Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Satışın 10 Altın Kuralı yazarı Taner Özdeş’in en son seminerini kaçırmayın! Yoğun talep üzerin

16 Mayıs 2008 Cuma Etiketler : kariyer insan kaynaklari kişisel gelişim viyon kariyer
Satışın 10 Altın Kuralı yazarı Taner Özdeş’in en son seminerini kaçırmayın! Yoğun talep üzerine tekrar düzenliyoruz                        “Limit Sizsiniz”

Devamı için tıklayınız »

Şirketimi nasıl altüst edebilirsin

5 Mayıs 2008 Pazartesi Etiketler : başarının sırrı kariyer insan kaynaklari kişisel gelişim viyon kariyer güven motivasyon yönetim duygusal zeka
Bugün hayatımın en duygusal anlarından birini yaşadım. Avusturya Lisesi’nden mezun oluşumun 25.yili kutlamaları vardı. Eşim ve çocuklarımla 27 Nisan Pazar günü yıllar önce okumuş olduğum okulumu tekrar ziyaret ettim. 25inci, 40ıncı ve 50inci yıl mezunları her yıl biraraya gelerek okuldan diploma alırlar. Törenden iki saat önce her zamanki gibi spor salonuna gitmiştim. Spor yaparken aklıma birçok düşünce geldi. “Taner” dedim “sen bir konuşma yapmak zorundasın.” Konuşmanın başlıklarını spordan sonra ufak bir kağıda yazdım. Okula vardığımda halen kararsızdım. Konuşma yapmalı mıydım? Sınıf başkanımımız Murat Yasa çok güzel bir konuşma yaptı. Bundan sonra tek tek isimler söyleniyor ve sahneye davet ediliyorduk. Sıra bana geldiğinde sahneye çıkdığımda, karar vermiştim. Okul Müdürü’nden izin istedim ve ufak bir teşekkür konuşması yaptım.
 
Çocuklarım bu konuşmayı yaptığım sırada annelerinin gözünün dolduğunu bana söylediler. Eşim böyle anlarda hep ağlardı. Ben ağlamanın zayıflık göstergesi olduğunu düşündüğüm için eşimin ağlamasını her zaman kıskanmışımdır. Duyguları doya doya yaşamak. Ben o kadar kontrolü bırakamıyordum. Kendime göre duygusaldım. Ama eşim benden kesinlikle farklıydı !
 
Bu hafta sonu bir kitap satın aldım. Ölmeden önce keşfetmeniz gereke 5 sır. İlgimi çekmişti. Kitapta en önemli iki noktanın altı çizliyordu. Mutlu olmak ve hayatının anlamını bulmak insanların hayattaki en büyük iki hedefiydi. Ben her ikisinide sürekli yaşıyordum. Hayatımda sürekli mutluydum. Hayatın anlamı ise bana göre sevgiydi. Bunu da bana annem öğretmişti.
 
Her ne kadar okuduğum yüzlerce kitap bana aynı şeyi söyledi ise de arkadaşlarım beni hep yüzümdeki o gülümseme ile hatırlıyorlardı. Taner, sen hep gülümsersin. Yüzünden gülümseme hiç eksilmez derlerdi. 
 
Okuldan mezun olalı 25 yıl zaman geçmişti. Yazıyı yazdığım bu akşam, o kadar eğlendimki. Doya doya dans etmiştim, hep birlikte şarkı söylemiştik. Sevdiğim takım Galatasaray Fenerbahçe’yi yenmişti. 25. yılı Reina’da kutladık. Klübün sahibi Galatasaraylı olması sebebiyle bütün gece Galatarasaray şarkıları çaldı. Dans edip,doyasıya eğlendik. Bu yakın dostlarımla tam 25 yıl görüşmemiştik, ama samimiyetimizden, doğallığımızdan hiç bir şey kaybetmemiştik. Benim için 25 sene sonrasında hiç değişmeyen kişilerin başında geldiğim sürekli söylendi. Bunun sırrı neydi ? İyi yaşamam, mükemmel bir eşe ve çocuklara sahip olmam, mükemmel bir anne ve babaya sahip olmam, şanslı olmam mı ? Hepsi olabilirdi.. Ben size sırrımı söyleyim. Dünyada birçok kitap yazılıyor, hepsi milyonlarsa kopya satıyor. Size sırlarını anlatıyorlar. Ben size sırrı mı söyleyim mi?  
 
