Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Yeni Yüzyılda liderlik üzerine

25 Nisan 2008 Cuma Etiketler : kariyer insan kaynaklari kişisel gelişim viyon kariyer güven motivasyon satış liderlik vizyon takım
Bu yazıyı şu anda uçakta yazıyorum. Uçakta yapacak çok şey vardır – bu zamanı değerlendirebilir ya da istirahat edersiniz, seçim sizin! Bana göre en önemlisi kendinizle olma lüksünüz vardır.  Kimse sizi rahatsız edemez. Dünyanın en kıymetli ve en lüks şeyine sahip olursunuz “düşünmeye ”.
 
Robins Sharma’nın “Mükemmelliğin Rehberi” kitabında uçakta ne kadar huzurlu olduğunu ve kendisi açısından en verimli zamanını bu uçuşlar esnasında geçirdiğini anlatıyordu. Bende çok zahmetli ve yorucu olmasına uçak seyahatlerini rağmen severim. Gündelik hayatımdan zaman ayıramadığım bir çok şeyi bana yapma fırsatı verir.Kendimle baş başa kalma, okuma, yazma, maillerimi temizleme gibi. Tabiî ki zamanınızı planlı kullanma beceriniz varsa, aksi takdirde zaman çok çabuk geçer hiç bir şey yapmadan uçaktan inersiniz, gerçek hayat gibi..
 
Hafta sonu Bilkent Üniversitesi’nin düzenlediği  MEC Business seminerlerine konuşmacı olarak davet edildim. 100 küsur Bilkent Üniversitesi öğrencisiyle birlikte olmak bana hem haz verdi, hem çok güzel bir deneyim yaşadım. Haftasonumu gençlerle olmak, onlara bir şeyler öğretmek, tecrübemi paylaşmak amacıyla feda etmeye karar verdim. Büyük Abant Oteli’nde yapılan toplantı için 2 günde 600 km araba kullandım. Ama değdi. Bir çok değerli görüş, deneyim, fikir, bakış açısı dinleme şansım oldu. En ilgimi çeken House Cafe’nin ortaklarının , Ferit ve Canan Balatacıoğlu’nun konuşmasıydı. 30 milyon dolara ulaşan cirosu, 9 tane şubesi ile hızlı ve emin adımlarla büyüyen bu zincirin sahiplerini dinlemek bana çok şey öğretti. House Cafe ortaklarından Canan Hanımla özel bir söyleşi yapacağım ve bloğumda sizlerle paylaşacağım.
 
Tüm konuşmacılarda gördüğün en önemli özellikler: özgüvenleri, işlerinden keyif almaları, hafta sonu olmasına rağmen hiç bir talepde bulunmadan kilometrelerce araba kullanmak suretiyle gençlere örnek olmak için istek duymaları, bir şeyler öğretmek arzularıydı. Bence liderlik içten gelen bir güdüdür. İnsanlar lider yapılmaz, lider olurlar. Bir insanı iyi bir yönetici yapabilirsiniz, ama kendisi istemedikçe,
iyi bir lider yapamazsınız.
 
Bilkent Üniversitesi’ne hiç gitme fırsatım olmadı, sadece Ankara’nın önde gelen işletme okullarından biri olduğunu biliyordum (öğrenciler bana Avrupa’nın önde gelen işletme üniversiteleri ararsında olduğundan bahsettiler. Bu konuda elinizde somut bilgi varsa, benimle paylaşırsanız sevinirim). 
 
Sabah saat 10:00’daki seminerime öğrenciler sadece üç saatlik uykuyla katılmışlardı. Bizim zamanımızda böyle eğitim, seminer vb öğretici şeyler yoktu. Internet olmadığı gibi, kişisel gelişim kitaplarının sayısı bile oldukça azdı. İş adamları tecrübelerini sır gibi saklarlardı. Şimdi bilgi ve tecrübeye Internet, TV , CD, DVD, kitap ve dergiler sayesinde hemen ulaşabiliyorsunuz. Bilgi güçtür. Ama başarılı olmanız için yeterli değildir.
 
