kitabımı aldı. Öğrencilerden biri yanıma gelip : “Taner Hocam, kitabınızı almamın bana ne faydası olacak?” diye sordu. Biraz durdum. Ama sorusu ve samimiyeti hoşuma gitmişti. Hemen kendisine niye alması gerektiğini söyledim : “Hayatta başarı başarısızlıktan geçiyor, başarısız olmak tecrübeden, tecrübede hatalarımızdan, başarısızlıklardan oluşuyor.  Ama akıllı insanlar her şeyi deneyip, tecrübe edecek kadar zamanlarının olamayacağını çok iyi bilirler. Onlar en iyilerin tecrübelerinden, hatalarından, hayat hikayelerinden ders çıkarırlar, öğrenirler. Bu kitap da sana benim 25 sene yaşamış olduğum bilgi, tecrübelerimi, satış konusunda uygulamış olduğum taktik ve becerilerimi öğrenmeni sağlayacak.” Bunun üzerine kitabımı hemen aldı.
 
Akşam yemeğinde sahnede bir genç güzel bir gitar konseri verdi. Daha sonra o kişinin de öğrencilerden biri olduğunu  ( Bora) öğrendim. Ben profesyonel sanmıştım. Kendisiyle daha sonra yaptığım sohbet sırasında heyecanlanıp heyecanlanmadığını sordum. Bana “bu akşam heyecanlanmadım o yüzden iyi çalamadım. Beni ilk gece dinleseydiniz ne kadar iyi çaldığımı görürdünüz.” dedi. Bende kendisine on senedir eğitim ve seminer verdiğimi, ama her defasında çocuksu bir heyecan duyduğumu, bu duyguyu yaşamamın beni motive ettiğini ve daha iyi performans göstermem için itici bir güç olduğunu söyledim. Söylediklerimin çok hoşuna gittiğini fark ettim.
 
Bora, ertesi gün standımızda eşimle sohbet ediyordu. Eşime benim gibi enerjik birisiyle yaşamanın nasıl olduğunu söylüyordu. Sürekli herşeyi sorgulaması ne güzeldi. Eşimde kendisine “Taner yorucudur, ama beraber olmak oldukça keyifli ve eğlencelidir. Biz birbirimizi tamamlarız” dediğini duydum. Daha sonrasında bana ve eşime şu soruyu sordu: “Müzik konusunda kendimi geliştirmek için arkadaşlarım eğlenirken, ben evde tek başıma gitar çalarak zamanım büyük kısmını geçiriyorum. Kendimi bazen yalnız, hatta asosyal hissediyorum. Sizce bu normal mi?” diye sordu. Bende başarının ancak bir bedel karşılığında geldiğini, yaptığının çok normal olduğunu. Ancak belli bir dengede yapması gerektiğini söyledim. Yüzü gülüyordu. İnsanın yaptığının doğru olduğunu bilmesi ileri gitmesi için önemlidir.
 
Organizasyon mükemmeldi. Bizlerle tek tek ilgilenmişler, her türlü sorunumuz için canla başla koşturmuşlardı. Konuşmacıların seçimi çok başarılı idi. Ayrıca bir çok sponsor bulmuşlardı. Bu genç yaşlarında çok önemli bir projenin gönüllü olarak sorumluluğu almışlar, uykusuz, yorgun olmalarına rağmen yüzlerinden gün boyunca gülümsemeyi eksik etmemişlerdi. Son gün gelmişti, organizasyon komitesinden gelen öğrenciler bana sürekli lütfen bizi eleştirin, kusurlarımızı, eksiklerimizi bizi söyler misiniz diye ısrar ediyorlardı. Bu gençleri övmemek mümkün değil, çoğu erişkin eleştiriye tahammül edemezken, bu kadar başarılı bir organizasyonun ardından, bizi lütfen eleştirin demeleri, beni gelecek nesiller için son derece ümitlendirdi. Bu ne başarı hırsı!
 
Bir insan kaynakları dergisinin yapmış olduğu bir ankette Türkiye’de halen başarılı olmanın  liderliğe göre daha önemli olarak iş dünyasında değerlendirilmesi beni hem şaşırttı hem de üzdü.  Ülkemizin geleceği için kalıplar içinde düşünmeyen , risk alan, kendisini eleştirebilen, sorgulayan, yaratıcı, cesur  gençler yetiştirmeliyiz. Ülkemizin kültürü, gelenekleri, aile ve okul eğitimi, lider yetiştirmeye yönelik değildir.
 
