Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


En büyük engel kendimiziz

11 Temmuz 2008 Cuma Etiketler : liderlik bilgelik yaratıcılı duygusal zeka satış yönetim
Bu yazımı şu anda kardeşiminin Ulus’daki evinin havuzunun kenarından yazıyorum. Boğaziçi Sitesi İstanbul’un en güzel manzaraya sahip birkaç sitesinden biridir. Oturduğunuz yerden tüm boğazı görebilirsiniz. Bu güzelliğe bakmak, insanda meditasyon etkisi yapar. Beyninizi huzur ve umut kaplar. Keşke insan her zaman bu ruh halinde olabilse. Ne yazık ki insanlar huzurlu olmak yerine çoğu zaman endişe, korku, kaygı ve umutsuzluk içinde oluyorlar.
 
İnsanın yaratıcı olması, bir şeyler keşfetmesi için zihninin açık, ruh halinin olumlu, düşüncesinin pozitif olması gerekir. Dünyanun bütün mucitleri en büyük eserlerini ve keşiflerini en keyif ve huzurlu anlarında bulmuşlar.
 
Bu pazar sabahı eşimle dışarıda kahvaltı ettikten sonra yanımızdaki City’s gittim. Oğluma yaz stajı yapabilmesi için birkaç dükkanla görüşmek için içeri girdim. İçimde birden alışveriş yapma isteği oluştu. Eşime bir şey almak istedim. Vermek insana almaktan daha haz veren bir duygu. Bunu farkettiğinizde dünyanın en mutlu insanı siz olacaksınız. Sonra pazar günlerimin vazgeçilmez alışkanlığı ile  D&R’a girdim. D&R City’s personeli gerçekten mükemmel , her zaman pozitif ve güleryüzlüler. Yeni çıkan kitaplara – tabii ki kendi kitabıma – baktıktan sonra seminerlerim için insanlarla ilgili CD’ler almak için dolandım. Personelin pozitif enerjisi ben de hoş duygular uyandırdı. Taner bey bu kış size imza günü yapalım dediler. Benden mutlusu yoktu. Tabii ki yeni kitabımın ne zaman çıkacağını sordular. Bu son zamanlarda en zorlandığım soru, kesinlikle yazacağım, ama ne kadar zor bir iş bir de bana sorsalar. 2009’a söz!
 
Bu haftaki yazımı düşünürken tesadüfen karşılaştığım iki iş adamının bana hatırlattığı “en büyük engelin aslında kendimiz” olduğu konusuna yer vermek istedim.
 
İnsan ne yapmaya karar verirse versin öncelikle kendisi ile bir mücadeleye girer. Çoğu zaman da bu nedenle başlamadan vazgeer veya erteler. En güzel fikirler ve girişimler başlamadan, denemeden son bulur.
 
Satışçılarda en büyük korku reddedilme ve başarısızlıktır. Bu nedenle çoğu satışçı gerekli kararlılığı göstermeden müşteri önünde pes ederl. Bunun en önemli sebebi ise başarısız satışcıların ilişki odaklı olmak yerine satış odaklı düşünmelidir. İlişki odaklı düşünseler, satışta başarısızlık diye bir kavramın olamayacağını anlayacaklardır. İlişkiler uzun vadeli kurulduğundan eninde sonunda başarılı olursunuz. Önemli olan hedefinizi doğru belirlemeniz ve önceliklerinizi doğru planlamanız. Planlarınızı ne olursa olsun ertelememeniz.
 
Geçen gün Ankara havalimanında uzun yıllar önce tanıştığım başarılı bir iş adamını gördüm, Yüksel Mermerler. İlerlemiş yaşına rağmen çok genç ve dinç gözüküyor, özgüveni  her halinden anlaşılıyordu. Doğru anı bekledim. Kendisine yaklaştım ve kendimi tanıttım.
 
Beni çıkaramadı ama nezaket gösterip benimle sohbet etmeye başladı. “İşler nasıl gidiyor?” dedi. “ Daha iyi olabilir” dedim.  Daha iyi olması için ne yapmam gerektiğini sordu. “ Daha fazla risk almamız yatırım yapmamız “ dedim. “ Anlat bakalım, belki kafama yatarsa parayı ben koyarım” dedi. Beni kötü sıkıştırmıştı, bana bahane değil gerçeği söyle demişti. İşadamı olmanın bahaneleri bırakıp fırsata, sonuca yönelmek olduğunu bana çok güzel anlatmış oldu. Bahaneler kendimizin konfor alanında kalmamızı, başarısızlıktan kaçmamızı ve reddedilmemizi sağlarlar. Cesur ve kararlı olan başarıyı da yakalar. Çünkü şans onlara güler.
 
Cumartesi günü espresso almak için Nespresso dükkanına uğradım. Şansa firma sahibi Moris bey Cumartesi olmasına rağmen girişte oturuyordu. Keyfi çok yerindeydi. Moris bey hep güleryüzlü, zeki , sonuç odaklı bir işadamıdır. Oğlum yanında bir yaz staj yapmıştı. Negatif düşünmeyen, hızlı düşünen ve hızlı karar veren biridir. Her zaman kendisinden emindir. Kontrolünü hiç kaybetmez. Ayrıca çok kararlıdır. Havadan sudan konuştuktan sonra ortamın ne güzel olduğunu gelecekte kuracağım ofislerde aynı kendisinin mağazası gibi döşemek istediğimi söyledim. Bana döndü ve “ seni şimdi yapmaktan alıkoyan ne var “ dedi. Kısacası bana şimdi yap, erteleme mesajını verdi.
 
Başarıya ulaşmış işadamları hemen, anında  harekete geçerler. Hayallerini ertelemezler. Düşünme ve erteleme hastalığından etkilenmezler; kendi düşüncelerinin onlara engel olmasına izin vermezler. Bu onların bilmedikleri başarı sırlarıdır.
 
Geçenlerde bizim şirketin patronu Kemal Cılız ile sohbet ediyorduk. İki türlü iş adamı vardır diyordu.  İş yapmak için ve para kazanmak için iş yapan işadamı. Ben para kazanmak için iş kurarım diyordu. Kendisi ile sekiz yıldır çalışıyorum. Çoğu zaman fikir ayrılığına düşer, hararetli bir şekilde tartışırız. Çok iyi bir iş adamıdır. Nedeni ise ne istediğini bildiği için her zaman para kazanır. Ne istediğini bilmek ve ona odaklanmak. Kendi düşüncesinin çeresinden etkilenmesine izin vermeden sonuca odaklanmak, yani para kazanmaya.
 
Günümüzde eskisine göre çok daha kolay bilgiye ulaşıyoruz, bu bilgiler bizi pozitif veya negatif etkiliyorlar. Ama önemli olan iç sesimizi dinlemek ve ne istediğimizi bilmek.
 
Bugün ister satış yaparken, ister kendi işinizde ne istediğinizi bilmiyorsanız, eyleme geçmeyip sürekli erterlerseniz veya başlamamak için kendinize bahaneler üretirseiniz, başarılı olamazsınız.
 
Siz siz olun kararlı olun , iç sesinizi dinleyin. İstediğiniz şeye karar verdiğinizde harekete geçin. Ertelemeyin.
 
Bu iki işadami bana bunu tekrar hatırlattı. Kendi kendilerine engel olmadan, negatif düşünce üretmeden, inandıkları fırsatlara cesurca atılıyorlardı. O nedenle bu kişiler başarılı bir girişimci olabiliyorlardı.
 

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

 

 

Bu formanın hakkını verin

25 Haziran 2008 Çarşamba Etiketler : liderlik inanç duygusal zeka yöneticilik vizyon futbol coach antranör fatih terim futbol türkiye
Günlerdir Türkiye’nin zaferi tartışılıyor. Bu bir mucize mi yoksa talih mi? Fatih Terim başarılı mı yoksa sadece şanslı mı? Fatih Terim’i diğerlerinden farklı kılan ne?
Bu konudaki gözlem ve görüşlerimi sizlerle paylaşmak isterim. Bu yazıyı etkilenmemek için Almanya maçından hemen önce yazdım.
 
Şans hazır olana gülermiş. Bugün her başarının sadece şansa ve talihe bağlı olması güç, hemde bu arka arkaya 3 kere olmuşsa.. Dünyanın en iyilerinin oynadığı bir yerde sadece şans ile yarı finale gelemezsiniz!
 
Bu düşüncenin (veya inancın) temelinde Türk insanının kendisine güvenmemesi yatıyor.
 
Bir köşe yazarı şöyle yazmış : “ Günümüzün yaşantısına bakınca bizdeki en büyük toplumsal fobinin başarısız olma korkusu olduğunu görüyorum. Çalışma yaşamında. Politikada ve bireysel rekabette bu böyle.”
 
Ben kariyerim boyunca hem yabancı şirketlerde, hem de Türk patron şirketlerinde çalıştım. Aralarında gördüğüm en büyük fark  yabancı şirketlerde kararların uzun vadeli vizyon, hedef/amaç doğrultusunda , duygulardan uzak verilmesidir : Plan ve bütçe vardır. Başarısız ve uyum sağlamayan insanları sırf sevdikleri için tutmazlar. Patronlar hergün karar değiştirmezler, adam kayırmazlar, önyargılı ve duygusal davranmazlar. Başarıların arkasında kararlı ve profesyonel düşünce yatmaktadır. Genel müdürler değişse bile uzun vadeli kararlar değişmez. Hedefler sürekli günün koşullarına göre revize edilir. Gerektiğinde zararı göze alarak belli çalışmalardan vazgeçilebilir. Hedefler 3,5, hatta 10 seneliktir. İnsana değer verilir ve yatırım yapılır. Geleceğin liderleri yıllar öncesinden belirlenir ve o kişilere ona göre yatırım yapılıp yetiştirilir.
 