Bana göre çağımızda başarılı olmanın yolu iki şeyden geçiyor : cesaret (risk alma) , yaratıcılık (herkesten farklı bakı, görüş ve hissetme). Bunları sergilemek için liderlik becerisine sahip olmalısınız. Seminerde gençlere verdiğim mesaj : “sorgulayın, düşünün ve başarılı olmak için, iki kat daha başarısız olmayı göze alın” dedim. 
 
Bunun dışında kendilerine etkili ve aktif dinlemenin öneminden, sözsüz iletişim ve beden dili okumanın günlük iletişimimizde ne kadar etkili bir güç olduğundan bahsettim.
 
Eğitim bittiğinde Bilkent Üniversitesi’nden iki hoca yanıma gelip bilgimi paylaştığım için teşekkür ettiler. Aynı konuda konuşma yapmam için beni Bilkent Üniversitesi’ne davet edeceklerini söylediler. Anlattığım şeylerin, günümüzde son derece önemli ve öğrencilerin bu konuda erken yaşta bilgilendirilmelerinin ne kadar önemli olduğunu vurguladılar. Bende zevkle yapacağımı söyledim.
 
Günümüzde gençlere her şey öğretiliyor, ama liderlik becerileri öğretilmiyor.
Sınırsızca yaratıcı düşünmek, sorgulamak, risk almak, başarısız olmanın önemi konusunda dersler üniversitelerde maalesef verilmiyor. Bu boşluğu biz gönüllü iş adamları dolduruyoruz. En büyük erdem bu dünyadan giderken geride bir şeyler bırakmaktır.
 
O yüzden ben bıkmadan yazıyorum, seminer ve eğitim veriyorum. Bu beni mutlu ediyor, kendimi değerli hissetmemi sağlıyor. Elde edeceğiniz mutluluk, inanın paradan daha kıymetlidir. Para ile satın da alamazsınız.
 
Seminer sonunda “Satışın 10 Altın Kuralı” kitabıma büyük ilgi vardı. Öğrencilerin üçte biri kitabımı aldı. Öğrencilerden biri yanıma gelip : “Taner Hocam, kitabınızı almamın bana ne faydası olacak?” diye sordu. Biraz durdum. Ama sorusu ve samimiyeti hoşuma gitmişti. Hemen kendisine niye alması gerektiğini söyledim : “Hayatta başarı başarısızlıktan geçiyor, başarısız olmak tecrübeden, tecrübede hatalarımızdan, başarısızlıklardan oluşuyor.  Ama akıllı insanlar her şeyi deneyip, tecrübe edecek kadar zamanlarının olamayacağını çok iyi bilirler. Onlar en iyilerin tecrübelerinden, hatalarından, hayat hikayelerinden ders çıkarırlar, öğrenirler. Bu kitap da sana benim 25 sene yaşamış olduğum bilgi, tecrübelerimi, satış konusunda uygulamış olduğum taktik ve becerilerimi öğrenmeni sağlayacak.” Bunun üzerine kitabımı hemen aldı.
 
Akşam yemeğinde sahnede bir genç güzel bir gitar konseri verdi. Daha sonra o kişinin de öğrencilerden biri olduğunu  ( Bora) öğrendim. Ben profesyonel sanmıştım. Kendisiyle daha sonra yaptığım sohbet sırasında heyecanlanıp heyecanlanmadığını sordum. Bana “bu akşam heyecanlanmadım o yüzden iyi çalamadım. Beni ilk gece dinleseydiniz ne kadar iyi çaldığımı görürdünüz.” dedi. Bende kendisine on senedir eğitim ve seminer verdiğimi, ama her defasında çocuksu bir heyecan duyduğumu, bu duyguyu yaşamamın beni motive ettiğini ve daha iyi performans göstermem için itici bir güç olduğunu söyledim. Söylediklerimin çok hoşuna gittiğini fark ettim.
 
