Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Hillside Su’dan işletme dersi

8 Eylül 2008 Pazartesi Etiketler : hillside su pazarlama turizm geliştirme pazarlama vizyonu
Türkiye’de gelişen turizm tatil yapmayı planlayanlara  o kadar çok seçenek sunuyor ki, karar vermenin eskisine göre çok daha zor olduğunu düşünüyorum. Önemli olan ne istetiğinizi bilmeniz. Tatilde olduktan sonra nereye gittiğinizin ne önemi var diyebilirsiniz. Önemli olan kısmın sadece dinlenmek olduğunu düşünebilirsiniz,yatak ve kumsal olsun, yemekler de güzelse gerisi hiç önemli olmayabilir..
 
Yoğun tempolu iş hayatında performansımızı artırmak, verimli olabilmek, ve enerjimizi şarj etmek için yılda en az iki kere tatil yapmamız ruhsal, zihinsel ve duygusal bütünlüğümüz için şart. O nedenle tatilinizi veya hafta sonunuzu nasıl geçirdiğiniz, iş ve sosyal yaşamımızdaki dengenin iş ve hayat başarımıza katkısı hergün daha önem kazanmaktadır.
 
Çocukluğumda yaz tatilleri için en popüler tatil yerleri Bodrum, Marmaris, Kuşadası ve gelir durumunuz iyi ise Club Med zincirleri (özelikle Antalya Kemer) vardı. Spor yapmayı seviyorsanız, sosyalleşmek istiyorsanız, lisanınızı geliştirmek, akşamları da doyasıya eğlenmek , showları seyretmek isterseniz, Club Med ilk tercihlerinizden oluyordu..
Mavi yolculuk o günde, bugün de popüllerliğini yitirmedi. Son zamanlarda Yunan adalarına yapılan tekne seyahetleri revaçta. Denizlerin kirlenmesi, koyların özellikle hafta sonları aşırı kalabalıklığı, beni Mavi yolculuktan soğuttu. Diğer yandan , Türkiye’nin her yerindeki butik oteller özelikle sakin tatil geçirmek isteyenlerin yeni tercihi oldu.
 
Benim Hillside Fethiye’den sonra en favori yazın ve kışın hafta sonu kısa bir tatil ve yaza hoşgeldin otelim Hillside Su. Antalya’nın merkezindeki bu beyaz cennetin, Hillside’ın mükemmel işletme konsepti ile vazgeçilmez bir tatil yeri olduğunu düşünüyorum.
Tatilden ne bekliyorsunuz, öncelikle buna karar verin. Sonrasında birlikte tatile gittiğiniz kişilerin tercihi tatil konusunda karar vermenize yardımcı olacaktır. İnsanlar ne istediklerini bilmedikten sonra, nereye giderlerse gitsinler mutsuz olacaklar ve geçirdikleri tatil, ihtiyaçlarını karşılamayacaktır.
 
19 Mayıs tatilini bu sene ailemle ve kardeşimle Hillside Su’da geçirmeye karar verdik. Eniştem tatil konusunda çok seçicidir. 9 yaşındaki yeğenim de bizimle birlikte gelecekti. Onları bu mekana götürmeye ikna etmem için iki güzel neden vardı; deniz, tenis, mükemmel bir ortam ve Hillside Su yanındaki belki Balkanların en ihtişamlı Su parkı Aquapark, özellikle çocukları olanlar için ideal.
Tek insanı düşündüren otelin şehrin göbeğinde olmasıydı. Antalya belediyesinin düzenlemesi ile Antalya şehrin içinde mükemmel bir sahil bölgesine sahip oldu.
 
Hillside Su’dan içeri girdiğinizde klasik resepsiyon alanı karşınıza çıkmaz. Her tarafı bembeyaz koltuklar ve aynalarla kaplı geniş bir alan çıkar. Sanki büyük bir gece klübüne gelmiş gibi kendinizi enerjik hissedersiniz, sağ ve sol tarafta ise bar ve restoran vardır. Resepsiyon içeri girdiğinizde sağınızdaki koridordan geçtikten sonra karşınıza gelir. Bizi rezervasyonlarımızı organize eden Funda Hanım karşıladı. Tüm personelin yüzünde kocaman bir gülümse hemen sizi tatil havasına sokmaya yeter. Sırada beklerken size ikram eden kokteyleri içersiniz. Valiziniz direkt odanıza gönderilir. Funda bizi hemen bara davet etti. Hillside’ın çok uzun zamandır müşterisi olmam sebebiyle benimle özel olarak ilgilendi. Odamızı da bir üst odaya yükseltmişlerdi. Benim için güzel bir jestti.. J
 
Barda içkilerimizi yudumlarken gözüme orada teşhir edilen gözlükler çarptı.
Bunlar ne diye sorduğumda bu gözlüklüklerin yakını görmekte zorlanan müşterilerin gazetelerini rahat okumaları için orada bulundurduklarını öğrendim.Tek kelime ile bence mükemmel bir fikir. Bana da bir tane hediye ettiler.Aslında itiraf etmeliyim ki uzun zamandır almak istiyordum! Funda ve bardaki personelle ile hoş sohbetten sonra  odalarımıza geçtik. Odalar bembeyaz, her yer ayna ile kaplı. Balkonda ayrı bir beyaz yatak. Buradan direkt denize bakıyorsunuz. Odalarda her türlü konfor dışında, oda içindeki renkler ve balkonlar üç çeşit renk ile akşamları ışıklanıdırılıyor. Odada herşey var, tatile çıkarken yanınıza ne almayı unutursanız unutun, odalarda bulabiliyorsunuz. Yastık menüsü bile var. Hanımlar için ise iyi haber, odadaki aynalar sizi olduğunuzdan zayıf gösteriyor. Yatakların üzerinde güller ile kalp resmi çizilmiş. Hillside Leisure grubu CEO’sun ve otel genel müdürünün kartviziti yatağınızın kenarına bırakılmış. Oda görevlisinin de. Şarap ve meyva tabağı özel konuklara sunulanlar arasında..Odada akvaryum bile var.. Bakmak insana huzur veriyor.
 
Hillside Su da mimar Eren Talu tarafından mükemmel dizayn edilmiş. Otelin önündeki havuz yine beyaz minderle çevrelenmiş, havuzda yüzerken denizi görebiliyorsunuz. Her türlü olanağa sahip bir spor salonu, kapalı havuz , tam teşkilatlı bir SPA var. Otelin hemen önünden Antalya belediyesi tarafından Hillside’a tahsis edilmiş sahile geçiyorsunuz. Antalya’nın içinde denize mi girilir diye düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Deniz suyu çok temiz ve saat 12 ye kadar dalgasiz. Sahildeki barda sürekli müzik çalıyor, su sporları , futbol, tenis ve voleybol sahası var. Bunun dışında sürekli aktiviteler mevcut. Oda anahtarınızla hemen yandaki Aqupark’a geçiyorsunuz. Çocuklarım ve ben saatlerce bu Su parkının keyfini çıkarıyoruz. 45 yaşında olmama rağmen çocuk gibi eğlenmek buna denir.  
 
Havuzun kenarında yine beyaz minderler var, etrafta yine aynalar.. Kendinizi sürekli seyretme şansıJ Arzu ederseniz çimlerin üzerinde de puf minderlere uzanabilirsiniz. Keyif keyif ve sürekli mükemmel bir hizmet. Hillside Su, Hillside Fethiye gibi Hillside’ın mükemmel hizmet ( müşteriyi şımart) felsefesi ile yönetiliyor. Otel müdürü oteli sürekli gezerek yönetiyor.
 
Otelin hemen kenarında öğlen yemeğinizi yiyebilirsiniz. Şansa Edip İlkbahar ( Hillside Leisure CEO’su) da tatilini burada geçiriyordu. Eşini gördüm ve yanına gittim.  Sohbet etmeye başladık.Oğluna döndü “ Bak dedi, bu gördüğün amca babandan daha fazla Hillside’lı” dedi..Gerçekten benim için Hillside’sız bir hayat düşünülemez. Hem sürekli öğreniyorum, hemde vizyonumu genişletiyorum. Otelden çıkışlarda her zaman anket formu doldurturlar ve bu ankette “Dünyada daha fazla beğendiğiniz bir otel var mı?” diye tüm Hillside otellerinde konaklayan müşterilere sorulur. Bunu öğrenmelerindeki amaçları müşteriye sürekli daha iyisini sunmayı istemeklerinden kaynaklanmaktadır…
 
Havuzda konuklara ıslak havlu, akşamüstü simit ve çay ikram ediliyor, güneş batışını izlerken arzu ederseniz sahildeki barda happy hour’a ( indirimli içki saatleri) katılabilir, güneş batımında içkinizi yudumlayabilirsiniz.. Sonra spor, masaj veya balkonunuzdan bembeyaz minderlerden denizi seyredebilirsiniz. Huzur ve keyif tüm bedeninizi kaplar. Bu hizmetlerin karşılığında diğer otellerle kıyaslandığında fiyatları ise oldukça makul..
 
Akşam yemeği için iki alternatifiniz var; Alakart veya Sushi yiyebilir veya açık büfe de akşam yemeğine katılabilirsiniz. Restoran olarak kullanılan mekanın rengi kırmızı ile döşenmiş. Her yerde yine aynalar vardır. Hillside’larda daha önce yemek yemediyseniz sunulan çeşit karşısında şaşırabilirsiniz. Bu kadar çeşit yemek , organik, diyet, balık, et , tavuk, sebze … yok yok.. Lezzetleri kusursuz. Hillside’da tek sevmediğim şey, her seyahatte ne kadar hareket ederseniz edin, bir veya iki kilo almaktan kurtulamazsınız.
 
19 Mayıs sebebiyle, çok ünlü bir DJ Hollanda’dan getirilmişti. Sabahın erken saatlerine kadar parti vardı. Hillside’da 3 gün için mükemmel bir tatil geçirdik. Yaz tam gelmeden, yine enerji depolayarak İstanbul’a döndük. Eylül’de tekrar Hillside Fethiye’ye gitmeyi planlıyorum. Bu sefer kışa hazırlık olması için…
Bu kış, iş hayatı değişen piyasa koşulları nedeni ile  oldukça zorlu geçeceğe benziyor..
 