Bugün Türkiye’nin başarısı o nedenle sadece bu şampiyonlukla sınırlı değilidir . Bu başarı ( veya bazılarına göre mucize/şans) uzun vadeli bir çalışmanın ve inancın bir sonucudur. Bu başarının mimarlarından biri de başarılı lider ve motivatör Fatih Terim ve sahadaki lider futbolculardır.
 
Robin Sharma’nın Liderlik Bilgeliği kitabında liderlik dersi olarak şunu söylüyor : “ İnsan genellikle büyük bir zafer kazanmadan hemen önce bir tür zorluk yaşar. Önemli olan odağını korumak ve inanmaya devam etmektir.” Gandhi’nin de başarısında da , halkına kendi gelecek vizyonuna doğru yol gösterme bilgeliğine sahip olması dışında aynı zamanda kendi kendine liderlik etme ve mükemmel vasıflarla yaşama cesaretini sahip oluşudur.”
 
Ben Fatih Terim’in başarısını bu sözcüklerle açıklamak istiyorum. Fatih iyi bir vizyoner ve liderdir. Sadece çalıştırdığı takımları ileri götürmemiş, kendi kariyeri boyunca hep inanılmazları başarma cesaretini göstermiştir. Bu benim düşüncem, katılmayabilirsiniz.
 
Aynı köşe yazarı şöyle devam ediyor : “ Fatih Terim toplumsal beklentileri nefsine yansıtabilen sıradışı bir kişilik. Kendisi Psikolojik gerçeği bilmese de ‘‘kasılmaları ’’ hep mesaj ağırlıklı. Hem zeki, hem de düşlediği zaferi önceden planlayabilen bir kişilik! Son saniyelere kadar ufak bir çözülme işareti dahi vermiyor. Jestlerine , mimiklerine ve bakışlarına yansıyan ‘‘Beni yenemez’’, ‘‘Benden daha güçlüsü yok’’, ‘‘Türkiye benim’’ huysuzluğu biraz da bundan!
 
Kendini ispat etmeye susamış toplumlarda bu tür önderlere yalnız siyaset sahnesinde değil her alanda ihtiyaç var. Artık onu sadece bir teknik adam olarak görmemeliyiz. O aynı zamanda bir imaj mimarıdır bundan sonra!
 
Türk takımları arasında yurtdışında başarı elde etmiş tek takımımız Galatsasaray’dır. Bunun arkasInda yine uzun yılların bir çalışması ve stratejisi vardır. Fenerbahçe’nin yurtiçinde onca başarısına rağmen yurtdışında aynı başarıyı yakalayamamasının temel sebebi bu inancın
olmamasıdır.
 
Futbolda doğru strateji kadar futbolcuların “zihin gücü” başarıları da en az yetenekleri kadar önemlidir. İnanç, motivasyon, ekip ruhu bunu ateşleyen duygulardır. Hıncal Uluç şöyle yazmış : “ Bitişe dakikalar kala 2-0 mağlupken, 119’uncu dakikada golü yemişken hala maç yeni başlıyor gibiysen, sende iyi şey var demektir. Fizik kondisyonun müthiştir. Moral kondisyon da fevkalade. Terim bu iki kondisyonun yaratıcısıdır.”
 
Bana göre bu senenin ilk mucizesi ( herkes öyle adlandırdığı için bu şekilde ifade ediyorum) Galatasaray’ın her şeye rağmen şampiyon olmasıdır.Üzerinde fazla konuşulmadı, hatta unutuldu. Olabilecek her türlü olumsuzluğa rağmen bu takım şampiyon olmuştur. Bununla ilgili Hasan Şaş’ın futbolculara maç öncesi yapmış olduğu konuşmayı (telkini) sizlerle tekrar paylaşmak istedim. Saha içindeki lider futbolcular diğer futbolcuları ateşlerler :

Haber şöyle : Galatasaray’ın tecrübeli futbolcusu Hasan Şaş sakatlığına rağmen takımı ayakta tutan isim olarak sivriliyor. Feldkamp’ın istifasından sonra Florya’da oluşan birlikteliğin temel taşı olan Hasan Şaş, Fenerbahçe maçı öncesinde yaptığı konuşmayla bazı takım arkadaşlarını ağlattı. Hakan Şükür ve Ümit Karan ile birlikte takımın kaptanlığını yapan Hasan, kasığından sakatlığı bulunmasına rağmen G.Birliği maçında oyuna girmiş, diğer 3 karşılaşmada da yedek kulübeden arkadaşlarına destek olmuştu. Bu futbolcu Türkiye’nin dünya şampiyonasıda üçüncülüğün elde edilmesinin arkasında olan birkaç futbolcudan biriydi. Aynı başarıyı Galatasaray’ın en zor günlerinde hem de yedek klübesinden bu sefer gerçekleştirdi. Arkadaşlarıyla ve gençlerle yaptığı konuşmalarda gerekse teknik heyete idmanlarda verdiği destekle gerçek bir kaptan gibi davranan Hasan, takım Fenerbahçe maçına çıkarken arkadaşlarını karşısına aldı ve şunları söyledi:

‘KEŞKE BEN DE ÇIKABİLSEM’
“BEYLER, biraz sonra son yılların en önemli maçına çıkıyorsunuz. Üzerinizde sarı-kırmızılı formalar var. Bu formalara iyi bakın. Onlar dünyanın en güzel renklerini üzerinde taşıyorlar. Bir yıldır onları ıslatıyoruz. Terimizi akıtıyoruz. Alın terimizle buralara geldik. Şimdi ucuna kadar geldiğimiz, emekler sarfettiğimiz şampiyonluğu almak için sahaya çıkacaksınız. Keşke ben de sizinle birlikte bu tünelde yukarı çıksam ve formamı ıslatsam. Bizi biz yapan Galatasaray formasına borcumuzu ödeyeceğiz. Şimdi buradaki herkes yukarı çıkacak ve kanının son damlasına kadar savaşacak.

‘SAVAŞMAYANI SOKMAM’
BUGÜN, bütün bir sezon bizi küçük görenlere, G.Saray’ı rakip saymayanlara, akıttığımız teri boşa çıkartmaya çalışanlara ders verme günüdür. Çıkıp aslanlar gibi oynayın. Kaybedebilirsiniz. Ama emin olun ki mücadele etmeyeni soyunma odasına almam. Formanın hakkını verirseniz, futbol da sizin hakkınızı verir. G.Saray’ın ne olduğunu bir kez daha gösterin. Tribünleri dolduran G.Saraylılar’ı mutlu edin. G.Saray’ı hakettiği gibi temsil edin. Kulübümüze sahip çıkma günüdür. Allah yardımcınız olsun.”

 
Golü atan Semih’in açıklamaları bütün yazdığımı doğruluyor :
“ Samimi olmak gerekirse, 119.dakikada golü yediğimiz zaman maçın bittiğini düşündüm. Ama santra yaptıktan ve hocamızın ileriye oynayın talimatını gördükten sonra her şeyin olacağına inandım.”
 
“Mucize ve şans diyenlere gülüyorum” diyor Fatih Terim.
Einstein şöyle demiş “ Dünyada iki tür insan vardır. Herşeyi mucize ve şans olarak görüp yaşayanlar veya hiçbir şeyin mucize eseri olmayacağına inanlar.” Fatih Terim ben ikincisiyim diyor.
 
Samuel Johnson şu güzel sözleriyle yazımı noktalamak istiyorum :
“ Yaşam , zorlukların üstesinden gelmek, bir başarı mertebesinden diğerine geçmek , yeni dileklerde bulunmak ve onların yerine geldiğini görmekten daha büyük bir sevinç vermez insana. Büyük ve takdire layık bir girişimi üstlenen insanın zahmetlerine önce umut, sonra da neşe destek olur.
 
Sevgilerimle
                                                                                                                     
 
 
 
 

Babam bana hayatı kelimelerle anlatarak değil, adam gibi yaşayarak öğretti

15 Haziran 2008 Pazar Etiketler : baba özgüven kişisel gelişim iyi çocuk yetiştirmek liderlik
Bugün Babalar günü.. Babalar gününü kutlamak için evimize, benim ve eşimin ailesini, kız kardeşimi ve eşini kahvaltıya davet ettik. Ev davetleri eskisi kadar tercih edilmese de keyfi bir başkadır. Güldük, eğlendik, güzel şeyler paylaştık. Ailenin önemini küçük yaşımda idrak etmişimdir ve benim için çok önemli bir güçtür ailem.  
 
Oğullarım Cem ve Emre, her sene babalar gününde mutlaka bana yazı veya şiir yazarlar. Yazı yazmaya öğrenmeye başladıkları günden itibaren her yıl yazarlar ve bana baba olmanın gururunu ve mutluluğunu yaşatmışlardır. İkiside büyüdü, kocaman adam oldular, biri 16, diğeri 17 yaşında. Sabah kalktığımda bu sene de yazarlarmı diye düşündüm. İnsan yaşlandıkça saf duygularını çocukluğundaki gibi yaşayamıyor, bastırıyor. Yaşlanınca ise tekrar daha fazla duygusallaşıyor. Keşke hayatımız boyunca duygusallığımızı doya doya yaşayabilsek. Bu duygular içinde ikiside birden yanıma paketleri ile geldi. Ellerinde ise yazıları vardı. Ne kadar mutlu oldum bilseniz. En büyük nedeni bu yazılarını bu sene köşemde yayınlamaya karar vermiştim. Ya vermezlerse o zaman ne yapacaktım. Bu yazı yayınlanmıyacaktı. Bende üzülecektim.. Yazımın sonunda yazılarını sizlerle paylaşacağım. Çünkü her ikisiyle de gurur duyuyorum.
 