Benim sırrım çok basit, kendimi sevmem ! O kadar basit ..
 
Bu akşam bir çok dostumla konuştum. Hepsi kendilerine göre sırlarını benle paylaşıyorlardı. Hepsi benim için gerçek bir dosttu. Her zaman söylerim, hayatta lise dostluğunun yerini hiç bir şey alamaz diye.
 
Bu akşamdan aklımda kalan en önemli söyleşi buydu !
 
Önemli bir şirketin patronu olan arkadaşım bana bir hikaye anlattı. Dünyanın önde gelen bir şirketin patronu işe alma sırasında işe alacağı elemanlara şu soruyu soruyormuş : “ How can you fuck up my company?” (Benim şirketimi nasıl altüst edersin?”)
 
Dünya değişiyor. Çalışanların beklentilerini karşılamak zor. Çok kuralcı olmak çalışanları mutsuz ediyor. Elemanların yaratıcı olmasını istiyorsanız, bırakın yaratsınlar. Bu soru beni derinden etkiledi.
 
Sorunun cevabını doğru bilen kişi  şirketin standartlarının üzerinde bilgiye sahip olmalı. Aksi takdirde şirketin altında ezilir ve sıradan bir kişi olur. Bu sorunun cevabını bilen kişi şirketi ileri taşır.
 
Günümüzde sıra dışı olmak gerekiyor. Sıradan kişiler şirketi ileri taşıyamıyor. Ben hep sıra dışı biri oldum. Hep eleştirildim ama sevildim. Sıradışı olmak gibi amacım yoktu. Tek amacım vardı, mutlu olmak, doğal olmak ve yüzümden gülümsemin eksilmemesi.
 
Patronlar sıradan düşünen insanları  istemiyorlar. Şirketlerini ileri taşıyan kişeleri arıyorlar. Ne kadar garip de olsa . Mutteşem bir soru “ How can you fuck up my company? “ Cevabınız yoksa. Böyle bir şirket bulana kadar yeni işinizi seçmeyin !
 
Sevgilerimle,

Yeni Yüzyılda liderlik üzerine

25 Nisan 2008 Cuma Etiketler : kariyer insan kaynaklari kişisel gelişim viyon kariyer güven motivasyon satış liderlik vizyon takım
Bu yazıyı şu anda uçakta yazıyorum. Uçakta yapacak çok şey vardır – bu zamanı değerlendirebilir ya da istirahat edersiniz, seçim sizin! Bana göre en önemlisi kendinizle olma lüksünüz vardır.  Kimse sizi rahatsız edemez. Dünyanın en kıymetli ve en lüks şeyine sahip olursunuz “düşünmeye ”.
 
Robins Sharma’nın “Mükemmelliğin Rehberi” kitabında uçakta ne kadar huzurlu olduğunu ve kendisi açısından en verimli zamanını bu uçuşlar esnasında geçirdiğini anlatıyordu. Bende çok zahmetli ve yorucu olmasına uçak seyahatlerini rağmen severim. Gündelik hayatımdan zaman ayıramadığım bir çok şeyi bana yapma fırsatı verir.Kendimle baş başa kalma, okuma, yazma, maillerimi temizleme gibi. Tabiî ki zamanınızı planlı kullanma beceriniz varsa, aksi takdirde zaman çok çabuk geçer hiç bir şey yapmadan uçaktan inersiniz, gerçek hayat gibi..
 