Bora, ertesi gün standımızda eşimle sohbet ediyordu. Eşime benim gibi enerjik birisiyle yaşamanın nasıl olduğunu söylüyordu. Sürekli herşeyi sorgulaması ne güzeldi. Eşimde kendisine “Taner yorucudur, ama beraber olmak oldukça keyifli ve eğlencelidir. Biz birbirimizi tamamlarız” dediğini duydum. Daha sonrasında bana ve eşime şu soruyu sordu: “Müzik konusunda kendimi geliştirmek için arkadaşlarım eğlenirken, ben evde tek başıma gitar çalarak zamanım büyük kısmını geçiriyorum. Kendimi bazen yalnız, hatta asosyal hissediyorum. Sizce bu normal mi?” diye sordu. Bende başarının ancak bir bedel karşılığında geldiğini, yaptığının çok normal olduğunu. Ancak belli bir dengede yapması gerektiğini söyledim. Yüzü gülüyordu. İnsanın yaptığının doğru olduğunu bilmesi ileri gitmesi için önemlidir.
 
Organizasyon mükemmeldi. Bizlerle tek tek ilgilenmişler, her türlü sorunumuz için canla başla koşturmuşlardı. Konuşmacıların seçimi çok başarılı idi. Ayrıca bir çok sponsor bulmuşlardı. Bu genç yaşlarında çok önemli bir projenin gönüllü olarak sorumluluğu almışlar, uykusuz, yorgun olmalarına rağmen yüzlerinden gün boyunca gülümsemeyi eksik etmemişlerdi. Son gün gelmişti, organizasyon komitesinden gelen öğrenciler bana sürekli lütfen bizi eleştirin, kusurlarımızı, eksiklerimizi bizi söyler misiniz diye ısrar ediyorlardı. Bu gençleri övmemek mümkün değil, çoğu erişkin eleştiriye tahammül edemezken, bu kadar başarılı bir organizasyonun ardından, bizi lütfen eleştirin demeleri, beni gelecek nesiller için son derece ümitlendirdi. Bu ne başarı hırsı!
 
Bir insan kaynakları dergisinin yapmış olduğu bir ankette Türkiye’de halen başarılı olmanın  liderliğe göre daha önemli olarak iş dünyasında değerlendirilmesi beni hem şaşırttı hem de üzdü.  Ülkemizin geleceği için kalıplar içinde düşünmeyen , risk alan, kendisini eleştirebilen, sorgulayan, yaratıcı, cesur  gençler yetiştirmeliyiz. Ülkemizin kültürü, gelenekleri, aile ve okul eğitimi, lider yetiştirmeye yönelik değildir.
 
Lider yerine uyum sağlaması beklenen, sınırlı düşünen, özgüvensiz, sürekli itaat etmesi beklenen, ancak sorulduğu zaman konuşan ve cevap vermesi gereken bir nesil yaratıyoruz. Bu nedenle ülkemizin aydınları, başarılı liderleri, başarılı yöneticileri, iş hayatında başarılı olmuş iş adamları, sizlere sesleniyorum. Gelin sizde zamanınızın bir kısmını gençlere bir şeyler öğretmek için harcayın. Gelin liderlik yapın. Ülkemizin hiç olmadığı kadar yeni liderlere ihtiyacı vardır. İnanın bilginiz, tecrübeniz, hatalarınız vereceğiniz paradan, sponsorluk katkısından çok daha değerlidir. Bunun en güzel örneğini Bülent Şenver’in kurmuş olduğu www.turklider.org sitesidir. Bülent bey şöyle söylüyor “ Bilginiz toprak olmasın.” Hiç zamanım yok diyorsanız, yazılarınızı bu site üzerinden gençlerle paylaşın.
 
Bu organizasyon boyunca tanıdığım Nagehan, Selmin, Selin,Bora  hepinizi ayrı ayrı tebrik ederim. Büyük bir iş çıkardınız, büyük liderlik örneği gösterdiniz. Hepinizi tebrik eder, candan kutlarım.
 