Bu seyahat sonrasında Çeşme seyahatinde Alaçatı’da çok ünlü olan başka bir otelde (S……) kaldık. Otel olarak ortalamanın üstünde, yeri Alaçatı denize sıfır, manzara süper. Ama servisinin çok kötü olduğunu gördüm. Fiyat olarak Hillside Su ile aynı seviyede olmasına rağmen bu otelde hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim..Hizmet kalitesinin önemini bu iki oteli kıyasladığınızda hemen anlıyorsunuz. Garsonların ve hizmetlilerin davranışları, servis kalitesi, müşteriye verdikleri önem gerçekten otelden çok daha öne çıkan önemli unsurlardır. Rüzgar bahane edilerek bu otelde deniz kenarına servis yapılmıyor. Hemen yandaki Alaçatı Resort’un plajında ertesi gün vaktimizi geçirmeye karar verdik. 40 odalık bir butik otel olmasına rağmen gerçekten diğer otelden sonra bize cennet gibi geldi. Kumsaldaki sandalyeler için kişibaşı bir ücret almalarına rağmen bu parayı vermemize değdini düşündük. Ama bu mekanları Hillside servis ve hizmet kalitesi ile karşılaştırdığımızda Hillside Fethiye’ye 15 kere, Hillside Su’ya 8 kere gitmemin ne kadar doğru bir karar olduğunu görebiliyorum.

 

Tüm Hillside Su ekibine konukseverliği ve mükemmel hizmet kalitesi için binlerce teşekkür.

Gelecek sene ilk tatilimi sizce nerede geçireceğim?
 
Sevgilerimle,
 
 
 

Müşteri Her Zaman Haklıdır

12 Haziran 2008 Perşembe Etiketler : müşteri servis pazarlama satış thy hizmet sektörü
Bu yazımı bir iş seyahatim sebebiyle Ankara’ya uçarken yazıyorum. Ama bu farklı bir uçuş. İki müşterinin koltuk krizi yüzünden tam bir saat rötarla kalkabildik. İlk defa başıma geliyor, hem de Türk Hava Yolları’nda. THY personeli krizi iyi yönetemediler. Tam bir saat gecikme ile kalktık ve zamanında müdahale edemedikleri için diğer yolcularda gecikme sebebiyle birbirlerine bağırıp çağırmaya başladılar.
 
THY personeli kendilerine göre son derece başarılı idi, çağırmış olduğum başhostese sakince sordum:  “Siz THY’larının bu olayda bu krizi başarı ile yönettiklerine inanıyor musunuz?” Cevabı evet oldu. “Bu süreyi kısaltma imkanınız yok muydu? Ben sonuç olarak yolcuyum ve benim için başarı, olayı halletmenizden çok, kısa sürede müdahale etmenizdir ”dedim. Beni anlayamadığı bakışlarından besbelli idi. Çünkü müşterinin bakış açısını anlaması öğretilmemişti. Dünyaya iki türlü bakabilirsiniz; ben her zaman haklıyım veya karşımdaki kişiyi en iyi nasıl anlayabilirim ( hizmet edebilirim). Hiçbirini bilmiyorsanız, o zaman empati gösterin en azından.
 
Yolcuların 50 dakika bir uçak yolculuğu için 1 saat beklemek zorunda kalmaları nasıl başarı ise! Peki sorun neydi: İki yolcu arasındaki koltuk savaşı.  Koltuk savaşı sonunda uzun tartışmalardan sonra kavgayı başlatan kişi uçaktan prosedür gereği indirildi. Yanında 10 kişiye yakın kişi –sanırım ailesi ve akrabaları da – indiler. Bu Sonuç olarak olan yolculara oldu. Çoğu randevusuna yetişemedi, toplantısını kaçırdı, ihaleye katılamadı ve bütün programları bozuldu. Ama THY haklı idi! Yolculara bu kadar çile çektirdikten sonra, sadece özür dilemek yerine, başka bir jest yapılamamaz mıydı?
 
Türkiye’nin önde gelen restoranlarında ( bunlar genelde popüler olan mekanlardır) öğlen yemeklerinde hep problem yaşarsınız. Zamanınız sadece bir saattir. Garsonlar öğle yemeği servisinin, akşam yemeği servisinden çok farklı bir konsept olduğunu anlamazlar, çünkü bu konuda eğitilmemişlerdir. Astoria içinde “Kitchenette” yeni açıldığında büyük bir heyecanla ilk gidenler arasındaydım. Kanyon Kitchenette’de öğlen yemeklerinde yer bulmanız için herkesten önce gitmeniz lazım (rezervasyon kabul etmezler). Benim ofisime çok yakın olmaması sebebiyle, çok istememe rağmen buraya sıkça gidemiyordum. Hemen yanımızda yeni yerleri açılınca, çok sevinmiştim. Zahmetsiz öğlenleri gidebilecektim.
 
İlk gidişimde müşterimle öğle yemeği yedikten sonra, kahve siparişi verdik. 30 dakika geçmesine rağmen, kahve gelmedi. Bu kadar sürede yemek yemiştik. Misafirim zamanı olmadığı için ayrılmak zorunda kaldı. Ben hırs yaptım ve bekledim. Tam tamına 40 dakika geçti. Garsonu çağırdım. Niye bu kadar geciktiğini sordum. Önce yoğunuz dedi, sonra mesafenin uzak oluşundan bahsetti, çok sıkıştırınca 400 kişilik mekanda sadece tek kahve makinesi olduğunu, ikincisini sipariş ettiklerini söyledi. Bende açıkçası sinirlendim ama belli etmedim.
Garsonu çağırdım ve benden kahvenin parasını almamalarını, hatta bir şey ikram etmeleri gerektiğini söyledim. Bunu müdürüme sormam lazım dedi.
 
Bir süre sonra garson gelip ve müdürü ile konuştuğunu ve bana çay ikram edebileceğini söyledi. “Ben çay istemiyorum ki. Lütfen müdürünüzü çağırır mısınız” dedim. Müdürü geldi ve kendisi garsona, bana çay ve yanında tatlı ikram etmesini söylediğini söyledi. Bende garsonun bana bu şekilde söylemediğini söyledim. Özür diledi, ama iş işten geçmişti. Kendisine şöyle bir tavsiyede bulundum: Kahve servisi konusunda aksaklığın sipariş etmek isteyen müşterilere bu konuda bekleme süresinin uzun süreceğini belirterek inisiyatifi onlara bırakmaları gerektiğini söyledim. “ İyi fikir “ dedi.
 
Sonraki günlerde gittiğimde kahve servis süresinin yeni kahve makinesinin alınması ile hızlandığını gördüm. Kitchenette Astoria 400 kişilik kapasitesi olan, ağırlıklı olarak öğle yemeği servis edilen bir mekan. Mutfak ve masaların birbirinden uzak olması servis süresini uzatıyor. O nedenle hiçbir zaman mükemmel hızlı bir hizmet beklemeyin. Bu beklenti ile giderseniz, ortamdan ve yemeklerden keyif alırsınız. Ben ayda minimum 3 kere Kitchenette’de yemek yerim.Bunu yazmamın sebebi bu tür mekanların yoğun iş yapmalarına bakmadan gerekli önlemleri en kısa zamanda almalarını ve müşteri gözüyle bakmalarını sağlamak.
 
Bu konuda başarılı bir örnek; Akaretlerde W Otelinin içinde açılan Spice Market. Açıldıktan birkaç gün sonra bir cumartesi akşamı yemeğe gittik. Tıklım tıklım doluydu. Açılalı kısa bir süre olmasına rağmen, hiç bir aksaklık görmedim. New York’dan bir ekip gelmişti. Bu ekip sürekli dünyanın her yerinde açılan Spice Marketleri geziyorlar, personeli eğitiyorlar, en az 1 ay süre yeni açılan mekanda aksaklıkların minimum olması için uğraşıyorlar ve standartları oturtuyorlar. Mekan tam anlamı ile hazır olana kadar açılmıyor. Türkiye’de hızla büyüyen restoran ve kahve zincirleri bence örnek almalılar.
 
Şirketler bugün müşterimizi nasıl sadık yapabiliriz diye bir çok strateji üretmeye çalışıyorlar. Bunu başarmanın en temel yolu müşteri her zaman haklıdır bakış açısını tüm çalışanlara kazandırılmasıdır. Önemli olan müşteriye samimi olarak yaklaşmak, gerektiğinde özür dilemek, müşterinin tavsiyesi için teşekkür edebilmek, şikayetinin en üst seviyeye iletileceğini söylemek, gerektiğinde (restoranlar için) yandaki marketten müşterinin istediğini alıp getirmek. Servis sektöründe başarı bunları gerektiriyor. Günümüzün acımasız rekabet şartlarında eğitim verdiğim şirketlere hep şunu tavsiye ediyorum: Müşterinizi gerektiğinde şımartın veya şaşırtın ! Müşteri sadakatı ancak bu şekilde sağlanır.
 
Müesseselerde maaşı ödeten, işin devamlılığını sağlayan müşteridir. Müşteri bir nevi  “Patron” demektir. O zaman müşteriye de patronunuza nasıl davranıyorsanız, öyle davranmanız gerekir. Bu davranış, tutum ve yaklaşım sadece ve sadece sizin daha başarılı olmanızı sağlar.
 
Sevgilerimle,

Tanıştığım İkinci Başarılı İş Kadını: Canan Baltacıoğlu

6 Haziran 2008 Cuma Etiketler : başarı kariyer liderlik azim kariyer satış pazarlama hayat dersi
Bilkent Üniversitesi’nin davetlisi olarak bir hafta sonu seminer vermek için Abant’a gittim. Burada en ilgimi çeken konuşmacı House Cafe’nin ortakları idi. House Cafe’nin ortaklarından Canan hanımın konuşmasından sonra kendisinin yanına gidip İstanbul’da kendisine uygun bir zamanda beraber bir kahve içmeyi arzu ettiğimi söylemiştim. Bu arada imzalı kitabımı da kendisine hediye etmiştim.
 