Hafta sonu Bilkent Üniversitesi’nin düzenlediği  MEC Business seminerlerine konuşmacı olarak davet edildim. 100 küsur Bilkent Üniversitesi öğrencisiyle birlikte olmak bana hem haz verdi, hem çok güzel bir deneyim yaşadım. Haftasonumu gençlerle olmak, onlara bir şeyler öğretmek, tecrübemi paylaşmak amacıyla feda etmeye karar verdim. Büyük Abant Oteli’nde yapılan toplantı için 2 günde 600 km araba kullandım. Ama değdi. Bir çok değerli görüş, deneyim, fikir, bakış açısı dinleme şansım oldu. En ilgimi çeken House Cafe’nin ortaklarının , Ferit ve Canan Balatacıoğlu’nun konuşmasıydı. 30 milyon dolara ulaşan cirosu, 9 tane şubesi ile hızlı ve emin adımlarla büyüyen bu zincirin sahiplerini dinlemek bana çok şey öğretti. House Cafe ortaklarından Canan Hanımla özel bir söyleşi yapacağım ve bloğumda sizlerle paylaşacağım.
 
Tüm konuşmacılarda gördüğün en önemli özellikler: özgüvenleri, işlerinden keyif almaları, hafta sonu olmasına rağmen hiç bir talepde bulunmadan kilometrelerce araba kullanmak suretiyle gençlere örnek olmak için istek duymaları, bir şeyler öğretmek arzularıydı. Bence liderlik içten gelen bir güdüdür. İnsanlar lider yapılmaz, lider olurlar. Bir insanı iyi bir yönetici yapabilirsiniz, ama kendisi istemedikçe,
iyi bir lider yapamazsınız.
 
Bilkent Üniversitesi’ne hiç gitme fırsatım olmadı, sadece Ankara’nın önde gelen işletme okullarından biri olduğunu biliyordum (öğrenciler bana Avrupa’nın önde gelen işletme üniversiteleri ararsında olduğundan bahsettiler. Bu konuda elinizde somut bilgi varsa, benimle paylaşırsanız sevinirim). 
 
Sabah saat 10:00’daki seminerime öğrenciler sadece üç saatlik uykuyla katılmışlardı. Bizim zamanımızda böyle eğitim, seminer vb öğretici şeyler yoktu. Internet olmadığı gibi, kişisel gelişim kitaplarının sayısı bile oldukça azdı. İş adamları tecrübelerini sır gibi saklarlardı. Şimdi bilgi ve tecrübeye Internet, TV , CD, DVD, kitap ve dergiler sayesinde hemen ulaşabiliyorsunuz. Bilgi güçtür. Ama başarılı olmanız için yeterli değildir.
 
Bana göre çağımızda başarılı olmanın yolu iki şeyden geçiyor : cesaret (risk alma) , yaratıcılık (herkesten farklı bakı, görüş ve hissetme). Bunları sergilemek için liderlik becerisine sahip olmalısınız. Seminerde gençlere verdiğim mesaj : “sorgulayın, düşünün ve başarılı olmak için, iki kat daha başarısız olmayı göze alın” dedim. 
 
Bunun dışında kendilerine etkili ve aktif dinlemenin öneminden, sözsüz iletişim ve beden dili okumanın günlük iletişimimizde ne kadar etkili bir güç olduğundan bahsettim.
 
Eğitim bittiğinde Bilkent Üniversitesi’nden iki hoca yanıma gelip bilgimi paylaştığım için teşekkür ettiler. Aynı konuda konuşma yapmam için beni Bilkent Üniversitesi’ne davet edeceklerini söylediler. Anlattığım şeylerin, günümüzde son derece önemli ve öğrencilerin bu konuda erken yaşta bilgilendirilmelerinin ne kadar önemli olduğunu vurguladılar. Bende zevkle yapacağımı söyledim.
 
Günümüzde gençlere her şey öğretiliyor, ama liderlik becerileri öğretilmiyor.
Sınırsızca yaratıcı düşünmek, sorgulamak, risk almak, başarısız olmanın önemi konusunda dersler üniversitelerde maalesef verilmiyor. Bu boşluğu biz gönüllü iş adamları dolduruyoruz. En büyük erdem bu dünyadan giderken geride bir şeyler bırakmaktır.
 