"Duygusal zeka" ve "Limit Sizsiniz" seminerlerimde, anne ve babanın çocukların özgüvenini oluşturmada çok büyük payı olduğundan bahsederim. Çocuklar üzerinde yapılan araştırmalara göre, anne ve babanın çocuğu üç dört yaşına kadar yetiştirme biçimi, çocuğun erken yıllardaki özgüven derecesini belirlediği ortaya çıkmış.
 
Kim olursanız olun, anne babanız yaşamınızın en önemli kişileri olarak kalırlar. Bunun nedeni, kendinizi nasıl duyumsadığınızı belirleyen en güçlü etkenleri size aşılayanların onların olmasıdır. Yüksek özgüven elde etme çabalarınız, içinizdeki yargılayıcı ve cezalandırıcı seslerin ne kadarının çocukluğunuzda duyduklarınız olduğunu gösterir. Bugün boğuştuğunuz korkular, sınırlamalar, umarsızlıklar ilk yıllarınızdan beri sizinle beraberdir. Kendinizi, yeterli ya da yetersiz, akıllı ya da aptal, etkileyici ya da yardıma muhtaç, sevilmeye değer ya da değersiz görmenizi sağlayan anne babanızdır. Sizin mutlu etmek istediğiniz kişiler de onlardır. Çocuklarda anne babanın onayına gereksinim o derece güçlüdür ki, onların onayını istemek anne babanın ölümünden çok sonra da devam edebilir.
 
Bebek uyanık olduğu her an, sizden kendisi hakkında bir şeyler öğrenir. Siz bu yeni kişinin kim olduğunu yansıtan bir aynasınızdır. Bir bebek ona gülümsemenizden harika bir varlık olduğunu, dokunuşunuzdan korunmakta olduğunu, ağlamasına gösterdiğiniz ilgiden etkili ve önemli biri olduğunu öğrenir. Bunlar, kendisine vereceği değerleriyle ilgili ilk dersler ve özgüven yapısının ilk tuğlalarıdır.
 
Çocuklar büyüdükçe onlara kim olduklarını yansıtacak başka aynaları da olur. Öğretmenler, arkadaşlar, bakıcılar, hepsi bu rolü üstlenir, ancak çocuk her zaman anne babasının ona duyumsattığı kendini iyi hissetme duygusuna, ona verdiği öneme ve temel değer yansımalarına dönecektir. Sosyal, ölçülü ve sağlam benlik değerleri olan çoçuklar yetiştirmenin tek yolu vardır. Bu da çocuğunuzu, kendinizi ve aranızdaki iletişimi sürekli gözlemlemektir.
 
Çocuklarımdan her yıl babalar gününde aldığım bu duygulu yazılar baba olarak kendimi gözlemlememi sağlayan çok değerli bir iletişim aracı ve bana sunulan bir armağandır.
 
Nasıl bir babayım? Çoğunuzun yargılarında göre kötü, kendime göre iyi, çocuklarıma göre mükemmel. Benim için doğru olanı çocuklarımın düşüncesidir. Hayatta benim için en değerli varlıklardır. Onlara en iyiyi ve mükemmeli vermek, yanlarında olmak, yol göstermek, gerektiğinde desteklemek, gerektiğinde eleştirmek, gerektiğinde korumak, gerektiğinde değerli olduklarını hissettirmek benim görevim.
 
Anne baba olarak vereceğiniz özgüven inanın dünyanın en mükemmel üniversitesinden daha kıymetlidir. Doğan Cüceloğlu Özgüvenin insanın başarısındaki payı yüzde 85’dir diyor. Kendisinin bir sözü hiç aklımdan çıkmaz. “Çocuklarınıza tek bir şey öğretin; yalan söylemeden kendilerini ifade etmesini öğretin. Dürüst olmasını öğretin.”
 
Şimdi bu yıl iki sevgili oğlumdan aldığım duygu yüklü yazılarını bir babanın gururu ile  sizlerle paylaşmak istiyorum. Onları çok seviyorum..
 
En mükemmel babasına , - Babama-
Zor bir hayat benim yaşadığım
Düşünmeden atılamaz adımlarım
Tek başıma asla yapamam
Seninle yaparım babacığım
 
Yarınlar bilinmez bu dünyada
Kapılar kapanır her hatada
Benim kapılarım hep açık
İşin hüneri benim babamda
 
Evimizde herşey var, olmayan yok
Herkes sağlıklı , karınlar hep tok
Var olandan var hem de çok
Bunların hepsi sayende babacığım
 
Elimi tut beni bırakma
Uzaklaşıp beni ağlatma
Yanımızda ol bu bize yeter
Babalar günün kutlu olsun BABA !!!
 
Özel Notu : Mısralar yetmiyor seni anlatmaya…
Sitendeki makalelere devam et, her zaman arkandayım..
Emre Özdeş ( 16 yaşındaki oğlum)
 
Babama
Birisi bana gelse, sana bir şans versem ve hayalindeki babayı sana versem dese, ben ona dönüp ; “boş işlerle uğraşıyorsun, ben zaten ona sahibim” der ve gülerim. Çünkü gerçekten benim için öylesin . O adamın bana şans vermesine gerek yok, çünkü ben senin gibi bir babam olduğu için çok şanslıyım. İnsanlarla seni tanıştırırken babam deyip seni göstermek bana ayrı bir gurur katıyor. Başarılı bir babam olduğu için gurur duyuyorum içten içe. Bizdeki emeğin tartışılamaz ama emin ol ki sen çok güzel, kökü derin tohumlar ektin. İleride hepsinin karşılığını alacaksın. Biz başarılı çocukların olarak karşında olacağız. Belki tenis şampiyonu oluruz, belli mi olur ! Canım babam sen her zaman en iyisini hak ediyorsun. Aslında bugün değil hergün senin günün çünkü sen her zaman bizim için çok değerlisin.
 
Yakışıklı babamız
Bizim yürekten bir parçamız
Onun başarısını tartışamayız
Açıklıyordur her şey bu gururlu bakışlarımız
 
İyi ki burdasın
Hayatımızın her tarafındasın
Unutma sakın seni nasıl sevdiğimizi
Aydınlatacağız Özdeş’lerin geleceğini
Daha birlikte çok kutluyacağız
Bir çok babalar günlerini
Babacığım babalar günün kutlu olsun
Cem Özdeş ( 17 yaşımdaki oğlum) 
 
Mümün Sekman Limit Sizsiniz kitabından şu sözler ile yazımı bitirmek istiyorum. Bir çocuğun en büyük avantajı neyi yapamayacağını henüz öğrenmemiş olmasıdır. Çocuklar bu yüzden her zaman sınırlarını zorlar, kendi en iyi yapabileceklerini ortaya koymaya çalışırlar.Bir şeyin yapılması değil, o işi kendilerinin yapabilmiş olması onları mutlu eder.
 
Her insan kendi kanatlatıyla uçma isteğiyle doğar ancak zamanla kafası “kafeslenerek” bu isteği unutturulur.
 
Bırakın çocuklarımız kendi kanatlarıyla uçmayı öğrensinler, bırakın onlar istedikleri kişiler olsun. Bizim istediğimiz kişiler değil. Ben de iyi bir baba olarak bunu yapmaya gayret ediyorum.
 
Tüm babaların babalar günü kutlu olsun.
Sevgilerimle,

Tanıştığım İkinci Başarılı İş Kadını: Canan Baltacıoğlu

6 Haziran 2008 Cuma Etiketler : başarı kariyer liderlik azim kariyer satış pazarlama hayat dersi
Bilkent Üniversitesi’nin davetlisi olarak bir hafta sonu seminer vermek için Abant’a gittim. Burada en ilgimi çeken konuşmacı House Cafe’nin ortakları idi. House Cafe’nin ortaklarından Canan hanımın konuşmasından sonra kendisinin yanına gidip İstanbul’da kendisine uygun bir zamanda beraber bir kahve içmeyi arzu ettiğimi söylemiştim. Bu arada imzalı kitabımı da kendisine hediye etmiştim.
 
İstanbul’a geldiğimde giden gelen e-maillerin sonunda kendisi ile en sonunda sabah kahvaltısı için Teşvikiye’de House Cafe Corner’da buluşmak için sözleştik. O sabah telaşla saat 8.03’de evimin hemen yanı başındaki House Cafe’ye ulaştım. Biraz heyecanlıydım. Yeni insanlarla tanışmak beni hep heyecanlandırır. İçeri girdim. Kendisi tam zamanında gelmişti. Benim için zamanında gelmek çok önemlidir. Kim olursanız olun, karşınızdaki kişiye vermiş olduğunuz değerdir, zamanında gelmek.
 
Hemen konuya girdim. Süremiz sadece bir saatti. Konuşacak çok konu vardı. Nereden başlasam diye düşündüm. Canan hanım, oldukça mütevazı, sakin, pozitif ve hırsını içinde saklayan biriydi. Uzun zamandır tanışıyormuş gibi, hemen samimi bir şekilde sohbet etmeye başladık. Kendimden de bahsetmekte sakınca görmedim. Bu noktaya nasıl geldiğini anlatmasını rica ettim. Okuldan sonra Pricewatercoopers’da çalışmaya başlamış. Çalışma temposu ve süreleri çok yoğunmuş. Evlenene kadar bu yoğun tempoda çalışmış. Daha sonra işinde ayrılıp Londra’da kısa süreli iş sertifika programına katılmış. Döndüğünde tekrar işine geri dönmüş. Ama bir gün, House Cafe’nin ortaklarından Ramazan Bey’in teklifini değerlendirerek, tüm birikimini House Cafe’ye yatırmaya karar vermiş.
 