İstanbul’a geldiğimde giden gelen e-maillerin sonunda kendisi ile en sonunda sabah kahvaltısı için Teşvikiye’de House Cafe Corner’da buluşmak için sözleştik. O sabah telaşla saat 8.03’de evimin hemen yanı başındaki House Cafe’ye ulaştım. Biraz heyecanlıydım. Yeni insanlarla tanışmak beni hep heyecanlandırır. İçeri girdim. Kendisi tam zamanında gelmişti. Benim için zamanında gelmek çok önemlidir. Kim olursanız olun, karşınızdaki kişiye vermiş olduğunuz değerdir, zamanında gelmek.
 
Hemen konuya girdim. Süremiz sadece bir saatti. Konuşacak çok konu vardı. Nereden başlasam diye düşündüm. Canan hanım, oldukça mütevazı, sakin, pozitif ve hırsını içinde saklayan biriydi. Uzun zamandır tanışıyormuş gibi, hemen samimi bir şekilde sohbet etmeye başladık. Kendimden de bahsetmekte sakınca görmedim. Bu noktaya nasıl geldiğini anlatmasını rica ettim. Okuldan sonra Pricewatercoopers’da çalışmaya başlamış. Çalışma temposu ve süreleri çok yoğunmuş. Evlenene kadar bu yoğun tempoda çalışmış. Daha sonra işinde ayrılıp Londra’da kısa süreli iş sertifika programına katılmış. Döndüğünde tekrar işine geri dönmüş. Ama bir gün, House Cafe’nin ortaklarından Ramazan Bey’in teklifini değerlendirerek, tüm birikimini House Cafe’ye yatırmaya karar vermiş.
 
Kurumsal bir firmada çalışmanın ödülünü almış. Bütün öğrendiklerini ve tecrübesini House Cafe için kullanmış. Her şey House Cafe Nişantaşı’nın bahçesini açınca başlamış. İşler birden patlamış. Sonra eşi ile birlikte ( daha sonra o da ortak olmuş) gece gündüz çalışarak işi bugünkü seviyeye getirmişler. Şu anda İstiklal Caddesi’nde yeni açılacak restaurantları ile birlikte 10 şubeye ulaşacaklar. Toplam ciroları 30 milyon $ olan bu başarılı Cafe zincirinin başarısının arkasında Canan Hanım’ın detaylara çok önem veren bir kişiliğinin ve inanılmaz bir sabrının olduğunu gördüm.
 
Bir saat boyunca sohbetimizde bu kadar sakin, mütevazı bir kişiliğin ( kendisi yaşından da genç gösteriyor)  nasıl bu kadar başarılı bir iş kadınına dönüştüğünü düşündüm. Saat 8 de işe başlayıp gecenin bir saatine kadar sürekli haftada yedi gün çalışan Canan Hanım, akşamları da saat 11 gibi erken bir saatte yatıyor. Disiplinli ve hep iş var hayatında. Canan Hanım, ne kadar önemli bir başarı elde ettiği konusunda son derece mütevazı idi. Kendisine küçükken en büyük hayalimin dünyanın belli başlı kentlerinde alışveriş merkezimin olması olduğundan bahsettim, her gün uçağıma binip bu alışveriş merkezlerini gezecektim. House Cafe 10. şubesini açacak, her gün hepsini dolaşmak ne büyük keyif olmalı!
 
Bugün başarılı insanları gördüğümüzde hep başarılarını görürüz, ama onların ödedikleri bedelleri ödemek istemeyiz. Bedel ödemeden, risk almadan başarı maalesef olmuyor. Birikmiş tüm parasını bu işe koyma cesaretini gösteren bu cesur iş kadını, “siz benim sakin olduğuma bakmayın, iş esnasında çok farklı bir kişi olabiliyorum. Ama ben öyle bağırıp, çağırman elemanlarıma hep inisiyatif veririm, sakince ama gerektiğinde sert bir dille konuşabilirim.” House Cafe’nin merkezinde bugün 40 kişi çalışıyor. Her şubenin bir müdürü var, kurumsal bir yapıda yönetiyorlar.
 
House Cafe’nin üç ortağı var. Diğer ortakları eski eşi Ferit Baltacıoğlu ve Housecafe fikrinin yaratıcısı Ramazan Üren. Canan hanım, eşinden bir sene önce  ayrılmasına rağmen işte birlikte uyum ve sinerji içinde çalışmaktadırlar. Bana göre, bu inancın duyguların üzerine çıktığının en güzel ve etkileyeci örneğidir. "Şu an oldukça iyi anlaşan iki iş ortağıyız. Özel hayatta başaramadık, ama iş hayatında başardık." Canan hanım’ın şu sözleri beni çok etkiledi :
 
Ferit ile birlikte zamanında çok çalıştık diyor Canan Hanım. Kendisi şu anda daha çok büyümeden sorumlu. Canan hanım ise her cafedeki ince detaylardan, dekorasyondan, menüden. House Cafe’de ne kadar çok detay var düşününce. Her şube birbirinin aynı. Ben House Cafe’ye haftada en az bir kere muhakkak giderim. Ortamı beni rahatlatır. Pazar günleri ailemin en favori kahvaltı yeri. Kendi evim gibi rahat ederim.
 
Canan Hanım ile sohbet esnasında sanki oranın patronu değildi. Elemanlarına hiç müdahale etmedi, özel bir servis istemedi. İnanılmaz mütevazı. Sanırım House Cafe’deki huzurlu çalışmanın sebebi de kendisi idi. Çalışanlar hem mutlu hem de oranın ortağıymış gibi servis yapıyorlardı.
 
House Cafe bir düşüncenin, yeni yaşam tarzının bir ürünüydü. Bugün bir çok taklidine rastlamak mümkün. Ama menüsü, ortamı, hizmet kalitesi ile taklit edilmesi çok zor. Canan Hanım bu genç yaşında bu kadar önemli bir işin üstesinden gelmişti. Diğer iki ortağı erkekti. Takım olarak herkesin kendi alanına göre iş bölümü yapıyorlardı. Bence başarılarının sırrı buydu. Uyum, odaklanma ve işleri ile yaşamalarıydı.
 
Son iki haftada bu iki başarılı iş kadını ile tanışma imkanım olduğu için kendimi şanslı sayıyorum. Başarı detaylarda gizli. Bir amaç için çok çalışmadan, kararlı bir plan yapmadan, bedel ödemeden başarılı olunmuyor. Hem Berrin Hanım, hem de Canan Hanım bana hayallerinden bahsetmediler, bende sormadım. Ama muhakkak bana söylemedikleri, arkalarından koştukları bir hayalleri vardı.
 
Her ikisine de benimle bu kadar değerli bilgileri ve tecrübelerini paylaştıkları için teşekkür ederim. Canan Hanım’ı derneğimizin her yıl düzenlediği TOYP (Jaycee-Türkiye’nin en başarılı 10 genç yarışmasına – http://www.jcistanbul.org/toyp.html -bu sene aday göstermeye karar verdim. İnşallah kazanır. Kendisinin ülkemizi yurtdışında en iyi şekilde bizleri temsil edeceğine inanıyorum.
 
Berrin Hanım da bundan sonra önemli prezantasyonlarımda her zaman danışacağım kişi olacaktır. Hayat bazen  tesadüflerden oluşur, biz buna şans veya talih diyebiliriz. Bu fırsatları paraya veya başarıya dönüştürmek bizim elimizdedir!
 
Bu yaz büyük oğlum Cem, House Cafe’de staj yapacak. Umarım oğlum da Canan hanımdan bir şeyler öğrenir, kendiside iyi bir girişimci olur.
 
Sevgilerimle,

2 Başarılı İş Kadını ile tanışmam; birinci hikayem

4 Haziran 2008 Çarşamba Etiketler : kariyer satış gelişim duygusal zeka liderlik pazarlama
Bu yazıyı Antalya’daki Hillside Su otel odamın balkonundan muhteşem manzaranın ilhamı ile yazıyorum. Yazı yazmanın şarkı bestelemekten ve resim yapmaktan farkı yoktur. Ruhen ve fiziken hazır olmanız, ilham almanız gerekir. Ben yazmaya hazır olduğumda konunun dışında hiç bir şeyi düşünmem, sadece yazarım. Hillside Su’nun büyülü ortamında insan 3 gün gibi kısa bir sürede kendini yenileme imkanını buluyor. Hillside Su ile ilgili duygu ve düşüncelerimi önümüzdeki haftalardaki yazılarımda yer vereceğim.
 
Bu hafta iki özel kişilikle tanışma imkanım oldu; ikisi de başarılı birer iş kadını ve tesadüfler bizi tanıştırdı. Prp Multimedya ortağı Berrin Güzel ve Housecafe ortaklarından Canan Baltacıoğlu.  Bu iki başarılı iş kadını ile sadece birer saat sohbet etme imkanım oldu. İkisi de beni çok etkilediler. Bugün basında birçok güçlü, başarılı diye adı geçen iş kadınları arasında adlarını görememiştim, ama kendilerini tesadüfler eseri keşfetme imkanım oldu. Yeni bir insanla tanışmak, sohbet etmek, onu keşfetmek bana huzur, mutluluk ve keyif verir. Kader bazen belli insanları hayatınıza sokar. Gerisi size kalmıştır!
 
Bu yazının çok uzun ve haksızlık olmaması için iki bölümde yazmaya karar verdim. O kadar yazacak şey var ki, ama ben aklımda kalanları ve beni etkileyen şeyleri sizlerle paylaşacağım.
 
Berrin Hanım, Prp Multimedya ( www.prp.com.tr) firmasının ortağı. Şirketi eşiyle birlikte kurmuş. Berrin Hanım Pazarlama dünyası ile ortak düzenlemiş olduğumuz “Satış Algısı” anketinde kura ile benimle yemek yeme hakkı kazanmıştı. Tamamen tesadüf eseri! İkimizin de yoğun temposu sebebiyle iki ay sonunda kendisi ile öğlen yemeği konusunda anlaştık.
 