O yüzden ben bıkmadan yazıyorum, seminer ve eğitim veriyorum. Bu beni mutlu ediyor, kendimi değerli hissetmemi sağlıyor. Elde edeceğiniz mutluluk, inanın paradan daha kıymetlidir. Para ile satın da alamazsınız.
 
Seminer sonunda “Satışın 10 Altın Kuralı” kitabıma büyük ilgi vardı. Öğrencilerin üçte biri kitabımı aldı. Öğrencilerden biri yanıma gelip : “Taner Hocam, kitabınızı almamın bana ne faydası olacak?” diye sordu. Biraz durdum. Ama sorusu ve samimiyeti hoşuma gitmişti. Hemen kendisine niye alması gerektiğini söyledim : “Hayatta başarı başarısızlıktan geçiyor, başarısız olmak tecrübeden, tecrübede hatalarımızdan, başarısızlıklardan oluşuyor.  Ama akıllı insanlar her şeyi deneyip, tecrübe edecek kadar zamanlarının olamayacağını çok iyi bilirler. Onlar en iyilerin tecrübelerinden, hatalarından, hayat hikayelerinden ders çıkarırlar, öğrenirler. Bu kitap da sana benim 25 sene yaşamış olduğum bilgi, tecrübelerimi, satış konusunda uygulamış olduğum taktik ve becerilerimi öğrenmeni sağlayacak.” Bunun üzerine kitabımı hemen aldı.
 
Akşam yemeğinde sahnede bir genç güzel bir gitar konseri verdi. Daha sonra o kişinin de öğrencilerden biri olduğunu  ( Bora) öğrendim. Ben profesyonel sanmıştım. Kendisiyle daha sonra yaptığım sohbet sırasında heyecanlanıp heyecanlanmadığını sordum. Bana “bu akşam heyecanlanmadım o yüzden iyi çalamadım. Beni ilk gece dinleseydiniz ne kadar iyi çaldığımı görürdünüz.” dedi. Bende kendisine on senedir eğitim ve seminer verdiğimi, ama her defasında çocuksu bir heyecan duyduğumu, bu duyguyu yaşamamın beni motive ettiğini ve daha iyi performans göstermem için itici bir güç olduğunu söyledim. Söylediklerimin çok hoşuna gittiğini fark ettim.
 
Bora, ertesi gün standımızda eşimle sohbet ediyordu. Eşime benim gibi enerjik birisiyle yaşamanın nasıl olduğunu söylüyordu. Sürekli herşeyi sorgulaması ne güzeldi. Eşimde kendisine “Taner yorucudur, ama beraber olmak oldukça keyifli ve eğlencelidir. Biz birbirimizi tamamlarız” dediğini duydum. Daha sonrasında bana ve eşime şu soruyu sordu: “Müzik konusunda kendimi geliştirmek için arkadaşlarım eğlenirken, ben evde tek başıma gitar çalarak zamanım büyük kısmını geçiriyorum. Kendimi bazen yalnız, hatta asosyal hissediyorum. Sizce bu normal mi?” diye sordu. Bende başarının ancak bir bedel karşılığında geldiğini, yaptığının çok normal olduğunu. Ancak belli bir dengede yapması gerektiğini söyledim. Yüzü gülüyordu. İnsanın yaptığının doğru olduğunu bilmesi ileri gitmesi için önemlidir.
 