Kurumsal bir firmada çalışmanın ödülünü almış. Bütün öğrendiklerini ve tecrübesini House Cafe için kullanmış. Her şey House Cafe Nişantaşı’nın bahçesini açınca başlamış. İşler birden patlamış. Sonra eşi ile birlikte ( daha sonra o da ortak olmuş) gece gündüz çalışarak işi bugünkü seviyeye getirmişler. Şu anda İstiklal Caddesi’nde yeni açılacak restaurantları ile birlikte 10 şubeye ulaşacaklar. Toplam ciroları 30 milyon $ olan bu başarılı Cafe zincirinin başarısının arkasında Canan Hanım’ın detaylara çok önem veren bir kişiliğinin ve inanılmaz bir sabrının olduğunu gördüm.
 
Bir saat boyunca sohbetimizde bu kadar sakin, mütevazı bir kişiliğin ( kendisi yaşından da genç gösteriyor)  nasıl bu kadar başarılı bir iş kadınına dönüştüğünü düşündüm. Saat 8 de işe başlayıp gecenin bir saatine kadar sürekli haftada yedi gün çalışan Canan Hanım, akşamları da saat 11 gibi erken bir saatte yatıyor. Disiplinli ve hep iş var hayatında. Canan Hanım, ne kadar önemli bir başarı elde ettiği konusunda son derece mütevazı idi. Kendisine küçükken en büyük hayalimin dünyanın belli başlı kentlerinde alışveriş merkezimin olması olduğundan bahsettim, her gün uçağıma binip bu alışveriş merkezlerini gezecektim. House Cafe 10. şubesini açacak, her gün hepsini dolaşmak ne büyük keyif olmalı!
 
Bugün başarılı insanları gördüğümüzde hep başarılarını görürüz, ama onların ödedikleri bedelleri ödemek istemeyiz. Bedel ödemeden, risk almadan başarı maalesef olmuyor. Birikmiş tüm parasını bu işe koyma cesaretini gösteren bu cesur iş kadını, “siz benim sakin olduğuma bakmayın, iş esnasında çok farklı bir kişi olabiliyorum. Ama ben öyle bağırıp, çağırman elemanlarıma hep inisiyatif veririm, sakince ama gerektiğinde sert bir dille konuşabilirim.” House Cafe’nin merkezinde bugün 40 kişi çalışıyor. Her şubenin bir müdürü var, kurumsal bir yapıda yönetiyorlar.
 
House Cafe’nin üç ortağı var. Diğer ortakları eski eşi Ferit Baltacıoğlu ve Housecafe fikrinin yaratıcısı Ramazan Üren. Canan hanım, eşinden bir sene önce  ayrılmasına rağmen işte birlikte uyum ve sinerji içinde çalışmaktadırlar. Bana göre, bu inancın duyguların üzerine çıktığının en güzel ve etkileyeci örneğidir. "Şu an oldukça iyi anlaşan iki iş ortağıyız. Özel hayatta başaramadık, ama iş hayatında başardık." Canan hanım’ın şu sözleri beni çok etkiledi :
 
Ferit ile birlikte zamanında çok çalıştık diyor Canan Hanım. Kendisi şu anda daha çok büyümeden sorumlu. Canan hanım ise her cafedeki ince detaylardan, dekorasyondan, menüden. House Cafe’de ne kadar çok detay var düşününce. Her şube birbirinin aynı. Ben House Cafe’ye haftada en az bir kere muhakkak giderim. Ortamı beni rahatlatır. Pazar günleri ailemin en favori kahvaltı yeri. Kendi evim gibi rahat ederim.
 
Canan Hanım ile sohbet esnasında sanki oranın patronu değildi. Elemanlarına hiç müdahale etmedi, özel bir servis istemedi. İnanılmaz mütevazı. Sanırım House Cafe’deki huzurlu çalışmanın sebebi de kendisi idi. Çalışanlar hem mutlu hem de oranın ortağıymış gibi servis yapıyorlardı.
 
House Cafe bir düşüncenin, yeni yaşam tarzının bir ürünüydü. Bugün bir çok taklidine rastlamak mümkün. Ama menüsü, ortamı, hizmet kalitesi ile taklit edilmesi çok zor. Canan Hanım bu genç yaşında bu kadar önemli bir işin üstesinden gelmişti. Diğer iki ortağı erkekti. Takım olarak herkesin kendi alanına göre iş bölümü yapıyorlardı. Bence başarılarının sırrı buydu. Uyum, odaklanma ve işleri ile yaşamalarıydı.
 
Son iki haftada bu iki başarılı iş kadını ile tanışma imkanım olduğu için kendimi şanslı sayıyorum. Başarı detaylarda gizli. Bir amaç için çok çalışmadan, kararlı bir plan yapmadan, bedel ödemeden başarılı olunmuyor. Hem Berrin Hanım, hem de Canan Hanım bana hayallerinden bahsetmediler, bende sormadım. Ama muhakkak bana söylemedikleri, arkalarından koştukları bir hayalleri vardı.
 
Her ikisine de benimle bu kadar değerli bilgileri ve tecrübelerini paylaştıkları için teşekkür ederim. Canan Hanım’ı derneğimizin her yıl düzenlediği TOYP (Jaycee-Türkiye’nin en başarılı 10 genç yarışmasına – http://www.jcistanbul.org/toyp.html -bu sene aday göstermeye karar verdim. İnşallah kazanır. Kendisinin ülkemizi yurtdışında en iyi şekilde bizleri temsil edeceğine inanıyorum.
 
Berrin Hanım da bundan sonra önemli prezantasyonlarımda her zaman danışacağım kişi olacaktır. Hayat bazen  tesadüflerden oluşur, biz buna şans veya talih diyebiliriz. Bu fırsatları paraya veya başarıya dönüştürmek bizim elimizdedir!
 
Bu yaz büyük oğlum Cem, House Cafe’de staj yapacak. Umarım oğlum da Canan hanımdan bir şeyler öğrenir, kendiside iyi bir girişimci olur.
 
Sevgilerimle,

2 Başarılı İş Kadını ile tanışmam; birinci hikayem

4 Haziran 2008 Çarşamba Etiketler : kariyer satış gelişim duygusal zeka liderlik pazarlama
Bu yazıyı Antalya’daki Hillside Su otel odamın balkonundan muhteşem manzaranın ilhamı ile yazıyorum. Yazı yazmanın şarkı bestelemekten ve resim yapmaktan farkı yoktur. Ruhen ve fiziken hazır olmanız, ilham almanız gerekir. Ben yazmaya hazır olduğumda konunun dışında hiç bir şeyi düşünmem, sadece yazarım. Hillside Su’nun büyülü ortamında insan 3 gün gibi kısa bir sürede kendini yenileme imkanını buluyor. Hillside Su ile ilgili duygu ve düşüncelerimi önümüzdeki haftalardaki yazılarımda yer vereceğim.
 
Bu hafta iki özel kişilikle tanışma imkanım oldu; ikisi de başarılı birer iş kadını ve tesadüfler bizi tanıştırdı. Prp Multimedya ortağı Berrin Güzel ve Housecafe ortaklarından Canan Baltacıoğlu.  Bu iki başarılı iş kadını ile sadece birer saat sohbet etme imkanım oldu. İkisi de beni çok etkilediler. Bugün basında birçok güçlü, başarılı diye adı geçen iş kadınları arasında adlarını görememiştim, ama kendilerini tesadüfler eseri keşfetme imkanım oldu. Yeni bir insanla tanışmak, sohbet etmek, onu keşfetmek bana huzur, mutluluk ve keyif verir. Kader bazen belli insanları hayatınıza sokar. Gerisi size kalmıştır!
 
Bu yazının çok uzun ve haksızlık olmaması için iki bölümde yazmaya karar verdim. O kadar yazacak şey var ki, ama ben aklımda kalanları ve beni etkileyen şeyleri sizlerle paylaşacağım.
 
Berrin Hanım, Prp Multimedya ( www.prp.com.tr) firmasının ortağı. Şirketi eşiyle birlikte kurmuş. Berrin Hanım Pazarlama dünyası ile ortak düzenlemiş olduğumuz “Satış Algısı” anketinde kura ile benimle yemek yeme hakkı kazanmıştı. Tamamen tesadüf eseri! İkimizin de yoğun temposu sebebiyle iki ay sonunda kendisi ile öğlen yemeği konusunda anlaştık.
 
Bir insan hakkında ilk 30 saniye içinde edindiğiniz izlenim, kolay kolay değişmez. Berrin Hanım pozitif, mutlu, kendisi ile barışık bir iş kadınıydı. Kendisi bir süre profesyonel çalıştıktan sonra, daha önce edinmiş olduğu tecrübelere dayanarak, eşi ile birlikte multimedya şirketi kurmaya karar veriyorlar. Yaptıkları işler arasında en ilgimi çeken bir çok CEO için prezantasyon hazırlamaları oldu. Bana saydığı isimleri paylaşamam ama Türkiye’nin önde gelen iş adamları olduğunu söyleyebilirim. Ne müthiş bir fikir dedim! Şirketlere ve CEO’lara Multimedya  (powerpoint bu hizmetlerden sadece birisi) prezantasyonu hazırlamak için bir şirket kuruyorsunuz. Ama ne kadar doğru. Bugün giyinmek için bir imaj danışmanı ile alışverişe giden iş adamları varsa, powerpoint gibi teknoloji bilinmesi gereken bir konuda danışmanlık alınması da aynı derecede doğal, hatta zekice bir fikir.
 