Bir insan hakkında ilk 30 saniye içinde edindiğiniz izlenim, kolay kolay değişmez. Berrin Hanım pozitif, mutlu, kendisi ile barışık bir iş kadınıydı. Kendisi bir süre profesyonel çalıştıktan sonra, daha önce edinmiş olduğu tecrübelere dayanarak, eşi ile birlikte multimedya şirketi kurmaya karar veriyorlar. Yaptıkları işler arasında en ilgimi çeken bir çok CEO için prezantasyon hazırlamaları oldu. Bana saydığı isimleri paylaşamam ama Türkiye’nin önde gelen iş adamları olduğunu söyleyebilirim. Ne müthiş bir fikir dedim! Şirketlere ve CEO’lara Multimedya  (powerpoint bu hizmetlerden sadece birisi) prezantasyonu hazırlamak için bir şirket kuruyorsunuz. Ama ne kadar doğru. Bugün giyinmek için bir imaj danışmanı ile alışverişe giden iş adamları varsa, powerpoint gibi teknoloji bilinmesi gereken bir konuda danışmanlık alınması da aynı derecede doğal, hatta zekice bir fikir.
 
Yemek boyunca 10 yıllık arkadaş gibi birbirimizle deneyimlerimizi paylaştık. Kendisinden etkilenmiştim. Müthiş mütevazi, samimi, pozitif ve içten bir dille konuşuyordu.  
 
Tesadüf değil mi? Berrin Hanım ile tanışmadan bir gün önce Eduplus’in Genel Müdürü Çağlayan’dan bir telefon gelmişti. Satış zirvesinde bir panele katılmamı istiyorlardı. Hazırlanmam için sadece 1,5 gün zaman vardı. Nasıl da yoğundum. Ama yine de hemen kabul ettim. Panelde genelde sunum hazırlanmaz, sadece konuşulur. Ama benim hazırlık için süremin kısa olması sebebiyle istediğim şekilde bir konuşma yapmam için yeterli sürem yoktu. Berrin Hanım’a çok güvenmiştim. Yemekten sonra kendisini hemen aradım ve çok önemli bir sunumum olduğunu, kendisinin bana yardımcı olup olamayacağını sordum. Ayrıca 250 kişiye şirketi konusunda bilgi vereceğime, kendisi içinde güzel bir tanıtım fırsatı olacağına da ikna ettim. Kabul etti. Ama bu prezantasyonu hazırlaması için sadece 4 saat süresi vardı. Kim yapardı böyle bir iyilik? Hem de riskli idi!
 
Sunumumun içeriğini hemen gönderdim. Kendisinden iki saat gibi kısa sürede bir taslak geldi. Çok heyecanlıydım. Kendisine o kadar güvenmiştim ki. Bu sunumu başarılı ile yapacaktım. İçeriğim oldukça iyiydi. 8 dakika sürede insanları etkilemem gerekiyordu. Başarılı bir sunumun insanlar üzerinde ne kadar önemli olduğunu biliyordum. Sunduğunuz içerikten daha bile önemli olabilir.
 
En sonunda gelen emaili açtım. Tam anlamıyla en sevdiğim sözcük ağzımdan döküldü : “Vay!” dedim. Berrin Hanım’ı niye daha önce tanımadığıma üzüldüm. Aslında bugün sunum, prezantasyon yapan her yöneticinin muhakkak böyle bir danışmanlık alması gerekir. Bunun ayıbı olamaz. O kadar fark vardı ki.
 
Bana gönderdiği imajların ücretli olduğunu ve bana çok özel olarak cüzi bir ücret ödemem gerektiğini söyledi. İmajları bir daha kullanmam diye düşündüm. Ama o kadar muhteşem bir bütünlük vardı ki. Tamam, satın alıyorum, dedim. İçime müthiş bir huzur geldi ve ertesi gün yapacağım sunum konusunda kendimi güvende hissettim. İstemeyerek de yer alacağım bu panelde, şimdi bu kararı aldığım için kendimi kutladım. Artık hazırdım. Kendime güvenim gelmişti.
 
Ertesi gün 250 kişinin önünde panelde sunumumu yaptıktan sonra konuşmamı şöyle sonlandırdım. “ Günümüzde fark yaratmak için her zaman büyük fikirlere ve buluşlara ihtiyacınız olmayabilir, bugün Prp firması gibi sadece CEO’lar için powerpoint prezantasyon hazırlamak için bile kendinizi bir iş kurabilirsiniz.  Önemli olan basit ve bir ihtiyacı karşılaması.” Alkışlar işimi iyi yaptığımı teyit ediyordu. Çok mutlu olmuştum.
 
Ertesi günü “ Limit Sizsiniz” seminerimde yine bu sunumdan bahsettim. Yaratıcılığın ne kadar önemli olduğunu, insanın bir konuya odaklandığında nasıl müthiş sonuçlar elde ettiğinden bahsettim. Herkes o kadar merak etti ki, sunumun konuyla hiçbir alakası olmamasına rağmen gelen ısrarlar sonucunda katılımcılara göstermek zorunda kaldım.
 
Hikayenin güzel kısmı, ertesi gün Berrin Hanım’ı gün teşekkür etmek için aradım.

Kendisi de bana geçen gün seminerime katılan bir arkadaşının tanıdığının eğitimim sırasında kendi şirketinden bahsettiğimi anlatmış. Şu sözleri arkadaşı hayretle söylemiş : “Berrin, sen CEO’lara prezantasyon gerçekten hazırlıyor musun? Hiç bilmiyordum.”.  

Pazarlama ve satış ta benim uzmanlık konum 

Berrin Hanım ile tanışmak büyük bir keyif ve benim için bir şanstı. Bundan sonra önemli sunumlarımı sizce ben kime hazırlatacağım?
 
Satış ve pazarlamada basit mesajlar, fikirler ve yenilikler her zaman sizleri başarıya götürecektir. Yeter ki gerçek ihtiyacı bulun!
 
İkinci tanışmam, House Cafe ortaklarından Canan Baltacıoğlu ile ilgili hikayem bir sonraki yazımda yer vereceğim.
 
Sevgilerimle,

Ben Türkiye’de niye girişimci olamam

15 Mayıs 2008 Perşembe Etiketler : girimcilik alışveriş merkezi kişisel gelişim yönetim satış pazarlama
Ülkemizde son yıllarda alışveriş merkezi (ve tüketim) çılgınlığı yaşanıyor. Dünyada ise alışveriş merkezleri bizim ülkemizden daha farklı stratejiler ve hedefler doğrultusunda açılır. Ardı ardına açılan alışveriş merkezleri hafta sonu günleri haricinde bom boş, doğru dürüst iş yapmıyorlar. Yeme içme yerleri ve sinema dışında, mağazalar sinek avlıyor!
 
Her açılan yeni alışveriş merkezi daha önce açılanların müşterisini alıyor.  En son okuduğum habere göre, 42 tane alışveriş merkezi daha yolda!
 
Astoria ve City’s, en son açılanlar arasında. Daha bir ay olmadan dükkan sahipleri müşteri azlığından, ucuz ve pahalı aynı mağaza ve restaurantların aynı mekanda olmasından dolayı rahatsızlıklarını medya vasıtasıyla mal sahiplerine dile getirmeye başladılar bile. Ülkemizde çoğu yatırım, araştırma, planlama veya bütçe vasıtasıyla malesef yapılmıyor. Patron (cesaret sahibi, gözüpek işadamı) iç güdüleriyle, yakın çevresinden veya finans kuruluşlarından kredi bulup işe karar veriyor ve işi yaparken öğreniyor. İyi niyetli ise işe devam ediyor, kötü niyetlisi ise, birçok borçluyu ortada bırakıp ortadan kaçar veya iflasını istiyor.
 
Geçen gün şirketimizin hemen yanında yeni açılan Astoria alışveriş merkezini ziyaret ettim. Ziyaret sebebim, sinemaya gitmek, Starbucks’da kahve içmek ve dükkanları dolaşmak değil, Kanyon Alışveriş merkezinde daha önce gittiğim ve çoğu zaman yer bulmakta zorlandığım Kitchenette’de öğlen yemeği yemekti… (Kitchenette konusunda öykümü daha sonra yazacağım.)
 
Kitchenette’de yemek yedikten sonra dışarı çıktım. Bir fincan kahve için 40 dakika bekledim ve bu nedenle oldukça sinirliydim. Dışarıda tesadüfen bir arkadaşımı gördüm. Arkdaşamın yanında bir beyefendi vardı ve beni kendisiyle tanıştırdı. Kim olduğunu öğrenemeden, bana Astoria’yı nasıl bulduğumu sordu. Bende” mükemmel” dedim, ama “iş yapmaz”…
 
Beyefendinin ve arkadaşımın bu cevap karşısında renklerinin kırmızıya döndüğünü gördüm. Beyefendi bu alışveriş merkezinin işletmecisi, arkadaşım ise yatırımcılardan biriydi. Kendimi tanıttım. Tabii ki yazar kimliğimden de bahsettim. Burası iş yapmaz çünkü lokasyon olarak yerinin  yanlış olduğunu düşünüyorum dedim. Bana yanıldığımı ve bu işten anlamadığımı ifade eden bir yüz ifadesi ile söylediler. Aslında büyük bir pot kırmıştım. Durumu düzeltmek ve yumuşatmak için “bu benim şahsi fikrim, başarılı olmanızı gerçekten isterim , aynı hatayı Citys’in de yaptığını düşünüyorum” dedim.
 
Beyefendinin kızgınlığı geçmemişti. Bana yazılarımı yazarken kendi fikrim ve görüşlerimden çok, halkın sesi olmam gerektiğini söyledi. Kendiyle konuşmamamızda dile getirmesemde , içimden “benim amacım halkın düşündüğünü ve inandığını yazmak değil, kendi inandığım ve hissettiklerimi yazarak insanlara farklı bir bakış açısı, vizyon vermek olduğunu” geçirdim. Bu sorumluluğu bugün medya da taşımaktadır. Rating uğruna halka doğru olup olmadığını düşünmeden, ilgi çekecek, kalitesi düşük programları ve haberleri sunuyorlar.
 