Organizasyon mükemmeldi. Bizlerle tek tek ilgilenmişler, her türlü sorunumuz için canla başla koşturmuşlardı. Konuşmacıların seçimi çok başarılı idi. Ayrıca bir çok sponsor bulmuşlardı. Bu genç yaşlarında çok önemli bir projenin gönüllü olarak sorumluluğu almışlar, uykusuz, yorgun olmalarına rağmen yüzlerinden gün boyunca gülümsemeyi eksik etmemişlerdi. Son gün gelmişti, organizasyon komitesinden gelen öğrenciler bana sürekli lütfen bizi eleştirin, kusurlarımızı, eksiklerimizi bizi söyler misiniz diye ısrar ediyorlardı. Bu gençleri övmemek mümkün değil, çoğu erişkin eleştiriye tahammül edemezken, bu kadar başarılı bir organizasyonun ardından, bizi lütfen eleştirin demeleri, beni gelecek nesiller için son derece ümitlendirdi. Bu ne başarı hırsı!
 
Bir insan kaynakları dergisinin yapmış olduğu bir ankette Türkiye’de halen başarılı olmanın  liderliğe göre daha önemli olarak iş dünyasında değerlendirilmesi beni hem şaşırttı hem de üzdü.  Ülkemizin geleceği için kalıplar içinde düşünmeyen , risk alan, kendisini eleştirebilen, sorgulayan, yaratıcı, cesur  gençler yetiştirmeliyiz. Ülkemizin kültürü, gelenekleri, aile ve okul eğitimi, lider yetiştirmeye yönelik değildir.
 
Lider yerine uyum sağlaması beklenen, sınırlı düşünen, özgüvensiz, sürekli itaat etmesi beklenen, ancak sorulduğu zaman konuşan ve cevap vermesi gereken bir nesil yaratıyoruz. Bu nedenle ülkemizin aydınları, başarılı liderleri, başarılı yöneticileri, iş hayatında başarılı olmuş iş adamları, sizlere sesleniyorum. Gelin sizde zamanınızın bir kısmını gençlere bir şeyler öğretmek için harcayın. Gelin liderlik yapın. Ülkemizin hiç olmadığı kadar yeni liderlere ihtiyacı vardır. İnanın bilginiz, tecrübeniz, hatalarınız vereceğiniz paradan, sponsorluk katkısından çok daha değerlidir. Bunun en güzel örneğini Bülent Şenver’in kurmuş olduğu www.turklider.org sitesidir. Bülent bey şöyle söylüyor “ Bilginiz toprak olmasın.” Hiç zamanım yok diyorsanız, yazılarınızı bu site üzerinden gençlerle paylaşın.
 
Bu organizasyon boyunca tanıdığım Nagehan, Selmin, Selin,Bora  hepinizi ayrı ayrı tebrik ederim. Büyük bir iş çıkardınız, büyük liderlik örneği gösterdiniz. Hepinizi tebrik eder, candan kutlarım.
 
Sevgilerimle,
www.tanerozdes.com

İş hayatında başarı için en önemli 3 şey

18 Nisan 2008 Cuma Etiketler : kariyer insan kaynaklari kişisel gelişim viyon kariyer güven motivasyon
İki haftadır Robin Sharma’nın “Mükemmelliğe giden yol”, Napoleon Hill’in “Düşün ve Zengin Ol” kitaplarını okuyup, kendimi son zamanlarda çevremdeki negatif olaylardan ve insanlardan arındırmaya çalışıyordum. Tam bu konuda yazı yazmaya karar vermiştim ki bu son haftada yaşadıklarımın, şu anda yazacaklarımın sizler için daha önemli olduğunu bana söyledi.

 

İş hayatında her şey değişir, ama temel 3 prensip değişmez. Bu konuda kendimizi geliştirmezsek, ne yaparsak yapalım başarılı olamayız. Bunlar nelerdir: “Güven”, “iletişim”, “takip”. Bu yazimda "Güven"e değineceğim. Diğerlerini de ilerdeki yazılarımda örneklerle anlatacağim : 

Her hafta yurtdışından mimimum bir firmadan bana distributörleri olmam konusunda eposta, telefon veya faks ile teklif gelir. Genelde ürünler birbirine yakın olduğundan bu taleplerin çoğunu nazikle red ederim.
 