Yemek boyunca 10 yıllık arkadaş gibi birbirimizle deneyimlerimizi paylaştık. Kendisinden etkilenmiştim. Müthiş mütevazi, samimi, pozitif ve içten bir dille konuşuyordu.  
 
Tesadüf değil mi? Berrin Hanım ile tanışmadan bir gün önce Eduplus’in Genel Müdürü Çağlayan’dan bir telefon gelmişti. Satış zirvesinde bir panele katılmamı istiyorlardı. Hazırlanmam için sadece 1,5 gün zaman vardı. Nasıl da yoğundum. Ama yine de hemen kabul ettim. Panelde genelde sunum hazırlanmaz, sadece konuşulur. Ama benim hazırlık için süremin kısa olması sebebiyle istediğim şekilde bir konuşma yapmam için yeterli sürem yoktu. Berrin Hanım’a çok güvenmiştim. Yemekten sonra kendisini hemen aradım ve çok önemli bir sunumum olduğunu, kendisinin bana yardımcı olup olamayacağını sordum. Ayrıca 250 kişiye şirketi konusunda bilgi vereceğime, kendisi içinde güzel bir tanıtım fırsatı olacağına da ikna ettim. Kabul etti. Ama bu prezantasyonu hazırlaması için sadece 4 saat süresi vardı. Kim yapardı böyle bir iyilik? Hem de riskli idi!
 
Sunumumun içeriğini hemen gönderdim. Kendisinden iki saat gibi kısa sürede bir taslak geldi. Çok heyecanlıydım. Kendisine o kadar güvenmiştim ki. Bu sunumu başarılı ile yapacaktım. İçeriğim oldukça iyiydi. 8 dakika sürede insanları etkilemem gerekiyordu. Başarılı bir sunumun insanlar üzerinde ne kadar önemli olduğunu biliyordum. Sunduğunuz içerikten daha bile önemli olabilir.
 
En sonunda gelen emaili açtım. Tam anlamıyla en sevdiğim sözcük ağzımdan döküldü : “Vay!” dedim. Berrin Hanım’ı niye daha önce tanımadığıma üzüldüm. Aslında bugün sunum, prezantasyon yapan her yöneticinin muhakkak böyle bir danışmanlık alması gerekir. Bunun ayıbı olamaz. O kadar fark vardı ki.
 
Bana gönderdiği imajların ücretli olduğunu ve bana çok özel olarak cüzi bir ücret ödemem gerektiğini söyledi. İmajları bir daha kullanmam diye düşündüm. Ama o kadar muhteşem bir bütünlük vardı ki. Tamam, satın alıyorum, dedim. İçime müthiş bir huzur geldi ve ertesi gün yapacağım sunum konusunda kendimi güvende hissettim. İstemeyerek de yer alacağım bu panelde, şimdi bu kararı aldığım için kendimi kutladım. Artık hazırdım. Kendime güvenim gelmişti.
 
Ertesi gün 250 kişinin önünde panelde sunumumu yaptıktan sonra konuşmamı şöyle sonlandırdım. “ Günümüzde fark yaratmak için her zaman büyük fikirlere ve buluşlara ihtiyacınız olmayabilir, bugün Prp firması gibi sadece CEO’lar için powerpoint prezantasyon hazırlamak için bile kendinizi bir iş kurabilirsiniz.  Önemli olan basit ve bir ihtiyacı karşılaması.” Alkışlar işimi iyi yaptığımı teyit ediyordu. Çok mutlu olmuştum.
 
Ertesi günü “ Limit Sizsiniz” seminerimde yine bu sunumdan bahsettim. Yaratıcılığın ne kadar önemli olduğunu, insanın bir konuya odaklandığında nasıl müthiş sonuçlar elde ettiğinden bahsettim. Herkes o kadar merak etti ki, sunumun konuyla hiçbir alakası olmamasına rağmen gelen ısrarlar sonucunda katılımcılara göstermek zorunda kaldım.
 
Hikayenin güzel kısmı, ertesi gün Berrin Hanım’ı gün teşekkür etmek için aradım.

Kendisi de bana geçen gün seminerime katılan bir arkadaşının tanıdığının eğitimim sırasında kendi şirketinden bahsettiğimi anlatmış. Şu sözleri arkadaşı hayretle söylemiş : “Berrin, sen CEO’lara prezantasyon gerçekten hazırlıyor musun? Hiç bilmiyordum.”.  

Pazarlama ve satış ta benim uzmanlık konum 

Berrin Hanım ile tanışmak büyük bir keyif ve benim için bir şanstı. Bundan sonra önemli sunumlarımı sizce ben kime hazırlatacağım?
 
Satış ve pazarlamada basit mesajlar, fikirler ve yenilikler her zaman sizleri başarıya götürecektir. Yeter ki gerçek ihtiyacı bulun!
 
İkinci tanışmam, House Cafe ortaklarından Canan Baltacıoğlu ile ilgili hikayem bir sonraki yazımda yer vereceğim.
 
Sevgilerimle,

İnanç mı yoksa Para mı?

9 Mayıs 2008 Cuma Etiketler : satış pazarlama kişisel gelişim liderlik vizyon bütünlük

Son günlerde insanları en çok motive eden şey nedir sorusunu cevabını düşünüyor ve bunun yanıtını bulmak için araştırıyor ve gözlemliyorum. Motivasyon içten mi gelir , yoksa dışarıdan mı?
 
Bu hafta “Asemble” firmasının organize ettiği mükemmel bir seminere katıldım. Bu yıl ikincisi düzenlenen Düş= Gerçek +Zaman isimli seminerinin konusu “Kuantum Liderlik”
 
Seminerde Amerika’nın en iyi psikoterapistlerinden Anthony Galie Kuantum tarafından hipnoz edildim. Hipnoz edilme fikri bana ilginç geldi. 250 kişi arasından sadece 5 kişi bu deneyime katılacaktı. Anthony, bunu söyledikten sonra hemen düşünce gücümü devreye soktum.
 
Düşünce gücüm bana her zaman  şunu söyler “Evrene istediğin şeyi çok istediğine dair kuvettli bir mesaj ilet”. İster inanın ister inanmayın ama salonda ilk seçilen kişi bendim. Tabii ki seçmek için ufak bir deneme yaptı. Denemeyi yapanlar arasından en uygun olanları seçti.
 
Ayırca belirtmek isterimki; Bu ilginç bulduğum deneyi 13 Mayıs’taki “Limit Sizsiniz” seminerimde katılanlara tatbik edeceğim. Kayıt yaptırma imkanına sahipsiniz.. http://www.tanerozdes.com/Limit-Sizsiniz-Semineri_s7.aspx
 
Hipnozun sonunda şunu anladım. Dünyada en büyük güç, düşünce gücü. İnsan, beyninin sadece yüzde 10’unu kullandığını düşünürseniz bu gücü ne kapasitede kullanacağımız bize kalmış. Potansiyeli siz düşünün. Bunun binlerce örneğini sporda yaşıyoruz. Mucizeler gerçekleşiyor…
Peki bu noktada aklıma gelen soru ; Para mı daha büyük güç, yoksa İnanç mı ?
 
Liderlik zirvesinde ilgimi en çeken soru şuydu : “ Günde 24 saat, her gün yapmak isteyeceğiniz iş ne olabilir? Hem de size hiç bir ücret ödenmeyeceğini düşünürseniz” Aslında bunun başka soru şekli “hayatta en çok ne yapmak sizi mutlu eder?”. Para tabii ki belli bir ölçüde bizler için motivasyon aracıdır ama sadece belli bir ölçüde,fazlası motive etmez,ama İnançlarımız bizi motive eder.
 
Dünyada yapmak istediğimizi yapmamamızın en büyük 3 nedeni var - Stepheno D’Anna (Tanrıların Okulunun yazarı ) şöyle diyor: Korku, Şüphe,Kaygı ve Olumsuz düşüncelerimiz..
 
Bunlardan kurtulursanız hayatın gerçek anlamını ve mutluluğunu elde edersiniz.
Bunların yıkmanın en büyük sırrı ise arkasından koşacağınız bir düşe, hayale sahip olmak”
 
Hipnoz edilerek uyutulmuş, birçok şeyi kontrolümün dışında 250 kişinin önünde yapmıştım. Gösteri bittiği zaman, birçok kişi yanıma geldi. Bir çok kişi bana soru yöneltti; “Nasıl oldu? “ “ Para mı aldın?” “ Senin gibi güçlü biri nasıl hipnoz olabilir?”  “Olamaz, inanmıyorum, imkansız !”
Bu sorulardan sonra ben bile  kendimden şüphe etmeye başladım.
 
Bu sorulara ise yanıtım çok basitti; sadece Anhony’ye güvendim, inandım ve bu deneyimi yaşamak istedim. Emimim diğer 5 kişiden daha az kontrolümü kaybettim. Ama uyudum, hatta uyurken kahkahalar ile güldüm, kolumu 10 dakika hareketsiz havada kitledim. Bunların hepsini bilinç dışı yaptım.
 
Düşüncenin gücü, enerjinin gücü. Bunları sürekli okuyorum. Ama yaşamak ayrı bir şey.
 
Konferansın adı Düş = Gerçek + Zaman. Stepheno diyor ki “ Düş ile gerçek arasındaki tek fark zamandır. Yani zamanla düşlerimiz gerçek oluyor. Hayatımda geldiğim bir çok noktada istek,çaba, inanç, kararlılık, çok istemenin gücünü gördüm. Bazı noktalarda korkularım oldu. Halen de zaman zaman var. Bunların bana zararı oldu mu derseniz tabiki oldu. Çünkü bunlar hayatımı kısıtlamama sebep oluyorlar. Bana göre en büyük başarısızlık veya pişmanlık; başlamamak, denenememek, başında vazgeçmektir. Bu nedenler gerçek başarısızlıktır.Aslında ben hayatta başarısızlık diye bir kavrama inanmıyorum. Aynı şekilde hedef olmadan ulaşılmış bir başarı, bana göre başarı değildir.
 