Daha sonra birlikte alış veriş merkezini gezdik, hava yumuşamıştı…
 
Diğer dikkatimi çeken başka bir konu ise Starbucks’ın Astoria’daki yeriydi… Girişten içeri girdiğinizde tam karşınıza Starbucks geliyor. 100 milyon Amerikan Doları‘nın üzerinde para harcanmış bir alışveriş merkezinde girer girmez karşınıza Starbucks’ın gelmesi, bana göre, zevksizlik örneğiydi. Nedenini sordum. Bana orasını kendi mağazasını açmak istediğini düşündüğünü, ancak tüm mağazaların yer kiralarken ön şartlarının Astoria’da Starbucks olmasında ısrar etmeleri sebebiyle, kendi yerini Starbucks’a vermek zorunda kaldığını söyledi..İşte tam bu nokta söyleyebilirimki ben “girişimci olamam”… Çünkü inanmadığım bir şeyi sadece ticari amaçla yapamam..
 
Astoria’dan çıkarken bana burasının Türkiye’nin en çok ziyaret edilen alışveriş merkezi olacağını, birçok aktivite ve muhteşem sinemalarla tercih sebebi olacağını söyledi. Kendisine teşekkür ettim. Bu beyefendiye hayran olmamak elde değildi. Kendisini cesareti ve girişimciliği için tebrik ederim. Umarım muvaffak olur. En son ziyaretlerimde Astoria’nın öğle yemekleri haricinde ( bu tamamen Kitchenette’in başarısı, her gün 400 kişiyi çekiyor !) boş olduğuna tanık oldum. Aynen Citys’in veya İstinye Park’ın hafta sonları günleri dışında boş olması gibi. Umarım başarılı olurlar. Türkiye’nin bazı ekonomik gerçekleri var, bunlar göz ardı edilip hareket edilmemesi gerektiğini düşünüyorum..
 
Bu yazımı Roma’dan İstanbul’a gelirken uçakta yazdım. TAV havalimanı Roma havalimanına göre kat kat daha modern, gösterişli. Roma havalimanında birçok eski, yenilenmemiş şeye rastlayabiliyorsunuz. Örneğin; uçuş bilgilerini gösteren ekranlar çok eski teknolojidir, bagaj bölümü eskidir. Diğer yandan, tüm dünya markalarının arkasında İtalyanlar vardır. “ Made in Italy” olan her şey kaliteli, moda olarak algılanır.  
  
Düşündüm: Tüketmek yerine üretmek, marka yaratmak, gösterişten çok ihtiyaca göre pazarlama yapmak. Araştırmak, ondan sonra gerekli yatırımları yapmak. İtalyanlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Ülkemizde birçok cesur girişimci var, ben onlardan biri olamam. Ben sanırım daha çok muhafazakar bir İtalyan işadamı gibi düşünüyorum: Gösterişten çok gerekli ve doğru yatırımı doğru zamanda yapmak…
 
En büyük arzum ülkemizin kaynaklarını gösterişe ve tüketime yönelik değil, üretim ve markalaşma tarafında kullanılması. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmamız.
 
Ülkemizde o kadar pazarlayabileceğimiz şehirlerimiz, turistik yerlerimiz var ki,bunları elden geçirip, pazarlamaya çalışsak, bir çok turisti ülkemize çekerek ihracatımıza katkıda bulunuruz, döviz gelirlerimizi artırız, işsizlik konusunda adım atmış oluruz. Alışveriş merkezlerinin katma değeri maalesef çok düşüktür, Bence mevcut olan alış veriş merkezleri iş yapana kadar İstanbul’un yeni bir alışveriş merkezine ihtiyacı yoktur.
 
Sevgilerimle,

İnanç mı yoksa Para mı?

9 Mayıs 2008 Cuma Etiketler : satış pazarlama kişisel gelişim liderlik vizyon bütünlük

Son günlerde insanları en çok motive eden şey nedir sorusunu cevabını düşünüyor ve bunun yanıtını bulmak için araştırıyor ve gözlemliyorum. Motivasyon içten mi gelir , yoksa dışarıdan mı?
 
Bu hafta “Asemble” firmasının organize ettiği mükemmel bir seminere katıldım. Bu yıl ikincisi düzenlenen Düş= Gerçek +Zaman isimli seminerinin konusu “Kuantum Liderlik”
 
Seminerde Amerika’nın en iyi psikoterapistlerinden Anthony Galie Kuantum tarafından hipnoz edildim. Hipnoz edilme fikri bana ilginç geldi. 250 kişi arasından sadece 5 kişi bu deneyime katılacaktı. Anthony, bunu söyledikten sonra hemen düşünce gücümü devreye soktum.
 
Düşünce gücüm bana her zaman  şunu söyler “Evrene istediğin şeyi çok istediğine dair kuvettli bir mesaj ilet”. İster inanın ister inanmayın ama salonda ilk seçilen kişi bendim. Tabii ki seçmek için ufak bir deneme yaptı. Denemeyi yapanlar arasından en uygun olanları seçti.
 
Ayırca belirtmek isterimki; Bu ilginç bulduğum deneyi 13 Mayıs’taki “Limit Sizsiniz” seminerimde katılanlara tatbik edeceğim. Kayıt yaptırma imkanına sahipsiniz.. http://www.tanerozdes.com/Limit-Sizsiniz-Semineri_s7.aspx
 
Hipnozun sonunda şunu anladım. Dünyada en büyük güç, düşünce gücü. İnsan, beyninin sadece yüzde 10’unu kullandığını düşünürseniz bu gücü ne kapasitede kullanacağımız bize kalmış. Potansiyeli siz düşünün. Bunun binlerce örneğini sporda yaşıyoruz. Mucizeler gerçekleşiyor…
Peki bu noktada aklıma gelen soru ; Para mı daha büyük güç, yoksa İnanç mı ?
 
Liderlik zirvesinde ilgimi en çeken soru şuydu : “ Günde 24 saat, her gün yapmak isteyeceğiniz iş ne olabilir? Hem de size hiç bir ücret ödenmeyeceğini düşünürseniz” Aslında bunun başka soru şekli “hayatta en çok ne yapmak sizi mutlu eder?”. Para tabii ki belli bir ölçüde bizler için motivasyon aracıdır ama sadece belli bir ölçüde,fazlası motive etmez,ama İnançlarımız bizi motive eder.
 
Dünyada yapmak istediğimizi yapmamamızın en büyük 3 nedeni var - Stepheno D’Anna (Tanrıların Okulunun yazarı ) şöyle diyor: Korku, Şüphe,Kaygı ve Olumsuz düşüncelerimiz..
 
Bunlardan kurtulursanız hayatın gerçek anlamını ve mutluluğunu elde edersiniz.
Bunların yıkmanın en büyük sırrı ise arkasından koşacağınız bir düşe, hayale sahip olmak”
 
Hipnoz edilerek uyutulmuş, birçok şeyi kontrolümün dışında 250 kişinin önünde yapmıştım. Gösteri bittiği zaman, birçok kişi yanıma geldi. Bir çok kişi bana soru yöneltti; “Nasıl oldu? “ “ Para mı aldın?” “ Senin gibi güçlü biri nasıl hipnoz olabilir?”  “Olamaz, inanmıyorum, imkansız !”
Bu sorulardan sonra ben bile  kendimden şüphe etmeye başladım.
 
Bu sorulara ise yanıtım çok basitti; sadece Anhony’ye güvendim, inandım ve bu deneyimi yaşamak istedim. Emimim diğer 5 kişiden daha az kontrolümü kaybettim. Ama uyudum, hatta uyurken kahkahalar ile güldüm, kolumu 10 dakika hareketsiz havada kitledim. Bunların hepsini bilinç dışı yaptım.
 
Düşüncenin gücü, enerjinin gücü. Bunları sürekli okuyorum. Ama yaşamak ayrı bir şey.
 
Konferansın adı Düş = Gerçek + Zaman. Stepheno diyor ki “ Düş ile gerçek arasındaki tek fark zamandır. Yani zamanla düşlerimiz gerçek oluyor. Hayatımda geldiğim bir çok noktada istek,çaba, inanç, kararlılık, çok istemenin gücünü gördüm. Bazı noktalarda korkularım oldu. Halen de zaman zaman var. Bunların bana zararı oldu mu derseniz tabiki oldu. Çünkü bunlar hayatımı kısıtlamama sebep oluyorlar. Bana göre en büyük başarısızlık veya pişmanlık; başlamamak, denenememek, başında vazgeçmektir. Bu nedenler gerçek başarısızlıktır.Aslında ben hayatta başarısızlık diye bir kavrama inanmıyorum. Aynı şekilde hedef olmadan ulaşılmış bir başarı, bana göre başarı değildir.
 
“Dice Kayek” markasının yaratıcıları çocukluktan tanıdığım Ayşe ve Ece Ege’nin hikayelerini dinlerken başarının aslında bir adım ileride olduğunu ve bu iki kardeşin başarılarının sırlarının sadece kendilerine olan inançları olduğunu konuşmalarından anladım. Şans var mı? Var. Ama “şans hazır olana güler” diye bir söz var. Ayşe ve Ece’nin paraya ihtiyaçları yoktu. Herkes gibi evlenip sade bir hayat yaşayabilirlerdi. Ama tutkuları ve kendilerine inançları vardı. Ece Ege ile olan sohbetimi yakında zevkle okuyacağınızı ümit ediyorum. İnanın bu tür insanlarla tanışmak bana hayatın anlamını bulmamı sağlıyor.
 
Ben niye varım bu dünyada sorusunu cevabını düşündünüz mü? Düşünmediyseniz yoksa o zaman en kısa zamanda cevabını bulun. İnanın bunun cevabı çok para olamaz!
 
En son konuşmacı olan Continental Hava Yollarını batmaktan kurtaran muhteşem şirketin CEO’su Gordon Bethune’nin konuşmasını heyecanla beklemiştim. Kendisinin en önemli sözü halen aklımda “Başarı nereye gittiğini bilmektir, bilmiyorsan, seni her yol sonunda oraya çıkaracaktır”
 
Doğru karar verme yeteneği iyi bir liderin en önemli vasfıdır diyordu. Paranın insanı motive etmeyeceğini ve yanında çalışanlara değer vererek, başarılı oldukları takdirde neler elde edeceklerini anlatarak, geliri paylaşarak nasıl havayollarını kurtardığını anlattı. Önemli olan sorunlara yaklaşımınız, başarınızı belirler dedi .Dinleyiciler ise her zaman ki gibi sihirli bir formül bekliyorlardı. “Başarınızın sırrı nedir? İyi bir lider nasıl olmalı? ve buna benzer sorular…
 
Bugün gençler 6 ayda müdür olmak istiyorlar. Başarının ilişkilerle olduğunu düşünüyorlar. Ama maalesef ilişkiler sadece sizi kapıdan içeri sokar, orada kalmanızı sağlamaz.
 