Lider yerine uyum sağlaması beklenen, sınırlı düşünen, özgüvensiz, sürekli itaat etmesi beklenen, ancak sorulduğu zaman konuşan ve cevap vermesi gereken bir nesil yaratıyoruz. Bu nedenle ülkemizin aydınları, başarılı liderleri, başarılı yöneticileri, iş hayatında başarılı olmuş iş adamları, sizlere sesleniyorum. Gelin sizde zamanınızın bir kısmını gençlere bir şeyler öğretmek için harcayın. Gelin liderlik yapın. Ülkemizin hiç olmadığı kadar yeni liderlere ihtiyacı vardır. İnanın bilginiz, tecrübeniz, hatalarınız vereceğiniz paradan, sponsorluk katkısından çok daha değerlidir. Bunun en güzel örneğini Bülent Şenver’in kurmuş olduğu www.turklider.org sitesidir. Bülent bey şöyle söylüyor “ Bilginiz toprak olmasın.” Hiç zamanım yok diyorsanız, yazılarınızı bu site üzerinden gençlerle paylaşın.
 
Bu organizasyon boyunca tanıdığım Nagehan, Selmin, Selin,Bora  hepinizi ayrı ayrı tebrik ederim. Büyük bir iş çıkardınız, büyük liderlik örneği gösterdiniz. Hepinizi tebrik eder, candan kutlarım.
 
Sevgilerimle,
www.tanerozdes.com

“Necati Tekin” Bir Satışcı

5 Nisan 2008 Cumartesi Etiketler : satış pazarlama kişisel gelişim kariyer vizyon başarı hikayesi
Satışın 10 Altın Kuralı kitabımı okuyan ve bu konuda bana mesaj gönderen okuyucularımdan email almak beni çok memnun eder. Hepsine geri dönmeye gayret ederim. Hatta bazıları ile de tanışmak için bir araya gelirim. Geçenlerde Necati Tekin adlı bir okuyucumdan email aldım.
 
Necati bana kitabım için aşağıdaki teşekkür yazısını iletti, beni ve ailemi çalıştığı mekan Portaxe’e (www.portaxe.net) hafta sonu için bruncha davet etti.
 
Satışın 10 Altın kuralı gerçekten çok başarılı bir kitap. Elinize sağlık. Satış üzerine çalışanlara gerçek yolları gösteriyor. Bence Satışçının gerçek sermayesi olan müşteriye klişeleşmiş mal satma taktiklerini değil  onları gerçekten kazanmanın yolunu anlatmışsınız. Ben Baltalimanı Portaxe Banquet mekanının satış yetkililerinden biriyim. Sizin anlattığınız, müşteri değil dost kazanma sistemini zaten kullanıyordum fakat bir senelik satışçı olarak; rapport gibi, görsel işitsel müşteriler gibi bazı sistemleri sizin kitabınız aracılığı ile öğrendim. Bunları da hemen uygulamaya başladım zaten. Sizi ailenizle birlikte Portaxe’a Pazar brunch’ına davet etmek isterim. Faydalı kitabınız için çok teşekkür ederim.”
 
Bende kendisini geçtiğimiz pazar günü ziyaret etmeye karar verdim. Necati , Bilkent Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Ritz Carlton’da çalışmış, sonrasında Ziyafet Şefi olarak Portaxe’de kariyerine devam etme kararı vermiş.
 
Benim için ilk intiba çok önemlidir. Arabamı park ettiğimde, uzaktan Necati’yi gördüm. Kendisi firmanın sahibi gibi kapıda durarak müşterilere içten “hoş geldin” diyordu. Yanına gidip kendimi tanıttım. Bizim için deniz gören çok güzel bir masa ayırmıştı. Bir süre sonra kitabımla birlikte yanıma geldi.  Kitabımı birkaç kere okumuş, notlar almıştı. 28 yaşında, ama yaşina göre çok olgundu. . Tavırları olumlu, yaklaşımı içten ve samimi idi. Heyecanı olmasına rağmen rahat bir tavırla yanıma gelmesi ve benimle hemen sohbete başlaması cesurca geldi. Bu davranışları bizi ailece rahat hissettirmişti.
 