“Dice Kayek” markasının yaratıcıları çocukluktan tanıdığım Ayşe ve Ece Ege’nin hikayelerini dinlerken başarının aslında bir adım ileride olduğunu ve bu iki kardeşin başarılarının sırlarının sadece kendilerine olan inançları olduğunu konuşmalarından anladım. Şans var mı? Var. Ama “şans hazır olana güler” diye bir söz var. Ayşe ve Ece’nin paraya ihtiyaçları yoktu. Herkes gibi evlenip sade bir hayat yaşayabilirlerdi. Ama tutkuları ve kendilerine inançları vardı. Ece Ege ile olan sohbetimi yakında zevkle okuyacağınızı ümit ediyorum. İnanın bu tür insanlarla tanışmak bana hayatın anlamını bulmamı sağlıyor.
 
Ben niye varım bu dünyada sorusunu cevabını düşündünüz mü? Düşünmediyseniz yoksa o zaman en kısa zamanda cevabını bulun. İnanın bunun cevabı çok para olamaz!
 
En son konuşmacı olan Continental Hava Yollarını batmaktan kurtaran muhteşem şirketin CEO’su Gordon Bethune’nin konuşmasını heyecanla beklemiştim. Kendisinin en önemli sözü halen aklımda “Başarı nereye gittiğini bilmektir, bilmiyorsan, seni her yol sonunda oraya çıkaracaktır”
 
Doğru karar verme yeteneği iyi bir liderin en önemli vasfıdır diyordu. Paranın insanı motive etmeyeceğini ve yanında çalışanlara değer vererek, başarılı oldukları takdirde neler elde edeceklerini anlatarak, geliri paylaşarak nasıl havayollarını kurtardığını anlattı. Önemli olan sorunlara yaklaşımınız, başarınızı belirler dedi .Dinleyiciler ise her zaman ki gibi sihirli bir formül bekliyorlardı. “Başarınızın sırrı nedir? İyi bir lider nasıl olmalı? ve buna benzer sorular…
 
Bugün gençler 6 ayda müdür olmak istiyorlar. Başarının ilişkilerle olduğunu düşünüyorlar. Ama maalesef ilişkiler sadece sizi kapıdan içeri sokar, orada kalmanızı sağlamaz.
 
İnanç, tutku, çalışkanlık, bunlar varsa başarı her zaman sizin olacaktır. Bunun kısa yolu ve formülü maalesef yok. En büyük başarıya ulaşmak mı istiyorsunuz, o zaman başarısızlık oranınızı ikiye katlayın!
 
Limit Sizsiniz seminerlerimde görüşmek üzere..
 
Sevgilerimle,
 
 
 
 

Yeni Yüzyılda liderlik üzerine

25 Nisan 2008 Cuma Etiketler : kariyer insan kaynaklari kişisel gelişim viyon kariyer güven motivasyon satış liderlik vizyon takım
Bu yazıyı şu anda uçakta yazıyorum. Uçakta yapacak çok şey vardır – bu zamanı değerlendirebilir ya da istirahat edersiniz, seçim sizin! Bana göre en önemlisi kendinizle olma lüksünüz vardır.  Kimse sizi rahatsız edemez. Dünyanın en kıymetli ve en lüks şeyine sahip olursunuz “düşünmeye ”.
 
Robins Sharma’nın “Mükemmelliğin Rehberi” kitabında uçakta ne kadar huzurlu olduğunu ve kendisi açısından en verimli zamanını bu uçuşlar esnasında geçirdiğini anlatıyordu. Bende çok zahmetli ve yorucu olmasına uçak seyahatlerini rağmen severim. Gündelik hayatımdan zaman ayıramadığım bir çok şeyi bana yapma fırsatı verir.Kendimle baş başa kalma, okuma, yazma, maillerimi temizleme gibi. Tabiî ki zamanınızı planlı kullanma beceriniz varsa, aksi takdirde zaman çok çabuk geçer hiç bir şey yapmadan uçaktan inersiniz, gerçek hayat gibi..
 
Hafta sonu Bilkent Üniversitesi’nin düzenlediği  MEC Business seminerlerine konuşmacı olarak davet edildim. 100 küsur Bilkent Üniversitesi öğrencisiyle birlikte olmak bana hem haz verdi, hem çok güzel bir deneyim yaşadım. Haftasonumu gençlerle olmak, onlara bir şeyler öğretmek, tecrübemi paylaşmak amacıyla feda etmeye karar verdim. Büyük Abant Oteli’nde yapılan toplantı için 2 günde 600 km araba kullandım. Ama değdi. Bir çok değerli görüş, deneyim, fikir, bakış açısı dinleme şansım oldu. En ilgimi çeken House Cafe’nin ortaklarının , Ferit ve Canan Balatacıoğlu’nun konuşmasıydı. 30 milyon dolara ulaşan cirosu, 9 tane şubesi ile hızlı ve emin adımlarla büyüyen bu zincirin sahiplerini dinlemek bana çok şey öğretti. House Cafe ortaklarından Canan Hanımla özel bir söyleşi yapacağım ve bloğumda sizlerle paylaşacağım.
 
Tüm konuşmacılarda gördüğün en önemli özellikler: özgüvenleri, işlerinden keyif almaları, hafta sonu olmasına rağmen hiç bir talepde bulunmadan kilometrelerce araba kullanmak suretiyle gençlere örnek olmak için istek duymaları, bir şeyler öğretmek arzularıydı. Bence liderlik içten gelen bir güdüdür. İnsanlar lider yapılmaz, lider olurlar. Bir insanı iyi bir yönetici yapabilirsiniz, ama kendisi istemedikçe,
iyi bir lider yapamazsınız.
 
Bilkent Üniversitesi’ne hiç gitme fırsatım olmadı, sadece Ankara’nın önde gelen işletme okullarından biri olduğunu biliyordum (öğrenciler bana Avrupa’nın önde gelen işletme üniversiteleri ararsında olduğundan bahsettiler. Bu konuda elinizde somut bilgi varsa, benimle paylaşırsanız sevinirim). 
 
Sabah saat 10:00’daki seminerime öğrenciler sadece üç saatlik uykuyla katılmışlardı. Bizim zamanımızda böyle eğitim, seminer vb öğretici şeyler yoktu. Internet olmadığı gibi, kişisel gelişim kitaplarının sayısı bile oldukça azdı. İş adamları tecrübelerini sır gibi saklarlardı. Şimdi bilgi ve tecrübeye Internet, TV , CD, DVD, kitap ve dergiler sayesinde hemen ulaşabiliyorsunuz. Bilgi güçtür. Ama başarılı olmanız için yeterli değildir.
 
Bana göre çağımızda başarılı olmanın yolu iki şeyden geçiyor : cesaret (risk alma) , yaratıcılık (herkesten farklı bakı, görüş ve hissetme). Bunları sergilemek için liderlik becerisine sahip olmalısınız. Seminerde gençlere verdiğim mesaj : “sorgulayın, düşünün ve başarılı olmak için, iki kat daha başarısız olmayı göze alın” dedim. 
 
Bunun dışında kendilerine etkili ve aktif dinlemenin öneminden, sözsüz iletişim ve beden dili okumanın günlük iletişimimizde ne kadar etkili bir güç olduğundan bahsettim.
 
Eğitim bittiğinde Bilkent Üniversitesi’nden iki hoca yanıma gelip bilgimi paylaştığım için teşekkür ettiler. Aynı konuda konuşma yapmam için beni Bilkent Üniversitesi’ne davet edeceklerini söylediler. Anlattığım şeylerin, günümüzde son derece önemli ve öğrencilerin bu konuda erken yaşta bilgilendirilmelerinin ne kadar önemli olduğunu vurguladılar. Bende zevkle yapacağımı söyledim.
 
Günümüzde gençlere her şey öğretiliyor, ama liderlik becerileri öğretilmiyor.
Sınırsızca yaratıcı düşünmek, sorgulamak, risk almak, başarısız olmanın önemi konusunda dersler üniversitelerde maalesef verilmiyor. Bu boşluğu biz gönüllü iş adamları dolduruyoruz. En büyük erdem bu dünyadan giderken geride bir şeyler bırakmaktır.
 
O yüzden ben bıkmadan yazıyorum, seminer ve eğitim veriyorum. Bu beni mutlu ediyor, kendimi değerli hissetmemi sağlıyor. Elde edeceğiniz mutluluk, inanın paradan daha kıymetlidir. Para ile satın da alamazsınız.
 
Seminer sonunda “Satışın 10 Altın Kuralı” kitabıma büyük ilgi vardı. Öğrencilerin üçte biri kitabımı aldı. Öğrencilerden biri yanıma gelip : “Taner Hocam, kitabınızı almamın bana ne faydası olacak?” diye sordu. Biraz durdum. Ama sorusu ve samimiyeti hoşuma gitmişti. Hemen kendisine niye alması gerektiğini söyledim : “Hayatta başarı başarısızlıktan geçiyor, başarısız olmak tecrübeden, tecrübede hatalarımızdan, başarısızlıklardan oluşuyor.  Ama akıllı insanlar her şeyi deneyip, tecrübe edecek kadar zamanlarının olamayacağını çok iyi bilirler. Onlar en iyilerin tecrübelerinden, hatalarından, hayat hikayelerinden ders çıkarırlar, öğrenirler. Bu kitap da sana benim 25 sene yaşamış olduğum bilgi, tecrübelerimi, satış konusunda uygulamış olduğum taktik ve becerilerimi öğrenmeni sağlayacak.” Bunun üzerine kitabımı hemen aldı.
 