İnanç, tutku, çalışkanlık, bunlar varsa başarı her zaman sizin olacaktır. Bunun kısa yolu ve formülü maalesef yok. En büyük başarıya ulaşmak mı istiyorsunuz, o zaman başarısızlık oranınızı ikiye katlayın!
 
Limit Sizsiniz seminerlerimde görüşmek üzere..
 
Sevgilerimle,
 
 
 
 

Beni örnek alanlar sadece bir imaja özeniyor

30 Nisan 2008 Çarşamba Etiketler : satış pazarlama kişisel gelişim imaj kariyer başarı ün
Geçen akşam eşimle birlikte Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nde (BURC) Zuhal Olcay’ı dinlemeye gittim. Muhteşem bir konserdi. Zuhal Olcay’ın mütevazi kişiliği ile o gece ilgimi çekmişti.
 
Ertesi gün tesadüfen kendisi ile ilgili bir röportaj okudum. O zaman anladım ki, kolay kolay Zuhal Olcay olunmuyor!  Kendisi konuşmasında sitem ediyordu. İnsanlar başka insanlar gibi olmak istiyorlar, bunun çok kolay olduğunu zannediyorlar, ama bunun için bir bedel ödemek istemiyorlar diyordu.
 
Şirketimize başlayan bir çok yeni satış elemanı, en ufak bir zorlukta veya eleştiride, hemen isyan ediyorlar, gözleri doluyor ve işi bırakmak istiyorlar. Yeni nesil her şeyi televizyon veya sinemada gördükleri kadar kolay ve basit sanıyorlar. Tecrübenin ve bir bedel ödemenin anlamı fazla anlaşılmıyor. Bugün başarılı olarak gördüğümüz kişilerin o noktalara nasıl geldiklerini kimse sorgulamıyor.
 
Ben tecrübemi, mümkün olduğu kadar yazarak, anlatarak yeni nesillerle paylaşmaya çalışıyorum. Ama benim yazılarımı okuyarak veya beni dinleyerek, çalışmadan, acı çekmeden, denemeden, başarısız olmadan, işten atılmadan bir şeyler elde edebileceğini de kimseye vaat etmiyorum.
 
Türkiye’de, hatta dünyada ilk defa uygulamaya geçen “Satış Okulu” projesi geçen hafta hayata geçti. Bu projenin mimarı Asemble firmasının kurucusu Sinan Ergin’i  inançı ve cesareti için tebrik etmek isterim. Bu güzel projede Digitürk stüdyolarından 12 ildeki AFM sinemalarındaki satış kariyeri yapmak isteyen kişilere Türkiye’nin her yerinde eş zamanlı eğitim verme şansım oldu. Bana birçok soru yöneltildi. En ilgimi çeken soru, başarıya nasıl ulaştınız, adım adım anlatır mısınız sorusuydu. Bende anlatmaya çalıştım. Tabii ki anlattığım, bir formülden çok inançtı. Bu inanç beni bir çok şeyi yapmaya teşvik ediyor, sürekli bir şeyler üretmem için beni motive ediyor. Ayda 2 kitap okumak, günde 5-6 saat uyku ile yaşamak, haftada 5 gün spor yapmak, zamanı mükemmel kullanabilmek ve sürekli ileriyi düşünmek, planlamak, çalışmak hep çalışmak.
 
Bu benim sürekli yapmam gereken bir yaşam tarzı. Beni mutlu ediyor ve yaşamıma bir anlam veriyor. Ben niye yaşıyorum veya bu dünyada neden varımın cevabını bana söylüyor. Bir sabah yürürken aklıma şu soru geldi “ Bu sabah bir şekilde elime havadan 1 milyon Amerikan doları geçse bu beni mutlu mu, yoksa mutsuz mu eder?” Beni tembel ve isteksiz mi yapardı? Hayattaki hedeflerimi ve isteğimi yok mu ederdi? Yoksa bana daha büyük bir sorumluluk mu yüklerdi? Bu sorunun cevabını gün boyu düşündüm. Sonunda bu paranın olmamasının beni daha çok mutlu edeceğine karar verdim.
 
Yazımın diğer kısmını Zuhal Olcay’ın hayat dersi niteliğindeki röportajından alıntılara yer vermek istiyorum:
 
Soru: Türkiye’deki genç oyuncuların çoğu, ‘‘ En beğendiğiniz oyuncu kim? ’’ diye sorulduğunda kızlar ‘‘ Zuhal Olcay ’’ erkekler ‘‘ Haluk Bilginer ’’ diyor. Bu durum size ekstra bir sorumluluk yüklüyor mu ya da sizi daha bir seçici olmaya zorluyor mu?
 
Z.O: Hiçbir şeye zorlamıyor. Hatta size itiraf edeyim, gereğinden fazla seçici olduğumu düşünüyorum, işim konusunda. Bunu tamamen kendim istediğim için yapıyorum.
 
Örnek alanlara gelince: Çok enteresan şeyler de yaşıyorum. Örnek alan isimlerin kaç tanesi beni tiyatro sahnesinde izlemiştir, emin değilim. Bir imaja özeniyorlar ama o imajı, o imaj yapan şartların ne olduğu konusunda çok fazla bilgileri var mı acaba, çok merak ediyorum.
 
Ne kadar çok çalıştığımı, gün geldiğinde çok parlak, parası yüksek bir teklife ilkelerim nedeniyle hayır dediğimi biliyorlar mı? Mesela şöyle şeyler yaşıyorum provalarda ‘‘ Zuhal Hanım, size bayılıyoruz. Biz konservatuar öğrencisiyiz, sizin gibi olmak istiyoruz’’ diyorlar. Provalarım başlıyor, haftada 3 gün. Bak burada Tilbe Saran var, burada Zuhal Olcay var, yönetmen Işıl Kasapoğlu var ve bir oyun çalışıyorlar, işin mutfağı yani. Haftada üç gün gelin, provaları izleyin. Çay getirin, çay götürün, izleyin, notlar alın. Bir gün geliyorlar, iki gün geliyorlar, üçüncü gün yoklar.
 
Soru: Her şeyi ama hemen istiyorlar. Daha pratik bir yolu yok mu bunun?
 
Z.O: Yahu Allah aşkına beni delirtmeyin. Düşünsenize İngiltere’ de Helen Mirren’ la Michael Gambon prova yapıyorlar. Bu yaşımda gider bir hafta yatarım kapıda. Beni örnek alanlar sağ olsunlar. Her zaman gururlanıyorum tabii…
 
Başarı bir bedel ödemektir, başarı başarısız olma cesaretini göstermektir. Başarı, herkesin yapmak istemediği veya cesaret edemeyeceği şeyleri denemek ve tecrübe etmektir.
 
Siz siz olun şu kararı verin, başarılı olmak için bir bedel ödemeye hazır mısınız? Cevabınız hayır ise, o zaman sevdiğiniz, inandığınız bir işi seçin.. Bu sizi daha mutlu ve başarılı yapacaktır!
 
Sevgilerimle,
 
 

Hillside Etiler Spor Klübünde 12. sene üyeliğim sona ererken

10 Nisan 2008 Perşembe Etiketler : hilliside satış pazarlama kişisel gelişim spor spor klübü müşteri müşteri memnuniyeti
"Taner, yine mi Hillside !”dediğinizi duyuyorum. Ama yine da yazacağım. Benim amacım iyi şeyleri insanlarla paylaşmak, günlük gözlemlerimden satış ve pazarlama dersleri çıkarmak.
 
Çocuklarımla yemeğe gittiğimizde, restoran veya garsonları gerektiğinde uyarır veya  eleştiririm. Çocuklarım bundan çok rahatsız olurlar. Babam dünyada garsonların en korktukları, en zor  müşteri tipidir derler. Böyle davranırken aslında onlara iyilik yaptığımı düşünürüm.
 
Dünyada 10 senenin üzerinde karlı olarak devam eden firma sayısı çok azdır. Bir müşterinin herhangi bir yere 10 senenin üzerinde üye olması ise bana göre bir mucizedir. Şöyle düşünün 10 senenin üzerinde sürekli ziyaret ettiğiniz veya müşterisi olduğunuz  alışveriş merkezi, banka, otomobil galerisi, restoran, terzi, kuaför, mağaza, sinema, eczane sayısı kaçtır?
 
Benim vardır dediğinizi duyuyorum..Soruyu bir de şöyle sorsam :  Oturduğunuz evinizin yeri değişse, yeni taşındığınız ev daha önce yaşadığınız evden en az 10 km veya üzerinde bir mesafede olsa, halen eski alışkanlığınızı devam ettirir miydiniz? Kadınlar için kuaförün ne kadar önemli olduğunu söylememe gerek yok. Eşim Ulus’tan Nişantaşına taşındığımızda tüm mevcut alışkanlıklarını değiştirdi, kuaförü dahil! Ben ise , berberimi ( Ulus’saki Erol Kuaför) değiştirmedim. Niye mi? Birçok sebebi var. Berberim Naci. En önemlisi gerçekten saçımı iyi kestiğini düşünüyorum. Naci insanlara nasıl davranılması, müşteriye nasıl yaklaşılması ve nasıl konuşulması gerektiğini biliyor. Müşterilerini birbirleri ile tanıştırıyor. Örneğin, 3 hafta kendisine gitmesem, beni arar “Taner abi, bir sorunun mu var? “ der. Samimidir, içtendir, işine aşıktır. Sürekli dükkanı yeniler.
 