Türkiye’de birçok satışçı satış veya kişisel gelişim kitapları okumazlar. Her şeyi bildiklerini zannederek, kendilerini geliştirmeye gerek olmadığını düşünürler. Hayat bir tecrübedir, deneme ve yanılma yoluyla bir çok şey öğreniriz. Ancak, her şeyi deneyecek zamanımız yoktur. Çoğu zaman  diğer başarılı insanları taklit ederek, yazdıklarını okuyarak öğrenmeye çalışırız. Öğrenmenin başka yolu yoktur. Necati’ye hayat felsefemden ve değerlerimden bahsettim : “ Her sabah kalktığında bugün ne öğrenebilirim diye kendime sorarım. Amacım insanları sevmek ve yardımcı olmak, müşterilerime elimden gelenin en iyisini yapmak, kendilerini değerli hissetmelerini sağlamaktır. Böyle bir hayat felsefesi geliştirirsen, satış mesleğinde hiç yorulmaz, işini keyifle ve severek yaparsın.” dedim.
Her pazar günü D&R’a gidip, yeni çıkmış kitaplara göz atarım. Bir kısmına orada hızla göz gezdirir, çok beğendiğim kitapları da satın alırım. Bu haftada Napoleon Hill’in “Düşün ve Zengin Ol “ kitabını aldım. Kendisi dünyanın en başarılı insanlarının başarı sırlarını incelemiş.  Kitabın temelindeki fikir : “Düşünce, amaç, kararlılık ve ateşleyici arzu ile birleştiğinde sanıldığından da kuvvetli maddeler haline gelir. Yenilginin en yaygın nedenlerinden biri, geçici yenilgi nedeniyle umutsuzluğa düşüp vazgeçme alışkanlığıdır. Çoğu insanın yaptığı da budur. “
 
Napoleon Hill, kitabında satışla ilgili bölümünde ise, kitabın kahramanlarından Darby için : “Potansiyel müşteri bir şey almadan beni göndermek istediğinde, kendi kendime şöyle diyorum: Bu satışı yapmalıyım. Yaptığım bütün satışların büyük bir bölümü insanlar “HAYIR” dedikten sonradır.”
 
Necati, gördüğüm kadarı ile çok başarılı bir satışçıydı. Hırsı, öğrenmeye açık ve aç olması, işine tutkusu sebebiyle sürekli kendisini geliştirmek istiyordu. Hayatta hedefleri vardı. Yeni müşteriler ile tanışıyor, mevcut ve yeni müşterilerini mutlu etmek için elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret ediyordu.
 
Portaxe, Emirgan’da deniz kenarında her türlü kurumsal ve bireysel organizasyon yapmaya uygun bir mekan. Her türlü davetiniz için mekanı hayalinize ve isteğinize göre dekore ediyorsunuz.
 
Necati, çok güzel bir hikayesini bizlerle paylaştı.  Düğün sahibi düğünün yapılacağı gün çok önemli bir dünya kupası final maçının oynanacağını öğrenmiş. Necati’ye bu akşam kimse gelmez demiş. Necati’nin aklına süper bir fikir gelmiş. Mekanı dünya kupası finaline uygun hale getirmişler. Menüler, masalar, mekan tam maç havasına bürünmüş. Mükemmel bir akşam olmuş. Misafirler son derece memnun ayrılmışlar. Necati, sıcak, samimi tavrı ve yaratıcı fikirleri ile müşterilerinin hemen dikkatini çekiyor.
 
Necati mekanın kapasitesini dolu tutmak için sürekli yeni fikirler geliştiriyor. “Ben mekan değil, hayal satıyorum” diyor. Fiyatlar diğer benzeri (deniz kenarı) mekanlarına göre uygun olmasına rağmen, çok da ucuz değil. Bazı bireysel talepleri, mekanda rezervasyon yok ise, 10 gün öncesinden haber vermek şartıyla,  daha uygun fiyattan kiralıyor. Pazar günleri saat 2 ye kadar (kişi başı 25 YTL den) Brunch hizmeti veriyor.
 
Necati’nin ileride çok başarılı olacağı kesin. Bakış açısı, işine tutkusu, satış mesleğinde kendisini sürekli geliştirmeye çalışması… Bu konuda bende hiç bir şüphe bırakmıyor. “Günlük müşteri ziyaretlerimde kitabınızı okuduktan sonra ziyaret rotamı çok daha verimli hale getirdim” diyor. Her gün ziyaret yapmaya ve yeni müşteriler ile tanışmaya gayret ediyor.
 
Hem bu mekanı görmeniz, hem de Necati ile tanışmanız için bir pazar günü Portaxe’a bruncha gitmenizi tavsiye ederim.  
 
Sevgilerimle,
 
Sayfalar : [1] 2
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.