Buna benzer bir teklif önce eposta geldi. Dikkate almadim. Daha sonrasında bir telefon geldi. Daha önce tanıdıkları bir Türk’den yardım istemişler, o da bizi aramış. Bu olayın boyutunu değiştirdi. Güven duymuştum! Bu firmanın temsilcilerinin ofisimize çok yakın bir otelde olduğu ve hemen görüşmek istedikelerini söyledi.
 
İşimin yoğun olmasına rağmen teklifi kabul ettim ve 15 dakika sonra firmanın bulunduğu otele gittim. Bir saatlik bir görüşmeden sonra, firmama güvendiklerini hissettim. Ellerinde bir çok proje vardı. Mevcut distributörden memnun olmadıklarını, bizimle bu işi yapmak istediklerini söylediler. Sonrasında ayrıldık.
 
Daha sonra tekrar benimle temasa geçtiler. Ellerinde 1,5 milyon dolarlık bir banka projesi vardı. Bu projeyi eski distributördeki etkili bir kişinin getirdiğinden dolayı bu proje haricinde bizimle çalışacaklarını söylediler. Bende “ tamam “dedim. Daha sonra bana mevcut sıcak projelerini göndermelerini ve bunlari takip edebileceğimizi söyledim. Bunlar bizim çalıştığımız ve aramızın iyi olduğu bankalardı.
 
Kısa bir araştırmadan sonra mevcut projeleri konusunda sonuçların gerçekçi olmadığını anladık ve bunu firmayla paylaştık. Doğal olarak üretici firma, mevcut dağıtıcı konusunda güveni yitirmişti. Ayrıca, firmanın bize karşı bakışı nötreden olumluya değişmişti. Ama eski distributördeki kişiden işlerini bozarsa diye çekiniyorlardı. Bende bu kişi ile birlikte çalışabileceğimizi, geliri paylaşabileceğimizi söyledim. O kişiyle  iki kere randevu ayarlamamıza rağmen özellikle gelmedi, hatta telefonlara bile çıkmadı. İçimden bir sesin “ burada bir şeyler eksik “ dediğini duydum. Ben her zaman kendime güvenirim, bu nedenle iş ve sosyal hayatımda açık ve samimi davranırım ( zararını gördüğüm vakalarda vardır, ama sonuçta ben kendimden mutluyum). Bana artık güvenleri tamdı. Herşeyi benle açıkca paylaştılar.
 
Firma bana 1,5 milyon dolarlık projeyi bizim üzerimizden yapabileceğini söyledi. Bende bu konuda banka ile çok yakın çalışan bir çözüm ortağının sahibini tanıdığımı ve ona danışacağımı, bu şekilde bilgi toplayacağımı söyledim. Arkadaşımın kısa bir araştırmasından sonra son derece şaşırtıcı bir bilgi geldi . Mevcut distributör ve o işi bağlayan şahıs olduğu sürece bu iş olmayacaktı. Yabancı üretici firma bu işi bizimle devam etme konusunda ikna oldu. Gizlilik anlaşması imzaladık. Banka bu şahsa o kadar kızmıştı ki, anlaşma imzalama safhasında iken, kişinin tavrından ve yaklaşımından rahatsız olmuş, ürünü çok beğenmelerine rağmen, alternatif bakmaya başlamışlardı.
 
Çözüm ortağımız toplantı ardına toplantı yaptı. Hep karşımıza mevcut firma ve kişiden dolayı, ürünü beğenmelerine rağmen çalışmak istemedeklerini belirttiler. Yabancı firma özel fonlar tarafından finanse ediliyordu. Bu konuda bu bankanın vereceği karar çok önemli idi. Türkiye’de ilk müşterileri olacaktı. Yatırımcılarla yapılacak toplantıya 2 hafta vardı. Üretici firma anlaşma 2 haftada imzalanırsa çok özel fiyat verebileceklerini söylediler. Biz halen fiyatı bilmiyorduk. En sonunda teklifi öğrendik. Çözüm ortağı tekrar toplandı. Bu sefer fiyat pahalı dediler. Rakipler ile fiyat farkı $300,000 idi.
 