Hayatta sporun benim için ne kadar önemli olduğunu yazdığım yazılardan anlıyorsunuzdur. Hillside Alkent Spor Klübü’nde bu sene 12. sene üyeliğimi tamamlıyorum. Bundan 10 yıl önce , 10 seneliğine üye olduğumda , insanlar bana “Taner, mezarda spor yapmayı düşünüyorsun” derlerdi. 10 sene gibi uzun vadeli bir üyelik, herkes için kabullenmesi zor ve riskli bir kavramdır. 14 kere Hillside Club  Fethiye gittiğimi insanlara anlattığımda, herkesin surat ifadesinin değiştiğini fark ediyordum. Nasıl yani? Hillside’nin yönetim tarzını, işletmeciliğini, müşteriye yaklaşımını, yenilikçiliğini ve yaratıcılığını seviyorum.
 
Hillside Etiler Spor Klübü’nü farklı yapan neydi? Istanbul’da son zamanlarda bu kadar spor klübü açılırken, Hillside nasıl mevcut üyelerini kaybetmiyor, hatta üye sayısı halen artıyordu?.
 
Ben, birçok spor klübüne giderim. Bunların bazılarına çoçuklarım veya eşim üyedir. İyi bir satışçı olduğum için, haftada 1 kere ücretsiz gitme hakkım vardır. Bu spor klüblerine insanlar spor yapmak için giderler. Kişi sporunu yapar, çevresindeki kişilerle ilgilenmez. Spor bitince çıkar. İnsanlar niye evlerinde spor yapamazlar, hiç düşündünüz mü? Eşim spor yapsın diye çok uğraştım. Önce benden bisiklet istedi. Bir süre yaptıktan sonra sıkıldı. Sonra, bana koşu bandı al, söz yapacağım dedi. Kısa bir süre sonra onu da bıraktı. Eviminizin karşısında Fast Gym ( 5 mt karşımızda)  açıldı. Konsept çok akıllı idi : 8 dakikada, 270 kalori harcayıp, spor yapmış oluyorsunuz. Arkadan kısa masaj ve sauna.. Şimdilik üye oldu, düzenli gidiyor. Elemanlar güleryüzlü, istekli ve müşterileri motive etmek için ellerinden gelen herşeyi yapıyorlar. Sosyalleşme yok. Bireysel olarak insanlar spor yapıyorlar. Böyle bir ihtiyaç da vardı. Üye sayısı, Hillside ‘a göre çok daha sınırlı. Ayrı bir konsept !
 
Bugün birçok spor klübünde Hillside’dan yetişmiş hocalar bulursunuz. Öğrendikleri herşeyi yeni gittikleri yerde uygularlar..Hillside’n sektöre de faydası bu nedenle çoktur.
 
Hillside’i farklı yapan en önemli faktör; Hillside bir spor klübü değildir. Bir yaşam tarzıdır.  Evim gibi hissettiğim, çalışanlarla şakalaştığım, sorunlarını dinlediğim, klüpten içeri girdiğim andan itibaren, kendimi değerli hissettiğim bir spor klübü. Kendimi gerçekten çok iyi hissederim. Tüm üyeler ( 2 veya daha uzun süreli üye olanlar) birbirlerini tanırlar. Hiç çekinmeden birbirleriyle sohbet eder, House Cafe’nin sıcak ortamında aynı masada yemek yerler.Maç seyrederler. Gerçek Adı “Hillside Leisure Club”dır. Türkçesi, Hillside Zevk/keyif/yaşam tarzı klübü.. Her üç anlama da çevrilebilir. Sürekli bir yenilik vardır. Dünyadaki en son trendler, aletler, yenilikler ilk Hillside’da başlamıştır. Arkada mükemmel bir beyin takımı vardır. Üst kadro değişmez ! Bu çok önemli bir değer. Edip İlkbahar, Hayal Davran, Mehmet Can Uzun, Mehmet Erzurum, Serhat Bingül, Serhat Sidal, Didem Koçdur, Çağan Şimşek ve daha birçok kişi. Müthiş bir ekip gücü.
 
Step, Plates, Kick Box, Personal Trainer, Judo, Cycling vb. birçok yeni konsept Hillside’da anında dünya ile eş zamanlı uygulanır.
 
Diğer yandan, Hillside bir okuldur. Birçok kişi spor akademisinden sonra burada çalışmaya başlarlar ve sonra başka yerlere giderler. Elemanlar sürekli eğitim gördükleri için, müşteri bu değişimi fark etmez. Tecrübeli elemanlar ortama hakimdir. Kurumun kültürü yeni gelen elemanların hemen bu kültüre bürünmelerini sağlar. Bu da çalışanların müşteri kavramına verilen önemi anlamalarına ve buna göre davranmalarını hızla sağlar. Yöneticiler, dünyada bu konuda ne iyi egitimcilerden eğitim alırlar.
 
2008 yılında cardio bölümündeki tüm aletler yenilendi. Arızalı alete fazla rastlamazsınız. Müşteri anketleri, müşteri şikayetleri hemen dikkate alınır. Tüm eksiklikler hemen yerine getirilir. Hillside spor klübüne girdiğinizde arabanızı Valeye bıraktıktan sonra ( uzun süreli üye iseniz, ücretsizdir) içeri girdiğinizde tüm personelin kocaman gülücüklerini ve “ Taner bey, hoş geldiniz” dediklerini duyarsınız. Bunu samimi ve içten yaparlar. Beden Dili eğitimcisi olarak sahte ve gerçek tavırları hemen fark ederim. Giriş katında sinema, Starbucks, Mezzaluna, alt katta Spa, kuaför, solaryum vardır,en alt katta House Cafe vardır. En çok hoşuma giden, spor yaptıktan sonra ailemle Mezzalunada yemek yiyip, sinemaya gitmektir. Her cuma günü İstanbul’da isem mutlaka sabah saat 7.30 da spora başlar ve Starbucks’da kahvaltı ederim. Kendimi burada çok iyi hissederim. Yazları işten sonra House Cafe’nin mükemmel terasında limonatamı yudumlarım. Hillside’lı dostlarımla güneş batımında doya doya sohbet ederim. Herkes pozitif, güleryüzlüdür..Bu Hillside kültürüdür. Müşteriye yansır.
 
Dedim ya, Hillside bir yaşam tarzıdır. Her hafta sonu bir aktivite vardır. Bazen yurtiçi ve yurtdışı seyahatler, sosyal aktiviteler, partiler. Arkadaşa bile ihtiyaç duymazsınız. Bazı üyelerin tek hayatı Hillside’dır. Her gün gelirler, zamanlarının büyük kısmını burada geçirirler.
 
Tenis, squash turnuvaları da çok eğlenceli geçer. Çocuklarınızı unutmazlar. Babalar günü tenis turnuvası bile vardır. Paintball, trekking, kayak, tiyatro, kültürel faaliyetler, yemek yapma kursları ve birçok özel aktivite..Bir kişinin aklınıza gelecek her ihtiyacına yönelik herşey düşünülür ve uygulanır.
 
Spor yaparken DJ çalar. Yüksek müzik veya hiç müzik istemiyorsanız, sessiz bölümde spor yaparsınız. Zamanınız yoksa 30 dklık hızlı cardio bölümü vardır. Canınız hiç bir şey istemiyorsa, sauna veya buhar yaparsınız. İsterseniz bisiklete binerken veya koşarken monte edilmiş ekranlarda TV seyreder veya müzik izlersiniz veya gazete, dergi okursunuz..
 
12 sene nasıl geçti anlamadım. 2 sene sonra üyeliğim bitiyor. Yaşım 45 olmasına rağmen, yeniden 10 sene üye olmayı düşünüyorum. Evimi Ulus’tan Nişantaşı’na taşıdım. Hilliside’dan vazgeçmedim. Niye vazgeçeyim ki? Siz evinizden nasıl vazgeçemezseniz, ben de Hillside ‘dan vazgeçemem. Benim için Hillside bir spor klübü değildir, hayatın ta kendisidir. Tüm Hillside personeline bana bu duyguları ve tecrübeyi yaşattıkları için binlerce teşekkür, çünkü her biriniz bunu fazlası ile hak ediyorsunuz.. Hillside bir pazarlama ve işletme başarısıdır. Okullarda okutulmalıdır.
 
Sevgilerimle,
www.tanerozdes.com

“Necati Tekin” Bir Satışcı

5 Nisan 2008 Cumartesi Etiketler : satış pazarlama kişisel gelişim kariyer vizyon başarı hikayesi
Satışın 10 Altın Kuralı kitabımı okuyan ve bu konuda bana mesaj gönderen okuyucularımdan email almak beni çok memnun eder. Hepsine geri dönmeye gayret ederim. Hatta bazıları ile de tanışmak için bir araya gelirim. Geçenlerde Necati Tekin adlı bir okuyucumdan email aldım.
 
Necati bana kitabım için aşağıdaki teşekkür yazısını iletti, beni ve ailemi çalıştığı mekan Portaxe’e (www.portaxe.net) hafta sonu için bruncha davet etti.
 
Satışın 10 Altın kuralı gerçekten çok başarılı bir kitap. Elinize sağlık. Satış üzerine çalışanlara gerçek yolları gösteriyor. Bence Satışçının gerçek sermayesi olan müşteriye klişeleşmiş mal satma taktiklerini değil  onları gerçekten kazanmanın yolunu anlatmışsınız. Ben Baltalimanı Portaxe Banquet mekanının satış yetkililerinden biriyim. Sizin anlattığınız, müşteri değil dost kazanma sistemini zaten kullanıyordum fakat bir senelik satışçı olarak; rapport gibi, görsel işitsel müşteriler gibi bazı sistemleri sizin kitabınız aracılığı ile öğrendim. Bunları da hemen uygulamaya başladım zaten. Sizi ailenizle birlikte Portaxe’a Pazar brunch’ına davet etmek isterim. Faydalı kitabınız için çok teşekkür ederim.”
 
Bende kendisini geçtiğimiz pazar günü ziyaret etmeye karar verdim. Necati , Bilkent Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Ritz Carlton’da çalışmış, sonrasında Ziyafet Şefi olarak Portaxe’de kariyerine devam etme kararı vermiş.
 