Sevgilerimle,
www.tanerozdes.com

Takım ruhu nasil yaratilir?

25 Mart 2008 Salı Etiketler : takım yönetim motivasyon kişisel gelişim
İş hayatının kuralları hızla değişiyor. Rekabet artıyor ve zaman herkese dar geliyor. Başarının sırrı takım ruhu ve ekip olarak çalışma da yatıyor. Bireysel başarılar artık şirketleri ileri taşımıyor. Satış, bu konuda verilmesi gereken en güzel örnek. Bir örnek verecek olursam: Şirketimizde birçok işi kazanmamızın veya kaybetmemizin sebebi, diğer departmanların müşteriye gösterdiği ilgi, alaka ve performans ile eş orantılı. Satış departmanında çalışan kişiler prim ile ödüllendirilir. Diğer departmanlarda bu uygulamanın olmaması sebebiyle, büyük haksızlık ortaya çıkar. Burada çalışan kişiler bu nedenle satış departmanı kadar her zaman gayretli ve istekli olamazlar!
Takım ruhu yaratmak istiyorsanız, şirketinizdeki herkese hedef, ödüllendirme ve cezalandırma konusunda eşit davranmalısınız.
 
Takım ruhu nasıl yaratılır? Takım ruhu nasıl oluşturulur? Bunun formülü var mı?
 
Bunu başımdan geçen güzel bir öykü ile anlatmak istiyorum:
 
Pazar günümü farklı bir şekilde geçirmeye karar verdim. Sevgili dostum Murat Kaan Güneri, IT sektöründe 3 yıldır tenis turnuvaları düzenleyerek, sektörde hem sosyalleşmeyi, hem de hepimizde farklı bir heyecan yaratmayı başarıyor. Bu konudaki başarısını bir yelkencilik grubu kurarak, bir defa daha organizasyon ve liderlik konusunda ne kadar başarılı bir girişimci olduğunu hepimize gösterdi.
 
Bu grubun ilk davetine gidememiştim, ama geçen hafta gitmeye karar verdim. Pazar sabahı saat 10.00’da hepimiz Fenerbahçe Marina’da buluştuk. Toplam 11 kişi idik. Murat dışındaki kişilerin bir kısmını az tanıyor, bazılarını ise hiç tanımıyordum. Aramızda farklı sektörden olanlarda vardı. Önemli nokta şuydu; Pazar gününde herkes yatağında mışıl mışıl uyurken, biz sabah 8’de kalkmış, soğuk bir İstanbul sabahı tüm pazar günümüzü tanımadığımız veya az tanıdığımız kişilerle geçirmeye karar vermiştik. Biz istemiştik, kendi kararımızdı. Saat 9.50’de otoparka arabamı park ettikten sonra Murat ve diğer grubun üyelerini gördüm. Herkes güler yüzlü, neşeli bir şekilde bana günaydın dedi. Kendimi çok iyi hissettim. Ne doğru karar verdiğimi düşündüm.
 
Ben bu gruba neden katılmıştım? Yelkenden anlamam, bu sayede öğrenirim diye düşündüm. Bir yerden başlamak lazım.  Ama benim için en önemli faktör daha önce tanıştığım kişilerle biraz daha yakınlaşmak, tanımak, yeni kişilerle de tanışmaktı. Ortak noktamız (bana göre) , hepimizin hayata bakışının aşağı yukarı aynı olması, hepimizin hedeflerinin ve hayallerinin olması, gelişmeye ve öğrenmeye açık olmamız, 40 küsur yaşımıza rağmen hayattan keyif ve zevk alabilmemizdi. İnsanları ve sporu sevmemiz, yaşamayı sevmemiz idi.
 