Üretici firma geri adim atarak fiyatini $ 300,000 indirdi. Ayrıca, kurulumda ücretsiz yapılacaktı. Hedef bu yatırımcı toplantisindan önce siparişi almaktı. İlk sipariş fiyatını da yüzde 50 azalttik. Alım 2 parti halinde olacakti..Banka sürekli kararını erteliyorde ve üretici firmanın telefonlarina artık çıkmamaya başlamışlardı. Üretici firma köşeye sıkışmış, olayı ne kadar yanlış yorumladıklarının farkına varmışlardı. İş işten geçmişti.
 
Benim kötü bir özeliğim vardır ; pes etmem. Bunun üzerine tanıdığım satın alma bölümünü arayıp, bilgi almaya çalıştım. Bana mevcut dağıtıcı ve oradaki şahıs sebebiyle bankanın güvenini yitirdiğini ve farklı arayışlara gittiğini söylediler. Son bir kere şans tanımalarını rica ettim. Karşımıza mevcut firma ve şahıs konusunda memnuniyetsizliklerini dile getiriyorlardı. Ümidimi yitirmiştim. Bir aydır bu projede çalışmıştım, üretici firma işi aldıklarını sanıyorlardı. Bende Türkiye’de işlerin farklı yürüdüğünü, emin olmak için erken olduğunu o zaman söylemiştim. Bana inanmamışlardı.
 
Derken işi kaybettiğimiz haberi geldi. Boşuna bir ay çalışmıştım. Bu tecrübe iş hayatında güvenin ne kadar önemli olduğunu bana bir kere daha hatırlattı. Elimizdeki ürün rakiplerden teknolojik olarak daha iyi idi. Banka tercihini bu yönde kullanmıştı. Yerel dağıtıcıdaki bu işi takip eden proje müdürünün agresif, hatta tehditkar tutumu, yapmış olduğu anlaşma hata ve değişiklikleri, banka yönetimini çıldırtmıştı.
 
Güven gittikten sonra tekrar elde edilmesi zordur,  özelikle  iş hayatında ! Banka bu konuda tepki vererek hemen rakip ürünleri araştırmış, hem de anlaşmanın imzalanması an meselesi iken ve sonucunda 2 alternatif üretici bulmuşlar. Bundan sonra artık geri dönüş olması demek, bankanın geri adım atması olacaktı. Türkeye’nin önde gelen bankalarından olan bu kurum kesinlikle taviz vermiyecekti (konuşma dilinde bu güven eksikliğini af etmeyecekti) .
 
Bugun iş hayatında ne iş yaparsanız yapın, güvenilir olmaya çalışın. Fiyat, kalite güvenin yerini alamaz. Günümüzde satışçıların anlamadığı da bu. Güven inşa etmeden satışa başlamak veya iş bitmeden o güveni devam ettirememek satışçıların sonunu hazırlıyor. Kaybeden firmalar oluyor. Ülkeden ülkeye, kültürden kültüre fark eder. Ülkemizde satılacak en önemli ve en öncelikli şey: güvendir !
Sevgilerimle,
 
 

Sporun ve Yaşamın Altın Sözleri

14 Mart 2008 Cuma Etiketler : kariyer insan kaynaklari kişisel gelişim viyon kariyer
“ Lisedeki tek jimnastikçiydim. Kendi kendime “ Peter kimse jimnastik yapmıyor, çünkü bu spor popüler değil” diyebildim.
 
Uyuşturucu işine bulaşan çocukların sorunu bu. “Ben herkesin yaptığını yapmıyacağım, kalabalığın peşinden gitmeyeceğim”deme cesaretine sahip değiller. Oysa en muhteşem şey, insanın kendine karşı doğru ve gerçekçi olmasıdır. Kendilerine “ Arkadaş” diyenlerin alayları pahasına da olsa..”
 
Peter Vidmar ( 1984 Oyunların’nda 2 adet altın ve 1 gümüş madalya kazanmıştır)
Sayfalar : [1] 2
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.