Benim için ilk intiba çok önemlidir. Arabamı park ettiğimde, uzaktan Necati’yi gördüm. Kendisi firmanın sahibi gibi kapıda durarak müşterilere içten “hoş geldin” diyordu. Yanına gidip kendimi tanıttım. Bizim için deniz gören çok güzel bir masa ayırmıştı. Bir süre sonra kitabımla birlikte yanıma geldi.  Kitabımı birkaç kere okumuş, notlar almıştı. 28 yaşında, ama yaşina göre çok olgundu. . Tavırları olumlu, yaklaşımı içten ve samimi idi. Heyecanı olmasına rağmen rahat bir tavırla yanıma gelmesi ve benimle hemen sohbete başlaması cesurca geldi. Bu davranışları bizi ailece rahat hissettirmişti.
 
Türkiye’de birçok satışçı satış veya kişisel gelişim kitapları okumazlar. Her şeyi bildiklerini zannederek, kendilerini geliştirmeye gerek olmadığını düşünürler. Hayat bir tecrübedir, deneme ve yanılma yoluyla bir çok şey öğreniriz. Ancak, her şeyi deneyecek zamanımız yoktur. Çoğu zaman  diğer başarılı insanları taklit ederek, yazdıklarını okuyarak öğrenmeye çalışırız. Öğrenmenin başka yolu yoktur. Necati’ye hayat felsefemden ve değerlerimden bahsettim : “ Her sabah kalktığında bugün ne öğrenebilirim diye kendime sorarım. Amacım insanları sevmek ve yardımcı olmak, müşterilerime elimden gelenin en iyisini yapmak, kendilerini değerli hissetmelerini sağlamaktır. Böyle bir hayat felsefesi geliştirirsen, satış mesleğinde hiç yorulmaz, işini keyifle ve severek yaparsın.” dedim.
Her pazar günü D&R’a gidip, yeni çıkmış kitaplara göz atarım. Bir kısmına orada hızla göz gezdirir, çok beğendiğim kitapları da satın alırım. Bu haftada Napoleon Hill’in “Düşün ve Zengin Ol “ kitabını aldım. Kendisi dünyanın en başarılı insanlarının başarı sırlarını incelemiş.  Kitabın temelindeki fikir : “Düşünce, amaç, kararlılık ve ateşleyici arzu ile birleştiğinde sanıldığından da kuvvetli maddeler haline gelir. Yenilginin en yaygın nedenlerinden biri, geçici yenilgi nedeniyle umutsuzluğa düşüp vazgeçme alışkanlığıdır. Çoğu insanın yaptığı da budur. “
 
Napoleon Hill, kitabında satışla ilgili bölümünde ise, kitabın kahramanlarından Darby için : “Potansiyel müşteri bir şey almadan beni göndermek istediğinde, kendi kendime şöyle diyorum: Bu satışı yapmalıyım. Yaptığım bütün satışların büyük bir bölümü insanlar “HAYIR” dedikten sonradır.”
 
Necati, gördüğüm kadarı ile çok başarılı bir satışçıydı. Hırsı, öğrenmeye açık ve aç olması, işine tutkusu sebebiyle sürekli kendisini geliştirmek istiyordu. Hayatta hedefleri vardı. Yeni müşteriler ile tanışıyor, mevcut ve yeni müşterilerini mutlu etmek için elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret ediyordu.
 
Portaxe, Emirgan’da deniz kenarında her türlü kurumsal ve bireysel organizasyon yapmaya uygun bir mekan. Her türlü davetiniz için mekanı hayalinize ve isteğinize göre dekore ediyorsunuz.
 
Necati, çok güzel bir hikayesini bizlerle paylaştı.  Düğün sahibi düğünün yapılacağı gün çok önemli bir dünya kupası final maçının oynanacağını öğrenmiş. Necati’ye bu akşam kimse gelmez demiş. Necati’nin aklına süper bir fikir gelmiş. Mekanı dünya kupası finaline uygun hale getirmişler. Menüler, masalar, mekan tam maç havasına bürünmüş. Mükemmel bir akşam olmuş. Misafirler son derece memnun ayrılmışlar. Necati, sıcak, samimi tavrı ve yaratıcı fikirleri ile müşterilerinin hemen dikkatini çekiyor.
 
Necati mekanın kapasitesini dolu tutmak için sürekli yeni fikirler geliştiriyor. “Ben mekan değil, hayal satıyorum” diyor. Fiyatlar diğer benzeri (deniz kenarı) mekanlarına göre uygun olmasına rağmen, çok da ucuz değil. Bazı bireysel talepleri, mekanda rezervasyon yok ise, 10 gün öncesinden haber vermek şartıyla,  daha uygun fiyattan kiralıyor. Pazar günleri saat 2 ye kadar (kişi başı 25 YTL den) Brunch hizmeti veriyor.
 
Necati’nin ileride çok başarılı olacağı kesin. Bakış açısı, işine tutkusu, satış mesleğinde kendisini sürekli geliştirmeye çalışması… Bu konuda bende hiç bir şüphe bırakmıyor. “Günlük müşteri ziyaretlerimde kitabınızı okuduktan sonra ziyaret rotamı çok daha verimli hale getirdim” diyor. Her gün ziyaret yapmaya ve yeni müşteriler ile tanışmaya gayret ediyor.
 
Hem bu mekanı görmeniz, hem de Necati ile tanışmanız için bir pazar günü Portaxe’a bruncha gitmenizi tavsiye ederim.  
 
Sevgilerimle,
 

Müşteri bağlılığı ölmedi, yalnızca farklılaştı

31 Mart 2008 Pazartesi Etiketler : müşteri; satış pazarlama sadakat hizmet

Bir zamanlar önemli bir maçın veya yurtdışı tatilinin biletleriyle veya yılda bir iki kez vereceğiniz güzel bir akşam yemeğiyle müşteri bağlılığı “kazanmamız” mümkün oluyordu. Ve bu bağlılığı geçmişte “satış” diye anılan yöntemle ya da sade bir şekilde ifade edersek ilişki kurma yoluyla kolaylıkla koruyabiliyordunuz.

Müşterilerinizin hayellerini ve kaygılarını dinler, ürününüzün ihtiyaçlarını nasıl giderdiğini ve sorunlarını nasıl çözdüğünü görmek için onları ziyaret ederdiniz. Daha rekabetçi durumlarda, mektubunuzda sözünüzü ettiğiniz türden ek imalat ve tasarım hizmetleri sunardınız. Ve genellikle bu tür ortaklık kurma uygulamaları müşterilerinizi yuvada tutmaya yeterdi.

Evet. O becerikli günlerde fiyatlar önemliydi. Bazen de çok önemliydi. Sadece yaklaşık 10 yıl öncesinden söz ediyoruz. Ama fiyatlar hiçbir zaman, bugünün vahşi ekonomisinde olduğu kadar büyük bir önem taşımamıştı.Özellikle internet, fiyatları saydamlaştırırken satın alma faliyetlerini küreselleştirdi. Ve sonuç olarak, acı bir şekilde keşfettiğiniz üzere. Giderek bir alıcı dünyasına dönüşüyor.

Ama müşteri bağlılığını görmeye hazır değiliz; yapmamız gereken, onu bir işlem yerine, iki yönlü yol olarak yeniden tanımlamak.

İşlem yaklaşımıyla bağlılık kazanmaya çalışırken, müşterilerinize rekabetçi fiyatlar. Yüksek bir kalite düzeyi mükemmel hizmetler sunarsınız.Onlar da size daha büyük bir iş hacmi sağlayarak karşılık verir. Güzel bir antlaşma…Ama yanlızca, küçük bir fiyat, kalite ya da hizmet avantajı sunan birbirlerinin ortaya çıkmasına kadar… Bu gerçekleştiğinde başa dönersiniz ve müşterilerinizi yeniden kazanmak için bunu daha önce hiç yapmamış gibi çalışırsınız.      

Bağlılık yaratmaya dönük “iyi yönlü yol” yaklaşımında, müşterilerinizle aranızda bir anlaşmadan çok, karşılıklı adanma vardır. Çünkü siz, bir satıcı olarak, yanlızca, fiyat, kalite ve hizmet sunmazsınız. Müşterilerinize kapsamlı ve benzersiz kazanma olanakları sağlayarak, onlara nekadar bağlı olduğunuzu gösterirsiniz. Daha fazla verimlilik, daha yüksek hız, daha az stok daha yenilikçi ürünler.

Müşterilerinize, pazardaki başarıları açısından sizi vazgeçilmez kılan şeyler sunarsınız. Ve yanlızca bunu yapabildiğiniz de, tam bir bağlılık elde edersiniz. Şimdi, “Bunu zaten yaptık! Özel tesisler kurduk. “Özel ambalajlar tasarladık” diye düşünebilirsiniz.

O zaman biz de şunu sorarız: İyi ama, size ek maliyet getirdiği kesin olan bu hizmetler, müşterileriniz için oyunun köklü bir şekilde değişmesini sağladı mı? Örneğin, bunlar  sayesinde, müşterileriniz kârlı yeni pazarlara girme ya da eski rakiplerini vurma olanağını elde etti mi? Bu pek olası görünmüyor; yoksa sizden nasıl ayrılabilirlerdi ki? Bunu yapamazlardı.

Çağdaş bağlılık, eski bir atasözünü doğruluyor: “Ne ekersen onu biçersin.” Müşterilerinizin acil taleplerini gidermenin ötesinde onların uzun mesafede büyük kazançlar sağlamasına kendinizi ne kadar ateşli şekilde adarsanız, onlar da kendilerini size o kadar ateşli bir şekilde adayacaktır. Bunu başarmanın zor olduğu açık. Ama küresel ekonomi rekabeti giderek daha fazla derinleştirirken, müşteri bağlılığını sağlamanın tek yolu, iki yönlü yol yaklaşımını benimsemek.

Köklü şirketimizde, müşterileri elimizde tutmak için her şeyi yaptık: Özel tesisler kurduk, yenilikçi ambalajlar tasarladık, riskli fiyat indirimlerine başvurduk ve herkesten iyi bir kalite düzeyini sunduk. Yine de, bazı önemli müşterilerimiz bizi terk etti.

Müşteri bağlılığı öldü mü?

sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.