Akşam yemeğinde sahnede bir genç güzel bir gitar konseri verdi. Daha sonra o kişinin de öğrencilerden biri olduğunu  ( Bora) öğrendim. Ben profesyonel sanmıştım. Kendisiyle daha sonra yaptığım sohbet sırasında heyecanlanıp heyecanlanmadığını sordum. Bana “bu akşam heyecanlanmadım o yüzden iyi çalamadım. Beni ilk gece dinleseydiniz ne kadar iyi çaldığımı görürdünüz.” dedi. Bende kendisine on senedir eğitim ve seminer verdiğimi, ama her defasında çocuksu bir heyecan duyduğumu, bu duyguyu yaşamamın beni motive ettiğini ve daha iyi performans göstermem için itici bir güç olduğunu söyledim. Söylediklerimin çok hoşuna gittiğini fark ettim.
 
Bora, ertesi gün standımızda eşimle sohbet ediyordu. Eşime benim gibi enerjik birisiyle yaşamanın nasıl olduğunu söylüyordu. Sürekli herşeyi sorgulaması ne güzeldi. Eşimde kendisine “Taner yorucudur, ama beraber olmak oldukça keyifli ve eğlencelidir. Biz birbirimizi tamamlarız” dediğini duydum. Daha sonrasında bana ve eşime şu soruyu sordu: “Müzik konusunda kendimi geliştirmek için arkadaşlarım eğlenirken, ben evde tek başıma gitar çalarak zamanım büyük kısmını geçiriyorum. Kendimi bazen yalnız, hatta asosyal hissediyorum. Sizce bu normal mi?” diye sordu. Bende başarının ancak bir bedel karşılığında geldiğini, yaptığının çok normal olduğunu. Ancak belli bir dengede yapması gerektiğini söyledim. Yüzü gülüyordu. İnsanın yaptığının doğru olduğunu bilmesi ileri gitmesi için önemlidir.
 
Organizasyon mükemmeldi. Bizlerle tek tek ilgilenmişler, her türlü sorunumuz için canla başla koşturmuşlardı. Konuşmacıların seçimi çok başarılı idi. Ayrıca bir çok sponsor bulmuşlardı. Bu genç yaşlarında çok önemli bir projenin gönüllü olarak sorumluluğu almışlar, uykusuz, yorgun olmalarına rağmen yüzlerinden gün boyunca gülümsemeyi eksik etmemişlerdi. Son gün gelmişti, organizasyon komitesinden gelen öğrenciler bana sürekli lütfen bizi eleştirin, kusurlarımızı, eksiklerimizi bizi söyler misiniz diye ısrar ediyorlardı. Bu gençleri övmemek mümkün değil, çoğu erişkin eleştiriye tahammül edemezken, bu kadar başarılı bir organizasyonun ardından, bizi lütfen eleştirin demeleri, beni gelecek nesiller için son derece ümitlendirdi. Bu ne başarı hırsı!
 
Bir insan kaynakları dergisinin yapmış olduğu bir ankette Türkiye’de halen başarılı olmanın  liderliğe göre daha önemli olarak iş dünyasında değerlendirilmesi beni hem şaşırttı hem de üzdü.  Ülkemizin geleceği için kalıplar içinde düşünmeyen , risk alan, kendisini eleştirebilen, sorgulayan, yaratıcı, cesur  gençler yetiştirmeliyiz. Ülkemizin kültürü, gelenekleri, aile ve okul eğitimi, lider yetiştirmeye yönelik değildir.
 
Lider yerine uyum sağlaması beklenen, sınırlı düşünen, özgüvensiz, sürekli itaat etmesi beklenen, ancak sorulduğu zaman konuşan ve cevap vermesi gereken bir nesil yaratıyoruz. Bu nedenle ülkemizin aydınları, başarılı liderleri, başarılı yöneticileri, iş hayatında başarılı olmuş iş adamları, sizlere sesleniyorum. Gelin sizde zamanınızın bir kısmını gençlere bir şeyler öğretmek için harcayın. Gelin liderlik yapın. Ülkemizin hiç olmadığı kadar yeni liderlere ihtiyacı vardır. İnanın bilginiz, tecrübeniz, hatalarınız vereceğiniz paradan, sponsorluk katkısından çok daha değerlidir. Bunun en güzel örneğini Bülent Şenver’in kurmuş olduğu www.turklider.org sitesidir. Bülent bey şöyle söylüyor “ Bilginiz toprak olmasın.” Hiç zamanım yok diyorsanız, yazılarınızı bu site üzerinden gençlerle paylaşın.
 
Bu organizasyon boyunca tanıdığım Nagehan, Selmin, Selin,Bora  hepinizi ayrı ayrı tebrik ederim. Büyük bir iş çıkardınız, büyük liderlik örneği gösterdiniz. Hepinizi tebrik eder, candan kutlarım.
 
Sevgilerimle,
www.tanerozdes.com

İş Hayatında Zaman Yönetiminin Önemi

18 Mart 2008 Salı Etiketler : zaman yönetimi kişisel gelişim zaman yönetim liderlik kariyer

Zaman bugün kıymeti çok az anlaşılmış bir kavram. Özellikle Türkiye’de birçok kişinin hala saat bile taşımaması beni hayrete düşürür. Zaman bugün rekabette ve insan hayatında en büyük değerdir. Zamanımızı niye yönetmek ve planlamak istemeyiz?

Neden insanlar, hafta sonlarinda zaman kavramindan uzak yaşamayi tercih ederler?

25 senedir iş hayatında olan gözlemlerimi sizlerle paylaşmak isterim. Hayatımın büyük kısmını satış ve pazarlama konularında çalışarak geçirdim. Bir kişinin zamanını nasıl geçirdiği, o kişi hakkında size bir çok ipucu verir. Küçük yaşlardan itibaren bana en büyük sermaye ve rekabet gücü olan zamanı en iyi şekilde kullanmam öğretildi. Çoğu zaman çevremdeki insanlar “ Senin yaptiklarini düşününce bile yoruluyorum.” veya iş hayatında “ Taner, senin ikizin yok değil mi, doğru söyle” derler.
 
“Çok yoğunum”, “ Vaktim yok”, “Çok isterdim”, Sonra bakarız “ , “Bilmiyorum “ veya “Spor çok yapmak istiyorum, ama zamanım yok“ gibi birçok bahane ile kendimizi sürekli kandırırız ve kendimizi haklı görmek isteriz. Aslında, zamanımızı yönetmek hayatımızı ve kendimizi yönetmektir; istediklerimizi gerçekleştirmek, sevdiklerimize, hobilerimize, en önemlisi kendimize zaman ayırmaktır.
 
Bügün işe alımlarda en önemli kriterlerden biri, iş dışındaki hobilerimiz ve zamanımızı nasıl değerlendirdiğimizdir. İnsanın iş hayatındaki başarısı, iş dışında zamanını nasıl değerlendirdiğinle orantılıdır.
 
Bu konuda çevremden çok takdir alan bir kişi olarak , zamanımı nasıl bu kadar iyi yönetebildiğimi sizlerle paylaşmak isterim;
Haftada minimum 10 saatimi spora, 10 saatimi kitap ve dergi okumaya, 10 saatimi TV seyretmeye, haftada en az 1 kere sinema, tiyatro faaliyetine, en az 1 kere dernek faaliyetine, her akşam muntazam en az 30 dakika ailemle sohbet etmeye , haftada minimum 1 kere ailemle dışarıda yemek yemeğe, 2 haftada bir düzenli olarak ailemle zaman geçirmeye, haftada minimum 1 kere yakın dostlarımla beraber olmaya, her akşam 1 saat mail okumaya veya makale yazmaya, yılda düzenli 3 hafta seyahate çıkmaya zaman ayırabiliyorum. İki çocuk babası , bir teknoloji şirketinin genel müdürlüğünü yapmam dışında, sosyal dernekler bünyesinde yılda 1,000 kişiye yakın eğitim veriyorum. Her türlü iş , dernek ve eğitim amacıyla birçok toplantı ve eğitime katılırım. Televizyon, radyo, kokteyl ve röportaj taleplerinin çoğunu kabul ederim.
 
Bunları başarmamın en önemli kuralı herşeyi mümkün olduğu kadar önceden planlamak, ve önceliklerimi yazmamdır.
 