Yelkenin sahibi Güven, 50 yaşına gelmesine rağmen, halen fit, enerjik, öğretme konusunda istekli, arzulu ve sabırlı bir arkadaşımızdı. Bize bir şey öğretirken gözlerinin içi parlıyordu. Yelken konusunda çok değerli bilgileri bizimle sabırla paylaştı. Herkes bilgisine, becerisine, isteğine (en önemlisi cesaretine) göre bazı görevler aldı. Bir kısmımız çay yaptık, bir kısmımız yelkenleri açtık, topladık. Dümene geçtik. Düğüm atmasını öğrendik. Tuvaletleri temizledik Bunları gönüllü yaptık. Aramızda ara sıra tembellik yapan, gazete okuyan kişilere tatlıca takıldık.
 
En komiğime giden şey; düğüm atmaktı. — ne kadar zormuş. Yelkencilik konusunda öğrenmeniz gereken en önemli şeylerin başında düğüm atmasını bilmek geliyormuş
 
Bu paylaşım, karşılıklı güven grupta doğal olarak bir takım ruhu oluşturdu. Biz artık bir takımdık.
 
Takım olmak ne demek?
 
Takım olmak demek; kişilerin kendi istekleri, arzuları ile aynı hedef için mücadele ederek, birbirlerine güven duyarak, karşılık beklemeden dayanışma içinde yardımlaşmasıdır. Kişilerin karakterleri, olgunlukları, yaşam tarzları, hayata bakışları bu ruhun oluşmasını kolaylaştırır! Ekibin doğru kişilerden oluşturulması başarının %80’idir!
 
Yolculuk boyunca sosyal ve iş konuları tartışıldı, tatlı dedikodular yapıldı, birbirimize takıldık, güldük, şakalaştık. Sekiz saat nasıl geçti anlamadım.
 
Günün sonunda biz artık takımdık. Bu duygu hepimizde oluştu. Ve bunu sadece 8 saat gibi kısa sürede gerçekleştirdik!
 
Şirketler takım ruhunu bırakın 8 saatte, 8 senede oluşturamazlar. “Takım olun” dendiği zaman, takım olunmaz.
 
Takım olmak için ne gereklidir?
 
Öncelikle takımı oluşturan bireylerin ortak değerlere, kültüre, hayat bakışına, yaşam tarzına, eğitime, görgüye sahip olması çok önemlidir.
 
Takımı oluşturan bireylerin öncelikle kendilerinin ortak hedefleri konusunda istekleri ve inançları olması gerekir. Kendi kendine motive edebilmelidirler.
 
Ekipte muhakkak bir veya birden fazla lidere ihtiyaç vardır. Ne kadar sosyal bir faaliyet de olsa, Murat Kaan ve Güven, mükemmel doğal liderlik örneği sergilemiş, güven ve dayanışma ortamı sağlamışlardır.
 
Hedefin herkes tarafından benimsenmesi ve bu konuda herkesin üzerine düşen görevi, dayanışma ile içten bir şekilde yerine getirmesi gerekir. Kişilerin o niye yapmıyor ki, ben niye her şeyi yapıyorum, bu büyük haksızlık gibi olumsuz düşünceleri kafasından geçirmemeleri gerekir.
 
En önemlisi, elde edilecek ödül, zevk, menfaat, kar, kazanç vb, takım üyeleri arasında eşit dağıtılmasıdır. Takım üyelerinin bu konuda en ufak bir tereddüt ve güvensizlik yaşamaması gerekir.
 
Bu güzel organizasyon için sevgili Murat’a ve yelkencilik konusunda değerli bilgilerini en ince detayına kadar bizlerle paylaşan Güven’e huzurunuzda teşekkür ederim. Amacımız takım olmak değildi, bu bir takım çalışması da değildi. Ama biz bu yolculuğun sonunda takım olmuştuk.
 
Takım oluşturma konusunda ne yapmalıyım diye düşünen bir şirket yöneticisi iseniz, bir teknenin içinde ekibinizle bir gün geçirmenizi tavsiye ederim.
 
Sevgilerimle,
www.tanerozdes.com
 
Sayfalar : [1] 2 3 4
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.