İş Hayatı ile ilgili 20 tavsiyemi sizlerle paylaşmak isterim,
1-      Sabah güne erken başlayın ( 6 saat uykuyla yaşamasını öğrenin) ve sabah mutlaka birşeyler okuyun. Güne erken başlarsanız, siz günü kontrol edersiniz. Güne trafiğe yakalanmamak için 15 dakika erken başlamak size çok zaman kazandıracaktır. Gelir düzeyiniz müsaitse evinizin ve işinizin birbirine yakın olmasına gayret edin (Tabiiki spor klübünüzü de).
2-      Akşam toplantınız veya sosyal bir faaliyetiniz varsa sporunuzu sabah erken veya öğlen sattlerinde yapın. Evinizde mutlak koşu bandı veya bisiklet bulunsun. Yoğun zamanlar ve karlı günler için !
3-      Güne mutlaka kuvvetli bir kahvaltıyla ve pozitif düşünerek başlayın. Bu, gün boyu enerjinizi sürdürmenizi sağlayacaktır. Yapmış olduğunuz faaliyet kadar, onun kalitesi de önemlidir.
4-      Aile, hobi ve tüm iş dışı randevularınzı, iş randevusu gibi ajandanıza yazın ve bunları gerekmedikçe değiştirmeyin. Zamansızlığın en büyük nedeni plansızlıktır !
5-      Sabah işe girdiğinizde mutlaka herkese “günaydin” veya “nasılsın” deyin ve tüm şirketi turlayın. Bu şirket büyüklüğüne göre 10-15 dakikanızı alacak ama size elemanlarınız hakkında birçok bilgi toplamanıza ve önemli konuları size aktarmalarına firsat verecek, güven ilişkilerinizi arttıracaktır.
6-      Kısa konuşmayı öğrenin. Kısa konuşmak çok kişiyle görüşmenizi sağlayacağı gibi, insanlarla güven ilişkinizi artıracaktır. Bu, iş veya sosyal alanda farketmez!
7-      Şirket toplantılarını mümkün olduğunca erken, kahvaltı veya öğlen yemeği zamanı yapın. Gündemi önceden belirleyin ve hedef sürenizi aşmayın.
8-      İlk randevunuzu sabah erken saatte evinize en yakın ( şirket evinizden uzak ise veya trafik problemi yaşıyorsanız) ve en sonuncusunu evinize en yakın yerde alın. Bu şekilde iki fazla ziyaret yapmış olursunuz.
9-      Trafiğin yoğun olduğu saatlere randevu almayın. Ofisinizden çok uzaktaki randevularınızı gün ortasına almayın ( saat 15:00 veya 16.00 gibi)
10- Şehir dışı ziyaretlerinizde günde minimum 4 randevu alin ( bunun için çok önceden planlamanız lazım).
11- Her randevuyu almadan düşünün , gerçekten gerekli mi? Telefonda halledebileceğiniz görüşmeler için boşuna zaman kaybetmeyin. Mümkünse ofisinize davet edin.
12- Mutlaka bir randevu defteriniz veya ajandanız olsun. Randevularınızı minimum 3 hafta sonrası için alın. Çoğu satış temsilcisi, aynı hafta için randevu almak istediklerinden ziyaret hedeflerini tutturamazlar. Çok önceden aldığınız randevuları muhakkak 1 gün öncesinden tekrar teyit edin.
13-  İşinizle ilgili her türlü faaliyete, toplantıya katılmaya gayret gösterin. Ama, bu toplantıların tümüne değil, en çok sosyalleşeceğiniz saatlerine hiç katılamıyorsanız, kokteyl veya öğlen yemeğine katılın.
14- Telefon ve tüm görüşmelerinizi minimumda tutun. Randevu alırken veya ziyaret başında karşınızdakinin zamanını ve zamanınız azsa kendi zamanınızı nazikçe belirtin.
15-  Ailenizin ve yakın arkadaşlarınızın önemli davetlerini, cenazelerini, hasta ziyaretlerini, doğumgünlerini ve evlilik yildönümlerini, şirket açılışlarını sakın kaçırmayın. Zamanı yaratın.
16- Önceliklerinize hedef ve zaman verin ve hergün üzerinden geçin. Kafanızdaki zaman bazen gerçekçi olmayabilir. Tecrübe ile bu konuda başarınızı arttırabilirsiniz
17- Hayır demesini bilin ve mümkün olduğu kadar iş arkadaşlarınızın sizi çalışırken bölmelerine izin vermeyin. Bu konuda bir süre sonra sizi gereksiz şekilde rahatsız etmeyeceklerdir.
18- Seyahatlerde mutlaka kitap okuyun veya laptop’unuzdaki maillerinizi temizleyin. Yanınızda daima dergi ve kitap taşıyın. Vaktinizi boşa geçirmeyin !
19-  Kahvaltı veya öğle yemeklerini boş geçirmeyin. İş arkadaşlarınızla veya çalışanlarınızla geçirin, hatta ailenizle !
20- İş, aile, sosyal hayat ve kendinize ayırdığınız zamanı dengede tutun. Bu sizi daha mutlu, dengeli, yaratıcı ve pozitif yapacaktır. Unutmayın zamanı herzaman daha iyi yönetebilirsiniz, ama bunu istemeniz ve üzerinde çalışmanız gerekir. İş hayatında zamanı nasıl yönettiğiniz, günümüzde en büyük rekabetçi güçtür.
 
Yazımı ufak bir öyküyle noktalamak isterim :
Birgün Amerika Başkanı Abraham Lincoln’e sormuşlar. Üniversitemizde bir konuşma yapmanız lazım, bizi inşallah kırmazsınız .
Roosevelt “herhalde zamanımız var” demiş. 2 hafta demişler.. O zaman “herhalde 2-3 saat konuşma sürem vardır” demiş. Hayır efendim, 15 dakika süreniz var, demişler. Roosevelt dönmüş, “bakın” demiş, “eğer 2 saat konuşmam gerekiyorsa, 2 hafta hazırlık süresi yeter. Ama eğer 15 dakika konuşmamı isterseniz, minimum 2 ay önceden hazırlık yapmam lazım. “
 
Öykünün özeti şu,
Bugün mükemmel olmak için , önceden planlamak, öncelikleri belirlemek ve zamanı çok iyi kullanmak lazım.
 
Özel hayatınızda veya iş hayatınızda ne yaparsanız yapın, zamanızın değerini bilerek kullanın. İnsanlar yoğun oldukları için değil, plansız ve programsız oldukları için, sorumluluk almamak için ailelerine, yakın arkadaşlarına , en önemlisi kendilerine zaman ayıramazlar.
 
Çok geç olmadan 20 kuralı uygulamanızı öneririm.
 
Hayatın sizi değil, sizin hayatı yönetmeniz dileğiyle,
 
Sevgilerimle,

İnsanlar Hakkında Bildiklerim

5 Şubat 2008 Salı Etiketler : liderlik kariyer kişisel gelişim insan

Mary Kay Ash’in liderliğini tanımlayan ve başarısına önemli ölçüde katkıda bulunan unsurlardan biri, insanlara birey olarak değer vermesidir. Bu kavram, Ash’in kendi adını taşıyan kozmetik firmasının sloganı olmakla kalmamış, aynı zamanda yaşam şekli olmuştur.

Bu sıradışı kadın, şirketini, kadınlara kişisel ve finansal başarı için sınırsız fırsat sunmak üzere kurmuştur. Neden böyle bir şeyi hedeflemiştir? Çünkü, insanlara değer vermiştir. Onun için, herkes “biri”dir. Sonuçta bu anlayış, onu başarılı kılmıştır. Mary Kay’in yaşamında böylesine önemli bir yeri olan bu felsefeyi düşünmek, yıllar içinde insanlar hakkında keşfettiğim birkaç gerçeği aklıma getirdi. Aşağıda, liderlik ettiğiniz insanları anlamanıza ve onlara daha etkili bir biçimde liderlik etmenize yardımcı olacak beş temel ilke sunulmaktadır.

1. Herkes biri olmayı ister.
Bu, doğru değil midir? Herkes birşey başarmak ister. Biraz değeri olsun ister. Az da olsa tanınmak ister. Ve elbette, biraz onaylanmak ister.

2. Hiç kimse ne kadar umursandığını öğreninceye kadar, ne kadar bildiğinizle ilgilenmez.
Bunu sık sık söylerim. Tekrar etmeye değer bir konudur; çünkü çok önemlidir. İnsanlara yaklaşmak ve yaşamlarını değiştirmek istiyorsanız, onlara önce ilişkisel yönden yaklaşmalısınız. Onlara ne bildiğinizi söylemeyin. Onları bilginizle değil, şefkatinizle etkilersiniz.

3. Herkes birine ihtiyaç duyar.
Ara sıra, “Hiç kimseye ihtiyacım yok. Ben özgürüm; kendi kendini yetiştirmiş bir erkeğim (ya da kadınım),” diyen birine rastlarım. İnsanlar, bana bunu söylediklerinde onları tebrik edeceğimi düşünürler. Ama etmem. İşin aslı, tepkim tam tersi yönde olur. Kendi başınıza “en büyük” olamazsınız. Birşeyi tamamen kendi kendinize yapmışsanız, aslında pek birşey yapmamışsınızdır.

4. Birine yardım eden kişi, birçok kişiyi etkiler.
Birine yardım ettiğinizde, yalnızca o kişiye yardım etmezsiniz. Aynı zamanda, doğrudan ya da dolaylı olarak, o insanın etki alanındaki herkese yardım edersiniz. Etkinin gücü, her zaman katlanarak artar.

5. Bugün biri ayağa kalkacak ve bir kimse olacak.
Bu, Mary Kay’in temel anlayışlarından biri olmuştur. Her insanın değerli olduğuna öylesine güçlü bir biçimde inanıyordu ki daha siz görmeden sizin değerinizi anlayabiliyordu. Siz fark etmeden önce potansiyelinizi kavrayabiliyordu. Mary Kay böyle bir kadındı. Bu, onu büyük bir lider yapan unsurlardan biriydi.

Mary Kay’in yaşarken edindiği şöhrete sahip olamayabilirsiniz; ama bu beş fikri gönülden benimser ve buna göre hareket ederseniz, bir lider olarak ve diğer tüm rollerinizde başarı şansınızı önemli ölçüde artırırsınız.

 

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

“YAŞAMIN HER ALANINDA KOÇLUK” Semineri

25 Aralık 2007 Salı Etiketler : liderlik koçluk eğitim
İSTİM-İstanbul İletişim Mezunları Derneği’nin İlgi Coaching’in katkılarıyla gerçekleştirdiği seminer, yaşamımızın her alanında bir tarz olarak yer alabilecek koçluk kavramı ile sizi tanıştırıyor.

Devamı için tıklayınız »

Sayfalar : [1] 2
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.